kitaptan bir alinti;
''az yedim çok içtim. hala içiyorum. alkolü kendime yakıştırdım. her türlü uyuşturucadan tattım. bağımlılıktan nefret ettim. gitmemi, terk etmemi engeller diye. ne bir maddeye ne bir insana bağlandım. sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, aşık oldum. ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. dünyayı bir oyuncağa çevirdim. ayak basmadığım yer kalmadı. kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim''
murathan mungan'in 1995 yilinda metis yayinlarindan çikan siir kitabinin ismi.
''daglarin kuytu tarihlerinde eskiya künyeleri
her dagin bir durusu vardir
asi gizleri (unutulmus ya da kilitli)
bir ceylanlar tanir,bir güller,bir orman
tümünü kundaklamis sis
müfrezeler gibi akmis ovadan(bir kez bile ardina donup bakmadan)
el yazmasi sevdalarda artakalmis sahtiyan..
''piçlerin çocukları olmaz. piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir. piçlere sır verilebilir. ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır. piçlerin cinsel hayatı düzensizdir.
piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır. piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. en yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur.
piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. sızdıkları yerin adı huzurdur. piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır. ''piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler. piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve 'neden? ' diye sormaz. 'neden' sorusu piçliği yok eder.
''piçler açtı. piçler kirliydi. ter, toz ve çamur kokuyorlardı. üşüyorlardı. ama gülüyorlardı.''
(bkz: hakan günday)
bir zeki demirkubuz filmi.
film çoğunlukla yönetmenin evinin içinde geçiyor. eve sürekli insanlar gelip gidiyor.aslında hepimizin yaşamının birer bekleme odası olduğunu,bu bekleme odasına sürekli misafirlerin gelip gittiğini, bazılarının uzun, bazılarının kısa süreli konakladığını, ama sonunda yine bu bekleme odasında yalnız kaldığımızı çok sade bir biçimde anlatmış zeki demirkubuz.
''soydaş anılarımın,ve yaralı bilincimin, ve tamir görmüş duyarlıklarımın yetmediği (rantiye duyarlıklarımın),ve tarih adına, ve toplum adına, birey adına, onur ve sevda adına fişlenmiş, ve onca bedende bıraktığı parmak izleri örselenmiş, ve güzelliği dahil onca sınavlara çekilmiş, kendimin sürekli muhaciri olarak, bir kez daha usul parmaklarla geçiyorum, henüz adlanmamış bir ayrılığı, daha şimdiden tutanaklarıma.
ve gene biliyorum ki,çok güçtür kapı eşiğine gelinmiş kapılardan, bir gecelik diyet ödeyip yüzgeri dönmek, ve dündüğünde beni bulamayacağını kuvvetle bilerek,şimdiden bir pusula bırakıyorum kapıya,okunması kolay bir yazıyla:
ayrılık!!''
(bkz: murathan mungan)