bir de ''bir genel başkan bunu söyler mi'' diyor ya... ulen sen koskocaağ başbakan yardımcısı değil misin peki? bu kadar seviyesiz olduğunu belli etme bari.
bir garip mekanizma. içtikten sonra itiraf etme güdüsü coşanların yanında, oturduğu yerden coşup gereken cesareti elde edebilmek için içmeye koşanlar da yok değildir.
aman da sistemin dışı yok, çocuğumuz sistemin altında kalmamalı mantığıyla çocuklarının omuzlarındaki yükün farkına varamamış, bilinçsizce bilinçli aile kurbanı evlat.
ama aile ne yapabilirdi diyen var. hu huuu, aile bu aile, çocuğun annesi, babası, abisi, ablası. aynı evin içinde yaşıyorlar bunlar. sonucu alır almaz intihar edecek boyutta bir sıkıntı nasıl olur da farkedilmez? ailenin çocuğun stresini farkedip alacağı yüksek puanın yalnızca daha kolay bir yaşam için, daha iyi, kaliteli yaşamayı hakettiği için önemli olduğunu, yani asıl önemli olanın zaten yaşamı olduğunu ve saçma sapan atamalar yüzünden artık ne fen lisesi, ne anadolu lisesi ne de düz liselerin birbirinden bir farkı kaldığını, öss için önünde daha çook yol olduğunu anlatabilmiş olması gerekirdi. yok sbs ymiş, oks ymiş, anadoluymuş zartmış zörtmüş hiç önemli değil artık. ingilizce eğitimin kaldırıldığı gün bitti hep onlar.
daha ferah bir hayat için atılan ilk adımda tökezleyince toptan yaşamaktan vazgeçecek bir çocuk... sınav yaşını 12'ye çekerek 4. sınıflar için açtıkları sınıfları doldurmaya çalışan dershane sahiplerini ve devlet büyüklerimizi buradan kutluyorum.
nasıl bu kadar çirkin yanılabilir ya rab. bu kıvama gelecek kadar nasıl kalınır güneşin altında, vallahi hayret. yanmak dediğin şöyle hoş, parıltılı bir bronzluktur benim bildiğim, çabalasam da bu kıvamı alamam herhalde.
kadına dokunsan, aşınıp dökülecek. kömür gibi olmuş, kurumuş.
bir damlacık çarşısı üzerindeki 'eski demir yolu'nda yürürken onlarca tanıdıkla karşılaşılabilen, herkesin bir şekilde birbiriyle bağlantılı olduğu şehir. cumhuriyet parkı'na, güvercinlere yem atılan meydan haricinde özellikle çocuklara hitap eden hiçbir şey barındırmamasına rağmen ısrarla ''çocuk parkı'' diyen komik halkı, kirli havası, gelişmemişliği gibi tüm negatif özelliklerine rağmen çok özlenebilen şehirmiş aynı zamanda.
en uzun süre kaldığım ve arkamda bıraktıklarımı aynı bıraktığım gibi bulduğum için teşekkür ettiğim, boynu bükük bir mütevazılığa sahip istanbul sömürgesi.
buzlukta muhafaza edilen ve 3 günde bozulan çikolatalı yüz maskelerinin, hindistan cevizi parçacıklı peeling malzemelerinin, suya atılınca foşş diye çözülen, içinden gül yaprakları, parıltılı bir sürü eğlenceli ıvır zıvır fışkıran banyo balistiklerinin, ballı sabunların, içinde parça çikolata görünen transparan masaj kremlerinin sahibi kozmetik markası, sabuna adeta aşerme sebebi. honey i washed the kids, champagne supernova, tisty tosty, iridescent glitterbug favori ürünlerdir.
mustafa taviloğlu tarafından 1993 yılında kurulan; sia, ethnicraft, haans, halo, asia gibi dünyaca ünlü markaları bulmanın mümkün olduğu mobilya - dekoratif mağazası. 2010 yaz koleksiyonuna, özellikle dış mekan mobilya kategorisinde oryantal bir akım hakim.
minik minik binlerce boyalı taşın anlamlı bir figür oluşturacak şekilde bir araya getirilişi. sanatçısının müthiş sabra ihtiyacı vardır, bugün bunu gördüm. peygamber sabrından bir iki level aşağısına denk geliyor olabilir mozaikçi sabrı.
tam olarak ne zaman başladığı hakkında birçok tahmin var ama net olan en az 4000 yıl öncesine kadar dayanıyor.
ucuz yoldan bilinçaltını işler hiç değilse. birileri bu uğurda çalışmaya devam ediyor mesajı da, pasif de olsa kendisiyle az çok aynı görüşte olan vatandaşlara hatrı sayılır miktarda gaz verir. küçümsemek hatadır bu tür emekleri. hiçbiri boşa gitmez.
formatı artış ı artist olarak algılayabilen 55 yaşındaki beynin 'sağır duymaz uydurur' deyişini haklı çıkaran popüler üretimine dayandırılmamış olsa, bir nebze ciddiye alınabilecek sual.
I want a little something more
Don't want the middle or the one before
I don't desire a complicated past
I want a love that will last
say that you love me
Say I'm the one
Don't kiss and hug me and then try to run
I don't do drama
My tears don't fall fast
I want a love that will last
I don't want a just a memory
give me forever
Don't even think about saying good-bye
'Cause I want just one love to be enough
And remain in my heart till I die
So call me romantic
Oh I guess that's so
There's something more that you oughta know
I'll never leave you so don't even ask
I want a love that will last forever
I want a love that will last
I don't want a just a memory
give me forever
Don't even think about saying good-bye
'Cause I want just one love to be enough
And remain in my heart till I die
So there's just a little more that I need
I wanna share all the air that you breathe
I'm not the kinda girl to complicate the past
I want a love that will last forever
I want a love the love that last always
I just want a love that will last
Want a love that will last
m&m lerle boy ölçüşemeseler de, çocukluktan kalma bir sempati duyduğum çikolata-şeker birleşimi renkli drajeler. kapağından harfler çıkıyor. şu sıra s denk getirmeye çalışıyorum.
bir zamanlar benim de kafamı kurcalayan ve şekersiz tüketildiği takdirde rahatlıkla hayır diye cevaplanabilecek sual.
starbucks ya da gloria jean's deki frappe lerden bahsetmiyorum yalnız.
gün içinde tüketilen şekersiz bir fincan kahve, metabolizmayı hızlandırıyor bile.
acaba önümdekilerden hangisini seçersem gelecekte çok mutlu olurum ve pişman olmam diye düşünmekten gına gelmiştir bu insana. kararsızlık her elini attığı yerde karşısına çıkar ve durumu çözüme ulaştırmak için kullanılabilecek en etkili yolun bu olduğunu keşfetmiştir. zaten bilinçaltında tüm seçenekler için duyduğu istek eşit değilse ve biri daha ağır basıyorsa, çocukluktan kalma klasik mızık yöntemlerinden olan -dik dik dik gibi uzatmalara başvurup denk getirmeye çalışacağından zararsızdır da.
öncelikle, bu öyle hemen vicdansızlık! diye eleştirilebilecek kadar kolay bir karar değil. doğru olabileceği gibi, olmayabileceği durumlar da vardır elbette. aileye, çocuğun engelinin ne olacağına ve bu durumun ne zaman anlaşıldığına göre değişir bu.
anne ve baba için, heyecanla bekledikleri çocuklarının dünyaya hayallerindeki gülücükler saçan mutlu bebekler gibi sağlıklı gelemeyeceğini bilmek, var olan evladı kaybetmek değil, gelecek planları ve içinde ikisinden de biraz barındıran bir bebeğin var olacak oluşunun heyecanından başka bir şey yokken elde henüz, tüm hayallerin iğnenin ucuna dokunan balon gibi sönmesi bu.
karar ne olursa olsun, ister aldırılsın o çocuk; farklı, zor ve muhtemelen muhtaç bir yaşama sahip olacağı için başkaları tarafından verilen bir kararla yaşama hakkı alınsın elinden, ister gelsin dünyaya. her iki durumda da anne babada çok derin izler bırakacaktır.
burada anne babanın öncelikli olarak düşünmeleri gereken şey çocuk doğduktan sonra alacakları sorumluluğun yükünden çok, bakımı zor bir çocuğa layığıyla göz kulak olup onu hak ettiği şekilde sevebilecek ve koruyabilecek kadar yetenekli ve özverili olup olamayacaklarıdır. engeli olmayan bir bebek bile çoğu insanı zorlarken kabul edilmeli ki bu herkesin kolaylıkla altından kalkabileceği bir şey değil.
sorunsuz bir çocuğu olan anne babaların görevi, çocuğa ellerinden gelen herşeyi öğretip, kendi doğrularını bulup yolunu çizebilen, kendi kendine karar alabilen ve kendi başının çaresine bakabilecek mutlu ve ahlaklı bir çocuk yetiştirmek. böyle bir durumda çocuk hayatı boyunca anne babaya muhtaç olacağı gibi, engelli insanlara ''öteki'' gözüyle bakan ve ellerinden geldiğinde savunmasızlıklarından yararlanma çabası içinde olabilecek bir toplum içine geliyor olacak.
öte yandan doğduğu takdirde, zorlanacağı, anlam veremeyeceği, acı çekeceği zamanların yanında, mutlu olacağı zamanlar da olacak. sevindiği, sevildiğini bildiği, sevdiği, yaşamaktan memnun olduğu anlar da olacak. tüm zorluklara rağmen nefes alıyor, yaşıyor olacak sonuçta.
yok. hiç zannetmiyorum ki bir anne için yavrusunun rahminden sökülüp atılması öyle kolay bir şey olsun. ve hiç sanmıyorum ki bir anne, bu çocuk engelli mi olacak? aa alın bunu alın uğraşamam diye düşünsün.
bir kadının anne olmadan önce ne kadar duyarsız bir insan olduğu önemli değildir. o hormonlar salgılanmaya başlanıp, bebek onun içinde hayat bulduğu andan itibaren, kadın annedir artık. ve sanıyorum bu, bir anne için dünyanın en zor kararıdır.
gerçekten seven ve değer veren insanın içtenliğiyle bir yalakanın yavşakça ilgisi arasındaki; kalınlığı biraz karşıdakinin tiyatral yeteneğine, birazcık da sizin dikkatinize bağlı olan çizgi.
zaten hiç sevmediğim manga nın eurovision gibi samimiyetsiz de olsa büyük bir yarışma için hazırladığı fazlasıyla sıradan, bir numarası olmayan, bir numara olması da beklenmeyen parça. sözler mözler deniyor ama, ı ıh, yok. tın tın.
gerçi bu ülke rimi rimi ley leri de gördü ya, neyse...
türkiye nin ana muhalefet partisi, koskoca chp nin, upuzuun yıllardır başkanlık koltuğunda oturan ve normalde istifasını duyunca zil takıp oynayacakları bile şok eden baykal ın hüzünlü vedasından sonra boşalacak koskoca koltuğu, belediye başkanlığı koltuğunu değil belki ama, o koltuğu doldurabilecek kadar liderlik vasfına sahip olduğunu düşünmediğim milletvekili.