Sanem, günahkâr bedeninde masum ruhunu okşuyordu. Pek bir seveni yoktu, bunu o da biliyordu. insanlar kötüydü, menfaatçiydi. Namuslu ve temiz bedenlerinde fahişe bir ruh saklıyorlardı. Erdemli gözüken karakterlerinin altında yatan, acımasız egolara sahip insanlar Namusu iki bacağı arasında arayan namussuz insanlar...
doğum gününden bir gün önce doğum gününü facebooktan kaldırmak olacaktı...
gelelim başlığa, doğum gününde sadece hatırlayanların ve samimi içten olanların kutlamasını isteyen insanların yapması gerekendir. zira, sadece duvar kapatmak gibi bir eylem bunun için yeterli değildir. duvarı kapatınca insanlar ayıp olmasın diye mesaj atacak veya arayacaktır, lakin doğum tarihi olmayınca hatırlayanlar arayacaktır.
o kadar zayıftırlar ki; üzerinden araba geçip ezilmiş çizgi film karakterleri gibi 2 boyutludurlar. yandan bakınca gözükmezler. vücutlarındaki hacim, cin ali'nin hacmi kadardır. göğüs, kalça, baldır, basen gibi kıvrım ve çıkıntıları yoktur. lakin bütün bu olumsuz özelliklerine rağmen güzel fiziğin böyle birşey olduğunu savunurlar.
efendim ; iktisat, diğer adıyla ekonomi, adından da anlaşılacağı üzere finansal konularla ilgili bir bölümdür. sayısal dersleri ağırlıklıdır, biraz işletme dersi de verilir iktisat öğrencilerine. zaten iibf'de her bölüm birbirinin dersini mutlaka görür.
işletme ise; bir işletmenin bütün fonksiyonlarını ele alır. ingilizcesi olan management aynı zamanda yönetim anlamına gelir. işletme para ve insan yönetimi bölümüdür. bir iş yerindeki çalışanların psikolojisinden, işletmenin muhasebesine, finansal kaynak bulunmasına, kriz yönetimine, büyük ölçekli bir işletmenin içindeki her bir çalışanın, yöneticinin veya girişimcinin bilmesi gereken her şeyin toplamı öğrenilir. bu yüzden de iş sahası geniştir.
bizler insan kaynaklarından pazarlamaya, reklamdan halkla ilişkilere, finanstan muhasebeye, yönetimden organizasyona, üretimden ar-ge'ye, bir işletmenin sahip olduğu bütün departmanlar hakkında detaylı bilgi sahibi olarak mezun oluruz. biz bir işletmeyi yönetebilecek vasıflarla mezun oluruz.
iktisat'sa bizim alt dalımız gibi birşeydir. bir bilim dalıdır. sadece finansman departmanımız iktisada ihtiyaç duyar. tabiki bütün alt dallar ayrılmaz bir bütündür ama bir iktisat mezunu insan kaynaklarında çalışamaz. turizm işletmeciliğini bilmez. satın alma politikalarını bilmez. örgütsel psikolojiden haberi yoktur.
bu yüzden işletme daha kapsamlı bir bölümdür. kolay olmasının sebebi sözel ağırlıklı olması ve günlük hayattan hakim olduğumuz konuları içermesidir.
bu yüzden işletme mi iktisat mı diye düşünürken, tereddütsüz işletme seçilmelidir.
havamı da atmadan geçemeyeceğim, işletme bölümlerinin puanları çoğu üniversitede iktisat bölümünden birkaç puan fazladır. iktisatçılar boşuna kasılmayı kessinler artık.
işletme bölümünün ingilizcesi management olup, sadece ülkemizde ezik bir bölüm olarak algılanır ki; ceo dediğimiz meslek, hani şu mesleklerin kralı olan, işletme mezunu olması gereken kişidir. nasıl ceo olunur? işletme okuyarak.
amerika'da ve avrupa'nın birçok ülkesinde işletme, en prestijli bölümlerden biridir.
edit¬: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayınız. ceo: chief executing officer, bir işletmenin sahibinden sonra gelen yöneticidir, asıl işi işletmeye finans sağlamaktır. alması gereken eğitim de işletme eğitimidir. işsiz olan işletme mezunları açık öğretim filan olsa gerek, bilemiyorum, ama bir yılda bir ülkede kaç işletme mezunu ihtiyacı var, kaç işletme mezunu işe alınıyor, bilen konuşsun, bilmeyen kulaktan dolma sözlerle konuşmasın. biz özel bir hastanede doktorun, bir fabrikada mühendisin üstünde çalışıyoruz efendim. yönetiyoruz. iş hayatına girince sindirirsiniz, şimdi erken daha. hayallenmeye devam.
sol frame'de "troll eseriyim ben!" diye bağıran saçma sapan başlığı görürsünüz, bütün ucuz işler gibi ilgi çeker bu başlık, "dur lan ne sıçmışlar gene" diye girersin. bu gerizekalı başlıkları açan yazar sayımız çok şükür az olduğundan, daha başlığı görür görmez hangi troll'ün açtığını biliyorsunuzdur zaten. uzuuuuun bir ilk entry vardır ve tecrübeleriniz saçmalıklarla dolu olduğunu söylemektedir.
siz de ikinci entry'den itibaren başlarsınız verilen o eğlenceli bkz'ları okuyup gülmeye. sözlük işte şimdi eğlenceli bir hale gelmiştir.
daha da eğlencelisiyse, bir ayar da sen ver kampanyasına katılmaktır pek kuşkusuz.
böyle konularda hepimizin duyarlı olması gerekir. bizim için küçük, onlar için büyük bir miktar olabilir. bir bira parası, bir ailenin akşam yemeği parası olabilir. bence herkes yapacağı yardımı küçümsemeden az da olsa yardımda bulunursa, destekler kar tanelerinin birbirine katılıp çığa dönüşmesi gibi büyür. bu başlık sol frame'den düşmemeli. hiçbirşey yapamasak da, bunu yapabiliriz. troll yapımı başlıkları doldurana kadar bu konuda hassas olmamızı beklerim...
an itibariyle mesai saati bitti, ama yarın tahmin edemeyeceğimiz kadar aileye umut ışığı olabiliriz.
çağımızın normlarının farkına varamamış erkektir. evlenme yaşı olmuş 30. verme yaşı olmuş 15. abaza oranı olmuş %75. sen hala bakire bulabileceğini sanıyorsan, yanılıyorsun dostum.
ha bu gidiş yanlış diyorsan, o zaman yapılacak şey; kendinin ve etrafındakilerin abazalığına bir dur demek, demeyenleriyse uyarmaktır dostum. 15 yaşındaki kız ne yapsın bu kurtlar sofrasında? 98li çocuğa "hatun" diyebilen erkeklerin olduğu bir dünyada nereye kadar kaçabilir ki?
hala çocukken farkedilmesi gereken tespittir. büyümek kötüdür, çocuk olmak güzeldir. çocuk olmak saflıktır, masumiyettir, güzel gülüştür, yanakları sıkılası olmaktır. çocuk olmak dünyanın kötü, pis bir yer olduğunun henüz farkına varmamaktır. kaybedilince geri gelmeyendir, özlenendir. çocuk olmak candır. oyunlar oynamak, üstün hayal gücüne sahip olmaktır. büyüyünce harika bir yerde, harika bir iş yapacağını zannetmektir çocuk olmak.
büyümekse, dünyanın sana bütün bu düşüncelerinin aksini ispat etmesidir acıta acıta. ne mutlu ben hala çocuğum diyene!
bu teori ilk kez princeton üniversitesinde bir doktora öğrencisi olan hugh everett iii tarafından 1957 senesinde ileri sürüldür. teori yıllar sonra aynı üniversiteden max tegman tarafından yorumu destekleyen quantum intiharı deneyi yaratılana kadar küçümsenmişti.
çoğul dünyalar teorisine göre bir hareketin her olası sonucu dünyanın bir kopyasını yaratır. bu, everett'in dekohezyon dediği anlık bir süreçtir. maceranı kendin seç kitabı gibidir, ama mağarayı araştırmak veya hazineyi alıp kaçmaktan birini seçmek yerine evren ikiye bölünür ve böylece her iki durumda gerçekleşir.
çoğul dünyalar kuramının önemli bir tarafı, dünya ayrıldığında kişi evrenin başka bir versiyonunda olduğunun farkında olmaz. bu da şu demektir; hazineyi alıp giden çocuk, daha sonraki hayatında mutlu mesut yaşarken kendinin mağaraya girip tehlikeye atılan versiyonundan tamamen habersizdir ve o da diğerinden habersizdir.
lisedeyken genelde müzik ve yaşam tarzına göre kendiliğinden oluşan gruplardır. iki ila beş kişi arasında değişir genelde gruptaki insan sayısı. bazı gruplar sadece kız veya sadece erkek grubudur, bazı gruplarsa karmadır. teneffüslere beraber çıkılır, okuldan sonra beraber gezilir. akşamları telefonlaşılır. başka bir gruba gıcık olunur, sataşılır. her grup için geçerli kanunlar vardır. mesela bir kız grubunda, bir kızın hoşlandığı erkekle, grubun üyesi kızlardan bir başkası asla çıkamaz, çıkarsa gruptan dışlanır. aradan seneler de geçse, lisedeki arkadaşlar grubundakilerle birlikte hatırlanır. "ahmet, ha şu mertlerin grubunda olan?" gibi... gruplaşmalar güzeldir, ama öğretmenler sevmez bu durumu nedense...
ben lisedeyken bir grubum vardı, sonra grubumdakiler sınıflar dağılınca çok değişti. ıyy dediğimiz tikky kızlara özendiler. çok üzüldüm. sonra ben de lise bitince değiştim. ıyy dediklerimden daha kokoş oldum, o kısmı es geç sözlük. burda dertli olan benim.
aziz yıldırım, sadri şener ve serdar adalı'nın gözaltına alınmasından sonra, dört büyüklerden şikeyle adı geçen yöneticisi olmayan tek takımın galatasaray olmasıdır.
aslında başlığın doğrusu : galatasarayın dört büyüklerden şikeye bulaşmayan tek takım olması olacaktı, malum sığmadı.
bu durum galatasarayın haklı gururudur.
peşinen edit: yok 88de de siz şike yaptınız bıdı bıdı. o zaman şike suç bile değilmiş zaten -ki yine peşinen belirteyim, 88de 2 yaşındaydım, bu konuda bilgim yok pek.
famous generation ve mischka model agency'nin sahibi bursalı organizatör ve birçok ünlü ismin menajeri. türkiye'nin dört bir yanında ses getiren eventler, bursa'da 2008 yılında best of bursa adında bir güzellik yarışması düzenlemiş, dünyaca ünlü birçok ismi türkiye'ye getirmiştir.
düzenlediği organizasyonlar hakkında çıkan haberlerden bazıları
saç bakımında uzman bir kişilik ve aynı zamanda kendi adını taşıyan markası. şampuan, saç bakım maskesi, saç serumu gibi ürünleri bulunmakta.
özellikle frizzle ease saç serumu, yıpranmak kelimesiyle anlatılamayacak kadar kötü durumda olan saçımda harikalar yaratmış, hiç boynmamışçasına bakımlı hale getirmiştir. sheer blonde serisi, sarı saçların parlaklığında harikalar yaratmaktadır. kullanırken bu adama şükürler edip, sevdiğiniz her bayana tavsiye etmek istiyorsunuz.
sözlükteki enteresan entrylerin sahibi yazarlara "o bir troll, bakma sen onun öyle dediğine" denmesiyle birlikte kafası karışan yazarın kafasındaki çelişkilerin isyanıdır. madem aşırı dinci, çağdaşlık karşıtı vb bütün entryler troll ler tarafından giriliyor, peki karşı düşüncedeki entryleri kim eksiliyor? eksi vermeyle celebrity de olunmuyor ki. amaç nedir? demek ki neymiş, 2010 yılında uludağ sözlükte hala daha küf beyinli insanlar varmış! demek ki artık bunu kabul etmek gerekiyormuş. demek ki özel mesaj atıp
"hahahaha sen ne kadar sazansın, ayol onlar troll ne bakıyorsun dediklerine" demek yersizmiş.
uyan sözlüğümün insanları! uyan! memleketin güya okumuş, kültürlü gençlerinin neye eksi, neye artı oy verdiğine bakarak düşüncelerini anlayabilirsiniz. kimse de geçip karşıma demesin güzel yazılar artı alıyor, kötü yazılar eksi alıyor diye. kim dikkat ediyor ki buna. katılan artı veriyor, katılmayan eksi. şimdi bu entry de bir sürü eksi alacak. bilmez miyim ben sözlüğümü. ha, ama bir laf vardı, çok ayıp. söylemeyeyim ben onu. **
gururlu erkektir. abazanlığını kendi içinde yaşar. uzun zaman sağ eliyle düzenli bir ilişki yaşadıktan sonra, onu terketmek istemez. uzunca bir zaman sonra kedi olalı bir fare tutar, bir kızı kandırmayı başarır, birlikte olur, kızla "sevgili" olsa, günde 3 kere arasa, bütün acıları, abazanlığı, kasık sancıları bitecekken, sokaktaki diğer tüm kadınlar onu bekliyormuşçasına şımarır. "bir ilişkiye hazır değilim nalan. ben ıssız bir adamım." der. sonra tekrar sokaklara döner. dünya kadınları için tehdit oluşturmaya devam eder. eski sevgilisi elizabeth ile takılır. bu böyle sürer gider.
aç karnını doyurmaya yemek bulamadığı halde, yemekhanenin verdiği yemek fişlerini istemeyen erkektir. sevişen kızlara hakaret eder, sevişmeyen kızlara lanet okur, "evlen" dersin, "evlenip napcam" der, cinsel hayatı berbattır, önüne sunulan her çözüm yolunu elinin tersiyle iter. kırk yılın başı veren kız bulduğunda da, sanki hergün birini buluyormuşçasına kızı ertesi gün aramaz. öyle kendiyle çelişen, zavallı bir insancıktır.
domatese gelen muazzam zamların neticesinde yemeğe koyacak domatesi lüks kategorisinde görüp evine almayan annenin, çocuğunu bir maşa olarak kullanıp "kızım, git mualla teyzenlerden bir tane domates iste" diyerek komşuya göndermesiyle oluşacak trajik durum. kız önce hayret sonra kızgınlık dolu bakışlarla karşılanacak, ağzından köpükler çıkan mualla teyze "valla kızım bizde de yok" diyecek, kapıyı sertçe kapatacak, ardından "ayy bu müjgan da bizi zengin sandı herhalde, sakla şu domatesi, aman kimse görmesin, alt tarafı 500 gr domatesimiz var, ona da göz diktiler" diyecek, bu gerginlik çıkması muhtemel mahalle kavgalarının bir sinyali olacaktır.
bluevelvein yazdığı müstehcen yazıları okuyarak kendinden geçen, kendisi ile tanışmak için çıldıran, ama bluevelvein süper gizli tuttuğu kimliğinden mütevellit ona ulaşamayan, geceleri onu düşünüp türlü türlü hayallere dalan, yazdıklarını her okuduğunda vücudunda ılık ılık dalgalanmalar meydana gelen, durumu ümitsiz, teneşirin paklayacağı yazardır. kendisi kafasında yarattığı bluevelve ile sevişmektedir hayallerinde. bir yandan bedensel olarak onunla bütünleşmek için yanıp tutuşmakta, bir yandan da onun hayallerindeki kadar mükemmel olmama ihtimalini göz önünde bulundurarak, buna cesaret de edememektedir. kendisine tavsiyemiz acilen bir sevgili bulması, sözlüğü bırakması, normal hayatına devam etmesidir.
saçlarını uzatıp, küpe takıp, siyah giyinince sürünün bir parçası olmadığını zanneden kişidir. oysa ki farklı bir insan olmak, kendine özgü olmak, kendini yaşamaktır.
mık ve türevi yerlere gittiğinizde bir mekan dolusu "aynı" insan görürsünüz. kızların saçı sözleşmişcesine kızıl, hadi bilemedin siyah. erkeklerin saçı uzun, kulakta küpe, kadın ve erkeklerin ortak özelliği giyim tarzları. soluk t-shirtler, salaş pantolonlar. işin daha da içinde olsam, eminim ki alışveriş yapılan mağazalar da aynıdır. bakınca görülebilen birşey bu zaten. dinlenen müzikler de aynı. siyasi görüşler bile aynı. orda insanın aklına bir soru geliyor: "acaba bu insanlar böyle olmak istediği için mi böyle, özendiği için mi böyle, girdiği ortam böyle gerektirdiği için mi böyle?" bir mekan dolusu insanın da aynı saça sahip olması insanı biraz şüphelendiriyor açıkçası.
hele bu insanlar geçip de, "ben sürünün bir parçası olmak asla istemem. ne kadar düzen insanısınız" vs dediğinde "ironiye bak!" diye haykırası geliyor insanın. benim düzenimin insanı değilsin, tamam, ama sonuçta bir düzenin insanısın. benim sürümden değilsen de, başka bir sürüde otlanıyorsun sen de işte.
kaldı ki; bu insanların en çok eleştirdiği insanlar, popüler kültür insanlarıdır. bu yazıyı buraya kadar okuduysan sayın okur, senden ricam, bir mık'a git, bir klan'a. nerdeki insanlar daha çeşitli duruyor, nerdeki insanlar birbirinin klanı gibi, kendin gör.
Her cuma saat 22.00de turkmax ekranlarında yayınlanan yarışma programı. 1 kadın 1 erkek dizisinden yola çıkılarak hazırlanan yarışmada çiftler 8 hafta boyunca 1 kadın 1 erkek skeçlerini sergiliyor ve 8 hafta sonunda bir çift birinci olarak Demet Evgar ve Emre Karayel le 1 kadın 1 erkek dizisinde oynama şansına erişiyor.
"kötü kız" olduğunu keşfeden iki genç kızın sayıca çoğalıp 4-5 genç kız olabilmek için verdiği ilandır.
aranan kriterler :
iyi kızlar kötü kızları sürekli kıskanırlar, onlara bok atarlar.
iyi kızlar çirkindir, paçozdur, kötü kızlar güzeldir, seksidir.
iyi kızlar kin tutar, kötü kızlar kinini direk kusar.
iyi kızlar orasını burasını açar, kötü kızlar dekolte giyer.
iyi kızlar iticidir, kötü kızlar çekicidir.
iyi kızlar monotondur, kötü kızlar süprizlerle doludur.
iyi kızlar erkekte kıyafete bakar, kötü kızlar kıyafetin içindekilere
iyi kızlar tercih eder, kötü kızlar tercih edilir.
en azından türk kızlarında gözlemlenebilecek enteresan bir durumdur. kıza "futbolcuyum" diyen erkeğin bir anda potansiyel sevgili konumuna gelmesiyle sonuçlanır. geleceğinin parlak olduğu düşünüldüğünden midir, "oo şimdi bunun vücudu kaslıdır, performansı iyidir" düşüncesinden midir, bilmem. amatör, profesyonel, paf takım farketmez. "benim sevgilim futbolcu" demek hoşlarına gitmektedir bu kızlarımızın.
kızlara laf ettirmeyen ben bile bunu söylüyorsam vardır hikmeti beyler, tavlamaya çalıştığınız kızda bir deneyin bakalım. olursa bir teşekkür beklerim. *