Muazzam muzelere sahip sehir. Bunlari gordukce inanilmaz kulturel ve tarihi zenginlige sahip canim Turkiyemde muzecilik geleneginin yerlesmemis oldugunu dusunup dusunup hayiflaniyor, kederlere gark oluyorum.
Not: Bir baskente gore oldukca sakin ve tenha olan sehir.
Bulgogi denilen biftegi ve satay denilen et yemegi unlu, enteresan yasaklari olan, bal dok-yala temizliginde memleket. Her daim heryerde bulunan klimalari ve bunaltici nemini goz ardi edersek, yasanilabilir bir yer.
Açlığa doymak filminin yönetmen, senarist ve yapımcısı. Filmin adını duydugumda Şaşmazin konuyu nasil isleyecegini cok merak ettim. Zira açlik fiziksel boyutu dışında pek çok boyutu olan ve insan davranışlarıni yönlendiren bir olgu. Sevgiye, güvene, paraya, prestije, maddiyata ve maneviyata duyulan açlik...Filmde farkli boyutlarda açlığın pençesine dusmus insanlarin bu acliklarini doyurma hikayelerini ve birbirleriyle kesişen yollarini çarpıcı bir biçimde anlatmis Zubeyr Şaşmaz. Filmi çarpıcı kilan seylerden belki de en onemlisi filmin izleyiciyi rahatsız etmesi. Rahatsızlıktan kastim,: filmi izlerken ve dahi izledikten sonra mevzu hakkinda dusundurmesi, izleyiciyi bir muhasebe yapmaya zorlamasi. Bir sinema eleştirmeni olmasam da, bir izleyici olarak iyi, vasat ve kötü film arasindaki en önemli farkin bireyin gece yastiga başını koyarken mevzuyu kendi vicdaninda tartip tartmamasi olduğunu düşünürüm. iyi film bu açıdan iyi bir kitap gibidir, okuduktan sonra o kitabi mutlu mesut bir köşeye atmazsiniz. iş, son satiri okuyup kapagi kapattiginizda baslar. Nihayetinde, onu yazanin da amaci budur ya. Zübeyr Şaşmaz bunu başarmis gözüküyor. Onun içindir ki Zübeyr Şaşmaz, Şaşmaz kardeşlerin en küçüğü olmasindan ziyade, Açlığa Doymak'in yönetmenidir benim için. Filmin sonundaki ithaf kısmındaki yedi denizde kaybolanlar mevzusunu o gece çok düşündüm. Yedi özellikle kutsal kitaplarda cok atifta bulunulan bir sayi. Lokman suresinde Allahu Teala yedi denizin bile kelamini yazmak icin yeterli olmayacagini buyurmus. Burada da O'nun azametini anlatmaya yönelik bir yetersizlik, bir eksiklik, bir açlik söz konusu. Yazar burada ne demek istemiş olabilir aceba klisesini gerceklestirirken, kendimce böyle bir temellendirmede de bulundum. Uzun lafin kisasi, kendisinden çok daha güzel ve derinlikli işler beklediğim bir yonetmendir Şaşmaz.
Sınırları dahilinde Lazienki Park gibi muhtesem bir yeri bulunduran sehir. Yardimsever insanlarin sehri. Ha bir de Lazienki diye yazip, Vazienki diye okuyan insanların sehri.
Bu aralar basvursam mi diye aklima yeniden dusuvermis guzide universite. Periyodik araliklarla yoklayan bu istek, araya abidik kubidik isin gucun, kosturmacanin girmesiyle otelenir de otelenir.
an itibariyle giriştiğim eylem. sözlüğün ilk dönemlerinde burada bir hayli vakit geçirip, en azından birşeyler karalarken sonra birden uzaklaşıp -yıllar sonra nereden estiyse- 'bir bakayım' diyerek geri dönmek garip bir duygu. neler değişmiş, eski çamlar bardak olmuş mu bakıp göreceğiz.
fransızcada eski liman anlamına gelen, marsilyanın merkezindeki liman. kuruluşu milattan önce 600'lü yıllara dayanmaktadır. Avrupa'nın en işlek limanlarından biri olup, sabah-öğle-akşam her daim -ama özellikle gün batımında- şahane bir görüntüsü vardır.
izmir'e çok benzeyen, fransa'nın asi çocuğu, fransız rapinin başkenti. akdeniz kıyısında olmasından mütevellit, bir fransız şehrinden ziyade, tipik bir akdeniz şehrine benziyor. şehirde arap ve afrika kökenli insan sayısı oldukça fazla. beklentileri çok karşılamasa da şirin bir yer. akşam belirli bir saatten sonra ürkütücü olabiliyor.