güzel bir şaşkınlık ünlemi. anneanneler de kullanabilir, genç ve güzel kızlar da... erkeklerin kullanması pek hoş karşılanmaz zira azıcık feminen bir ünlemdir ayy! gibi.
işte beş para etmez bir çaylak daha. 11. nesil mi, 12. nesil mi olduğu bile belli değil. senin ne haddine 6. nesil bir yazarı takip etmek bre densiz!!!
şaka şaka koştur sözlükte, bir sen eksiktin sonuçta.
kısa sürede aramıza katılmasını beklediğimiz çaylak. kimbilir belki de birilerinin backup hesabı, feyki, reenkarnasyonu...
olsun ne olursa olsun hoşgelsin.*
apartman teyzeleri tarafından 'yapma evladım, etme, yanlış yoldasın, gittiğin yol yol değil, önce bir baltaya sap ol sonra adam ol' ve bla bla bla şeklinde kafası ütülenesice erkektir. kızlar tarafından daha çok sevilir, kıskanılır, takdir edilir, arzulanırlar.
bağlamayı seçim kampanyasında pr çalışması olarak kullanıp sempati kasan orospu çocuklarının çeşitli bahanelerle dolaylı ya da direkt desteklediği terör örgütü tarafından şehit edilen, şehit olmadan önce bağlamayı silah arkadaşlarıyla hemhal olup içinde bulundukları terör denen lanet dertten uzaklaşarak daha insani bir derde ortak olmak için kullanan adam gibi adam. şehadetinin arkasından ciğerlerde yankılanan şöyle bir türkü söylemişliği var...
zall'ın her sonradan görme site sahibi gibi kullanıcıların isteklerini gözardı ederek kendi işine geleni dayatmaya yönelik yaptığuı yavşaklıklar silsilesidir. en son olarak kişiselleştirilmiş eski tasarım temasını klasik iğrenç mor tema haline standartlamış kendileri.
zaten fazla tık sayısı alayım diye 6 ayda bir yeni nesil açarak binlerce kalitesiz çaylağı yazar yaparak ortamın seviyesini düşürdü yıllarca. ekşi sözlüğe tenezzül etmeyen insanları bile orada çaylak sırasına sokacak kadar kalitesizleştirdi buraları. bu saatten sonra yapabileceğim tek şey sitesine mümkün olduğunca az girip adblocker'dan bu paragöz'ün sitesinin bütün reklamlarını engelleyip, ghostery'yle de reklam-analiz izleyicilerini engelleyerek olabildiği kadar karına katkı vermemeye çalışmak olmalı. elinde ancak tutabildiği iki yeni nesil de hevesi geçene kadar yazar ancak. sonra yenilerini alır saçma sapan bir kısır döngüye girer artık.
serkan'ın yanında sansür karşıtı konuşma yapmaya kalkarken bile kullanıcı haklarından ziyade site sahibinin haklarını savunmaya çalışacak kadar sahipleniyor sözlüğü ancak.
edit: geçici bir yavşaklıkmış. temam bu sözlükte kalan tek yakınım. geçici bir süre ayrı kalmak bile rahatsız edici.
evet bu durumda yukarıda saydıklarımın bir kısmının etkisi azalmış oluyor. bir gün yeni tasarıma geçmeye zorlanmayız inşallah.
eski tasarımı yıkarsanız sözlük çöker beyler yapmayın. bedduamızı alırsınız.
tutarsızlıklar üzerinde büyüyen yavşaklıktır. genel itibariyle türk matbuatının 'ne kadar kaypaksan o kadar işin garanti' mentalitesi üzerinde gelişmiştir.
bundan 2-3 sene önce, siz hatırlamazsınız, aykut kocaman kendisine saçma sapan sorular soran bir gazeteciye haklı olarak fatih terim'i ima ederek 'bana soru sorabiliyorsunuz, başkalarına da sorabilecek misiniz, muhatap bulabilecek misiniz?' diye karşılık vermişti. nedense türk spor basını bu konuda öz eleştiri yapmak yerine aykut'a yüklendi ve bir kaç hafta devam eden polemik aykut'un geri adım atmasıyla sonlandı. tam olarak o sıralarda imparator diye öve öve bitiremedikleri fatih terim takımının puan kaybettiği maç sonrası basın kartı olmayan birisini bahane ederek basın toplantısını terk ederken kendi genitallerini işaret ederek 'bana değil buna anlat' diye posta koyuyordu bütün basın mensuplarına ve kimse de üstüne gitmiyordu.
'bunları neden şimdi böyle uzun uzun yazdın?, ne dürttü seni pazar pazar?' diyecek olursanız eğer, bütün bu yavşaklığın bütün şiddetiyle devam ettiğini gösteren dün ismail kartal'a sorulan soru yüzünden yazıyorum bunları.
bitime 4 hafta kalmış şampiyonluk yarışı son sürat devam ediyor. takım maçını kazanmış ve hafta içi tekrar maçı var. ama arkadaş gidip 'sen şampiyon olacağız diyorsun ama senin yerine lucescu'yu getirecekler. naber' dercesine 'fenerbahçe'yle lucescu'nun ismi beraber anılıyor ne düşünüyorsunuz?' diye soru soruyor. ben olsam senin nasıl bir yavşak olduğunu düşünüyorum derdim ama ismail kartal medeni davranmış.
ileri zekalı muhabir futbolun en yoğun olduğu, 3 takımın şampiyonluğa oynadığı eşsiz bir dönemde başka soracak soru bulamamış gibi bu art niyetli soruyu soruyor. neden? çünkü futbolla ilgili soru sorabilecek bir kapasitesi yok, çünkü fenerbahçe'nin kazanmasından rahatsız ve 'bu huzursuzluğu fenerbahçe için ne kadar olumsuz enerjiye çevirirsem o kadar iyi'diye düşünebilecek kadar karaktersiz. bunlar fatih terim'in basın toplantısında parmağını kaldırmaya korkuyor, her türlü postayı yiyor, bir de gidip götünü yalıyorlar.
bu tür bir yavşaklıktır kolay kolay da giderilemez. kendisinden çocuklarına yadigar kalır bu yavşaklıklar.
türkiye'de yarı demokratik de olsa yapılacak son genel seçim olma ihtimali bulunan demokrasi tiyatrosu. madem ki bu kadar ciddiyetten uzak bir seçim bekleniyor uludağ sözlük bünyesinde oy kullanma işlemi bu akşam itibariyle başlasın bari;
leo babanın popular problems albümünden dünya'nın çilekeş coğrafyalarının (ruh halini, hissettirdiklerini) anlatan bir şarkı.
leonard cohen müthiş etkileyici ses tonuyla ve güçlü sözleriyle ruhumuza ince ince bir karamsarlık nakşediyor, umutsuzluğumuzu pekiştiren bir telkin seansı uyguluyor bu şarkıyla.
I saw some people starving
There was murder, there was rape
Their villages were burning
They were trying to escape
I couldnt meet their glances
I was staring at my shoes
It was acid, it was tragic
It was almost like the blues
It was almost like the blues
I have to die a little
between each murderous plot
and when Im finished thinking
I have to die a lot
Theres torture, and theres killing
and theres all my bad reviews
The war, the children missing, lord
Its almost like the blues
Its almost like the blues
Though I let my heart get frozen
to keep away the rot
my father says Im chosen
my mother says Im not
I listened to their story
of the gypsies and the Jews
It was good, it wasnt boring
It was almost like the blues
It was almost like the blues
There is no G-d in heaven
There is no hell below
So says the great professor
of all there is to know
But Ive had the invitation
that a sinner cant refuse
Its almost like salvation
Its almost like the blues
Its almost like the blues
leonard cohenin "dünyanın binbir türlü hali var. nolur nolmaz. ben şu insancıklara bir albüm yapayım da kenarda dursun. deniz bilmezse hâlık bilir. beni bilen dinlesin dinleyen hayatı daha iyi anlasın." diyerekten sekseninci doğum gününde piyasaya sürdüğü müzik albümü.
ağustos'un sonlarında bir gün sabaha karşı dörtte bir acil servisin bahçesinde haberini aldığımdan beri dinleyeceğim günü bekliyordum.
albüm ayrı ayrı ustanın işiyle dolu dolu.
nevermind sanki the partisanın bir açıdan devamı, aynı hikayenin oğuldan sonra toruna da anlatılması gibi... torunun hikâyeyi unutmaması için her şey yapılmış. harika bir lezzet.
my oh my, did i ever love you? bir yandan aşkın nasıl kabul edilmesi gerektiğini anlatırken bir yandan aşkın karşısında insanın dilinin tutulmasını, çaresiz duruma düşüşü anlatıyor gibi.
leonard cohen yahudi kimliğinin arkasından kendi açısından 5000 yıllık hikayesini de anlatıyor born in chainste.
velhasıl kelam leonard cohen masallarını, dertlerini, hayatını, aşklarını anlatmaya devam ediyor. ve bu çok güzel bir şey.
benim gibi dedesinden nasihat dinleyememişler için sekseninde bir leonard cohen dinlemenin anlamı başkadır sanıyorum.
naif folk grubu. haftasonuna hayatınızı lezzetlendirecek küçük bir keşifle/keyifle başlamak isterseniz forgiveness, barefoot friend, ring around the moon şarkıları başlangıç için idealdir. afiyet olsun.
basit reflekslerle yönetilen bir twitter hesabı. *
bir takım güvenilirliği tartışılır alıntılarla abartı bir takipçi sayısına ulaşınca takipçilerini kendi siyasi görüşüne maruz bırakabileceği yanılgısına kapıldıkları için türkiye\'nin son altı ayında kendi akıllarınca bulabildikleri tek çelişkiyi retweietleyerek tepki gösterdiklerini zannederlerken aldıkları aykırı cevaba bozulup engellemişler. siyasi olarak entegre oldukları zihniyetin deniz anasının sinir sistemi basitliğiyle verdikleri tepkileri bir güzel içselleştirmişler demek ki... kendilerine yakışan da budur. sevgili takipçilerinin bu duruma prim verdiği her saniye bu gibi hesapları yönetenler iq seviyesi düşük insanlara has cesaret benzeri hisleriyle bu tür şeyler yapmaya devam edeceklerdir.
çok uzakta olmayan ama kimsenin de inanmadığı çöküştür. bu kadar anlamsız harcamanın yapıldığı yerde kriz ve çöküşün olmaması mümkün değil. selçuk şahin bu oyunu oynamayarak 1 milyon kazanıyor para birimi önemli değil. evet tek tezim bu, gerisini ekonomistler halletsin.
bazen alamayacağınız turları getiren çirkeflik yöntemi.
mesela zamanında letonya, türkiye karşısında bunu oynamıştı ve 1-0 kazanarak turu geçmesini sağlayan skoru almıştı. bugün de başkaları yapmış olabilir tabi. şimdi gelirler bekleyin.
aslında çoğumuzun resmine orada burada rastladığı için biraz biraz bildiği, maceraseverlerin kıyısına gidip fotoğraf çektirdiği, zamanında büyük türk büyüğü alp er tunga'nın öldüğü yer olarak rivayetlerdeki yerini alan sivri kaya.
bir çok üniversitelinin öğrencilik hayatının bir noktasında kapıldığı istektir. biz neden geldik, ne işimiz var lan burada, sokarım diplomasına-işine deyip çekip gitmek isterler, gidemezler. bir süre sorgulamalarını hayat üzerine kaydırırlar, sonra hepsi unutulur gider.
bu arada bırakın, bıraktırın. 25 yaşındaki adamın okulda ne işi var lan?
fenerbahçe ülker'in 2013-2014 sezonunda barcelona, cska ve partizan'ı yenerek gerçekleştirdiği her takıma nasip olmayacak güzellik. hayır üç euroleague takımyla aynı gruba düşeceksin maçları ardışık olacak ve hepsini yeneceksin. bu zevki yaşayan başka takım olduğunu zannetmiyorum.