Hindistan vatandaşı Kapilakham Namah isimli kişidir.
11 yıldır indirmediği kolu ve 11 yıldır kesmediği tırnaklarıyla görenleri hayrete düşürmektedir. Hinduizm inanışının tanrılarından Şiva'ya adayarak sağ kolunu 11 yıldır havada tutmaktadır. kendince iman sahibidir.
efendim merhaba. sonunda bu günü de gördük. kısmetmiş. bu günlere erdik.
bu bir darbe girişimdir. merhaba ben pembe tolganın sözlükteki kalitesine bir baş kaldırıdır. tatbikat değildir. alıcılarınızla oynamayın.
anlaşılamamış masum öykülerin o güzel vecizi
vahametler ülkesinin kelebekten cesedi.
diyen varsa, burada da pembe tangopower var. huzurunuzda pembe tolgaya hodri meydan diyorum.
hodri meydan ! hoydri ! odri !
edit : anaaa valla geldi ! geldi gitti. bi an pembe tolgayı gördüm. kedi değildi hayır ! ne gördüğümü biliyorum.
bugün gazetelerde Suudi Arabistanın sadece kadınların yaşayacağı bir şehir kurmaya hazırlandığı bilgisi geçti. Riyad yönetimi böylece hem şeriatın gerekliliklerinden kopmayacak hem de kariyer yapmak isteyen kadınlara bir alan açılacağını belirtiyor. http://www.hurriyet.com.tr/planet/21206487.asp
elbette bunun adı artık düpedüz akıl tutulmasıdır. hele ki islam toplumlarından neden sittin sene bir cacık olmayacağının güzel bir örneğidir.
saçmalık saçmalığı doğura doğura gitmektedir. adeta bölünerek çoğalmaktadır. ve işin gerçeği bunun sonu yoktur.
bu durum bir eroin bağımlısının haline benzer. eroin almaya devam edebilmek için her türlü saçmalık ve hatta kötülük gözünde doğru görünmeye başlar.
malezyada içine şeytan girdiği gerekçesiyle küçük bir kız çocuğunun ailesi tarafından öldürülmüş olmasını anlatan ifadedir. yazık ki bu ve benzeri sığ anlayış ve davranışlar dünyanın pek çok toplumunda halen devam etmektedir.
ibrahim izmirlioğlu, bu zamana kadar 7 okul 1 huzurevi yapmıştır 83 yaşında bir izmirlidir. bütün bunları sadece kendi kıt imkanları ile yapmıştır.
bu tür örnek hareketlerin artması dileğiyle... bu arada kendisine de teşekkür ediyoruz.
gerçek keramet ve mucize budur.
olimpiyatlarda güney afrikalı atlet oscar pistorius için kullanılmış ifadedir. taktire şayan şapka çıkartılası bir mücadele örneğidir. dizden altı bacakları olmadığı halde yılmamıştır. azim ve özgüvenin güzel bir yansımasıdır.
alkışlar onun için!
efendim sizlerle olan bu 3'üncü güzide başlığımda, az öz ama bütün samimiyetimle ve hiçbir art niyet, laf sokma olmaksızın söyleyeceğim şey şudur.
bildiğiniz gibi hac vazifesi için milyon üstü milyonlar bir biçimde inanarak hac için suud topraklarına mekke-medineye gitmektedir (allah kabul etsin). bu 1400 yıldır böyledir. ondan öncesine girmiyorum. suudlar son 100 yılda petrol manyağı beraberinde dolar manyağı olmuştur. şakülü tümden kaydırmıştır. allah bir biçimde bunlara belki de sırf bazı kutsal değerler için kıyak geçmiştir. tabi onlarda bunu anlayacak kapasite yoktur. olmadığı da zaten gün gibi ortadadır. onlarda bunu anlayacak kapasite olmadığı gibi gelen bu milyar dolarları doğru kullanacak kapasite de yoktur. o kadar dolara bu adamların şimdi dünyanın en müreffeh, gelişmiş, ileri ne bilim ne ülkesi olması gerekiyordu. ama yok oğlu yok ! olmaz olamaz da zaten bu kafayla.
şimdi netice şu: hac için gelen milyonların suudlara direk veya indirek olarak bıraktığı paranın kur'an ı kerim ve islam tüm insanlığa geldiği ve hatta kabe onlar tarafından insanlığın evi olarak kabul edildiği için en azından en azından %5o'si bir biçimde toplanmalı ve o hacdan gelen milyar dolarlar ayırt etmeksizin tüm insanlığa, muhtaçlara ve hatta çevre projeleri bile buna dahil dağıtılmalıdır. dünyanın her yerinde insanlar açlıktan, yolsulluktan sefaletten kırılırken aha işte geçen gördük adamlar içi karı kız dolu -türbanlı falan değil hemen sevinmeyin- 10-20 milyar dolarlık yatlarla gezmektedir . tuvalet klozetleri bile altından vs. vs..
şimdi buradan kobayashi, dervişin yenilikçi hali, orhanozturk ve diğerlerine sesleniyorum. bu işi yaparsanız siz yaparsınız. facebook, macebook organize olun bu işi çözün lütfen. bize de bir ders veriniz.
önemli not: bu başlıktan sonra eğer bir daha sesim çıkmazsa bilin ki suud istihbaratı veya yalakaları beni hacamat etmiş demektir. hakkınızı helal edin. ama olsun göze alıyorum.
- gizli bir bilgelik olarak adlandırılır. binlerce yıldır sadece buna layık kişiler arasında bir sır olarak saklanmıştır.
- ibranice lekabel, yani almak kelimesinden gelir. anlamı arzuyu almaktır. yani yaratanın ışığını.
- denebilir ki tüm semavi, ibrahimi dinlerin, yani tek tanrılı dinlerin kökü, çıkış yeri gerçekte kabaladır. ama kendisi hiç bir dinin taraftarı ve üyesi değildir.
- doğu ve batı mistiziminin de esin kaynaklarından olduğunu söylemek yanlış olmaz. hatta islam tasavvufunun da kaynağıdır.
- bugün var olan kutsal kitapların gerçekte kabalistik semboller diliyle yazılmış eserler olduğunu söyler. yani bu kitaplarda gerçek manevi anlamların yerine fiziki anlamlar kullanılmıştır. belki diyebiliriz ki bu yüzden bugün bu kitapların fiziki anlamlarına bakarak yaptığımız yargılar bizi yanlış yerlere, hatta karmaşaya götürmektedir.
- semavi dinlere ait terimlerin gerçek anlamlarının ne olduğunu açıklar. örneğin melek, şeytan, sevap, günah, allah korkusu gibi kavramların gerçekte ne anlama geldiğini açıklar. bunların anlamlarının göründüğünden çok farklı olduğunu söyler.
- dolayısıyla peygamber olarak bilinen insanların birer kabalist olduğunu söylemek de yanlış değildir. zaten en büyük kabalist Hz ibrahim olarak düşünülmektedir.
- aydınlık ve karanlığın dengesinden bahseder. buna ying-yang, gece-gündüz, erkek-kadın, yaz-kış da diyebiliriz. bu zıtlıkların nedenini açıklar. yaratanın neden karanlığı da -isterseniz buna kötülük diyin- yarattığına açıklama getirir.
- yaratanın -sadece ve sadece!- iyilik ve sevgi ile dolu olduğunu söyler. ve buradan yaratılışın gerçek anlamına gelir. ancak bu anlam bize öğretilen cennet, cehennem vb. anlamlar değildir.
- kabalayı sadece gerçek gerçeğe aç ve layık olanlar çalışır ve çalışabilir. bu durum mevlananın, anlattıkların karşındakinin anlayabiliceği kadardır sözünü karşılar. aksi taktirde sadece gizlenir. ki bu zamana kadar da gizlenmiştir.
kabala, yahudilik demek değildir. tüm semavi, ibrahimi dinlerin, yani tek tanrılı dinlerin kökü, çıkış yeri gerçekte kabaladır. ama kendisi hiç bir dinin taraftarı ve üyesi değildir.
kabala bir din değildir. buna ihtiyaç duymaz.
o sadece yaratanın ışığını almaya odaklanır. ama sadece yine onun sevgisi için.
yani bugün müslümanların niyet ettim allah rızası için namaz kılmaya derken söylemeye çalıştığı şeyin özüdür gerçekte.
ama kabalanın işi fiziksel hareket ve davranışlarla değildir. sadece kalp ve ışıkladır.
bu ışık islam litaratüründe nur olarak bilinir.
ve bu ışığı almak için de aklı, vicdani, bilimi kullanır. ve bunlardan da samimi inanç doğar.
ayrıntılı bilgi için lütfen:
Üst Dünyaları Edinmek / Dr. Michael Laitman / Alter Yayıncılık http://www.kabala.info.tr/
Gerçekte yaratanın -en azından benimkinin- iyilikle dolu olduğunu vurgulayan ifadedir. Sadece güzelliklerle dolu olduğunu anlatır.
Şöyle ki:
Benim tanrım iyilik dolu...
Ben ona Yaratan derim sadece.
Zamanın başlangıcından beri farklı isimlerle anıldı o.
Ama gerçek şu ki hiçbir zaman kimliğini aleni açığa vurmadı.
Çünkü insanın anlamasını istedi.
Kaldı ki insan denen varlığın insan olmasının gerçek sebebi buydu.
Ben köpekler gibi ağzımla su içmedim yerden.
Veya kuyruğumla kıçıma konan sinekleri kovalamak zorunda değildim.
O bana sen insansın dedi.
Yerden ağzınla su içmene gerek yok köpekler gibi.
Ben ellerimi kullandım.
...........
Benim tanrım iyilik dolu...
Yaratılışın sırrını sorduğumda tebessüm etti.
işaret parmağını dudaklarına götürdü gizlilik vurgulayan bir susma işaretiyle.
Yüzünde bilgiç bir tebessüm vardı.
Aslında bunu bile söylememem lazım dedi.
insan bunu dahi kendisi bulmalı.
Çünkü o, o kadar özgür ve o kadar üstün.
Ben özgür mü ? Bu ne anlama geliyor diye sordum. Merak etmiştim.
Özgür irade ve özgür seçim dedi.
insanı insan olarak yaratışımın gerçek sebebi budur.
Ben bir kuklacı değilim.
Ben çoğunlukla izlerim.
Ve yol ayrımlarında onlara seçenekler sunarım.
Ve onlar bunlardan birini seçer.
Ve bu seçime çoğunlukla karışmam.
Yeniden tekrar etti.
Çünkü ben bir kuklacı değilim.
Ve ekledi.
Eğer insanları tek bir seçime zorlamak isteseydim insanı yaratmazdım.
insan insandır.
Çünkü özgür irade ve beraberinde özgür seçime sahiptir.
Bunun üstüne ben müstehsi bir tebessüm bıraktım dudaklarımdan.
Karşılık verdi.
Ne oldu yoksa inanmadın mı bu sözüme ?
Hayır efendim inandım.
Ama neredeyse insanlık var olduğundan beri bu böyle olmadı.
Asla özgür irade ve özgür seçim yoktu.
insanlar doğdukları andan itibaren sizin adınız kullanılarak öyle veya böyle ele geçirilmişti.
Yine tebessüm etti.
Sence ben bunu bilmiyor muyum ?
Benim adımı kullanarak, zamanında yakınlık kurduğum insanların ağzından sözler ürettiler.
Sırf kendi faydaları için.
Ve beni zalim bir zorbaya çevirdiler.
Göklerin kapılarını insanlara kapattılar.
Bunu söylerken onun o mutlak sukuneti adete biraz olsun yerinden kımıldamış gibiydi.
Öfkesi yavaşça dışa vurdu.
Ekledi.
Ben onları tanıyorum.
Siz tanımasanız dahi.
..........
Benim tanrım iyilik dolu...
Ardından devam ettim.
Peki ya cennet ? Cehennem ?
Gerçek amaç cennet ve cehennem değildi hiç bir zaman.
Bu, aklı gerçekten erenlerin inanamayacağı kadar basit bir argüman olurdu.
Cehennem azabından kurtulmak için yaptığın çabaların seni cennete götürmesi.
Ancak bunun üstüne kısa bir kahkaha patlattı.
Kendisi bile buna inanmamış görünüyordu.
Daha benim verdiğim tek bir sağlıklı nefesin dahi karşılığını ödeyemeyecek durumda iken sizin gerçekte basit ve içsellikten yoksun ve sözde benim rızam için olduğunu iddia ettiğiniz bir iki hareketiniz ile sonsuz mutluluk olan cenneti vereceğimi mi düşündünüz size ??
Gerçekten bu kadar saf olamazsınız ?
Ben iyice şaşırmıştım.
Nasıl yani dedim ?
Ama biz pek çok ritüel yaptık size olan bağlılığımızı göstermek için.
Sözümü kesti.
Bana olan bağlılığınız için mi ?!?
Yaptığınız ritüellerin sonunda benden buna karşılık hemen herşeyi istediniz.
Yo hayır siz bunu benim için yapmadınız !
Siz bunu kendiniz için yaptınız !
Bu sözü söylerken belirgin bir öfkeye sahipti.
Sonra oturduğu tahtından aynı ciddi tavırla hafifçe öne doğru eğildi.
iyice anlamamı istercesine tavizsiz bakışlarını üstüme dikmişti.
Korktuğumu hissettim.
Cesaretimi yapabildiğim kadar topladım.
Peki nedir o zaman diyebildim ?
Cevap vermicem dedi.
Sesi kesin bir kararlılığa sahipti.
Sizi bütün bunların anlamını çözebilecek kadar iyi yarattım dedi.
Ve o anda kendini yeniden geriye doğru yasladı tahtında.
Ve ekledi. Ama bu kez sakindi.
Sesi soğuk ve karanlık bir tınıya sahipti.
Çünkü siz insansınız !
Lütfen dedim söyleyin.
Bunu bilmeliyiz. Peki nedir o zaman ?
Sanırım benim bu üstelemem ve samimi çağrım karşısında devam etmeyi uygun buldu.
Ben çok üstünüm.
Sizin idrakınızın çok ötesinde.
Eğer cenneti verecek isem dahi bunu kime vereceğimi ve hangi koşullarla vereceğime sadece ben karar veririm. Siz değil !
Öte yandan bunların hepsi boş.
Gerçeğin aynasında görülmesi gereken şey bu değil.
kılanın da gerçekte kime ve neye hizmet ettiğini sorgulama ihtiyacı hissettiren sözdür.
cevabını gerçekten ve -bütün samimiyetiyle- verebiliyorsa kılsın tabi. saygı duyarım. biz yapamadık.
(yaptık da bıraktık)
ama bana, öbür taraf için kıçımızı kurtarmamız lazım veya işin ucunda cennet varla gelmeyin.
bunun haricinde ne söylüyorsunuz namaz kılmanıza gerekçe olarak.
bi onu diyin bakim !