soför koltuğuna yerleşilir, koltuk öne arkaya ittirilmek suretiyle ayarlanır, aynalara dokunulur, kemer sevgiyle kalbimizin üstünden geçirilir, heey ne kadar da kolay, sonra anahtar kontaga gider, heyecanla çevilir,
'debriyaja bas bire tak'
der yanımızdaki milyonuncu ses, sonra aynı terane;
'yavas yavas debriyajdan kaldır ayagını gaza bas aynı anda'
.. yapılır, ama işte biyerde terslik vardır, bu ikisini aynı anda yapmak neredeyse imkansızdır! arkada oturup piskin piskin gülen yüzlerin inadına bir daha bir daha denenir, ehliyet alıren bu kadar zorlanılmaz sanki
işte otomobilimiz hareket ettii, geriye kaldı işin en kolay kısmı
direksiyona hakim ol, yoldan çıkma, çok sağa gitme, sola da yaklaşma, yol boşsa ortala, hangi sinyal yukarı hangisi aşagı hatırla, bu sırada sileceklerden uzak dur, vitesi doğru yer ve zamanda değistir, ama değiştirirken debriyaja basmayı unutma, ha bir de olur da gazdan ayağını çekersen yine debriyaja basmayı unutma, karşı yönden gelen araçlara dikkat et, sağdan soldan çıkabilecek yayalara da dikkat et, bu arada 3 aynayı da kullan , yoldaki çukur vs türkiye sorunlarını gözardı etme,sonra yanındakine cevap ver, müziği/radyoyu değiştir, sinyal ver, frene bas, gazdan kes, işiklarda dur, yaya geçidinde dur, kavşakta dur, durunca vites debriyaj gaz üçlüsünü kalkış için yeniden bir araya getir, ama bu arada stop ettirme, biraz hızlı ol küfür yeme, bayansan hiç bişey yapma nasılsa yiceksin,
ve hayatının geri kalan bölümünde 'araba sürmek çok kolay ya işte bu' diyen herkesin ve karayolarında emeği geçen tüm otobüs taksi tır vs sürücüleri ulu insanların önünde saygıyla eğil.
klonlama merkezindeki yakisikli kotu adam, zamanin efsanesi ghost- hayalet filmindeki kotu adam carl' in ta kendisi, ne gunlerdi hey gidi carl seneler doldurmus gamzelerini.
icinden cikilmasi oldukca zor sendrom, bombok bi durum. bir de cok salak ve alakasiz bir sarki olur genelde. mesela benim su an spongebob jeneriginin baslangcindaki korsan adamin soyledigi ilk satir beynimde donup duruyor:
are you ready kids?
orrayt captain!! (burayi anlamiyorum ne dediklerini olrayt gibi geldi)
i cant hear yuu
allright captain.
bu bir tespittir. yaklaşık 10 sene önce kendi kendime buldum bu tespiti. genelleme yaparsak dünyada ve türkiyede pek çok örnekleri olduğunu görebiliriz. büyük ağzın güçlü sesle ne gibi bi bağlantısı var onu bilemem, ayrıyeten bunu açıklamak üzere bilgili müzik insanları da davet edilmektedir. ama tabii istisnalar da mevcuttur. mesela;
sunuculuğunu muhteşem sülüman ile az sonra heyecandan ölecek olan cansu derenin yaptığı, adaylar arasında eyvah eyvah, yahşi batı ve av mevsimi filmlerinin de olduğu, an itibarıyle başlamış bulunan ödül töreni.
edüt: gecenin en şıkı melis birkan ve sinem kobalı seçtim şimdiden.
arefin üç harflileri var başlığından kaynaklanan bir çeşit yaran yanlış okuma benimkisi. öf gene mi dedim ama düşününce mantıksız da gelmedi, suyunu çıkardık, bokunu çıkardık geriye ne kaldı acaba?
zeytinyağlı yaprak sarması vs biber dolması diye başlık atacaktım, ama türk yemeğine türkçe başlık olmalı.
yıllar var yaprak sarması yemem, annem teyzem filan yaparlar, özel günlerin masayı süsleyen kayık tabak şaheserlerinden en nadide olanıdır. masanın önünden gelip geçerken atıştırmalık bile ağzıma atmam. sevmeyenini de pek görmedim. ama benim zevkim işte, biraz cins bi insaN olmamdan ötürü yamuk yumuk biber dolmasına kayar gönlüm. etli olanı da pek makbul ama şöyle 1 gün önceden yapılmış, dolaptan yeni çıkmış buzz gibi zeytinyağlı üstüne bol limon sıkılmış yanyana dizilmiş 2 biber dolmasını hiçbişeye değişmem arkadaş. yazın en özlediğim yanlarından biri de bu. bütün komşu teyzeler biber dolması yapsın euhueu :p
çocuklarda, ön kol veya bileklerde meydana gelen kırılmalardır.
çocukların kemikleri yetişkinlere göre çok daha esnektir.
kemik zarları kalındır.
kırılmalarda kaynama, bir yetişkine göre çok daha hızlıdır.
çocuk kemiğindeki bu farklılıklar sebebiyle çocuklara has bazı kırıklar vardır.
Kemik zarının sağlam kaldığı ve çocukların çok az ağrı duyduğu kırıklara yeşil ağaç kırığı ve torus kırıkları örnektir.
son derece istikrarlı, akıllı çişe sahip olan insandır. o çiş ki, hiç şaşmaz, hep dakiktir, hep oradadır.
insanın eve gelirken asansöre bindiği anda tuvaletinin gelmesi, wcye saniye saniye yaklaşıldığının bir sinyalidir, bir psikolojik tepkidir.
mesela dışarı çıkarken aynı durumla karşılaşır mıyız? tabii ki hayır. şöyle bir durum da var tabii, bu insan tipi sadece benden ibaret de olabilir.
Karlı ortamda UV yansır.
Yani kara çarpan güneş ışığının etkisi güçlenir.
Normal ortamda gösterdiği etkinin 4 - 5 kat daha fazla etki gösterir.
Özellikle deniz seviyesinden yüksek mekanlarda daha fazla yansıma yapar.
Her 300 metrelik yükseklik artışında ışınların yanık oluşturma etkisi 4 kat artar.
Tüm bu nedenlerden dolayı kar yanığı yazın görülen güneş yanıkları kadar şiddetli olur.
Soğuk havada cildin kuruması da yanığın şiddetli görülmesine ekstra katkıda bulunur. Peki görüntüsel olarak neler görülür?
Ciltte başlangıçta kızarıklık, yanma, kaşıntı, gerginlik, ateş basması, pullanma, daha sonrada bazen gerileyen, bazen gerilemeyen lekeler gelişir.
kaynak: google, haberpan
ek: kayaktan gelen insanın arap atına dönmüş halini görmeden önce inanmazdım.
EFSANEVi MÜZiK GRUBU THE BEATLES'IN KURUCUSU VE SOLiSTinin, 8 ARALIK 1980 tarihinde, HASTA BiR HAYRANI TARAFINDAN BiR OTEL ÇIKIŞINDA ateş edilerek -yanılmıyorsam newyork'ta- öldürülmesinin üzerinden bugün itibarıyle 31 yıl geçmiştir.
bu sevgi dolu efsane adamla ben, ortak bişeylerde buluşmaya devam ediyoruz, bugün de, dün de, HATTA (bkz: YESTERDAY), yARIN DA.
sandra bullock ve ben affleckin başrollerini oynadığı vasat bir aşk filmi, kötü mü? hayır! iyi mi? eeh, en azından gerçekçi bir film, ben izlerken güzel vakit geçirdim.
insanlar ikiye ayrılır: harry potter okuyanlar, ve harry potterın sadece filmlerini seyredip, okuyanlarla dalga geçen diğerleri..
zira kitapları ve filmleri arasında dağlar kadar fark vardır.
ciddi anlamda hem de, bir kitapta anlatılan 20 olaydan sadece 4 ü filme alınmıştır diyem ben o derece yani.
her neyse,, bütün dünyanın * daha kitap çıkmadan sıraya girip izdihamlara yol açtığı bu eser, 7 seriden oluşmaktadır. son kitabın filmi de çekilmiştir ve sanırım ekim-kasım gibi vizyona girecektir.
bir kısım arkadaş, naçizane, isimlerini en altlarda silik yazmışlar, alçakgönüllü olmalarından mütevellih, -isimlerini burada vermiyorum linkde zaten mevcut- harry potter ve ölüm yadigarları - harry potter and deathly hallows filminin galasının türkiyede yapılması için bir imza kampanyası başlatmışlar.
ellerine sağlık diyoruz.
bir harry potter fanatiği olmama rağmen, ne yalan ben de kendilerinden cengiz semercioğlu* sayesinde haberdar oldum.
evet daha fazla reklama ihtiyaçları var.
ve evet işleri zor ben de katılıyorum.
an itibarıyle 3000 e yakın imza toplamışlar.
ülkemizin tanıtılmasına destek olmak adına, bu arkadaşlarımıza destek olmanın faydalı olabileceğini düşündüm. facebooka girip adresi dağıtsam dedim, lakin okuryazar oranı, kültür düzeyi ve niceliği açısından daha üstün olan sözlüğümü yeğledim. inşallah dilekleri gerçekleşir, finalin galası burda olur, ya da en azından 1-2 oyuncu gelir.
eh girin bakın bi artık bu kadar lafa.
genelde inek-kuzu vs yemeye gidenler açgözlülüklerini bastırsın diye restoranlarda yemek öncesi salata, acılı ezme vırt zırt yanında getirilen mini mini * sıcak sıcak şişmiş sevimli içi hava dolu pide.
saçma bir başlık olmuş olabilir, sözlükçülerin gördüğü enteresan rüyalar başlığına yazacağıdım lakin rüyam sözlükle ilgili. ben de bu başlığı uygun buldum.
rüyamda ebru cündübeyoğlu hanımkız ile bay kenan imirzalioğlu meğer kardeşmiş. ikisini de bilinçaltımda nasıl kardeş kardeş, iyi iyi buluşturduğumu bilemiyorum.
neyse, sonra sözlükte bi başlık açıyorum; ebru cündübeyoğlu vs kenan imirzalioğlu
sonra farklarını, benzer yönlerini anlatmaya niyetleniyorum. sonra bi bakıyorum entryimin altına siz diğer uuserlar kötü kötü şeyler yazıyor. misal hem entryde hem başlıkta zçtım, misal ne alaka gibi. sonra özel mesajlar geliyor arkadaşım naaptın sen bu nasıl başlık diyenler, eksileyenler..
birden heyecanlanıyorum, üzülüyorum,
sonra herkese diyorum ki bunlar kardeş yapmayın bilmiyor musunuz, sadece iki kardeşi hani kıyas olsun istedim karşılaştırmak için yaptım kızmayın ondan böyle başlık açtıydım felan diyorum ama kimse bana acımıyor.
sonra başka bi rüyaya yelken açıyorum.
tarih: 20-22 ekim 1919,
sivas kongresinde kurulan temsil heyeti * ve de istanbul hükümeti * görüşüyor
işte bu görüşmenin en önemli sonucu 'son osmanlı mebusan meclisi'nin toplanması olur.
(amaç mustafa kemalin milli egemenlik politikasını ist hükümetine kabul ettirmek, itilaf devletlerinin oyuncağı olmamak.)
-----------------------------------------
yaklaşık 3 ay sonra son osmanlı mebusan meclisi toplanır:
bu toplanma istanbulda gerçekleşir.
tarih: 12 ocak 1920
mustafa kemal, hakkındaki tutuklama kararı nedeniyle istanbula gidemez toplantıya katılamaz,
lakin gidenlerden bazı şeyler ister:
-mebusan meclisine beni başkan seçin,(amaç, dağılırsa ankarada yeniden meclis kurma)
-bir adet 'müdafai hukuk grubu' kurun
-bir adet misak ı milli ilan edin
alınan kararlar:
1. milletvekilleri görüş değiştirir, m.kemali başkan seçmez.
2. müdafai hukuk grubu kurmaz, onun yerine felahı vatan grubu kurarlar.
(amaç merkezi ist taşımak)
3. kurulan felahı vatan grubu, misakı milliyi kabul eder. (amaç, milli mücadeleyi ist hükümetine mal etmek, m.kemali ekarte etmek)
not: tabii ki uzman tarih insanları davet edilmektedir.
ve neden bu başlık bugüne kadar açılmamıştır?
öğrenmek için girdim ama bulamadım.
aloo tarihçiler hadi doğrusunu anlatın yanlışım varsa düzeltin demek geliyor içimden ama foruma dönüşmesin nadide entrim silinmesin diye susuyorum.