kardeş okula destek kampanyası adında, güney doğuda bir okula kitap yardımında bulunarak, müziğin de dışına çıkan oluşum. bununla birlikte antalya'nın en kaliteli studyolarından studyo felix ile anlaşılmış, siteye üye olan antalyalı grupların bateristlerine 1 aylık davul eğitimi verilecekmiş. her ay 2 öğrenci seçiliyormuş. dahası da demosu olan tüm gruplara ücretsiz 50 mb alanlı hosting veriyorlarmış. ne duruyonuz olum koşsanıza..
türkiye cumhuriyetinin yardımsever vatandaşlarından sadece birisidir. Abana Devlet Hastanesinin yapımında ufakta olsa emeği geçmiş, Abana ilçe Kaymakamı Abdulmuttailp AKSOY ve Başhekim Timur BAYIROĞLU tarafından plaketle ödüllendirilmiştir. başarılarının devamını diliyor, sevgilerimizi iletiyoruz kendisine.
an itibariyle, kesinleştiğini öğrendiğim müthiş konser haberi. hayır korktuğunuz gibi whitesnake ile çakışmayacak, whitesnake inecek def leppard çıkacak. sizede hayvani gelmiyor mu ?
ex-gnr, velvet revolver bass gitaristi, duff mckagan'ın solo takıldığı grubu. geçtiğimiz günlerde, scott weiland ın, gördüğü rehabilitasyondan sonra stp ile tekrar turneye başlayacağını söylemesinden sonra, duff'ın tekrar üzerinde çalışmalara başladığı grup.
bu gidişle velvet revolver tarihin tozlu sayfalarına kalkacak gibi görünüyor, hayırlısı.
--spoiler--
LOADED, the band formed by current VELVET REVOLVER bassist Duff McKagan (on guitar and vocals) after he left GUNS N' ROSES, is currently working on a new, yet-to-be-titled studio album, to be released in the summer, with tours to follow.
LOADED was formed in 1999 and has morphed several times, releasing two albums: 1999's "Live Episode" and 2001's "Dark Days". The group's current lineup includes drummer Geoff Reading (NEW AMERICAN SHAME, GREEN APPLE QUICKSTEP), bassist Jeff Rouse and guitarist Mike Squires (both formerly of ALIEN CRIME SYNDICATE).
--spoiler--
öger tours'un antalya sınırları içerisinde düzenleyeceği halk koşusu. yani sanırım halk koşusu. koşuyla falan ilgim yok lakin bunun reklam panolarında, sağda solda, afişlerini görünce, sinirden küplere biniyorum. kardeşim runtalya nedir ya? tamam hadi ayrı ayrı kelimelerde, türkçe ingilizce birbirine karıştırıp götümüzü göğe erdiriyoruz bazılarımız, tamam da durumu abartıp bir kelimeyi hem de ne fiil ne benzeri, direk özel ismi değiştirip runtalya diye bir kelime sıçmak kadar mantıksız bir durum var mıdır ya? kardeşim, anadilini kullanarak kelime türetme özürlüysen, sor bir bilene, at ortaya bir haber, elbet bulunur birşey, bulunmadı mı? antalya halk koşusu yap, runtalya. şaka gibi.
11 - 12 temmuz 2008 tarihinde gerçekleşecek olan, geçen sene ilki düzenlenmiş festivaldir. festival kapsamında ilk anlaşılan grup white lion olmuş. yanlız festivalle ilgili gerçekçi olmak lazım, aynı ay hem judas priest, hem de metallica konserlerinin olması, büyük bir darbe olacak festivale. çok sağlam bir line up ile çıkarlarsa, anca o zaman tutunabilecekler gibi görüyorum. yinede bülent burgaç zeki adam, olmadı tarzda biraz oynama yaparak, farklı bir kitleye hitap eden bir konser yapabilir. hayırlısı.
albümün isminin ilginç bir hikayesi var, grup elemanları bir evde yalnız kalıyorken, izzy akşamdan dolaba biraz makarna koyar ve ertesi gün sabah ilk uyanan duff'tır. duff dolapta sadece makarna olduğunu görünce alır ve yer ayı.sonra izzy i makarna ararken görünce de bir ayılık daha yapıp ben onu yidim arama boşuna der. izzy çok sinirlenir baya atışırlar, ve hatta axl a gruptan ayrılma sinyallerini ilk defa bu olaydan sonra verir. izzy kral ya.
oyun kavramını çelik çomaktan, ateriye taşıyan doksanların çocuklarının hiper yaratıcılıklarıyla gerçekleştirdikleri eylem. ben çok iyi hatırlıyorum, evimizin karşısında küçük bi oyuncak deposu vardı, tüm nesil orayı takip ederdi adeta. piyasaydı yani çocuklar için orası. 'boncuklu tabanca' diye bişey mi çıktı ? soluğu orda alırdık, 'klavyeli atari' diye bişey mi var mış ? hemen oraya koşardık. sonra bir ara, bu depoya telsiz gelmiş, oyuncak işte 100 metre ya çekiyor ya çekmiyor, pahalı bişey de değildi o zamanki oyuncak furyasına göre. ve kaçınılmaz olarak mahallenin tüm çocuklarında birer adet telsiz olmuştu artık. telsizlerle bir çok oyun oynandı, delicesine kombinasyonlar yapıldı, ama en manyak olanı hiç kuşkusuz saklambac oynamaktı. uzaklarda ebeyi gören bir gözlemci olurdu, o ebe nereye giderse orayı anons ederdi, diğer çocuklarda sobeye koşardı. şimdi düşünüyorum da çok fenaymış aslında, ulan o yaşta o zeka. kurduğumuz diyalogları hatırlıyorum yarım yamalak; "ebe yemiş ağacının ordan azizlerin eve dönüyor, ben deredeyim, tamam" gibiydi. çok güzeldi. saklambaç demişken, saklambaçında çok fazla kurnazlığı vardı ya, mesela ebenin söbeledikleri, mahallenin büyüğünün parmaklarından bir tane seçiyordu, parmaklardan biriside ebe oluyordu, ebe hangi parmağı seçerse, o parmağın sahibisi ebe oluyordu. ben ne zaman ebe olsam, bütün parmakları ebe yapıyorlardı puştlar. hep ben ebe oluyordum. tabi ne çare, kanıt yok ispat yok. yapıyorduk ebelik, şimdi kıyaslıyorum da keşke ebenin öss'sine çalışacağımıza hep telsizle saklambaç oynasaydık...
derslerine çalışmak yerine başka işlere kafa yoran gençtir. lisedeki ağır müfradata yenik düşmüş, başarısız öğrenci tiplemesidir. belgeden kasıt, takdir veya teşekkür belgesidir. belirli bir ortalamanın üzerindeki öğrencilere verilen bu belgenin, aslında hiç bir değeri yoktur, sadece belgedir. yılda 2 kez verilir, yani 4 yılda 8 kez verilir. işte bu belgeyi hiç alamayanlarının içinde hep ukte olmuştur bu durum. (sakın doldurmayın)
daha vahim olarak, mesela hazırlık sınıfında bile belge alamayan öğrenci vardır birde, çok acıdır durumu. hazırlık sınıfları, biraz yabancı dil öğrensin hafif okula alışsın diye konulur halbuki, madem verin bir belge de sevinsin öğrenci.
bu işin aileye yansıması vardır birde, oo dillere destan, ilk öğretim boyunca onlarca takdir getiren öğrenci, lisede dökülmektedir. aile olayı hemen, arkadaş çevresi ve özellikle kız arkadaşa bağlar. sonra dile düşmüşsünüzdür, allahın integrali ile mi uğraşasınızdır, annenizle mi? zordur.
yazar notu; birazdan buralar beni tanıdılar siz kaçın bakınızıyla dolabilir. e nedir yani, sözlükte dolaşan adamın dersinde nasıl bir başarı beklenebilir, tamam muhakkak başarılılarıda vardır da, tek tük. yani.
yazar editi; ısrarla yazılıyor, ekleyeyim. başlık karakter sınırlamasından ötürü 'lise hayati boyunca hic belge alamayan genc' olarak açılmıştır, kasıt 'lise hayati boyunca hic takdir veya teşekkür belgesi alamayan genc'tir. giride de 'belge'den kasıt belirtilmiştir, ama dikkat edilmemiş, olsun, ben sizi böyle de seviyorum.
yakın zaman içerisinde var misin yok musun da yarışması muhtemel iyi aile babası, karizmatik, çılgın yarışmacı. aslında evet bu başlığa hiç gerek yoktu var misin yok musun başlığına girip orda mahmut iyi aile babası, karizmatik, çılgın yazabilirdim ama yok ne gerek var yeni başlık açayım boşuna database şişireyim zevkli oluyor.
pkk bizim icin bir teror orgutu degildir diyenler için bu günden itibaren söylenebilecek en yerinde söz. onlarca çocuğa kıyan bir örgütü terör olarak görmüyorsanız, göremiyorsanız, kusura bakmayın asıl terör sizsiniz. size bir çift lafım var sokakta bomba patlatarak istediklerinizi alamazsınız. alamayacaksınız da. küçük çocukları, hemde kürt türk demeden öldürerek bir bok olamazsınız. olamayacaksınız da.
penaltıyı taça atmak gibi salak ve bir o kadar da pis bir durum.
ben bunu bu gün yaşadım, şimdi antalya da akdeniz üniverstesinin karşısında metropol adı verilen şirin küçük bir oyun salonu var, sınavların bitişini kutlamak için oraya gittik, biraz bilardo biraz kağıt takılırız diye. metropoldeki bilardo masalarıda birbirine çok yakın 20 masa falan var ufacık yerde. neyse işin asıl kötü tarafı bilardo turnuvası gibi birşey varmış orda da bugün, ama turnuva öyle amatör felan değil, adamlarda bildiğin siyah pantolon, uzun beyaz gömlek ve siyah ceket var. profesyonel bilardocu yanı hepsi. bunların bir kısmı çevredeki yetenekleri de izliyor tabi. şimdi ben çok bilardo oynayan biri değilim, ne bileyim topun dibine doğru vurunca zıplıyormuş top. oyunu sen aç dediler, açarım dedim dizdiler felan, seviniyorm birde en azından çok var birini ıskalasam ötekini vururum falan diye, keşke hiç oynamasaymışım, topa bir vurdum seke seke dışarı çıktı. bir an sanki herkez bana baktı gibi oldu. pis bir durum anlayacağın. allah düşmanın başına vermesin. ya da versin lan düşman ne olsa.
erken kayıtların bir miktar da olsa daha hesaplı olduğunun bilincinde, ailesini fazlasıyla düşünen lise son öğrencisidir. bu öğrenci ki önceleri; annecim babacım bak, daha yeni açıldı okul ısınamadım bir türlü, kendimi bir toparlıyım sen beni o zaman gör, bir süre sonra; ya baba şu bayram bir geçsin bak neler yapıyorum, tatil girince araya çok saldım kendimi, daha da ileriki bir vakit; anne valla bak yeni yıla girelim tertemiz sayfa açıcam, herşeyimle çalışıcam, ve son olarak; annecim kusura bakma ama zaten 5 ay kalmış, lise 1 duruyor lise 2 duruyor bu vakitten sonra ağzımla kuş tutsam kapatamam bu açığı, gel erken kayıt yaptıralım, indirimlerden faydalanalım diyen lise son öğrencidir. en asil duygunun insanıdır.
sözlük dünyasına henüz tam olarak alışamamış yeni yazar arkadaşlarımızın ara sıra içine düştüğü durum. bakınız; hali hazırda tüm sözlüklerin formatları değişmediyse, bir başlığı başka bir başlığa; "-hacı birde şuna bak senin dediğine yakın şeyler, ilgini çekebilir" fikriyatıyla yönlendiren, minik şirin bir fasilite. başlıklarda noktalama işareti kullanılamadığını düşünürsek, demekki bakınızlarda da noktalama işareti kullanmamlıyız. zaten boş bakınız başlı başına hata. düşünsenize bakınız diyorsun, hemde rica ediyorsun, lütfediyorsun, bakıyoruz ama baktığımız yerde birşey yok. taşak mı geçiyorsun derler adama!
sanırım birtek bizim ülkemizde sayısı oldukça fazla olan güruh. girdiğim öss hazırlık deneme sınavlarının sonuçlarını incelerken hep dikkat ettiğim bir olay bu. fen bilimlerine ait derslerde ortalamalar inanılmaz derecede düşük. ben de bu fen bilimlerine yenik düşen öğrenci topluluğunun içinden biri olarak bunun nedenlerini düşünmek istedim.
bu durumun başlıca sebeplerinden birisi bana göre fen bilimlerini aldığımız gibi kullanmak, yani üzerinde hiç bir dil çalışması yapmamak. zaten içerisinde en fazla yabancı kelime bulunan ama yabancı derken radyo gibi medya gibi bildiğimiz zaten dilimize bir oranda girmiş yabancı değil çok yabancı aşırı yabancı sözcükler bulunan biyoloji * dersinin ortalamaların en altında oluşu bana göre dilin öneminin bir göstergesi.
peki dil ne gibi bir etki de bulunabilir ki eğitimde ? çok basit aslında, ben öğrenciyim, içinde bulunduğum durumu çok net görebiliyorum, misal anotla katotu hep karıştırıyorum lise son olmuşum ama bilmiyorum ne yapayım? tamam bilmemek değil öğrenmemek ayıp ama çok kez öğrendim! unutuyorum, niye unutuyorum çünki aklımda şeklen bir iz bırakmıyor, kelimeleri duyunca birşey çağrıştırmıyor. halbuki ben anotu artı uç katot u eksi uç olarak öğrenseydim daha kalıcı olmaz mıydı? bu çok basitten bir örnek, biyoloji derslerinde ki latincenin ağırlığı korkunç boyutta. sınavdan önceki gün 3-4 saat oturup ezberlemek, sınavda çatır çatır yazmak güzel bir çözüm, ama bir hafta sonun da inanın 80 alınan 90 alınan sınavdan hiçbirşey hatırlanmıyor. kalıcı değil çünkü. şimdi bize sinir sistemini anlatıyorlar, başlıyor hoca konuşmaya beyin ve omurilik 3 katlı zar ile çevrili durumdadır bunların en dış tarafındaki dura mater ortada ki araknoid ve alttaki ise pia materdir, araknoid zar uzantıları aracılığıyla pia meter e bağlanarak subaraknoid boşluğunu oluşturur falan filan, ee sonuç ? sonuç şu sınıftaki herkez uyuyor tabiki.
merakta önemli bir etken, çoğu öğrenci merak etmiyor, merak ettirilmiyor. halbuki öğrenci bu bilimlere merak ederek kendide araştırarak katılmalı aslında, ben severek fen çalışan kimseyi göremedim. başlığa matematik yazdım aslında o da bireyin aslında salak olmadığını göstermek içindi. özellikle geometride zorlanmayan matematikte zorlanmayan bir sürü öğrencinin nasıl oluyorda ezberden ibaret malum derslerde zorlanıyor onu göstermek içindi.
sözün sonu, eğitim sistemi bu kadar boktanken bir 30 yıl daha hayıflanırız niye bilim adamı bilim kadını çıkartamıyoruz diye.
hayatın hemen her kesiminde, ayakta kalmanın her daim daha da zorlaştığı gerçeği önünde, kendine bir amaç edinen idealist insanların, diğer insanlardan daha önde olması durumu. kontrollü deneylerle ispatlanmıştır..
misalen, bir öğretmen karlı bir havada öğrencilerini dışarıya çıkartıp hadi çocuklar şimdi bir oynayacağız demiş. sonra oyunu anlatmış, oyun basit karda kim dümdüz iz bırakarak yürüyebilecek. çocuklar hemen sıraya geçip yürümeye başlamışlar, hemen hemen hepsi, ilkokulda tahtaya yazı yazdığımız gibi ya yukarıya doğru ya aşağıya doğru kaymışlar zamanla. ancak birisi var mış ki dümdüz ilerlemiş, hiç bir yöne sapmamış. oyunu o kazanmış. öğretmeni sormuş;
- nasıl oldu da dümdüz yürüyebildin ?
çocuk cevap vermiş;
- armut ağacı sayesinde!
sonra biraz ilerideki armut ağacını işaret ederek şunları söylemiş durumu anlamaya çalışan öğretmenine; işte o ilerdeki armut ağacı öğretmenim, gözümü o ağaca diktim ve bir an olsun o ağaçtan ayırmadım, rüzgar da esse, yönümü değiştirdiğimi sansamda bazen, engel de çıksa önüme, yinede o ağaçtan bir an olsun ayırmadım gözlerimi.
vel hasıl, sözüm özellikle üniverste sınavlarına hazırlananlara! ne olursa olsun, hedefsiz koşmayın, önce yolunuzu çizin sonra ilerleyin, attığınız her adımı kendinize daha çok güvenerek atacaksınız. emin olun.
skid row'un eski solisti. geçtiğimiz günlerde angel down adında bir albüm çıkarttı. albümde axl rose da bir kaç şarkıda bach a eşlik etmiş. mükemmel sesi, harika canlı performansıyla muhteşem bir insandır.
düzenlemek fiilinin bokumu çıktı diye düşündüren durum. birde spoiler mevzusu var ki, anlamını hiç bilmediğim için ona değinmiyorum bile.
birde butonun tam türkçe karşılığını bilsem, başlıkta da dikkat edicektim de onuda bilmiyorum. keşke her birey yeterince duyarlı olsa şu dil konusunda. kullandığımız nicklere *(buraya not düşmesem kimse yadırgamaz dı nick dediğim için heralde) baksak ya kaç tanesi türkçe?
"Milliyetin en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."
Mustafa Kemal Atatürk - 1931
düzenleme! ; giride de belirttiğim gibi butonun tam türkçe karşılığını bilmiyordum, eklenen girilerle öğrenmiş oldum sağolun varolun. buton sen bokumu ye düğme sen çok yaşa.
düzenleme 2; bir sözlükte, 'şu an yaptığımda dahil olmak üzere', olabilecek en iğrenç şey, sanırım başlığı doldurabilecek kadar bilgi birikimine sahip olmayıp, boş bakınız vermek ya da başka bir giriyi örnekleyerek laf sokmaya çalışmaktır heralde. sonrasında gelen düzenlemelerle ortalık daha şenlenir, sözlüğün boku çıkar, aferim bize. kullanıcı adımla ilgili bazı sorular kalmış akıllarda, bunu dile getirmenin yeri bu başlık olmadığı gibi, yanıtta bu şekilde verilmemeli elbet lakin dayanamıyorum, tutamıyorum kendimi, kullanıcı adım guns n roses gitaristi slashten gelmektedir, onu anımsattığı için seçilmiştir yani. türkçe karşılığı olan, ingilizce bir kelime değildir seçiliş nedeni yani. ne sorun oldu be kardeşim, yeter da! hem zaten girdiğim yazının orjinalinde de demişim kullandığımız nicklere bakın kaçı türkçe diye, öz eleştiri yapmışım yani, serzenişte bulunmuşum çapımda, anlaşılamama duygusu, dünyanın en kötü şeyiymiş ben bunu bu gün yaşadım artık..
bir genellemedeki istisna durumlar dile getirildikten sonra söylenebilen cümle. kimya öğretmenimiz hep derdi. gözünü sevdiğimin kimyası, istisna dolu tabi.
ailenin hadi namaza geç kalıyorsun nidaları arasında erken kalkmanında verdiği gevşeklikle özellikle bayramları yaşanabilecek kötü durum. dini hükmünü tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen abdestsiz olduğunu hiç hatırlamassan namaz kabul oluyor, hatırlarsan bozuluyor. ama sorun orda değil, hadi bozuldu diyelim namaz, bayram namazı bi defa kılınır, vakti sabit, şekli sabit. şimdi ne olacak ki diye insanın kendini yiyip bitirmesine vesile olan eylem. bide abdestsiz derken cenabetlik değil lan bildiğin namaz abdesti oha. o kadar da değil.