akp yönetiminin istediği şirketleri batırıp, istediğini yükseltmek için, başvurduğu yoldur.
bir insan hayatı onlar için bir şirket demektir. maksat kendi şirketlerinin önünü açmnak, cemaate istihdam sağlamaktır.
türkiye'nin altını üstüne getirip, kaçan din sömürücüsü kişinin idam edilmesidir.
idamın kaldırıldığı ülkeden kaçıp idamın olduğu bir ülkeye yerleşen, sağanak göz yaşlı adamın. acıttığı canlar yıktığı yuvalardan dolayı. kasten adam öldürtmek, ülkenin her alanında kadrolaşmak ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını alıp gitmek suçundan çekmesi gereken en küçük cezadır.
devletten yürütüp kaptığı paralarla açtığı evler ve yurtlarda çocuk okutan zira bunun adına türkçeyi herkese öğretiyor gibi basit bir savunma yapan, insan evladına verilmesi gereken ceza.
türkiye nin içinde bulunduğu açmazları görüp, tek çözümün katilleri piyasaya salmak olduğunu düşünen kişi söylemi.
türkiye de bugüne kadar. hep katliamlar yapılmış, binlerce faili meçhul cinayet işlenmiştir.
bizim gibi gençlerde, bunlara hep karşıdır. ama sabır taşını taşıran ak partiye karşı tek mücadele kaynağı faşizmdir.
sadist ruhlu 1 başbakan ve 4 tane bakan akp hükümetinin sonunu hazırlayacaktır.
türkiyeaskeriyede bulunan kaç tane savaş uçağı varsa kaldırıp, ırağın kuzeyini vurmalı ve recep tayyip erdoğanı asmalıdır.
açılımın bokunu çıkarıp ülkenin yarısı gitmeden hareketegeçilmelidir.
2 seneden itibaren çanakkalede okumama rağmen ve şehitlikleri onlarca kez gezmeme rağmen göremediğim şehittir.
hı hı evet bu memleketi beraber kurtardık. yahu açın arşivleri bakın olmadı hıncala sorun bu ülke de, yeni nesil askerlik dışında hangi kürt gelip memleketin bir yerine taş koymuştur.
he antalya da ki otellere taş koymuş yapmış diyosanız ben bilmirem gardaş.
evet susarsam konusmam ırkçı, peki satılan peş keş çekilen ülkesi neden bu kadar aciz.
gün geçmesin ki, bir arkadaş girdiği entrynin sonuna hikayede ki mal benim, bakınızı vermesin.
düşündüm taşındım. bu malları teker teker toplayıp, film çekmeye karar verdim.
öncelikle, malların en çok hangi olaylara şaşa kaldığı ve ne gibi hikayeler yaşadığını bulmamız gerekir gerisi kolay.
elinde canon mannon bi şekilde kamerası olanlar irtibata geçebilir.
gişe hasılatı kırmazsak adam değilim.
türkiye gibi çok uluslu bir devletten kendi payına en güzel ve en gururlu milleti arkasına alarak bir tarih yazmış ve bayrak sahibi olmuş bir ülkenin, parsel parsel, arazi arazi satılırken. kanlarını dere yataklarına akıtmış neslin torunları olarak, elimizden birşey gelememesi durumudur.
karakter pazarının satıcısı çok, alıcısı az olan güzel memeleketimin. sıfır kilometre karakterli, hiç kullanmadan vicdan azabı bile çekmeden, satılığa çıkarttığı onca; ada, arazi, devremülk, liman, kamu binası varken, evde veya bilgisayarı başında oturan bir gençliğiyle. lan youtube ne zaman açılıyor, ekşi de ne yazılmış, uludağ, itü den iyimi sorunsalı gibi bir çok ip'e sapa gelmez, bir bok'a yaramayan pespayelerle uğraşır duruma gelmiş.
devletin başına yüzde 47 ile oturttuğumuz çok sevgili, saygılı rte hazretlerinin oğulları, bakanlarının oğulları katrilyonluk olurken, bizim gibi mal gençliğin uğraştığı şeyler, off ya kanki o kız kime veriyordur aca! dan öte geçmemesinin yanında, altımızdan kayan toprak parçalarından bile bi haberiz.
gururmuzu yitirmemize neden olan, din afyonu'nu ne güzel de kullanıyorlar oysa.
ülkücü, kominis gençleriz biz. birbirimizi kıyalım değil mi?
ne de olsa, biz namaz kılmayı bilmeyiz, öbürküler de faşisttir. hassiktirin, ülke gidyor ülke..
ne zaman başımızı kaldırıp bakıyor olacağız bu gerçeğe çok merak ediyorum. işallah o zaman maviden siyaha dönmüş, bir gökyüzü karşılamaz bizi.
annelerimiz öldürülmüş, babalarımız öldürülmüş olmaz.
bir şeyler hatırlatmıştır umarım.
bilindiği üzre, msn iletisine belirli bir karakter izni verilmiş ve onu geçtikten sonra, yazamıyoruz. sözlükte ki başlık açmada yaşanan problemde görüleceği üzere. hatta bu başlığı açarken bile başıma gelen olay. başlığın aslı;
kişisel iletide ki karakter iznini, kişilere koysalar. olacaktı. o zaman belki daha az ama daha öz insanlarla muhatap olurduk. karaktersizleri eler, süper insanları karımıza getirirdi, ha o zaman da kimseyle msn üzerinden konuşamama gibi bi şansımız olurdu, belki de şa<nssızlığımız ama olsun. karaktersiz insanlarla konuşmazdık en azından.
bu ülkenin en büyük yarası olan fetoşun, ölür ölmez dansözlü ve alkollü parti düzenleyecek sözlüğüm yazarlarıdır.
tüm içkiler tarafımdan karşılanacaktır.
Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatialilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.
islam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, islam'in asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.
Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? insanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.
Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naciz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.
Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.
Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine musamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslumanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.
Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. ikinci serinin zamanı için Hz. isa'nin doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.
Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. inançli genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Ögrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti ibrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek sumullu bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.
Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.
1966 nın eylül ayında basına sızan mit raporunda hocasının adının geçmesinden sonra, alprslan türkeş in hocasını sahiplenmesidir.
eee vaazlıktan trilyonlarca parayı nasıl kaldıracaktı bu adam.
küreselleşirken hayatın binbir türlü halleri, insanları sürükler durur belki de hiç gitmek istemeyip. gittiğği yerde de olağanca mücadele göstermek istercesine varış yerinin zorlu koşullarına.
hayata 10 parmağıyla tutunmuş, yalakalık yapmadan, sıçmadan sıvamadan, gözlerini kimseden kaçırmayan insandır hayata madalya gibi yakışan insan.
bazen babasının gururyla bunu yaşar. bazen gurur duyması gereken sadece kendisidir.
hayatta madalyasını babasından alan bir çok insan vardır, ve bununla gurur duyarlar.
düşünsenize recep tayyip erdoğanın oğlusunuz...
son günlerde, ülkenin toprağını da israile vermeye kalkışan, ahlak yoksunu insanlar hakkında, iyi olmayan düşüncelere kapılmaya başladım. ve araştırıp baktıktan sonra bunun faşizanlık belirtisi olduğunun farkına vardım.
zira ben hiç bu kadar bi insanın, soyunun katledilmesine inanmamıştım.
(bkz: kahrolsun rte)
Kayıp trilyon davasında Abdullah Gül hakkındaki evrak tertip edilerek milletvekili seçildiği için işleme konulmuyordu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdullah Gül hakkında gönderilen bu dosya ile ilgili takipsizlik kararı verdi. Burada 'Cumhurbaşkanı Gül hakkında yasal imkansızlık nedeniyle kanıt ve unsurlar tartışılmaksızın soruşturma yapılamayacağına, bu nedenle soruşturmaya yer olmadığına' karar verdi.
Bu karara itiraz edildi ve kesin kararı Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Buna göre 'Abdullah Gül yargılanmalı' denildi. Kararda Gül'den 'şüpheli' olarak bahsedildi.
Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz tarafından kaleme alınan kararda şöyle denildi: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarında herkesin yargılanmasının kural olduğu, dokunulmazlığın ise bir istisna olup bu kişiler yasalarda tek tek belirlenmiş ve bunların dışında hiç kimseye yargılanmama zırhı tanınmamıştır.
kim biliyor ki;
bilmiyorum kaçıncı şehit, daha kaçıncı olacak. ama insan başına gelmeden anlayamıyormuş demek ki.
çok küçük kasabalardan çık git, sana askerde binlerce yeminler ettirsinler ve şehit düş.
insan gerçekten inanamıyor veya inanmak istemiyor.
annesi hala sarı saçlı yavrum diye ağlıyor, bir anne oğlunu kaybetmiş. hem de esmer oğlunu. antalya nın sıcağında yanmış esmer oğlunu.
ve onu sonsuzluğa sarı oğlum diye uğurluyor.
anne işte ne yaparsan yap ne gelirse gelsin başına. seni hep ilk gün ki gibi hatırlıyor.
böyle düzenin allah belasını versin.
çanakkale de düzenlemek isteyip başarılı olamayacağım zirve.
lan onu bunu bırakta tek başıma zirveye katılıp, milletle geyik yapcam ilginç olacak.
neler yaptım neler. bak bak anlatıyorum.
sabah 09:00 da sınava girdim, her şey çok güzel. hemen çıktım ve çanakkale iskeleye koştum. elimde uludağ sözlük yazılı bir döviz.
ne yaptın malmısın derseniz evet malım. ne var.
feribotun kalkmasına 20 dakika falan var. bekledim gelen yok 3 tane simit aldım. bindim feribota, martılara simit attım. manyak gibi feribotun peşinden geldiler. cıyak cıyak bi garip oldu hayvanlar.
çanakkale de yaşayıp ta gelmeyen varsa çok şey kaçırdı. oğlum feribot ta çin liler vardı lan *
küçük bi kız çocuğu vardı. zaten çanakkale de genetik gözler yemyeşil. lan bi görmelisiniz, onu sevdim. böle garip sesler çıkardım.
annesi baktı, deli misin der gibi.
neyse fazla uzatmayalım geçtim eceabat'a oturdum güzelce cafelerden birine abi bana bi tane bira verirmisin dedim. ha dur dur adamla konuşmamı bire bir aktarayım.
- abi bi tane bira verirmisin. ( saat 10:30 )
+ efendim kardeşim.
- bira abi bira bir tane bira.
+ tamam niye yalvarıyon, vereyim.
- abi tamam abi.
neyse geldi bira başladım içmeye, bir yandan da gelip giden otobüsleri izliyorum. bi geyik yapacak adam çıkmadı anasını satayım.
07 plaka arabalar geçti, bayağı bi çok. el salladım. en son birisi durdu, yanıma geldi. abicim demre li misin diye sordu. lan dedim nerden tanıdın.
ee dedi sabah bira açıp 07 plakalara deli gibi sırıtıp, el sallayacak bi kul u allah hiç bi yerde yaratmamıştır diye düşünüyorum dedi.
eyvalah dedim. geldi oturdu mal gibi.
garsona 2 bira söyledi bana da istedi, lan dedim susarsam bugün burdan bayağı bişey çıkar sana.
gel bira git bira. 5-6 tane bira içtim.
ya kardeşim dedi bir de 70 lik rakı söyleyelim baktım şöyle, dedim boşver 35 lik yeter.
rakımız da geldi. onu da içtik, çanakkaleye geldim ve bunu yazmalıyım diye düşündüm.
alkollü değilim. çaylak yapmayın.
pişirdiğin tüm yemeklerin tuzlu tarafları yakıyor içimi bugün...
sıcak iklimlerden bin kilometre ötelere yolladığın oğlun işte tam da bugün bitti.
bu hafta anneler günüymüş biliyordum, çok korkuyorum ama ben seninle öyle ağlayarak konuşamam.
gez, toz, eğlen diye yolladığın tüm parayı şerefsizim alkole yatırdım. pişman da değilim ama. ben onsuz yapamıyorum.
hayatım da ilk defa anlattığım hikayem oldu sana, çok seviyorum dedim en az senin kadar. özür dilerim...
köpek gibi pişmanım, şenliklere kurduğum çadırdan giren güneş inan karşıdan gelen küçük annemin, hayatımın, biriyle kol kola gezmesi utanç göstergesi değil di belki.
ama köpek gibi pişmanım anne, senin sevgine denk gördüğüm için.
saklambaçın, onlarca çeşidini oynamış. icat etmiş bir türk genci olarak şunu söyleyebilirim ki. hiç bir göz kapama süresinde burda düşünülenler akıla gelmez. getirilemez.
saklambaç oyunun da binlerce arkadaşın, kardeşin, akraban binlerce yaşında kelebek oluverirler.
kanatları hiç bir ot, yaprak dalın da titremez, senin onu bulup ebeleyeceğini bildiğin de bastığı bir kuru dalın verdiği tedirginlik kadar.
saklambaç oynarken en çok ağaçların insanları nasıl koruyup kollayabileceğini düşünür insan. bin yıllık çınar yoktur belki etrafında ama kendinden şişmanca olan arkadaşlarının arkasına saklanıp beni burda sittin sene göremez deyip inadına bi kahkaha atılır.
hiç bir çamur izi dizinin o topraktan kalkıp, görünmeni sağlayacak kadar havada olmanı sağlayamaz.
etrafında gezen sineklerin kanat vızıltılarını dinlemek isterken tam da. ne kadar sesiz kaldığını farkedersin.
anneni düşünürsün babanı düşünürsün. hiç senin olamayacak o akülü arabayı düşünürsün.
sarı kırmızı bir topun üstüne oturup 1,2,3...59, 60. önüm arkam sağım solum saklanmayan ebedir sobe., dediğin an hiç senin olmayan gökyüzünü görürsün.
ve saklanan arkadaşlarını aramaya koyulursun, kapalı gözlerinin ardın da saklanan yaşları bir bir içine akıtarak.
Mustafa Kemal Atatürk,bugün bu saatte yaşıyor olsaydı, muhtemelen: "AKDENiZ'DEKi ORDULAR!!iLK HEDEFiNiZ, ANADOLUDUR! iLERi!!!"emrini verirdi...
Ülkenin deniz kenarındaki hemen hemen bütün şehirleri AKP'nin elinden geri alındı dünkü seçimde...
Ege, Akdeniz tamamen...
Karadeniz'in ve Marmara'nın da çoğu...
Büyük kısmı CHP de toplanarak...
Batı Anadolu . (izmir mesela) kilitlenmiş durumda...Ezici bir üstünlükle.
Güneydoğu,
Kürtler,...
Çok haklı olarak DTP de karar kıldılar..
Onlarınki de ezici üstünlük...
Orta ve Doğu Anadolu ve tabiki Ankara ve istanbul'un milyonlarca nüfuslu varoşları ,
iktidar partisi AKP de...
Bu da %39 demekmiş tam olarak...
Ak Parti'yi zor bir 3 yil bekliyor..
Ama unutmayın: Tayyip Erdoğan usta bir liderdir..
En azından bu elindeki %39 u asla kaybetmiyecektir,
ve siz gelip %39 dan fazlasını almadığınız sürece de
biz burada boşuna dil döküyor olacağızdır...
Ülkenin batısı Yunanistan
doğusu Afganistan gibi...
insanları da öyle...
Atatürk:"Ben halkı niye dinleyeyim? Halk beni dinlesin!" diyen, cesur tip bir liderdi...
Bu ama,"tarihe not düşen" büyük liderlerin uslubudur..
Kendisinden sonra
öyle bir lider gelmedi...
Büyük bir bağlama üstadı olan Arif Sağ'ın:
"Ben sazımı ne dinleyeyim? Sazım beni dinlesin!"
demesi gibi...
Aynı şekilde,Arif Sağ'dan daha iyi bağlama çalan henüz yok...
Ludwig van Beethoven ,sağırlığında bile bütün insanlığa kendini dinletmekte...
Niye???
Deniz bey,
" Toplanalım psikolojisi"nde size destek vermekteyiz...
"Bölünmeyelim,ufalmayalım,ezilmeyelim, mahvolmayalım" psikolojisi...
Ne sizin parti başkanlığınız,
ne Kemal Kılıçdaroğlu'nun istanbul liderliği ,
umurumuzda değildi ...
Derdimiz endişelerimizdi...
Ve onlar hala varlar...
Kılıçdaroğlu'nun dürüstlüğü...
Düşünün ki bir Sezen Aksu var,
sürekli Tarkan ve Ajda Pekkan'ı eleştiriyor,
"Kirli söylüyorlar" diyor(yolsuzluk yapıyorlar der gibi misali örnek),
"dürüst değiller" diyor (playback yapar onlar der gibi keza) vesaire...
Ama eninde sonunda halk da Sezen Aksu'ya soracaktır:
"Peki ya sen ne yaptın?" diye...
Biz de sadece beklemedeydik,
Kılıçdaroğlu kazansaydı neler yapacaktı diye...
Yöntemi ama: "Müthiş bir şey" değildi! Hem de hiç değildi...
Zaten kazanamadı da...
Yazık oldu, görmek isterdik,
"gelse ne yapardı?"yı...
Sayın Baykal,
Eskişehir,Ordu ve istanbul-Şişli'nin laik oy olmasına ,
ama seçim haritasındaki renginin farklı olmasına
üzülmediniz mi siz??
Artık ne zaman Türkiye'nin sol-laik oy bölünmesinden kurtulacağız??
Ne zaman??
1980'ler ve 90'lar da kaç kere fırsat tepildi bu sebepten???...
Sırf bu bile "huzursuzluk"...
hepimizde...
Ben Eskişehirli olsam mesela :
şehrimde mucizeler yaratmiş bir Büyükerşen'den asla vazgeçmem.
Ama Türkiye genelinde DSP'nin %2 oy alacağını da bilerek...
Hazin bu... Sorumlusu sizsiniz...
Anadolu şehirlerinde ise endişeler iyice artmakta,
Elazığ??
Sivas?? (Aşik Veysel'in Sivas'ı...
uzun ince bir çıkmaz sokaktayım!!
benim sadık yarim %2 CHP!!)
laiklik tamamen unutulmuş durumda...
Neden???
AKP'nin yoğun olduğu yerler özellikle...
Kadınlarımız etekle dolaşamıyor,
marketlerde bira bile satılmıyor,
bilim ve sanat zaten yok...
tarikatlar çoktan almış başını gitmiş,
dinci siyaset başa geçmiş...
Neden???
Neden karşı siyaset üretilmemiş???
Neden sahaya çıkılıp bu mücadele verilmemiş??
Neden??
Var mı iktisadi açılımlarınız??
bu şehirlerin insanlarına hitap etmek konusunda?
Eğer yoksa, CHP'nin başına ,sizin yerinize, "iktisadi ve gercekçi fikirleri-projeleri olan" birisini istiyoruz.
Açık ve net...
Çünkü ülkemizin de, hayatlarımızında, en kritik , en belirleyici yıllarndayız...
Varsa fikirler,
ne ala ,
uygulamaya geçilmesini hemen isteriz...
Deniz bey,
Mevzubahis konusu olan şey yaklaşik 2o-3o milyon insanın endişeleridir..
Ve bu endişeler gerçekten ciddi boyuttadır...
Bu şaka bir rakam değildir...
3o milyon :
3 kere Macaristan,
5 kere isviçre
16 kere Estonya eder...
Bu muhim bir güçtür...
Ve bizler ,atılım görmek istiyoruz...
Otekileşmekten kurtulmak,
Ergenekon vs gibi paranoyalardan
ve şeriat gibi travmalardan çıkmak ,
normal bir ülkede mutlu bir şekilde yaşamak istiyoruz...
Türkiye'nin öteki yüzü de aynı şeyleri istiyor elbet...
Var mı ikisini toparlayacak gerçekçi bir iktisadi fikir???
Piyano ile "Ney" fevkalade güzel beraber müzik yapabilir Deniz bey...
Yeter ki beste iyi olsun...
Ve buradaki iyiden kasıt ,
iki enstrumanı da cok iyi tanımaktan geçer...
Piyano ile Ney beraber müzik yaparken,
nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilmekten geçer...
Ortaya bir ilk çıkabilir
ve bu muhteşem olabilir...
Varoşlar ???
Ordaki insanlar için ne yapacaksınız???
Su anda tamamen toplanmiş olan laik birlikten alacağınız destek ile büyük şehirlerimizin( adini bile duymamış olduğumuz semtlerinde yasayan ) yeni sahiplerine
neler sunmak istiyorsunuz?
Var mı "eğitim projeleri"niz??
işsizliğe çözüm??
Kültür sanat projeleri??
Bunlara destek olacak "sivil toplum örgütleri"...
ya da "sponsorlar" ???
O insanlara AKP'den daha fazla şey sunacak mısınız ???
bu 3 yıl içinde???
Güneydoğu'da oyunuz sıfır!
Sıfır aslında iyi bir başlangıç noktasıdır...
Tabi fikirler varsa...
Kürtlere nasıl yardımcı olacaksınız?
Kürt sorununa nasıl çözümler getireceksiniz???
Deniz bey,
Bu mektubumu okuyan insanlar muhtemelen
mektubun altına kendi sorularını da ekleyeceklerdir...
Ve size sorulacak cok soru var..
Ama bir sey gerçek:
Yapmak zorundasınız...
Yapamıyorsanız da yerinizi
en saygın bir şekilde
bu işlerin üstesinden gelebilecegine inanan
genç bir yeteneğe bırakın...
Bizler uzun zamandır "inanç" görmedik..
Cok uzun zamandır...
Seçim mitingleri sırasında,Tayyip Erdoğan'ın dil sürçmeleri sonucu çıkmış yanlış cümleleri üzerinde (kronometre ile tutmak zorunda kalmıştım) tam 52 dakika konuştunuz..
Sürekli bir "eşek" tartışması...
Katır... At... inek...
Her mitingde...
Kendimi haftalarca 3 yaş zekasının içinde buldum
ve cok sinirlendim bu duruma...
Size oy veren %24 bu zekanın çok üstünde.
Bunları bilin isterim..
Bu yazımın altına muhtemelen yüzlerce kişi kendi eleştirilerini de yazacaktır...
Hepsini okuyun...
Size verilen %24 oy asla "size" değildi...
Toplandik biz...
Endişelerimizden ötürü...
(Bu betimlememin kısmen haksız olduğunu biliyorum, burada belediye seçimleri söz konusu olan...Çok başarılı cok değerli belediye başkanlarınız da kazananlar arasındadır... Haksızlık yapmak istemezdim..Ama Antalya örneği , bu seçimin genel itibariyle mahalli değil siyasi oldugunun en güzel örneğidir.Senden benden daha laik ve şehrine cok güzel hizmetler hediye etmiş bir başkan idi Menderes Türel... ta ki , AK Parti'ye Antalyalıların şu ortamda daha fazla oy veremeyeceği asıl gerçek olandır...)
Her zaman dostlukla...
saygıyla içtenlikle
bir bakarsın, cayır cayır yanar evler. sokaklar kan gölü, tırnakları sökülerek vahşice öldürülmüş insanlar.
diğer bir yanda da allah tarafından. hayatına son verilen bir siyasetçi.
tamam çok büyük efendi olabilir, ölmüş bir insanın arkasından konuşmakta abes olur.
ama diğer katledilen halklara aynı saygı neden duyulmadı.
alevi avukatı değilim. insanım.