ligin herhangi bir şike soruşturmasına bağlı olmadan eskiden olduğu gibi başlayacağı, avrupa kupalarına gidecek takımların ligin tescil edildiği tarihteki gibi olcağı ve lig süper kupa karşılaşmasının önceden belli olduğu gibi fenerbahçe ve beşiktaş arasında oynanmasına karar vermesidir.
türk futbol federasyonu topu taca atmıştır. fenerbahçe ve adı geçen diğer kulüpler adına verilen bu karar önümüzdeki yıl ve daha sonraki yıllar için temiz bir ligimizin olamayacağının kanıtıdır. türk futbolu artık temiz değildir bu tescillenmiştir.
m.ali aydınlar ın başkanlığa yeni gelmesinden ve bu şike olayının içine düşmesi sebebiyle tarihi bir küme düşürme kararı vermemesi de onun çekimserliğinden kaynaklanmaktadır.
elimizde yeteri kadar belge yok diyen tff başkanı eğer "kendi takımım" diye tabi ettiği (ne yazık ki)fenerbahçeyi küme düşürmek isteseydi yada temiz bir ligin olmasını kendi takımını hiçe saymaktan önde saysaydı, savcılıktan ve mahkemeden soruşturma raporunu isteyip tff oylamayasına sunduktan sonra gerekli cezaları verebilirdi.
ne yazık ki "kendi takımı" nın zarar görmesi istemeyen sayın başkan kaçak dövüşmekte ve önümüzdeki yıllarımızın futbolunu kirletmektedir. bu koşullar altında hangi takım taraftarı kendi başarısı/galibiyeti sonucunda sevinebilecektir acaba hak ederek mi kazandık sorusu aklında olmadan.
umarım bu talihsiz kararlar sonucunda uefa dan bir kötü yanıt almayız ve tüm avrupa karşılaşmalarından men edilmeyiz; tek korkum bu, fenerbahçeyi ne kadar sevmesekte en büyük eğlencemizdir, lig de kapışabileceğimiz en büyük rakibimizdir, bize yakınlaşama da *
bursa maçının saraçoğluna yanlış aktarılmasından mütevellit tüm stadın kutlama yapması balonlar konfetiler felan uçurması ve 2 dakika sonra gerçek sonucun öğrenilmesi ve tüm stadın yıkılmasıdır.
(bkz: denizli vakası)
bugünkü vaka da ikinci denizli yada bursa vakası o da olmadı trabzon vakası olarak tarihe geçecektir.
Diğer bir adı da Belçika bülbülüdür. Bu bilhassa ötüş kanaryasıdır, Bu kanarya ilk olarak 16. asırda Flandr'a getirilmiş ve burada yetiştirilerek geliştirilmiştir. Hem şekil hem ötüş bakımından tercih edilen bir kanaryadır, Waterslager cinsi endamlı ve zariftir. Baş biçimli, gaga ince, gözler kara ve parlaktır. Boynu uzun ve incedir, Göğsü az kabarıktır, kanatları vücuduna iyice yapışıktır, Gagasının ucundan kuyruğunun ucuna kadar boyu 15-17 santimdir. Eskisen rengi düz sarı idi şimdi lekeli ve düz beyazlarda yetiştirilmiştir. Malinua cinsi kanaryaların erkeği sağlam bünyelidir, Dişileri yavrularına iyi bakar. Çınlayan ötüşü saf ve hoştur. Belçikalılarınki pest perdeli bir ötüşe sahiptir, harz kanaryalarına benzer. Fransız malinua kanaryalarının 17 türlü ses nağmeleri vardır.
başta daum ve fenerbahçe yöneticileri bu sezonu en az iki kupa ile kapatıp double yapacaklarını söylemişlerdi, daha doğrusu vaat etmişlerdi cancağazlarım, kuşlarım hatırlarsınız ama bu saatten sonra mc donalds gibi fastfood restorantlarından başka bi yerde göreceğinizi sanmıyorum. burger a da gidin lan o daha iyi * .
tarih yaprakları 983 yılının haziran ayının 15 ini gösteriyordu, 983 diyorum çünkü 90 lardan önce eski insanlar bilir üç haneli olarak söylenirdi yıllar malum 1880 lerle karışmasın diye yıllar, bu tarihte efenim sembolü kanarya olan bir takım bir kupa alır türkiyenin kupasıdır bu daha önce de almıştır bu kapıyı ama nerden bilsin bu kupayı görenlerin ileride çok üzüntü çekeceğini yada 16 haziran tarihinde doğan bir bebenin 28 yaşına gelmesine rağmen hala bir kupa göremeyeceğini. bu gidişlede 30 a az kaldı be kanaryam sık dişini zaten 28 yıl beklemişin demi zictired artık koymaz bu saatten sonra zaten, her yıl kupayı alacam diye takım kurmuyosunuz o yüzden böyle oluyo be güzelim. valla aynı şey bizim takımda olsa bi daha bırak eski açığa girmeyi tv de maç izlersem dübürümü lamalar yalasın o derece bi durum bu dostlar. inanın kulube değil yalnızca bu kadar yıldır kupa yüzü göremeyen sabi sübyanlar acıyorum. len aslında ne çoluğu çocuğu 28 yaşına geldiler yahu, 30 yaş sendromuna girecekler artık yetiş fener.
başlıktan da anlaşılacağı gibi, 2008 yılında çıkan ve içerisinde çeşitli sanatçıların galatasaray için seslendirdiği şarkılardan/marşlardan oluşan bir albüm.
bu albüm de en çok hoşuma giden şarkı en son sırada yer alan "GALATASARAY TRiBÜN MARŞI ikinci VERSiyon" dur. gerçekten iyi çoşturuyor içimideki sevdayı.
not: albüm hala gs store larda satılmaktadır. yukarıda verilen resmi site linkinden de şarkıların kısa versiyonları indirilip dinlenilebir.
öncelikle bu konun başlıkla alakalı olup olmadığı hakkında herhangi bir fikrim yok; bu anlatacağım olay nedir ne değildir onunla da ilgili herhangi bir fikrim yok sayın yazarlar. zaten başlığı oluştururkenede isminin ne olacağını tam kestiremedim en yakın bunu bulabildi kocakafam. "e madem öyle, sen ne zırvalıyon lan yarrabandı!!!" gibi serzenişlerde bulunduğunuzu duyar gibiyim. lafı daha da uzatmadan ve saçmalama olayını abartmadan başlamak lazım dabi, öyleyse buyrunz:
olayın basit bir şekilde ki tanımı: rüyamda gördüğüm 2 yada 3 saniyelik bir diyalaog veya bir olayın, 2 gün ila 2 hafta sonrasında gerçek hayatımda birebir ve aynı formatta yaşamamdır.
deja vu nun ne olduğunu biliyorum sayın yazarlar (hemen "salağa bak, deja vu yaşamış da burayı işgal etmiş, mal!" deme yeav, sabırlı ol biraz). çok da deja vu yaşarım ayrıca ama bu çok daha farklı. şöyle bişey bu, bir rüya gördükten sonra uyanıyorum ardından "lan a.ına koyim, ne s.kik biri rüya lan bu!" diye kendime saydırıyorum. ve gün içerisinde devam eden saatlerde haliyle yavaş yavaş unutarak düşünüyorum bu rüyamdaki gerçek gibi olayları. aradan epey zaman geçiyor ve tekrar aklıma geliyor bu hadise ve aklıma geldikten en fazla 1 gün sonra bu diyalog ya da olayı birebir ve hiç şaşırmaksızın yaşıyorum (valla bak!). anlaşıldı umarım; yani bu olay öle garip bişey ki sanki geleceği görmek gibi sayın yazarlar ( yuh aq), sayın dan da vazgeçtim, ulan yazarlar.
ciddiyim, en ufak bir yalanım varsa bir daha klavyemi görmek nasip olmasın; klavyemin tuşlarına şu anda yaptığım gibi tek tek basınca parmakların yansın/patlasın/çatlasın; efenime söyliyim, eski tip tüplü samsun marka(evet evet samsun yazdım, samsung değil yani, "bu salak g harfine basmayı unutmuş" deme, samsung markasına samsun demek hep hoşuma gitmiştir, garip) monitörüm patlasın camları suratıma saplansın, falan filan işte (etc). olayı daha da testere filmi formatına getirebilirdim de zictired.
ilk önceleri bu olayı deja vu sandım haliyle, takriben üniversiteye girdiğimin ilk yıl başladı bu saçma ve bir o kadarda garip durumlar zinciri (sene 2005). deja vu nun ne olduğunu biliyorum demiştin yukarıda ki saçma sapan yazılarla dolu satırlarda, ve iyice araştırmaya karar verdim bu deja vu yu böyle bir yönü var mı deyi. ama nafile yokmuş lan böyle birşey. ve dost meclislerinde de tartıştıktan sonra bu olayı deja vu olmadığına saplar birliği olarak karar verdik (kızlarla bu muhabbetler açmıyo beni, genelde beşinci biradan veya üçüncü rakı dublesinden sonra gerçekleşiyo bu diyaloglar, apış arası kokulu birahanelerde).
deja vu yu beynin bir saniye durmasından sonraki ilk anda, vücudun ve beynin mal gibi kalması sonucunda ki olayları anlama süreci olarak tanımlıyor, bir çok önde gelen yayın ve bilimciler. ve zannediyosun ki ben bunu daha önce yaşadım ama dediğim gibi benim olay daha farklı baboli, daha önce görüyom lan ben bunu, düşünüyorum, bildiğin kafa yoruyorum üzerinde "ne olabilir ki acep diyerek".
ama neydi bu anlayamadım bir türlü, bana bir mesaj mı geliyor bir taraflardan yoksa delilikte level mi atlıyorum bilemiyorum.
beni daha iyi anlaman için şöyle bir örnek vereyim senin üzerinden baboli,
düşünsene, şu an başlıktan başlığa "o başlık senin, bu başlık benim eksilediğimin götüne kaçsın" formatında fink atıyorsun zall aga nın sözlüğünde. ve bir an geliyor ki yazılan ve saçma olma ihtimali yüksek bir entry yi daha önce okuduğunu görüyorsun. ve tabi bu arada üstünde aynı kıyafetler, masadaki objeler ve objelerin yerleri hatırladığınla milimetrik olarak aynı, efenime söyliyim ekranın sağ alt köşesindeki saat aynı değeri gösteriyor; gibi olaylar ilen beraber. ve işin daha da garibi bu olayı bir kaç gün önce kendinle yalnız kaldığın bir anda düşünmüşsün (örneğin yalnız olarak otobüste giderken veya sıçarken) ve "alla alla, ne lan bu acep" diyerekten. bir anda şaşırıp kalıyosun mal gibi ve kitleniyo beynin bişey düşünemez veya konuşamaz halde kalıyosun. garip ve korkutucu olamazmıydı senin içinde, bir düşün; hisset kılcal damarlarında dahi.
bu yaşadığım olayları "olumlama" veya "beynin istediğini bir şekilde gerçekleştirmesi" olarak tanımladım ilk zamanlar okuduğum saçma sapan kitaplar sayesinde. ama nedense bu tanım yerini dolduramadı içimdeki garip olaylar silsilesini.
uzun zamandır oluyo bunlar tabi, en son bugün oldu. uzun zamandırda yazayım şu sözlüğe diyordum da bu güne kısmetmiş. ama artık alıştım be sözlükcan, artık bu olaylar bana "doğru zamanda doğru yerdeymişim" hissini vermeye başladı. en azından ben artık böyle kabulleniyorum ve mutlu mesut yaşıyoruz beraberleşe. ama "bir psikoloğa gitsem mi?" veya "deli diye içeri kapatırlarmı beni acep" diyerekten tırstığım için gitmiyorum deli doktoruna (lan entry yi kontrol ederken farkettimde nede çok "beni acep" demişim, tu kaka bana). beni bilenler bilir, deliliğim çoktur; futursuz bir o kadar da anlamsız hareketler yapabilirim belirli zaman aralıklarında. zannımca yukarıdaki iğrenç ve bir o kadar da salak satırlarda da dediğim gibi kesinlikle level atlıyorum delilikte. kendimi yiğit özgür karikatürlerinde ki deli tiplemelerine de benzetmekten alamıyorum bazı bazı (bu "bazı bazı" ikilemesinden de hep nefret etmişimdir yauv, tıpkı "ondan kelli" bağlacından da ettiğim gibi, ama ara sıra kullanmakta güzel oluyo).
sonuç olarak ben bu yazıyı (sözlük diliyle entry yi) kendimi biraz deşarj etmek, biraz sözlüğü günlük olarak kullanmak ve kendimle dertleşmek için yazdım. bu uzun ve deli saçması entry yi çok az kişinin okuyacağından eminim. entry çok uzun diye okumayan ve direk eksileyen veya artılayan bir çok yazar tanıyorum. eğer bu satırları okuyorsan zaten tamamını okumuşsundur, bunun için sana teşekkür ederim değerli ve sayın (ulan) yazar arkadaşım.
şampiyonluk için goteborg un mutlak kazanması lazım olan maç. zira stockholm bir puan farkla lider; her türlü beraberlikte şampiyon stockholm tabi haliyle.
2006 yılında piyasaya sürülen Tek Büyük Galatasaray albümünün en güzel şarkılarından yalnızca bir tanesidir.
sözler:
taraftardan gelen ses sana ne diyor dinle
sarı kırmızı renkle tek büyüksün alemde
arma için oynayın forma için oynayın
milyonlar aşık sana saldır galatasarayım
yarınlar bitse bitmez taraftar
ultraslan senle galatasaray
seninle ağlar seninle coşar
yüreğini dağlar galatasaray
yüzüncü yılın kutlu olsun
şampiyon galatasaray
cimbom diyen ne mutlu olsun
tek büyük galatasaray
yarınlar bitse bitmez taraftar
ultraslan senle galatasaray
seninle ağlar seninle coşar
yüreğini dağlar galatasaray
alemde kalsa bir tek taraftar
alayına yeter galatasaray
seninle ağlar seninle coşar
haydi bastır şanlı galatasaray
Ankaraspor u düşüren PFDK nın Ankaragücü Başkanı Ahmet Gökçek e 6 ay hak mahrumiyeti cezası vermesidir. Ankaraspor Başkanı Ruhi Kurnaz a da 6 ay hak mahrumiyeti ceza verildi.
secam, gözün düşey doğrultuda çözünürlük azalmasını fark edemeyeceği ve ardarda iki satır boyunca renk bilgisinin çok az değistiği bir sistemdir.proje den ve denemelerden pek öteye gidememiştir.
pal ise ntsc sisteminin fazında meydana gelebilen hataları ortadan kaldırmak için geliştirilmiştir. pal ın temeli ntsc ye dayanır. ntsc nin fazında oluşan hata ise renklerin değişmesine sebep olur. pal faz arası açıları 180 derece değiştirerek hataları ortadan kaldırmıştır.pal bir anlamda ntsc nin service pack i dir.
esasında secam da ntsc deki sorunlar için geliştirilmiştir ama genel olarak pek fazla kullanılamamıştır.
amcanın odasında otururken canınız belirli bir süre sonra sıkılmaya başlar.
odadaki cekmeceler raflardaki eski kitap aralarına gelinceye kadar aranmaya başlanır.*
o da nesi sekiz-on adet dvd formatında disk bulunur.bulunan dvd lerin üzerinde milfhunter naughty america vivid private ... ve benzeri isimler göze çarpar. ardından insanın içinde o arşivi patlatma isteği vuku bulur.
o diskler ödünç çalınmak suretiyle indiregandi yapılır.
eve gidilip cd lere bakıldığında geçmiş yıllar bir çırpıda yad edilir. bu sayede beleşten bir porno arşivi sahibi olunur.
aselsan da, ditaş(doğanholding-niğde)da, mersin de, bursa da, izmir de, ankara da, istanbul da,, yani türkiyenin hemen her yerinde en inatçı direnişleri yapan sendika.
disk içerisindeki en aktif sendikalardan.
yöneticilerinin ücretlerini, bağlı oldukları fabrikalardaki işçilerin ücretlerinden yüksek tutmama ilkesine göre hesaplayan sendika.
bir taraftar topluluğunun liderliği görevini üstlendiğiniz online oyundur. oyunda para kazanmak için iki adet yol vardır:
birincisi, üye derneğinizden gelen aidatlar,
ikinicisi ise diğer oyunculara çemkirdiğinizde kazanacağınız paralardır.
zamanla genel merkez ve taraftar çeşitliliği menülerini geliştirdiğinizde bu gelirler ve sitedeki sıralamanız artacaktır. http://www.holigangame.com
bir taşıyıcı dalgasının genliğinde değişmelerin olduğu gibi dijital veriyi temsil eden ayarlamanın bir formudur.
toplamsal gürültü amplitude shift keying (ask) i çok fazla etkiler.
1200 bps (bit per second) den aşağı seviyelerde kullanılmaz.
aqua parka beraber gidilmemesi gereken kişilerden biridir.
kuzenler ile aqua parka gidilmeye karar verilmiştir. babaanne 'bende gelicem' der, utana sıkıla 'tamam babanne beraber gidelim'denir, pişman olunarak.
aqua parka gidilidiğinde mayolar felan giyilir, ilk hangi kaydıraktan kayılması tartışılırken babannede gelen cümle insanı dumurdan dumura sokar.
biz:babanne hadi biz kaymaya gidiyoruz, sen burdasın dimi?
babanne:kaymak maymak yok!