saç gibi en güzelinin bile hiçbir tahrik edici özelliği olmayan, en ağır sayko abazanın bile üff demeyeceği bir kıl topluluğunun görünmesini yasaklayıp; ayaklar gibi tahrik ediciliği daha yüksek, hele de güzelinden normal bir erkeğin hoşlanmamasının mümkün olmadığı uzuvları kapatma gerekliliği görmemesidir. alakalı olarak:
(bkz: türbanlı kızların ayaklarının genelde güzel olması)
En az türkiye'de milliyetçi geçinip avrupa'da sol partileri destekleyen gurbetçinin ikiyüzlülüğü kadar iğrençtir. gurbetçi adam yaşadığı ülkede solu destekler. Çünkü türk orada işçidir, yabancıdır, alman/avusturyalı/fransız değildir. ona orada ancak solcular insan muamelesi yapar.
israil de aynı senin gibi işte sağcı kardeşim, sağcı her yerde aynı. sağcı gazze'de çoluk çocuk bombalar, bahçelievler'de savunmasız üniversite öğrencisi gırtlaklar, berlin'de türk apartmanını kundaklar. filistinli çocuğa kurşun sıktıranlar sandığın gibi senin 180 derece zıttın değil, 360 derece tıpkındır. Onun rengi lacivert sadece.
sağ türk/yahudi/alman/ingiliz değilsen benden alçaksın der. Sol insansan bendensin der.
işte bu yüzden solcu madımak'ta yanar, gider filistin'de savaşarak ölür, yahudi olduğu halde hapishanelerde çürür...
Erkek olduğuna şükrettirir adamı.
Kadınlar uyduruk uyduruk renkler bilirler baba. Yok yavruağzı, yok vişne çürüğü, yok şampanya köpüğü, yok lila, yok kedi boku yok fare amcığı... Bunlar ne lan?
Halbuse erkekler için öyle mi? Bizim için kırmızı kırmızıdır, mor mordur, mavi mavidir. Gökkuşağı+siyah+beyaz.
Mis...
Alternatif bir kurban bayramı aktivitesi. Semavi dinleri seçen toplulukların eski inançlarını da kolay kolay bırakamadığı bilimsel bir gerçek sonuçta...
türkiye'de yaşamanın bir getirisi olarak, bilinçaltına işlemiş milliyetçiliğin bir sonucu.
Ben en az bir tane türkiye cumhuriyeti vatandaşı futbolcu bulundururum kadroda mesela.
Çoğunlukla bu isim sabri sarıoğlu olur.
Hem sağ bek benim oyun sistemimde (peh peh) pek önemli bir mevki olmadığından, hem de sabri'nin yetenekleri iyi gelişiyor.
Biraz hatta bayağı sabır gösterilirse batuhan karadeniz de yeni bir adriano olabiliyor...
Sene 2007.
Bursaspor alt yapısında oynuyordum. Gayet yeteneksiz olmama rağmen top kıçıma başıma çarpıp gol oluyor; adım önce büyük takımlarla, ardından da avrupa kulüpleriyle anılmaya başlıyordu.
Bir gün o geldi antrenmana. Osman çevik. stoke city takımının scout heyetindenmiş. Transfer teklif etti, kabul ettim ben de.
Hemen oracıkta sözleşme imzaladık. imzası da çok karizmatikti, çok etkilenmiştim:
"oç"
ingiltere'nin stoke şehrinde günler güzel geçiyordu. Paf takımda 14 maçta 9 gol gibi bir istatistik yakalamıştım. Bu gollerden üçünü popomla, beşini diz ve sırtımla, birini de çükümle atmıştım ama olsun.
Bir gün osman abi beni tesislerden aldı. "bizimkilerin yanına gidiyoruz" dedi...
Götürdüğü yer tam da tahmin ettiğim gibi bir ışık evi idi. Aman allah'ım, ingiltere'de bile aynıydı. kolormatik gözlüklü ve oduncu gömlekli şakirtler today s zaman üzerinde maklube yiyorlardı. Evin abisi nijeryalı ibrahima okobo mokoko idi. Enteresan bir sevgi besliyorlardı ona karşı, nedenini hiç anlamamıştım.
sırf kariyerim için katlandım.
Yıllık ücretimin yarısını verdim onlara, today s zaman alıp dağıtsınlar sağa sola diye.
evet, kariyerim pahasına da olsa buradan kurtulmalıydım. Bu kararı vermemde, ibrahima okobo mokoko'nun "sen de bizdensin nasılsa. Ara sıra kalmaya da gel canım" sözleri de çok etki etti tabii ki.
Ve bir gün oç'ye artık bıktığımı, o eve gelmeyeceğimi söyledim.
"seni okobo'ya veririm lan. Paşa paşa geleceksin" dedi. "Gelmiyorum" dedim. Kesin tavrımı görünce yumuşadı, "ama yakından tanısan çok seversin okobo'yu" dedi.
Cevabım kesin ve netti.
Oç de gidip başkana onun anasına küfrettiğimi söylemiş, kovuldum takımdan.
Şu anda adını vermek istemediğim bir 3. Lig takımında top topluyorum.
"yabancı filmlerde görülen dünya haritalarında gözlerin istemsizce türkiye yi araması" gibi ütopik bir başlığın; reel şartlara uyarak 50 karakter sınırına tıkıştırılmış ve 'türkiye yi' yazımından feragat edilmiş hali.
şahsımdan başka müptelası olup olmadığını merak ettiğim eylem.
Evet arkadaş. Mesela filmde bir iş adamının ofisinde geçen bir sahne vardır. Koltuğun arkasında da bir dünya haritası. Gözler hemen arar bizim memleketi.
Ya da bir sınıf sahnesi vardır. Öğretmen yerküre maketini eline alıp çevirmeye başlar. işte o an bütün dikkat o dönen yerküre maketine odaklanır. Hayır sanki biz bu gezegenden değiliz anasını satayım.
ergenekon'un, fanatik fenerbahçeli olan başbakan(ımız)ın moralini bozmak adına, ispanya derin devleti ile el ele vererekten daniel gonzalez guiza'yı fenerbahçe'ye getirdiği iddiasıdır.
kişisel bakım ve temizlik sektörünün önde gelen kulak çubuğu markası.
Özel olarak seçilmiş pamuklarıyla kulaklar bayram eder.
Ayrıca makyaj silme, yara temizleme gibi farklı kullanım alanları da var.
ağlama duvarı denilen o milli ve manevi değeri büyük yapının önünde, çok isteyip de ağlayamayan yahudidir. Gözlerini yaşartmak için parmağını gözüne sokar, 5 dakika açık tutar kırmadan ama nafile. ağlayamamaktadır işte.
O an yahudiliğinden şüphe etmesi işten bile değildir.
avrupa'nın bazı yerlerinde siyahlara yönelik nefret varken, top onlara geldiğinde maymun sesi falan çıkartılırken taraftarlarca, bizde tersine işleyen durum.
Ama bizde de siyahi futbolcuya karşı olumlu bir ön yargı yok değil.
Mesela adam koyu renk bir tene sahipse "çok güçlü fiziği vardır bu herifin hee. uzaktan falan sağlam vurur" diye bir yargı oluşur.
Biraz açık renkli ise de kafadan hızlı ve tekniktir.
Tabii bunun tam tersi örnekleri de var ama, genel olarak böyledir.
Bu durum da bana nedense, türk kürt çatışmasının aslında pek bir koftiden olduğunu çağrıştırır.
henüz sigaraya yeni başlamış sayılabilecek bünyeyi sigaradan soğutabilecek olay. hatta sigara ile vicdanı arasında bırakabiliyor, evet. bırakıyorum hacı. ama nedense içki için ''arada güzel ortam olur, içersin arkadaşlarınla'' dedi. fakat sigara konusunda talimat kesin, bırakıyoruz.
ulan başbakan çıksa karşıma, o meşhur sigara bıraktırma ritüellerinden birini yapsa bırakmazdım ama; direk zayıf noktaya çalıştı ibne bilinçaltım.
Aşırı dincinin*, kürdün*, komünistin*, ermeninin*; her bir grubun terör örgütü varken, umera i çerakese'nin bu konuya fransız kalmış olmasıdır.
Bi ara şamil tayyar sayıkladı bir şeyler ama; onun lafını ciddiye alan da, neyse boşverin.
çok kişinin yapmaya çalıştığı karizmadır.
Şimdi 21 yy da hala renksiz ekran telefon kullanan insan gibi embesilce bir sınıflandırma yapmıyorum; bir tespit yaptım, dinle.
Var abi böyle adamlar. nokia n95 8gb sahibi olup da mesajlaşmak için nokia 1100 kullanan adamlar tanıyorum lan.
böyle; "ya aga, görüyon işte, karılar var, durmadan mesajlaşıyorum. Ötekinin şarjı yetmiyo biliyon mu? 24 saat iletişimde olan adamız ne yapalım?" havalarında takılırlar. Arada snake neyin oynarlar ki bi tripler bi tripler.
Benden uzak allah'a yakın olun olm.
cardiff city takımında oynayan, 1987 doğumlu yetenekli orta saha - sol kanat oyuncusu.
23 yaşına gelmesine rağmen premier league'e henüz geçememiş olması enteresan.
hemen hemen her yazarın en beğenilen entryleri kısmında, en az 1 adet troll başlığına girilmiş entry olması durumudur. uludağ sözlük'te gayet yaygındır. psikolojik, sosyolojik, antropolojik ve kriminolojik açıdan masaya yatırılışını yazarlara bırakıyorum.
köy, kasaba vs; minibüs diye tabir ettiğimiz taşıtların belirli zamanlarda geçtiği yerleşim bölgelerinde yaşanan gerginliktir.
işte biz de, üniversite okuduğumuz yerde, kiraların da ucuz olması sebebiyle geldik yerleştik köye.
Lakin arkadaş, ne zaman bakkala markete diye çıksam minibüse mi denk gelirim.
Hadi üstünüzde en fazla eşofman olur ama, yine de bir gerilim. O araçta üniversiteli hatunlar olur, liseli cıvırlar olur, pelin batu olur (oha), adriana lima olur (hasiktir), olur da olur.
Ya da sıcacık evinden atarsın kendini sokağa t-shirtle. Görenler "ayy ne ateşli çocuk yaa" demez heralde; "salak mıdır nedir, bu havada atmış kendini sokağa yarı çıplak" derler.
belki değinilmiştir de ben anlamamış ya da izlememişimdir, belirtilir burada göt gibi kalırım, o kabul.
Ama, "kurtlar vadisi'nde her gördüğünü gerçek sanan ergenin hezeyanı lö lö lö" deyip ayar verdiğini sanan ergenleri, yemin ediyorum seri eksiye bağlarım, o kadar diyorum. seoviniz olurum lan!
Siz minandalı, espimaslı, ximelezli kadronuzla ikinci divisionda aslanlar gibi mücadele edersiniz, arada transfer ettiğiniz birkaç oyuncunun da yardımıyla birinci divisiona yükselirsiniz 3-4 sezonda. Sonra yaz dönemi hazırlık maçı olarak büyük takımlardan birini koyarsınız karşınıza. Mütevazi kadronuz gene aslanlar gibi oynar, mücadele eder ama sonuç: 7 - 0.
artık ya inat edip mücadelenize devam edeceksinizdir ya da 5 yıldızı düşürüp baştan başlarsınız oynamaya.
berberde yan yana traş olunan şahsı daha önce amatör bir videoda görmüş olmaktır.
Bu geldi benim başıma, evet. Liseye giderken, bir ara elden ele, telefondan telefona dolaşan bir video vardı, "kuşsıçmazlı mahpeyker", atıyorum (burada kuşsıçmaz bizim ilçe, mahpeyker kızın ismi oluyor, tamamen salladım, google'da neyin aramayın). Neyse işte hasbelkader biz de izlemiş bulunduk.
Sonra bir gün berberde traş olurken yan koltuktaki adam dikkatimi çekti. Arkadaş bir yerden gözüm acayip ısırıyor ama, çıkartamıyorum. Herif de baktığımı anlayıp kıllanmaya başladı. Neyse aynadan karşılıklı bakışarak tamamladık traşı, çıktım.
On metre yürüdükten sonra jeton düştü.
"Ulan verilmiş sadakamız varmış he" deyip hayatıma devam ettim.
bir çoğumuzun sahip olduğu, kısa boylu, göbekli, bıyıklı ve nur yüzlü tonton babalardır.
Evet, ülkemizde 50 yaş civarı beylerin genel tipi böyledir ancak, bu göbek ve bıyık onlara çirkinlik değil müthiş bir sevimlilik vermektedir.
Bu tespiti yapmamda da; bir arkadaşımın babasıyla girdiği şu diyaloğun payı büyüktür:
baba: oğlum kessene şu saçını sakalını, satanist gibi tipin var.
Oğul: hehee, sende de tam ak partili bakan tipi var baba. Erdoğan'ın eline versek bakan yapar seni hehehe...
Not: burada politikayla doğrudan alakalı bir tespit olmadığından akp, tayyip gibi terimler kullanmamak uygun görülmüştür.
polat alemdar karakterinin istemsizce yaptığı bir eylemden kapılmış, başarılı olma ihtimali ciddiyetten uzak, öylesine yaşanmakta olan ilişkilerde oldukça yüksek taktiktir.
hemen anlatayım, sevgili uuserların da ufku genişlesin sayemde.
Bu yaz, çıktığım bir kız vardı. Ama yaşı benden 3 yaş küçüktü (sübyan da değildi he), çok ileri gitmeden, "koluma takıp gezerim" diye düşünerek takılıyordum (kızın adı burcuydu bu arada, ileride bu bilgi işinize yarayacak). ve bir noktadan sonra acayip sıkmaya başladı.
Bir gün arkadaşın evde oturup içerken ve dahi ben bu işi kızı üzmeden nasıl bitireceğimi düşünürken, arkadaş "hadi vadi izleyelim olm" diye bir cümle kurdu. Eeh çok uzadı direk sadede geliyorum:
- seni seviyorum ss!
- ben de seni seviyorum melis!
Evet, anlamış olduğunuz gibi melis diye biri yok, hiç olmadı. Ve bu taktiği uygularken necati şaşmaz'dan hallice bir oyunculuk sergilerseniz başarılı oluyor. Bir ilişki acısız, sızısız bitmiş oluyor.