yavşak olmanın yanında bir de at gözlükleriyle hava atan ziyanlardır, insan ziyanlarıdır. o kadar mesele yaşadın o ülkeyle ama bari hizmet etmeyi kesseydin ( bop devam etti, silah antlaşmaları devam etti ) veya rte'ye verilen "üstün hizmet nişanı" geri vermeyi dahi düşünülmemiş olması da ayrıca manidar değil midir? Eyyy rte fanatiği bari artistik yapma, çıkar o gözlüklerini de ne mal olduğun anlaşılsın.
ne oldu bi tazminat işi vardı, tatlıya bağladınız mı kelle hesabını. kelleyi ben demiyorum bizzat rte'nin kendisi diyor
rte - sayın öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor. Şehitlerimize kelle!!!!
türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü şahsiyetler yetiştiren medenî milletlerinden biridir. türkler, nuh peygamberin oğullarından yâfes'in türk adlı oğlunun neslindendir.
tarihî şahıs, boy ve millet adlarının oluşumuna göre, türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle (iyiki de düşmüş ) "türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. nitekim anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır. türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; "töreli, töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam" manâlarında kullanılmaktadır.
coğrafî ad olarak turkhia (türkiye) tabiri ise altıncı yüzyıldaki bizans kaynaklarında, orta asya için kullanılmıştır. dokuzuncu ve onuncu asırlarda, volga'dan orta asya'ya kadar olan sahaya denilirdi. bu da doğu ve batı türkiye olmak üzere ikiye ayrılıyordu. doğu türkiye, hazarlar'ın; batı türkiye ise türk asıllı macarların ülkesiydi.
milattan önceki ve sonraki ilk yüzyıllarda, moğolistan içlerinden batısına doğru uzanan geniş bozkırlarda, at üstünde gidip gelen, binlerce hayvanlık koyun ve at sürülerini otlatan, zaman zaman güneylerindeki yerleşik devletlere akınlar yapan, bazen ayrı ayrı boylar halinde dağınık yaşayan, bazen de bir boylar federasyonu halinde birleşen çok hareketli bir kavim yaşıyordu. milattan önceki ikinci binde bu kavmin macerası hakkında pek fazla malumatımız yoktur. birinci binin ilk yarısında karadenizin kuzeyinden uralların doğusuna kadar uzanan saka imparatorluğu içinde yer aldıklarını, hatta bu imparatorluğun hakim unsurunu meydana getirdiklerini tahmin ediyoruz. yine bu çağlarda kafkasların kuzeyinde ve ural eteklerinde hint-avrupa kavimleriyle, biraz daha kuzeyde fin-ugor kavimleriyle münasebette bulunduklarını düşünebiliriz. güneyde ise iran ile temastaydılar. şehnamedeki iran-turan savaşları ve türk kaynaklarında da yer alan alp er tunga efsanesi bu devrin izlerini taşır. buna göre türklerin hazarın iki tarafından; hem azerbaycan, hem de maveraünnehir istikametlerinden iranı sıkıştırdıklarını ve ceyhuna kadar dayandıklarını anlayabiliyoruz.
türklerin çok erken çağlarda, bozkır kuşağının güneyinde de yurt tuttuklarını gösteren emareler vardır. insan medeniyetinin beşiği kabul edilen mezopotamya medeniyetini kuran sümerlerin dili ne hint-avrupa ne de sami dillerine girmektedir. sümerce yapı bakımından, türkçe gibi eklemeli bir dildi. üstelik sümerce de türkçe il aynı olan pek çok kelime bulunmaktaydı. o halde sümerler ya türklerle akrabaydılar ya da çok eski çağlarda, milattan önce üçüncü, dördüncü binlerde türklerle temas etmişlerdir. bu da türklerin daha o çağlarda ön asyaya, hiç olmazsa maveraünnehire kadar geldiklerini gösterir. anadolunun eski kavimleri hititlerin, friglerin, iyonların hint-avrupa kavimleri olduğu bilinmektedir. fakat hititlerden önce orta anadoluda yaşayan hattiler, m.ö. birinci binin ortalarına doğru doğu anadoluda yaşayan urartular da türkler gibi eklemeli dil kullanıyorlardı. batılılar, hint-avrupa ve sami dilleriyle birleştiremedikleri sümer, hatti, urartu gibi diller için azyanik veya eski anadolu tabirlerini kullanmaktadırlar. o halde eklemeli dil konuşan kavimlerin daha milattan önce üçüncü binde, anadoluda bulundukları anlaşılır. ancak üçüncü binin sonunda hititler ile, anadoluda hint-avrupa kavimleri görülür. hititlerin de anadoluya doğuda geldikleri sanılmaktadır. anadoluya batıdan gelen ilk hint-avrupa kavimleri, frigler ve iyonyalılar ancak m.ö. 1200lerde buralara ulaşmışlardır.
divanü lugatit-türkte yer alan şu destanının bize öğrettiği önemli bir husus vardır. meteden 120-130 yıl önce oğuz boyları mevcuttur. bu boylar da oğuz kağanın çocuklarından türediğine göre oğuz kağan, meteden yüzlerce, hatta binlerce yıl önce yaşamış olmalıydı. belki de türklerin mitolojik atasıydı. işte bu tarihin şafağındaki ilk türk atası oğuz kağan, belki de milattan birkaç bin yıl önce, kafkasları aşarak anadolu, suriye ve mısıra seferler yapmıştı. bir yandan da hinte, kuzeyin buzlu ülkelerine ve moğolistana kadar uzanmıştır.
balkanlar ve orta avrupa dördüncü yüzyılın sonundan itibaren türkleri tanır. hun, bulgar, avar türkleri buralarda asırlarca hüküm sürdüler.
türk tarihine bir bütün olarak düşünmek gerekir. bunu atatürkten dinlemek daha uygun olacaktır: bizim milletimiz eski ve şerefli bir millettir. zaten orta asyanın altay yaylasında yetiştiği için kartalın meziyetlerini daha gençliğinde kazanmıştır. ta uzakları görüşü, hızlı bir uçuşu vardır ve bu ruhu barındıracak kadar kuvvetli bir beden sahibidir. zaten maddi olsun, dimaği olsun hiçbir sıkıcı kudret içinde durmaz. yaratılışta olduğundan yüksek anayurdunun, dünyadan uzak vaziyetine karşı isyan etmiştir. işte o zaman bu ilk türkler başlarını alarak dünyanın hem doğusuna hem batısına yayıldılar.
bu sözleri ile atatürk, türklerin orta asyadan göçlerini nedenleri ile belirtmiş ve kendi hazırladığı türk tarih tezini kuvvetlendirmiştir.
türklerin anavatanı orta asyadır. 9. yüzyıldan itibaren, orta asyada yaşayan türkler; nüfus fazlalığı, yer yetersizliği, su kıtlığı gibi nedenlerle göç etmeye başlamışlardır. orta asyadan dört bir yana gerçekleşen bu göçlerin en önemlisi batı yönünde olmuştur. batı yönünde gerçekleşen göçler sonucu 11. yüzyılda anadolu türkleşmiş ve daha sonra avrupa içlerine kadar yayılmışlardır.
aslında çöl değil yayla iklimine sahip bozkır halkı olan türklerin, yayılmaları esnasında, bozkır coğrafi ve iktisadi şartlarının yer almadığı ve kültürlerinin yaşama imkanının zayıfladığı sınırlarda durakladıkları; ormanlık,sıcak veya çok rutubetli bölgelere pek girmedikleri görülmektedir. kendi hayat tarz ve anlayışlarına uymayan coğrafyaya ve yabancı kütleler baskısını şiddetli olduğu bölgelere yerleşmiş türk zümrelerinin ise, oralarda fazla barınamamaları ve çok kere varlıklarını kaybetmeleri dikkat çekicidir (çinde tabgaçlar, balkanlarda bulgarlar, kuzey hindistanda çeşitli türk devletleri vb. gibi). bu itibarla türklerin irili ufaklı siyasi kuruluşlar meydana getirerek mevcudiyetlerini devam ettirdikleri saha, daha ziyade kuzey çinden başlayarak, bütün orta asyayı, iranı ve anadoluyu içine alabilecek şekilde, avrupada tuna dirseğine kadar devam eden geniş coğrafi kuşak olmuştur .
görüldüğü gibi, türkler tarihin hemen her devrinde muhtelif sebepler ile anayurtlarını bırakıp, muhtelif istikametlere doğru göç etmişlerdir ve yine bu yerleşme yerlerinde biri olan anadoluda hemen her devirde etkili olmuşlardır. osmanlıların balkanları kolaylıkla fethetmesinde, daha önce olan bu yerleşmelerin rol oynadığı gibi, anadolunun türkleşmesinde ve fethedilmesinde de selçuklu öncesi akın ve yerleşmeler rol oynamıştır.
Yılmaz Erdoğan'nın Karadeniz şivesiyle görevini karıştırması.
insanları güldürürken, hiç bir zaman Karadeniz şivesi veya fıkrası kullanmamıştır. (Karadeniz turnesinde halka şirin gözükmek için yaptıkları hariç ), gelin görün ki bu sefer karşımıza Karadeniz şivesiyle, güneydoğu Anadolu'da, akilli akilli gezmesiyle, bizleri bir kez daha güldürmeyi başarmasıdır.
halkın çoğunluğunu müslümanların oluşturduğu devletleri, islami yapıya sokup, sonra terör ile özdeşleştirerek, dünya'yı arkasına rahatça alıp, yok etme planıdır.
2. si ise destek verip güvenebileceği bir lideri, halkına bile zulmeden biri olarak, tüm dünya'ya lanse edip, yok etmektir.
Bu iki planın çokça örnekleri vardır. Libya halkı şu an 5 kuruşa aldıkları benzini, kaddafi öldükten sonra bp'den shell'den kaça alıyor sanırsınız. Sadda'mı zamanında destekleyen, iran'a karşı fişekleyen, tüm fabrikalarında, kimyasal silah denilen araştırma laburatuarların da her türlü makineye, "made in u.s.a." damgasını saddam vurdurmadı ya! Afghanistan'ı rusya'ya karşı kollayıp, kendisine en büyük tehdit olarak lanse ettiği talibanın yuvası haline kim getirebilir ki!
ilk türk yerleşimi, malazgirt savaşıyla olmamıştır.
Bize öğretildiği gibi türk milletinin anadolu'ya ilk yerleşimi, malazgirt savaşı ile değildir. Kısa bir bilgi ile bunu netleştireyim. Malazgirt meydan savaşında, bizans ordusu içinde, oğuz türklerinin de olduğudur. Yani osman beyin dedeleri, selçuklu'ya karşı o zaman savaşmıştır, diyebilir miyiz? islamiyeti dünya'ya yaymak olan bir ailenin, bir beyliğin, hiristiyan bir imparatorluk adına, müslüman karındaşlarına karşı savaşmaları ters olmalı.
Ayrıca, ankara polatlı'da bulunan kaya yazılarının, türk'lerin binlerce yıldır anadolu'da yaşadıklarını ispatlar. Kimse demesin buralar yunan toprağıydı diye.
kendi özgürlüğünü kısıtlamış, ya da parayla satın almış insan.
istediğin müziği melodin yapamıyorsan, sevdiğin uygulamayı parayla satın almayı tercih ediyorsan, gittiğin mekanda masanın üstüne koyarak hava yaptığını zannedip tiriplere giriyorsan, işte sen iphone meraklı, saçma bir kişiliksin.
dedesi, yunan'lılarla tiyatro izleyip, öğretmen kubilay'ın, allah'ın verdiği canını, başını kesmek suretiyle alan, bülent arınc'ın paris'ten son seslenişi.
"Laiklikle ilgili bir endişemiz yok, bütün mesele laikliğin uygulanış şeklinde. Şu ana kadar baskıcı bir anlayış hakimdi. Laikliğin 1937den şu geçtiğimiz yıllara kadar uygulanış biçiminden halkımız büyük rahatsızlık duydu. Baskıcı bizantinist bir devlet anlayışıydı. insanların kılık kıyafetlerine, inançlarına, ibadetlerine hatta izlediği TV programlarına kadar işi götüren laikçi bir anlayıştı" demiş. sen buna göre şeriatı getirmişsin ülkeye haberimiz yok.
çokça görünür ülkemizde, daha kafasına oturtamamış ne olacağını, nasıl davranması gerektiğini; ya da saçı kapattığında erkeklerin de gözlerini kapatacağını sanan salaktır. Şu da olabilir değil banyo yapmak, saçını dahi yıkamaya üşenen pis karı.
kadının veya erkeğin laftan, dertten anlamayan eşine, çocuk istediğini belirtir.
kadın: "artık beni sikerken korunma, dışarı da boşalma" demek.
erkek: "seni sikerken benim ne zaman boşalacağıma konsantre olma, sen de anın tadını çıkart artık" demek.
"bakanlığın altındaki kurumlarda tc kullanılmasına gerek yok. bundan sonra böyle devam edecek."
sağlık bakanı mehmet müezzinoğlu'nun yaptığı açıklama.
daha dün facebook, twitter sayfalarında, profillerinde resmi kurumların tabelalarını değiştirildiğini yalanlayanlar, bugün o sevdiğiniz sağlık bakanınız açıkladı: "gerek yok t. c. ibaresine."
ulan bu kadar mı meraklısınız, ermeninin, rumun kıyafeti kara çarşafa, arap kadınlarının kıyafetine. siz ermeni misiniz, arap mı? hz. muhammed deve ile giderdi, sizin başbakanınız yht yaptı.
günün koşullarına ve yaşadığın zamana göre yaşacaksın. yok öyle saçını kapatıp, dar kot giyip götünü açığa çıkarmak.