ateizmi seçen bir insanın, kendini "cahil" sıfatından soyutlaması adına var olan bütün dinleri araştırıp hiç birini kabul etmedikten sonra seçebilmesi gerekir. bazıları kestirmeden gider ya ona değineceğiz.
konumuz ateizmin, mantıksal çerçevede akla, medeniyete hitap edip; dinin doğmalardan oluşmasının haklılığını, yanlışlığını tartışmaktır. kim ne kadar akla hizmet ediyor?
ateizm, yaratıcının varlığını reddetmek, ona atfedilen "yaratma" eylemini doğaya mal etme inancıdır. alt başlıklarında evrim teorisini barındırır ki bu yaratılış kavramını reddetmek için kanun haline gelmeye uğraşıp da başarılı olamayan bir teoridir.
bir kere ateizmi "araştırarak seçtim", "ailemden görüp de yobaz gibi bağlanmadım", "ben zekiyim", "ben okumuş, entelim" havasından sıyırıp; akıl ve mantık ölçüsünde ele almak gerekir. karşısındakine "cahil" yaftası vuran hiç bir felsefe akımı kendini ifade edemez insanlara, eksik kalır, yarım kalır.
ateizm, var olanları reddedip yokluğa, doğanın yaratıcı gücüne inanmaktır. peki akılcılık bunu destekler mi? evet kısmen, şöyle ki; allah nasıl var oldu, niye bizi yarattı, niye kötülük var, niye iyiler ölüyor... gibi sorular insanların kafalarına yatmadı ve ateizm ortaya bir fikir akımı olarak çıktı.
peki ateizmin akılcılığı desteklemeyen kısımları yok mu? onlar da var. ve arkadaşlar ateizmin kabul edilebilir yerlerini yeterince açıklamışlar. bana akılcı olmayan yerleri kalır ki ben de karınca kararınca bu konuya eğilmek istiyorum:
1. ateizm bütün dinleri reddeder. peki ateist olmak için bütün dinleri araştırmak gerekmez mi? zira bir şeyin varlığını kabul etmek kolaydır; ama yokluğunu kabul etmek için bütün dünyayı dolaşıp o şeyin olmadığını ispatlamak gerekir.
2.ateizm yaratılış kavramını reddedip, evrim teorisini kendine düstur yapar. evrimin kabul edilebilirliği çağımızın en büyük tartışmalarından biridir; ama evrimi araştırmış biri olarak darwinin saçmaladığını söyleyebilirim. evrimin hala açıklayamadığı yüzlerce soru var. mesela; insanın maymundan ya da başka bir canlının diğerinden geliştiğini savunan evrim bize aynı şeyin şu an neden gerçekleşmediğini "milyonlarca yıl geçmesi gerek" diyerek açıklıyor ki bana hiç inandırıcı gelmedi.
bir diğer nokta evrim madem varsa niye insandan daha ileri bir canlı evrilmedi bu kadar milyon yıl içinde?
3. ateizmin savunduğu bir diğer kavram ki en önemlisi "tanrı" kavramının olmayışıdır. öyle olsa bile şu anki ekolojik dengeyi, besin döngüsünü, bırak dünyanın bütün fezanın bozulmadan, yorulmadan süregelişini, güneşin varlığını, mevcut ekosistemi, bütün varlıkların insan için bir fayda olarak bulunmasını nasıl açıklayabiliriz.
4.ateizm ahireti kabul etmez. halbuki bu dünyada-yapay mahkemeler- bile gerçek suçluyla suçsuzu ayırt etmede aciz kalmıyorlar mı? peki bizim yaptığımız kötülükler yanımıza kar mı kalacak? ezilen masumun emeği, ırza geçilen kadının haykırışları, ağlayan bir yetimin hıçkırıkları karşılıksız mı kalacak? bunların hepsi burada halledilebiliyor mu? medeniyet dediğimiz şeyi ne kadar sindirebilmişiz kendi içimizde.
5.eğer tanrı yoksa bütün bu yazdıklarım için şimdiden tüm ateistlerden özür dilerim.
bir de işin "ya varsa" kısmı var ki eğer tanrı iddia ettiğim gibi varsa o zaman sıkıntılar başlar bir ateist için ve bilumum günahkarlar için. inananlar o yönde kendilerini hazırlar ve karşılığını da beklerler yaratıcıdan. ama ateist için akıl almaz cezalar ve ebedi cehennem söz konusu. umarım kimse yanmaz.
sanatına bakıp sanatçıyı yargılamak gibidir. bir elbiseyi yapan terziye kritiğini yapmak, fırıncının ekmeğine bakıp ona hakkını vermektir bazen.
ortaya çıkan şeyin ne derece işe yaradığı, nelere mal olduğu, kimlere faydalı olduğu da sistemin mükemmeliyetini belirlemede önemlidir.
bir çocuğu değerlendirirken ebeveyne biçilen kıstas neyse odur aslında sorguladığımız şey.
komünizmi anlamak isteyen için komünizm rusyasına, insalarına, evlerine, binalarına, kültürüne, yaşantısına bakmak, okumak yeterlidir.
lakin bazen sistem, sanatçı ya da eseri ortaya çıkaran şahıs kendisini belli etmeksizin, kendine benzemeyen ürünler, eserler de ortaya çıkarabilir. bazen öyle şeyler yapar, çizer, anlatır ki karşındakinden bu denli eserler çıktığına şaşırır kalırız. bir şairin olmayan annesine yazdığı şiir, bir annenin olmayan oğluna yazdığı methiye gibidir bu bazen.
bir elma ağacını bize kazandırdığı elmayla değerlendirmedikten sonra o bizim için oksijen üreten basit yeşil, kahverengi tonlara sahip yer kaplayan cisim olur.
bir hayvanı ekosisteme kattığı faydaları, doğada üstlendiği sorumlulukları değerlendirmedikten sonra ne işe yarar ki.
bazen bir gül size ilham olur, bir kaktüs sizi düşündürür, bazen bir kar damlası sizi avutur, bazen olmadık şeyler sizi ağlatır da durur.
bu saydığımız eserler bütünleşmiş bir mükemmeliyetçi sistemin sonuçlarıdır.
söz konusu olan bayansa ne iyi; amma velakin erkekse sıkıntıdır. millet sana "kız gibi ellerin varmış" der, sinirini bozar. iyisi mi eldiven giymek lazımdır bu durumda.
öğrenci olup yemek yapamamaktır.
sırt ağrır, sancıdan ayakta duramazsın, sabahtan akşama kadar okuldasın, geliyorsun eve akşam annen yok yemek de yok. sıkıntılarla savaşmaktır.