Uydurduğum kelime.
Dövmek ve yargı kelimelerinin birleştirilmesi, sentez.
Bencil amaçlarla, belirli hedefler doğrultusunda, hile, iftira ve aşağılama ile ve adalet iddiasıyla; haksızlığın sağlanmasını, haklının mağdur edilmesini amaçlayan faaliyettir.
Dövgü; yargı, yasama ve yürütme kuvvetlerine alternatif dördüncü kuvvettir, yargı ile zıttır.
Örnek kullanımlar;
* Hakkımı ararken dövgüye uğradım.
* Bu yargı değil, dövgüdür.
* Dövgü yoluyla Ekrem Bey'in önünü kesmek istiyorlar.
* Teröristlerle el ele tutuştular bizi dövgüyle korkutmaya çalışıyorlar.
Not: Örnekler tamamen hayal ürünüdür, gerçek kişilerle hiçbir ilgisi yoktur.
birilerinin bunu anlaması ve anlatması gerekiyor.
şiddet ve vahşet...
ülkemizde bunların hepsi toplumsal bir zemine oturuyor ve bu çok tehlikeli bir durum.
çok fazla nefret ekildi insanların içine.
haksızlık, çaresizlik, çözümsüzlük, iletişimsizlik, aşağılanmışlık...
bunlar yaşatılıyor insanlara bu ülkede.
güçlünün karşısında hakkını arayanın da ezileceği algısını toplumda bir zemine oturtursan sonunda buna uygun bir dünya elde edersin.
bu ne demek?
şiddete kapı açmak demek.
zihniyetiniz yıkılmazsa gücü yeten gücü yettiğince devam eder.
bu kapıyı siz açtınız, hayatı çekilmez hale siz getirdiniz, pastadan pay almak için suçluyu alkışlayıp mağdura zerre merhamet etmediniz.
bunların sonuçlarını anlatanları da dinlemediniz, uyaranlara düşman oldunuz, hatanızı söyleyene kahpelik yaptınız, meydan okudunuz, orospu evladısınız yani.
sorumlusu sizsiniz, başkası değil.
insanların sizi görmek istediği kadar güzel veya çirkin görebilmesine imkan tanıyan durum.
örneğin bacaklarınız çok ince kollarınız çok kalınsa ya da kilolu olduğunuz halde boynunuz çok uzunsa; veya verdiğim örneklerdeki gibi düz mantığa uymayan bir fiziksel özelliğiniz varsa insanların algısını olumsuz yönde tetikliyor.
değiştiremeyeceğiniz ortada olsa da bu durum antipati uyandırmanıza, eleştirilmenize ya da rahatsız edici derecede fazla ilgi görmenize sebep olabiliyor.
psikoloji otoritelerince kişilik bozukluğu olarak nitelendirilen pasif agresif davranışın narsist kişilerden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim.
çevrenizde her şeyi kendisinin hak ettiğini düşünen, başka insanlara alan bırakmayan, kendisiyle ilgili veya ilgisiz olduğunu gözetmeden hoşuna gitmeyen her şeye müdahale eden, bunun için başkasına zarar vermekten geri durmayan narsist biri olduğunu ve başa çıkamadığınızı düşünün, uzun yıllarca bu kişiye maruz kaldıktan sonra bir yerden sonra içgüdüsel olarak pasif agresif davranmaya başlarsınız.
yani doğrudan narsist kişiye bulaşmazsınız ama sürekli yanıltırsınız ve hataya zorlarsınız, bu da narsisti öfkeden deliye döndürüp hayatını karartmaya yeter zaten.
not: düşündüm de ikisi bir bünyede olursa toplum için çok olumsuz bir sonuca sebep olur muhtemelen. *
bunu söyleyince kendilerine Allah tarafından bir kutsanmışlık ve eleştirilemezlik geldiğini zannediyorlar.
suçlamalar yöneltirsin, sorular sorarsın, "senin ne düşündüğün umurumda değil" falan derler, cevap vermezler.
çok kışkırtıcı, gidip ceza kesme isteği uyandırıyor insanın içinde.
bu kışkırtmalara başvurduktan sonra canınız yakılınca ağlamayın.
bakın absürt ilişkiler hoş karşılanmayabilir, ama o bile eleştirilemez.
kim olursanız olun, kendi evladınıza bile ne hissetmesi gerektiğini öğretemezsiniz.
bu konuda yorum bile yapamazsınız.
bildiğiniz somut bir şey yoksa "bence o seni sevmiyor" diyemezsiniz kimseye.
herkes haddini bilecek.
ilişkiler iki kişi arasındadır, rahat bırakın insanları...
eğer içinizde tutamıyorsanız o yürüttüğünüz fikirleri bir kağıda yazıp götünüze sokun.
sesinizi kesin.
karantina dönemi sıkıntıdan böyle şeyler araştırmaya başladım ve bu konuda çeşitli videolara rastladım.
hayatta kalmak böyle bir şey değil bence; https://www.youtube.com/watch?v=HmuBKVZlf8g
ama eğlenceli buldum videoyu.
"not: konuyla ilgili bilgisi olan yazar arkadaşlarım bana ulaşabilirse sevinirim."
bir insan baskıcı, otoriter veya diktatör bir tutum içerisindeyse o insan kötüdür, kendi fikirlerini tartışmasız gören birinin size sadece zararı olur, bu insanları hayatınızdan çıkarmalısınız.
bir erkek tarafından yapıldığında çevredeki herkesin dengesini bozan anlamsız olduğu kadar da gerzekçe olan eylem.
özellikle "kadınlar şöyle böyle" diye zehrini kusan, stres atan birini yakaladıklarında çok sinsice karşılıklar veriyorlar.
adam belli ki kızmış bir şeye, sinirini atıyor, hemen çöreklenip "aynı şeyi anana bacına deseler naparsın?" diye meydana atlıyorlar, ama kendileri erkekleri gömerken düşünmüyorlar hiç "aynı şeyi babama deseler?" diye.
ki zaten biliyoruz ki kadın menfaatin kölesidir, bu benim annem için bile geçerli, işler istediği gibi gitmesin beni bile satıyor anında, çünkü kadının doğası bu...
bunu inkar etmek, yalanlamak küfürdür bildiğin, böylesiniz, çırpındıkça da nefret algısı oluşturuyorsunuz...
benim de şu an bunları yazmam gayet doğal, "sön dö öynö şöyö yöpöyörsön" falan diye çıkmayın karşıma, ben size sizin seviyenize inerek karşılık veriyorum şu an, çünkü başka türlüsünü anlamıyorsunuz...
https://www.youtube.com/watch?v=A-M0AYRtVXA
bunu bu şekilde değil de rencide ederek, "şu tipe bak zaa" benzeri bir yaklaşım ile deneyip dayak yiyerek de güzel bir video çıkartılabilirmiş aslında. *
Bu adamlardan hiç böyle bir hamle beklemezdim.
(Hayatınızı Değiştirecek Konuşma) yazısını görünce bir şeylerin parodisini yaptıklarını düşünmüştüm, hâlâ da emin değilim bunu ciddi ciddi mesaj vermek için yaptıklarından.
Ama neticeye bakarsak cidden güçlü bir içerik üretmişler.
(not: gençlere hitap eden bir içerik değil, baştan söyleyeyim)
çalışmadan, çabalamadan her şeyi elde edebileceğini sanacak kadar, bunu hak ettiğine inanacak kadar aptaldır.
ayriyeten, kendisine aşık etmeye çalıştığı her erkeğe gerçekten aşıktır da...
bunun sonucunda bu erkeklerin hepsi, kızın üzerinde söz sahibidir.
yani kısaca konya'nın ovalarında, trabzon'un yaylalarında, urfa'nın tarlalarında büyümüş yurdum erkeği için çok tehlikelidir bu tarz kızlar.
uzak durun.
size köpek de olsa, her şeyini vermeye razı da olsa uzak durun.
çünkü başkalarına da her şeyini vermeye razıdır, bu sebeple hiçbir sözüne güvenilmez.
bugün size verir, yarın başkasına verir, zaten aranızda paylaşamazsınız da... hiçbir şeyi sorun etmeyen biri olsanız bile, diğerleriyle anlaşamazsınız ve huzurunuz kalmaz.
o yüzden herhangi birinin böyle olduğunu sezdiğiniz anda kaçın arkadaşlar.
düzeltemezsiniz de, yardım da edemezsiniz...
vicdanınızı silin ve terk edin, hiçbir lafını dinlemeyin, yazarsa okumayın, sizinle iletişim kurmasını engelleyin, acımasız olun.
arkanızdan ona ihanet ettiğinizi söyleyebilir, bundan da korkmayın. hiçbir şey olmaz onun demesiyle, en fazla birtakım aptal insanların size tavır aldığını görürsünüz.
günümüzde, yalanın topluma etkisinden biraz daha zararsız görünse de genel itibariyle olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz hede.
--spoiler--
uzun uzun edebiyat yapmak yerine * daha basit bir örnek vereceğim;
bir çocuk düşünün, filmler izliyor, filmdeki hayal ürünü karakterleri deneyimliyor, hoşuna giden fikirleri ister istemez arzulamaya başlıyor.
bunun sonucunda da birtakım arayışlar içinde buluyor kendini.
karakterler hayal ürünü olduğu için bu durum büyük çoğunlukla çocuğun bir şeylerden memnun olma ihtimalini düşürüyor, yani mutsuz insanlar türüyor.
--spoiler--
bu etki kitaplarda da mevcuttur ve geçmişte bu etkiyi yaşayan insanlar mutlaka olmuştur, ama filmler, kitaplardan daha ikna edici olduğundan dolayı, filmlerin etkileri çok daha büyük olabiliyor.
bir erkeğin bir kadın ile arkadaş olamamasının sebebi olan hede.
--spoiler--
arkadaşça yaklaştığım bütün kadınlar benden farklı şeyler bekliyor.
ben bu durumu anlayana kadar da ilişkimiz çok ilerlemiş oluyor.
--spoiler--
biri nick altına zoruna giden bir şey yazıyorsa bir kere cevap verir geçersin, salak gibi her şeye cevap verme çabasına girmeye gerek yok.
illa cevap verecekseniz de özel mesaj ile cevap verin, kural dışı bir durum varsa da yönetime bildirin.
potansiyelinin yettiği her şeyden sıkılmış insandır.
benimdir.
"edit/not: kimine çok büyük gelen şeyler kimine çok küçük gelir. bazı insanların hayattan beklentileri farklı olur. mesela kimi insan sevilmek ister, kimi insan güç ister."
belli bir yaş grubu ve o yaş grubunun zihniyetinde saplanmış insanlara sorsan hepsinin "kesin doğru" olan bir fikri vardır bu konuda.
ama hepsinin yanlış olduğunu biliyorum.
çabalamayı bıraktığım gün kazanmaya başladım...
bunun tabi ki mantıklı bir açıklaması da var.
hiç çabalamazsanız hiç kazanamazsınız, ama ara vermeden çabalarsanız da çok kaybedersiniz.
kafanız mı karıştı? tavsiyem şu; potansiyelinizi fark edin ve iyisiyle kötüsüyle kabullenin.
sözlük yazarlarının hangi ortamlarda yemek yemeyi tercih ettiklerini sorgulayan sorudur.
--spoiler--
ben genellikle kalabalık ortamlarda bir köşeye çekilip yalnız başıma yemek yemeyi tercih ederim.
imkan bulduğumda da doğada, bol bol ağaç barındıran mekanlarda veya yakınında akarsu olan bir yerde veyahut deniz kenarında yemek yemeyi severim.
aslında bu tercihimi tam açıklamam gerekirse, çevresinde kafamı dağıtacak, bende hipnoz etkisi yapacak bir illüzyon bulunan ortamlarda yemek yemeyi severim.
öküz ile tren örneğini de verebilirim bu hipnoz etkisi dediğim şeye...
--spoiler--
ilk başta babasından dayak yiyen bir kız olduğunu ve haklı öfkesini atmaya çalıştığını sanmıştım ama öyle olmadığını "babasından dayak yediğini bildiğim ve çağı yakaladığını gördüğüm hiçbir insan yok." cümlesinden anladım.
bir kız bu salağa babasından dayak yemekten korktuğu için vermemiş, bu orospu çocuğunun da hırstan götü alev almış... olay bu... dağılabilirsiniz...