baştan soliyim troll olmayacak kadar eski nesilim. sitemiz; adbox.me.
nasil ola ki bu derseniz;
iki tip kullanıcı modu var sitede. yayıncı ve reklam veren. google adsense ve diğerlerinden farkı da zaten sitenin reklamı direkt olarak kendisinin alması. bundan dolayı daha yüksek reklam bedelinin yayıncılara ödenmesi. örneğin bir tıklamaya 1.5 tl ödenmesi gibi. diğer taraftan site diğerleri gibi mail adresinizi falan da trollemiyor. ciddi ciddi takipciniz varsa iyi paralar kazanabilirsiniz. benim üç günde kazandığım 80 lirayı buldu mesela. kaldı ki facebookta arkadaşım 300 ü geçmez bile. yapılacak tek şey siteye yayıncı olarak üye olup listelenen içeriklerden istediklerinizi facebook , twitter da paylaşmak. hepsi bu.
kazandığınız parayı da verdiğiniz iban numarası üzerinden alabilirsiniz. öyle paypal falan derdi yok.
referansım ile üye olmak isterseniz buyrun buradan;
izmir hatay da zeybek tip merkezinin karsisinda yer alan cafedir. alsancaga veya bornovaya kacabilme ihtimali olmayanlar icin az bilinen, kacilasi bira evidir... an itibariyle karsi masada oturan hatun duyuyorsan goz kirp yeter.
işik sağdan geliyordu o gece...
abajurunu yakmıştı yine o geceye dair sempatikliğinde... o geceye ithaf edemediği nice seyler olmasada; farkında olmalıydı odasının karakterinin. duvarda dökülmek üzere olan boya ve alçının ne kadar daha orada kalacağını hesap etmesinin anlamı da yoktu. sahiplenememişti ki maddi olan objeleri. yeterli de değildi zaten.
vardığında içmek istediği bir sigaranın ateşini aradığı o mutfak vakitlerinde; her ne enerji harcadı ise, başkaları tarafından ona hediye edilmesini istemezmiydi?
oysa?
istemeseydi de neye adardı hayatını? yeni aldığı oltalarına mı adardı mutluluğunu? üsküdarda mı? balık tutamasa bile suya değmesinden mutlu olurmuydu misinanın?
gelirken dinlediği sohbetlerin hangisine objeleri koysaydı da yeni yılın en dokunaklı insanı olsaydı?
gözleri kapanırken insanların neye inandığını yada inanmak istediği herşeye adasaydı kendisini...
umutlarının birinde; bir alışveriş merkezinde verilen umut biletlerinden herbiri olmayı kabul de edebilirdi oysa.. etti de...
sıfır, yedi, onbeş...
en normal sınırlarında gezinirken hayatın; masanda duran telefon, bozuk paralar ve bir çift anahtarın anlamsızlığına takıldığın o günlerin en orta noktasında.. anlamsızlaştırabilmek için efor sarfetmediğn ama bir okadar 'içindekiler' kısmını okumadan geçmediğin yaratılış gibi.., çığlık atarcasına ağlamak istediğin, evinin yolunu bulamadığın, evin içinde olmak gibi... devam eden herşeyle özdeşleşen üç noktalara yüklediğin anlamların herbiri.. su , parfüm , aromalar ; içindekilere asla anlam veremediğin sabah uyanışları. dağılmış yatağında son bir kez telefonu arama isteğine bezenmiş anlar, ansızınlar ve birandalıklar. içindekiler yok iken;
dışındakiler?
düşünüp uzun uzuuunn.. bazen olurya teomanın şarkısındaki gibi cizgilere basmayan insanlar hayal ederiz. zıplarız hoplarız bazı bazı.. bir müziğin en etkileyici solosunda, aynı duyguları düşünen coğunluğa, hatta azınlığa.. neler feda etmedik? içtiğimiz biranın aynısını tüketen binlercesine aynı duygulari paylaşmayı hayal ettik mi? yoksa eksik mi kaldi?
yaşayan birşey var burda hala. bir bütünün parcalari olmuşuz.. biz artık yaşamayan insanlar istanbula ait olduk...
gecenin bir köründe samatyada rakı balığı seven onca insanoğluna bir ağit misali; uzak yakın ve alışkın... bir müzik, bir kalmak tadında.. neler feda etmedik istanbulum senin tarihibdeki onlarca sayılara saygi duyarak?
yazıyorum ama kendimi ifade edemiyorum be istanbulum. uzaklardan yazdım senin şiirini.. yazılmış olanlari dinlemeyi bırakıp yakından, tam yanından dinlemeyi sectim. oturdum bakırkoyden kadikoye, o yakadan şu yakaya... gösterebileceğim iki notada gelip giden müzisyenler gibi; söyledim, söylettim, söyledim..
hani bir suç işlersin ya polis cağırırlar..
desifre olmuş, cıplak hissettim kendimi bu gece ; tüm benliğimi, vücudumu , izlediğim tüm herşeyii...
bu gece bana ait olsa, hic kimse yazdiklarimdan duyduklarimdan, yaşadiklarimdan haberdar olmasa? bir düşün gercekligine
inansa insanoglu. uyusa sinirsizca.
düşünüyorum.. penceremin kenarina oturup. sanal değil. oturup düşünceleri olan insanlara bakmak misali. bir umuda bel bağlamiş aciz insanoğlu gibi. aciz değil, mükemmel belkide.
bir çatiya cikip şükretmek mi tanriya? bir tanri bulup sükürler yaratmak mi?
mutlu olan onlarca insana bir perdenin arkasindan bakmak gibi
mutsuz olan yuzlerce insanin sigarayla bulan tedavisi.
kelimeleri bize vaat eden tanrinin lanet olasi yerinden hic kipirdamamasi?
belkide acizlik bizlere ait olduğu icin böyleydi yansimamiz.
oturup dinledim bu gece tanriyi.
dinledim..
yansimami?
cok uzaklarda gördüm. öyle olduğuna inanirdim.
buraya da deli kızım uyan yazmak isterdim.. format, gerekceler izin vermiyor ne yazıkki..
caresizlikten ote, otede ki caresizlik. birzcik inanc ve sabrı iliklerinde animsatandir.
benim babam mert adamdı
mangal gibi yüreği
yufka gibi kalbi vardı
hayatım boyunca o'na özendim
fedakardı
bir dikili ağacı olmadı belki
ama kendisi
onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı
üstümdeki kol kanat
sırtımı yasladığım dağ gibiydi
ben babamın oğluyum
tepeden tırnağa anadolu'yum...
düsünmüstüm üc vakit önce. bu istanbul sevgisi, bu istanbul aşkinin sebeplerini. istanbulu dinledim, gozlerim kapalı; dizelerindeki istanbulu hayal ettim yatmadan önce. bir efsanemiydi? bir başyapit? yada olagan dengelerin arasinda bir yigin insan umutlari mi? zorunluluk, zorundalik.. belkide gerçekten dinlemek... zevk alabilmek...
boyle düşünmüştüm kalbimi çalan izmirimin koynunda. uzaklarin şiirlerini bir de ben dinlemek istedim...yavuz cetin in yanibaşina oturup,dizlerine çökerek.. sadece boğazda.. sadece shaft ta.
koydum başimi dizlerine. izledim dudaklarini o istanbula ait pencereden. anlatilanlara ben de ekledim satirlar. paylaştik, anlatildik, anilar ekledik hikayenin en başina..kadikoye bende ekledim noktalama işaretlerini; raki balik, balik raki tadinda.. epeyce tokuşturduk umutlarimizi..
ve zaman?
evet durdu aniden. sustu. anlatamadi istanbulu. kelimeler bogazina yigildi usulca.. tamamlayamadik istanbul a ait oykumuzu.. duygusalligini kaybetmiş devrik cumleler de yazamadik.. baktigimda yoktu. yoktu baktigimda...
o tamamlayamadi. lakin ben?
kapattim sayfalari..
umutlarinin peşinden; yaşamak zorunda birakilmiş istanbul insanina ithafen...
sabahin bu inandirici gercekligini
bu inandirici aydinliğini
gün batimini....
filmlerde düşündük.. bir sizofreni hayal ettik kimi zaman. hoşumuza gitti, akil oyunlarinda kendimizle oynadiğimiz oyunlar... kağitlar astik kimi zaman hiç olmadiğimiz karanlikta. kimse bilmedi senin, benim ve onlarin orada olduklarini.. o kağitlarda, uçurumda oturduğumuzu.. bildiklerimiz kurallardan ibaret olanlarmiydi? yoksa kural olan yükseklikmiydi? korkularimizi dişari vuramamakmiydi bütün yalan olan? yada gerceklik bütün korkularimizi savurup gitmişti, yüksekten bakinca..
bazen ben,
bir şizofren.
bazen ben,
bir korkak.
bazen ben,
bir insan.
bazen ben,
sen olmayan. ve beni sadece kelimelerle tanimlayan...
bir ruya gordum.. bir ruya.. bir dunya.. bir uyaniş.. ve bir izmir.. umutlar, umutlarim, umutlarin ve umutlari olan insanlar.. bir düşün gercekligine inanan insanoglu.. ve bir gerçeklikle boğuşmayan, sadece dunyanin koskocaman, düşüncesiz varligina inanan insanlar..
insanoglunun iyi yada kötü, igrenç yada mukemmel, yalanci yada yalansiz oldugunu düşünmeyip, varoluşuna inandigi yusyuvarlak dunya düşündüler.. bir kayalıktan dunyaya bakarcasina..bir dunyaya bakarcasina.. bir dna'ya inat, bir yaratilişa inandilar. inandirdilar kendilerini.. güçlü, koskocaman.. belkide yalanlariyla mutlu oldular. yalanlarinin tümüyle gercek olduğundan senin benim ve onlarin hiç haberi yoktu..
onlar hayal kurdu,
ben onlari izledim.
ben onlari izledim,
onlar koskoca dunyaya inat
insanogluna hayaller kurdurdular.
geceleri, gunduzleri, sabahlari, yok oluşlari,
mutlu, umutlu, bir hayalden öte... bir rüya..
istedim ki izmirimi hasretle bekleyen onca insana inat.. birgun izmire beklerim. otogarda indiginde soguk izmir sabahinda etrafinda tanidik birilerine baktiginda kimseyi goremedigin, hatiralari goz onune alip dunya guzeli sehire geldigine bir daha bak. bak ki bir daha bak. hasreti tanimis izmir insanina bir daha sor beni.. sor ki dunyanin hicbir haline inanma. inanma ki unutma izmiri olurmu?
agladigina inat
inadina agla
aglaki dunya izmire doysun.
izmir agladigina doysun.
doysun ki bir gun izmire beklenenler gecenin korunde sadece sana sarilsin. sadece sana...
izmir in en berbat semtlerinden tepecigin gobeginde bulunan, cevre duzenlemesi, calısanlarin samimiyetiyle izmir in en iyi hastanesi olmaya aday hastanedir.
kadinin yillar gecmesine ragmen gunduzden kocasina kızıp yatak odasina almamasi olayidir ki benim annem ve babam elli yasini gecmesine ragmen hala bu muhabbetleri yapar. hatta babam bazen hala salonda yatar.
singapur'da evlenme gerekçesi... biri birinin hayatını kurtarırsa ödül olarak onunla evlenmesi gerekiyor. soyle bir diyalog gecmesi muhtemel:
-baksana abi, teyze cok kan kaybediyor.
+ yav canina mi susadin be oglum.
finallerde kopya çektiğinizi idda eden asistana kafa göz girmek
ayırmaya çalışan hocayada iki tane çakmak.
kendini binanın penceresinden kolları iki yana açarak boşluğa bırakmak ve yerçekimi ivmesinin (g) sizin aşağı süzülüş hızınızı gittikce hizlandiran gücünün tadını çıkarmak.
hollywood yazısının w sunun tepesine çıkmak ordan batan güneşe karşı işemek.
Ufacik kizlarin, fifty cent kılıklı erkeklerden hoslanma halidir. Haydar dumen'in soyledigine gore turk erkeklerinin boyle bir ebat sorununun olmamasini ve en azindan uzakdogulu akrabalarindan daha iyi konumda oldugunu dusunursek gerek gorulmeyen bir hayranlık.
Az once komsunun benden bilgi almak icin geldigi durum.
- Maliye okuyunca ney olacak bu cocuk?
+ Valla abla muhasebe ci olur. Devlette calisir.
- Allah belaniii. Evde universitemi olur? Mehmet kandirmiyon dimi beni..
Sperm sayinizin miktarini olcmeye spermogram denir. Labratuarda yapilan bu test icin ozel porno odalari mevcuttur. istege bagli 2 kisi de girilebilir. Labratuar tekns. bu mevzuyla ilgili cok anilari mevcuttur. Ben sahsen 3 4 tanesini dinledim.*