ben yokken burada neler değişti bilmiyorum; ama eski gönderilerime bakınca farkettim ki ben çok değişmişim. ergenmişim, yetişkin gibi bi' şey olmuşum; öğrenciydim, öğretmen oldum; sevgilim vardı, nişanlandım; aklım fikrim sevişmekteymiş, insan gibi yaşamaya başlamışım; kendimi ispatlamaya çalışıyormuşum; artık böyle bir derdim kalmamış. bir tek şey değişmedi; hala param yok. ah ulan hayat! yordun beni!
şimdi sen diyeceksin, evet arkadaşım bunu okuyan sen: "so what?!" hatta biraz daha ileri gidip "what the f*ck are you talkin' about duuuude?" bile diyebilirsin. hemen sana şu anda bunu neden yazdığımı açıklıyorum: bugün facebook'tan gizemli bir mesaj aldm. adı lazım değil baş harfi S.G. "hala uludağ'da yazıyor musun?" demiş. sabahtan beri derse girmişim, kafam bir dünya olmuş, anlamadım tabi. sonra işe uyandım da başladı yok tatlı tatlı atıştığı biri varmış da acaba ben o olabilir miymişim filan. devamını anlatmıyorum da hala mı sözlükten karı kıza yürümecilik be arkadaşım? bazı şeyler vallaha değişmiyor.
aylar sonra ilk kez sözlüğe giriş yapmış yazar, ben. bi' bakayım dedim ne yazmışım acaba. tam bir kendim yaptım kendim güldüm durumu oldu yazdıklarımı okuyunca. kendi kendimi neşelendirdim gece gece. yerim ben beni.
marx' ın çalışmalarında iki tür yabancılaşmadan sözedilebilir. bunlardan ilki, doğadan kopuş anlamındaki yabancılaşmadır. ınsan, doğadan koparak kültürel-toplumsal alanda kendine ikinci bir doğa kurmak anlamında, doğaya yabancılaşır. bu insan oluşu açıklayan niteliğiyle olumlu karşılanan yabancılaşmadır, zorunlu bir süreç olarak anlaşılır. ıkinci yabancılaşma ise, bizzat kapitalist pazarın ve kapitalist toplumsal sistemin yarattığı yabancılaşmadır. bunun sonucu olarak insan kendi doğasın, böylece kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelir.
karl marx' ın kapitalizmin bilimsel olarak analizi ve eleştirisiyle yola çıktığı düşüncesinin adıdır.
kökeni; klasik alman felsefesi, fransız restorasyonu, ulusal ekonomiler ve fransa' daki erken sosyalizm denemelerine ve bunların eleştirilerine dayanan marksizm, söylem kurucudur. yani kendisinden önceki dönemlere dayandırılamaz.
marksizm' e göre insanların düşünceleri dünya tini tarafından değil, ekonomik çıkarlar ve bu çıkarlar nedeniyle oluşan savaşlar tarafından şekillenir.
marksizm' in felsefesi hegel' in tinsel diyalektik felsefesinden yola çıkarak oluşturulmuş diyalektik materyalizmdir. buna göre; bir tez (örneğin: işveren) ve buna karşı bir antitez (işçi sınıfı) olmalıdır. bu çelişki bunlardan oluşan senteze (işçi sınıfının ortaklığı), ve daha sonra da krize yol açar; çünkü her sentez tez haline dönüşür, kendi antitezini oluşturur ve gelişmenin sonu gelmez. gelişme bitmediği için çıkar çatışmasının sonu gelmez ve sonucunda devrim oluşur. örneğini verdiğimiz tez ve antitezin sonucunda gelecek olan devrim üretim araçlarının el değiştirmesi ve proleteryanın zaferidir.
marksizm' e göre sınıf mücadelesi tarihi de şöyledir:
1) ilk toplum ( taş devri sonrası )
2) köle toplumu ( antik yunan )
3) feodalizm ( toprak sahibi x çalışanlar )
4) kapitalizm
5) sosyalizm
6) komünizm ( sınıfsız, devletsiz, ihtiyaç için ihtiyaç duyulduğu kadar üreten toplum )
kağıt bardaktan kahve içmenin kültürle alakası olmadığını bilen insanların starbucks' a adım atmaması sağlayacak olan durum. eğer bu durumu starbucks' a zeka seviyesine göre insan alınması şeklinde değiştirsek daha doğru olur belki. gerçi o zaman da batma tehlikesi var; ama neyse.
william shakespeare ingiliz edebiyatına gelmiş geçmiş en önemli yazarlardan birisidir. yalnızca tiyatro oyunları değil yüzlerce de sone yazmıştır, üstelik kendisine has bir stil (shakespearen sonnet) geliştirerek. edebiyat alanında eğitim almamıştır. buna rağmen dili çok güzel kullanır ve yüzyıllar boyunca okunabilecek eserler üretmiştir.
evet, romeo ve juliet çalıntıdır. italyan bir yazarın konusu aynı olan başka bir eserinin ingilizce' ye çevrilmiş halidir. yalnızca bazı yan karakterler derinleştirilmiş, olayın geçtiği süre kısaltılmıştır. iki eser hemen hemen aynı olmasına rağmen neden shakespeare' ın yazdığı hala bilinmektedir de diğeri hiçkimse tarafından bilinmez? e burada da bir zahmet shakespeare'ın yeteneği görülsün.
shakespeare'in oyunlarının bu denli başarılı olmasının bir nedeni de tiyatro hayatına yazar olarak değil oyuncu olarak başlamasıdır. seyircinin sahnede nasıl bir karakter, nasıl bir oyuncu görmek istediğini çok iyi bildiğinden bunu oyunlarına yansıtmıştır.
shakespeare'in oyunları beş farklı kategoride incelenir. bunlar: tarihi oyun (richard iii, henry vi gibi), romantik komedi (bir yaz gecesi rüyası), trajedi (romeo ve juliet, othello, hamlet), dark comedy (twelfth night) ve romance (the tempst)dir.
doktor: kan ve idrar tahlili, bi' de ultrason çektiriceksin.
hasta (yani ben): yeniden randevu mu alıcam ultrason için?
doktor: hızlı olmasını istiyorsan buraya gel. (der ve muayenehanesinin kartını uzatır)
hasta: (içinden) allah cezanızı versin. kasap olmuşsunuz hepiniz.
elindekileri kaybedince anlarsın aslında ne kadar sevdiğini. inşallah görürüm dayatmalardan ne kadar bıktığını, o zaman da "atam atam sen kalk da ben yatam" diye yalvardığını.
tanım: aykırı olmaya çalışan insanların gözde söylemi.
başlangıçta farmville' e çok benzese de aslında farklı olan facebook oyunu. country life' ta yonca yetiştirip ineği besliyorsun, ineğin verdiği sütle beynir yapıp onunla para kazanıyorsun. ya da havuç yetiştirip tavşanları besliyorsun, sonra da yününü satıyorsun. daha gerçekçi sanki. ayrıca yine farmville' den farklı olarak ekinlerin hiç çürümüyor. bu gerçekçi değil, evet.
insanların yorumlarından önce allah' ın sözlerini (kuran' ı), daha sonra peygamberin hadislerini, en son da din alimlerinin sözlerini dikkate alın; ama bu din alimleri kesinlikle zekeriya beyaz gibi şarlatanlar olmasın.
komik olmak gibi bir gayesi olmayan televizyon insanıdır. zira kendisi stand-up değil, şov programı yapar. eğer programda kendisi de eğleniyorsa güzel gider o program, yok eğer o zavk almıyorsa konuklarla muhabbetten sizi de sarmaz.
ayağa kalktım kampanyaya köstek olan herkesi alkışlıyorum. kesinlikle hümanist değilim. kimine göre iyi, kimine gre kötü olabilir bilemiyorum, ama yalnızca şunu biliyorum. bir çocuğu bike kurtarabilirsek kardır. onları orada aşılanmaya çalışan fikirlerle baş başa bırakalım. pkk içinde büyüsünler, okumak ne demek öğrenemesinler. neden? çünkü biz bu hale getiriyoruz. yapmayın allah aşkına. sadece oturup konuşmakla olmaz. vay efendim onların sülalesi pkk sempatizanıymış da bilmem neymiş. peki siz ya da biz o çocukların pkk sempatizanı olmaması için ne yapıyoruz?