bugüne kadar bu başlığın açılmadığını görmek şaşırttı beni. arada makalelerine göz attığım bir akademisyendir. darbe ve Türk modernleşmesiyle ilgili ciddi sorunları olduğunu hemen hemen bütün yazılarından anlama mümkün.
üç sezondur izlememe rağmen hakkında olumlu veya olumsuz bir yargıya varamadığım dizidir. kimi savaş sahnelerinde Spartacus abimizi hatırlatıp heyecanlandırıyor. kimi iktidar mücadelesi sahnelerinde de Game Of Thrones gibi muhteşem bir yapımı hatırlatıyor. içerisindeki varoluş, amaç, hayat içerikli diyaloglar Sartre, Camus esintileri taşıyor. bütün bunlara rağmen sonraki bölümle alakalı bir heyecan ve beklenti yaratmıyor. bazı bölümler sıkkınlık veriyor hatta bir bölümü on dakikada bitirdiğim bile oluyor. ancak her ne hikmetse üç sezondur da takip ediyorum.
flash tv yi açmış halay müzikleriyle kendimden geçmeye çalışıyorum. çünkü daha kpss deki "telefon kulübesinde halay çekmek" içerikli sorunun ruhumda yarattığı deformasyonu tedavi edemedim.
dinlerin insanları birbirine düşman ettiği savı o kadarda sağlam temellere sahip değildir. çünkü bütün dinler ( en azından şimdiye kadar haberdar olduğum dinler) özünde iyiyi ve güzeli telkin ederek birlikteliği sağlamaya çalışırlar. yalnız, insan dini referasnları kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamaya başlayınca işin rengi değişmektedir. söz gelimi "öldürmeyeceksin" emrinin önünü arkasını kendince doldurarak öldürme işimi meşrulaştırır. bu bağlamda din en büyük ve korkunç silahlardan biridir. en büyük din düşmanlarından biri olarak anılan karl marx bile dini afyondur demeden önce; dini ıstırap, hem gerçek ıstırabın ifadesi hem de gerçek ıstıraba karşı bir protestodur. Din, ezilenlerin iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhudur der. Ayrıca afyon o zamanlar şimdiki gibi kötü bir şey de değildi. anlatmaya çalıştığım şu ki din o kadar da öcü değildir, aksine marx ın da ifade ettiği gibi insanın acılarını dindiren bir afyon/ilaç gibi kullanılabilir.
öyle sanıldığı gibi, her zaman zorunluluktan doğan bir durum değildir. bazen hatta benim gibileri için bir tercihtir. biraz daha ileri giderek diyebilirim ki kendini bulmak isteyen herkes için gereklidir.
yedekte başka bir telefon yoksa veya hemen akabinde yeni bir telefon alınamayacaksa kesinlikle yapılmaması gerek harekettir. ha kalabalıkta yapınca insan bir havalara giriyor ama sonrası tam bir oscar lık dram. ben yaşadığımdan değil bir arkadaşın başına gelmişti ordan şey ettim.
bu güne kadar unutmadığım vede uzunca bir süre daha unutamayacağım bir yolculuk hikayem var. üniversiteye kayıt yapmak için hazırlıklarımı yaptım. beş saatlik bir mesafeydi tek başıma gitmeye karar verdim. otogara gidip bilet aldım. sadece orta kapının arkasındaki dolabın hemen arkasında olan yer boş olduğu için mecbur bindim. ne de olsa beş saatlik yolculuktu gün içinde gidip gelirim diye düşündüm. malum dolabın hemen önü olduğu için ayağımı uzatamıyordum. kıvrım kıvrım kıvranırken yanıma irice bir amca oturdu benim popo koltuğuma sığıyorken onun ki taşıp benim tarafa kadar sarkıyordu. tüm eziyetin bu olduğunu düşünürken amca başladı " nerelisin? nereye gidiyorsun? ne yapacaksın? " diye başlayıp adeta sorguya çekti. vücuduyla fiziksel olarak ızdırab dulu anlar yaşattığı yetmiyormuş gibi, sorularıyla ruhsal çöküntüye sebebiyet veriyordu. neyse ki iki saat kaldıktan sonra indi. ha benden geriye pek bir şey kalmamıştı. kaydı nasıl yapıp geri döndüğümü hatırlayamıyorum. uzunca bir süre yolculuktan nefret ettim, çok zor durum olmadığı sürece otobüse binemiyorum.
dünya da fakir ve zengin insanlar vardır. bu ayrımın sosyo-kültürel boyutları vardır. ancak en belirgin ayırdı metalara ulaşabilme olanağıdır. fakir dediğimiz kesim metalara ulaşma konusunda sorun yaşar. sorundan kastım her istediğini alamaz, çoğuna uzaktan uzağa hasretle bakar. zengin dediğimiz kesim ise her istediği metaya kolayca sahip olmaktadır. zenginler diğer zenginlerden daha zengin olduklarını göstermek için bir metaya olduğundan fazla anlam yükleyip yine olduğundan fazla para karşılığında alır. fakir kesim de zenginlerin verdiği bunca parayı müsriflik olarak görür. sonuç olarak parayı verenden çok onlar konuşur ve zenginin malı züğürdün çenesini yorar sözü beden bulur.
sözlükte yeniyim, doğrusunu söylemek gerekirse nesil olayını anlamlandırmam biraz zaman aldı. neyse ki açılan aydınlatıcı başlıklar ve girilen entryler sayesinde ne anlama geldğini kavrayabildim. yaptığım kaba taslak hesaba göre günde 10 entryle 2 ay gibi bir sürede 1. nesil yazar olup bahsedilen ayrıcalıklı gruba dahil oluyorum.