tatsız bir film. jim carrey nin her filmi güzeldir izlenimim ve çok fazla dillendirilmesi yüzünden de olabilir, beklentim yükselmiştir belki. bir yıl önce izledim, beğenmedim. bu arada çok şey değişti, feysbuklarda kızlar filmi profil fotoğrafı yaptı. fotoğrafın altına cool satırlar ekledi. onun da altına hemfikirler doluştu ve muhteşemliğinden söz ettiler. geçen gün tekrar izledim, belki filmdeki büyüyü ben anlamamışımdır diye. ama yok. soğuk ve aşksız bir aşk filmi.
boone varmış buna bakayım da boş kalmayayım diye düşünüyordum. (lost yeterince hayal kırıklığı yaratmıştı, uzun bir ilişkiden çıkmıştım anlayacağınız.) buna binaen vampir önyargısı da mevcuttu, alacakaranlık faciasından sonra.
hayret diyorum sadece. bir iki bölüm izledim, herzamanki şeyler dedim ve küçümsedim. ama öyle bir ilerledi ki lafımı yedirtti helal olsun. kim bekleyecek sonbaharı?
ayrıca ian nesin sen?
artık aşk filmlerinde romantizmi vermek adına ne kadar kastıklarını farketmemi sağlayan, çocukluğumun filmi.
--spoiler--
sam, molly için kalır. öte dünyaya gitmez. onun güvende olduğunu hissettiği an, ışık onun için gelmiştir.
gitme vaktidir. ve sam giderken ölüme dair şu sözü eder:
"bu çok ilginç molly...içindeki sevgiyi yanında taşıyabiliyorsun."
--spoiler--
eğer sam in dediği gibiyse, sevinmeli mi üzülmeli mi?
bütün akşam konuşacak birini aradım sözlük.
kendimi yalnızlığa mahkum etmişim, kim varsa uzaklaştırmışım çevremden. doğrusunu istersen pişman da değilim. ilgimi çekmiyorlar.
ama konuşacak birini aradım, kimse yoktu.
bir ilişki yürütüyorum, bir seneyi geçti. sanırım herkesi olduğu gibi onu da yoruyorum.
bir tek o kalmasına rağmen, ayrılık tehtidleri savuruyorum. sanki evet dese, ayrılabilecekmişim gibi.
yetmiyor sözlük, hiçbir şey yüzümü güldürmüyor. kaskatı katran karası bir endişe ve boşluk var içimde.
önceden dolu dolu heveslerim vardı, coşkularım vardı. en kötü ne varsa atlattım, üstesinden geldim.
neden şimdi sözlük? beni seven bir erkek, yolunda giden bir üniversite hayatım, sağlığım ve sağlığına sahip bir ailem varken?
bu hiçlik duygusu neden?
ana-bacı, edinilmiş ya da edinilecek bir aşkı düşünmeksizin kadınlardan birer et olarak; etten de değersiz bahsedildiği için olması mümkündür. ilk keşfettiğimde gülümseteceğini, bana bir şeyler katacağını ya da ciddi manada iyi vakit geçireceğimi düşündüğüm uludağ sözlüğe haftada bir dahi bakmaz oldum. kız bir şey sorduğunda kızaran tipler eline klavye alınca burda fantezi yapar olmuş. eğer ki gerçekten geçmişsen bir şeyleri, terbiyeni de almışsan öğrenirsin bayanlara edilecek muameleyi. mide bulandırıcı seviyeye ulaştı. eksi oy vermiyorum ancak, kafadan bitiriyorum böyle ne kadar yazı varsa.
herkesin sevdiği hiçbir şeye ısınamıyorum. beklentim arttığından belki. diyelim bu bir film olsun, hayatta beğendiremeyeceğiniz bir film demektir. eğer herkesin dilindeyse benden gider. ayrıca yaz mevsimini neden sever insanlar, hayatım boyunca anlamayacağım. ve tabi şebnem ferah ı da sevmiyorum. ayrıca biber dolması,mantı ve bulgur pilavından koşarak uzaklaşıyorum şu anda. görüşürüz by
- asimetri gözümü rahatsız ediyor. objeleri düzeltmeye üşenmesem simetri hastası olurdum.
- tüm böcek ve sinekleri yok edin, ekosistemi dengeleyecek bir şey bulacağım sizlere. söz!
- fena yasemin mori dinlerim. önümde halay çeksen görmem seni, o derece.
- kedi insanıyım. ve garip bir biçimde tüm fenerbahçelilerin köpek insanı olduğuna eminim.
- o kadar dikkatsizim ki buna bile yeni dikkat ettim.
- isim hatırlamam, sima belki.
- sürekli ellerimi yıkıyorum, aşındı.
- elif şafağa bayılırım. ama elif şafak deyince 'aşk' kitabını örnek gösteren piyasa okuyucularına bi' adet kafa koyasım geliyor.
- yeşil oje bulamıyorum.
- prison break insanıyım. lost insanlarıyla anlaşamam.
- yabancıların tek yanaktan öpmesine çok özeniyorum. biz abanıyoruz resmen şap şup.
- yolda müzik dinlerken klip havasına giriyorum. 'pendik uzatır mısınız?' derken sesimden hüzünlü tınılar yayılıyor.
- bazen saçlarımla konuşuyor ve onlara dökülmemelerini söylüyorum.
- pizzadan evler hayal ediyorum.
- biz isim-şehir çocuklarıydık. msn çocuklarına acıyorum.
- bayramları sevemedim kara gözlüm birtürlü...
alışılan, kokusu öğrenilen ve terkedilen şehirdir. sahiplenilendir çünkü senin olmayan geride kalamaz; kalır olduğu yerde.
başka bir yerdeyim artık. izini bilmediğim, insanlarında tanıdık sima aramaya gerek duymadığım, başkalığın tam tarifi, bambaşka bir yerdeyim. burda bana olanlar, bu şehrin bana yapacakları değil şimdi düşündüğüm. geride kalan şehir ne yapıyor? istanbul nerede şimdi? sitem edeceğim arayıp sormayan dostlara, çıkaracağım sinirimi onlardan. ama asıl aramayan geride kalan şehir. hiç varlık yapamamamışım ki yokluğumu farketmedi.
huzur tanıdıklıktan başka bir şey değildir ve o çok yakındığınız monotonluktan!
huzur şehrim, huzur semtim. sana gelip gittikçe misafir olacağım artık kendi evimde.. dört sene sonra döndüğümde, bu defa var edeceğim kendimi sende, hiç unutama beni diye.
kanal d sekiz buçuk gibi herkesin izleyeceği bir saatte halka açmadan önce özel ve dublaj öldürmeden önce de canlı olduğunu düşündüğüm aşk filmi.
bu defa da televizyondan izlemek için ekran başına oturduğumda aklıma filme dair tek bir cümle geldi:
milletine adadığı hayatında futbola da yer verdiğini düşünmektir. tutsa bile kendisinin örnek gösterileceği saçma sapan taraftar konuşmalarının gerçekleşeceğini bilecek ve takımını dile getirmeyecek kadar ileri görüşlüydü.
hiç ice tea içmedim. her cafe ya da ev ortamında kendime bahaneler uydurdum. sıcağı güzeldir hacı dedim. portakal suyuna bayılırım boynu bükülmesin dedim. ama inanır mısın sözlük, hiç içmediğim o ice tea yi canım çekiyor. yani ben de bilmiyorum nasıl oluyor. sanki tatmasam da içmesem de o benim içimde bir yerlerde. sözlükte ice tea seftali nickli bir yazar gördüm az önce resmen ağzım sulandı. içersem hayal kırıklığına uğrayabilirim. ne yapacağımı bilmiyorum.
beton yığınları içinde yaşadığın her günü aynı bir hayatta, koşuşturmada, bitmeyen ya da yasını tuttuğun çocukluğunda, ilk aşkında, ilk aşk acında, son aşkında, artık aşk acısı duymadığında aspirin iyi gelmez sana. bekle ki istanbul gelsin, deniz getirsin.
Atlatmış olmanın huzurudur.
Bugün bu yazar, dostu tarafından harekete geçirildi. 'Aman ya ağırlık çöktü' şeklindeki sesli kaytarma belirtilerimi kenara itip tek bir hadisiyle ayağa kaldırdı. Tatili fazlasıyla ve gereksiz benimsemiş ruh halim adeta şahlandı. Ya istiklal ya ölüm diyordum sanki, ilk hedefim akdeniz bile olabilirdi. Ama kesinlikle sessiz bir savaştı bu. Biraz önce kahkahalar atan iki dost ciddiyet içinde evde birbirini görmeden, görse de görmezden gelerek ışık hızıyla temizliyordu. Mutfakta gördüm en sonunda onu. Silah sesleri dinmiş gibiydi yüzünde. Sordu, gülümseyerek:
- Bitti mi?
- Bitti.
gül gül öldüren.. az daha yazar diyordum.
bilmemnenin hafifliğiyle bozmuş kafayı.
ayrıca bordo türban takan bir imam hatipli olması mümkün. hayal gücüme engel olamıyorum.
sana yeşil gözlü ve koç burcu bir yusuf getireyim, sözlüğün yakasını bırak. hı?
herkes gibi olmayı yediremeyen kısık bir iç sestir o, en haklısından.
ağızdan ağıza dolanıp durmasından iğrenmişsinizdir ya da.
şöyle bir şey de mevcut:
hiç duyulmayan bir film düşünün. beklentiniz yüksek değil ve sizi doğal olarak hazırlıksız yakalıyor. başka bir imkan ya da durumda etkilenmeyeceğiniz o hava sizi çekiyor. çünkü bunu sadece siz beğendiniz ve sadece sizler çok önemlidir. size ait olanlar...
ikisinden birinin dilinde olan, hakkında konuşulup durulan ve konuşuldukça size 'ne filmmiş!' dedirten bir film düşünün. işte o muhteşem olma zorunluluğundadır. en ufak kusur dahi barındırsa itici gelecektir. ya da bırakın kusuru, ağzıyla kuş tutsa o yine de herkesindir. Kısacası yeniktir.
insanın nur saçsa dahi kişiliği olmadan eciş bücüş görüneceğine kanıttır kıvanç benim nazarımda.
çeşitli dizilerde oynadığı rolleri gözlemledim tabi. bizzat inceleme fırsatım olmadı kendisini.
şu oynadığı son diziyle dünyanın en yakışıklı erkeği, dünyanın en sümsük erkeğine dönüşmüştür. Ne dürüsttür bu adam, ne de yalanını taşıyacak kadar cesur. Tam bir korkaktır. dolayısıyla çok beğendiğim o adam kendini halilde unutmuş ve yok olmuştur.
iki başlıktan birinde bayanların cinsel hayatlarına 'vermek' olarak yaklaşıldığına rastlanması.
neyin eksikliğinden gelmekte bu çaba? merak içerisindeyim.
bir diğer neden ise sol framein erkeklerin sürekli cinsellik düşündüğünün kanıtı olmasıdır. başlıkları yanaşmayan hatun ya da hemen atlayan sevgili şeklinde görmeyince bir bayanın açtığına kanaat getiriyorum.
yazık oluyor yazan yazarlara. bu da diğer sebep.
ülkeyi iyice malı belleyen adamın belletenlere yaptırımı. çiftçisine,köylüsüne,halkına hönküreni baş tacı yapan milleti bulmuş, topraklarını satışa çıkarmış; e şartını neden koşmasın? bir tarafını yaya yaya söyler. rahatlığı verene bakacaksın.
kendi düşünceni her mekan ve şartta kural saymak da ne oluyor subjektiflerin efendisi? yazı sevmeyenler için bırak sevgiliyle sarmaş dolaş olmayı, dışarı çıkmak bile işkencedir.