avrupa birliğine alınmama sebeplerimizden birisi de bu.
koskoca türkiye'de eşcinsel evlilik nasıl yasak olabilir? anlamak impossibledir.
bade diye bir sevgilim vardı. ciddi düşünüyor evlilik hayalleri kuruyor ve bunu gerçekleştirebileceğim ülkelerin vize şartlarını araştırıyorduk. başka ülkeye gidip evlenme olayı zor olduğu için hayaller kurarken bir baktık imkansıza oynuyoruz, ayrılıverdik.
üst kattan bir bağrış çığrış, önce kavga var sandım sonra hükumete karşı bir eylem mi diye umutlandım ama dikkatli dinlediğimde 2 kişinin semih 1 kişininse serkay diye bağırdığını anladım.
yaklaşık 1.78 boylarında kumral, seçil isminde bir sevgilim vardı. sevgili olmaya kış aylarında başlamıştık.
başlarda ölesiye mutluyduk, geziyor, yiyor ve içiyorduk. seçil biraz daha fazla yiyip içiyordu ama fiziği fena değildi. keyfimiz yerinde olduğu için hiç ses etmedim.
ta ki yazın tatile çıkana kadar... onu ilk kez gündüz gözüyle bikiniyle görüyordum. selülitleri ışıkta parıl parıl parlıyor, bıngıl bıngıl oluyordu.
önce alışmaya çalıştım, çünkü seçili çok seviyordum fakat o bundan hiç rahatsız görünmüyordu. şakayla karışık dokundurmalar yapsam da ipinde değildi.
böyle bir kaç ay daha sabrettikten sonra terk ettim.
yanından ayrılırken bir yandan bağırarak ağlıyor diğer yandan da patates kızartmalarını gömüyordu.
türbanlı bir kadından duyduğum ve duyar duymaz şoke olmama sebep olan cümle.
uzun bir otobüs yolculuğuydu. tekli koltukta yer kalmadığı için mecbur "bayan yanı" bir koltuk alıverdim.
yanımda oldukça modern bir hanım vardı. türbanı ayrı kıyafeti ayrı parlıyor oldukça dikkat çekiyordu. benim dövmeli ve piercingli olduğumu görünce yüzünü ekşiterek beni süzdü ve neredeyse sırtını dönerek oturdu.
tamamen barışçıl ve pozitif mizacım sebebiyle o kadını tokat manyağı yapmadım tabi ki. sadece yüksek sesli bir kahkaha attım, kitabımı okumaya başladım.
her neyse, 12 saat sürecek yolculuğun 5. saatinde falandık gece olmuştu ve uyuyorduk. otobüs ani bir manevra yaptı herkes bir yere fırladı, çığlıklar, ağlamalar, bağırışlar.
aynı anda korna sesleri de duraksız devam ediyordu. yanımda kadının ağlamaktan makyajı akmış bir halde yakama yapıştı dua etmeye çalışıyor edemiyordu.
sakin olun dedim.
bir anda haykırarak kulak zarımı patlattı:
"ben sadece 4 dua biliyorum!!!"
tamam onları okuyun önemli değil dedim.
"3 kulhuvallah 1 elham" diye 2. çığlığını attı.
aldı beni bir gülme. gülmekten konuşamayınca kadın da ağlamayı bırakarak sinirlendi.
tamam siz ne biliyorsanız onu okuyun yeter ki yakamı ve kulağımı rahat bırakın dedim.
kulaklığımı takıp güzel bir klasik müzik açarak kendime gelmeye çabalamıştım.
para ile imanın kimde olacağı belli olmaz lafını yaşayarak öğrendiğim bir gündü.