evet arkadaşlar beni takip eden herkes bilir sürekli türklere, kemalistlere, ulusalcılara, atatürk'e karşı başlıklar açarak tepki gösteriririm.
ben aslında böyle değilim gerçek hayatta.
yaratılanı severim yaradandan ötürü kişiliğine sahip asla ırkçı ve nefret yüklü olmayan bir insanım.
gerçek hayatta ağzımdan duyamazsınız bu cümleleri.
fakat bu sözlüğe girip başlıkları incelediğimde kimyam bozuluyor.
dinime, ırkıma, peygamberime okadar ağır hakaretler ediliyorki istem dışı tepkiler vermek zorunda kalıyorum.
bu başlığı neden açtım bilmiyorum ama yazdığım çoğu entry'den ve açtığım başlıklar bende vicdan azabına yol açıyor ama yeni başlıklar görüyorum yine açıyorum.
buna bir son vermeliyiz diye düşünüyorum.
edit: bu yazı bile eksi oy aldıysa demekki doğru yoldayım.
(bkz: aklınızı sikeyim)
türk erkeklerinin sex'de başarısız, performanssız olmasından dolayı türk kızları vajinismus hastalığına yakalanmaktadırlar.
kürt erkeklerinin penis yapısında vajinismus, aids dahil bir çok hastalığa iyi gelen özel salınımlar bulunmaktadır.
türk kızları hastanelerde okadar zaman kaybedeceğine doğuya gelip kürt erkekleriyle bir kaç seans görüşme sonucunda kesin tedavi edilebilirsiniz.
bu yöntem kesin tedavi getirmekle birlikte kaliteli bir ırkın oluşmasındada önemli bir rol oynamaktadır.
kürt erkeklerinin penis yapıları iri ve ilişki esnasındada darbeli bir matkap gibi ritmik darbe vurduğu için türk kızlarının hem tam boşalmasına hemde penisin iri olmasından dolayı vajina duvarlarını tamamen kaplamasından dolayı tüm bakterilerin yok olmasını sağlıyor.
tüm türk kızlarına sağlıklı günler dilerim.
elektrik ödemeyiz neden ödeyelim bizim topraklarımızda biz üretiyoruz, devlette biziz, milletde biziz.
elektrik ödeyelim batıya yatırım yapılsın sizde gezi parkı adı altında yakın, yıkın telef edin yok öyle.
kürt halkı olarak sadece batıdan vergi alıp doğuya yatırım yapacağız yeni düzen kürt devletinde.
Sözümüz leş kargalarına.
sözümüz ümmet-i Muhammed'i terörist ilan edenlere.
sözümüz salya sümük müslüman'a beddua edenlere.
sözümüz kandan nasiplenenlere.
sözümüz teröristlerin elini öpüp Allah Allah nidalarıyla zavallı anadolu insanının dini duygularıyla oynayan müslüman maskesi takan şeytanlara.
sözüm onlara onlar kendini biliyor.
sözümüz üstüne alınan herkese.
Daha çok sözümüz varda edep izin vermiyor. https://galeri.uludagsozluk.com/r/673769/+
Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen uzun bir aradan sonra yine beddua içerikli bir sohbet yayınladı.
"Kim paralel ise Allah onun belasını versin" diyen Fethullah Gülen'in yayınlanan videosunda asıl dikkat çeken ayrıntı ise videonun başında 5 kez 'ekmel' kelimesini tekrarlaması oldu.
Gülen'in bu sözleri, muhalefet partilerinin 'çatı adayı' Ekmeleddin ihsanoğlu'nu destekleyerek 'subliminal mesaj mı veriyor' sorusunu akıllara getirdi.
Cumhurbaşkanı Adayı Ekmeleddin ihsanoğlu, isminin telaffuz edilmesinde zorluk yaşandığını görünce "Bana Ekmel diye hitap ederler, siz de öyle yapın.
Rahat olun" önerisinde bulunmuştu.
Ekmel kelimesi Arapça'da tam, eksiksiz ve olgunlaşmış anlamlarına geliyor.
kürtler bundandırki bu ülkenin gerçek sahipleridir.
ancak hernekadar pembe teskereli olsalarda türklerede ülkemizde refah içinde yaşama imkanı sunuyoruz.
Her sabah namazından 1 saat önce, en az 5 bin kişinin abdestli bir şekilde mescitte hazır olduğu ve teheccüt namazı kıldığı tekkelere ve o tekkenin sofilerine, evlerinde sabah namazına kalkmayanlar tasavvuf şirktir derler.
Geceleri sabahlara kadar günahkârlar için gözyaşı dökerek gözleri kızaran tasavvuf büyüklerine, uzunca uykudan dolayı gözleri kızaranlar tasavvuf şirktir derler.
içki içen, kumar oynayan, zina eden ve değişik günahların batağına düşmüşlerin elinden tutup dini öğreten Allah dostlarına, içki içene, kumar oynayana, zina edene ve değişik günahların batağına düşmüşlere sövenler tasavvuf şirktir derler.
Bir kere görmekle tüm kötülüklerin bırakılmasına vesile olan veli zatlara, saatlerce nasihat edip de kimsede bir değişiklik göremeyenler tasavvuf şirktir derler.
Kuran ve sünnetten taviz vermeyen, mekruhlara bile düşmekten haya eden salihlere, farz, vacib, sünneti sadece ezberden okuyanlar tasavvuf şirktir derler.
Ömrünü tevbe ve niyazla geçirip milyonların tevbesine vesile olan Allahın sadık kullarına, günah işlemediğinden tevbe de etmeyenler! Tasavvuf şirktir derler.
Gece ve gündüz, oturarak, ayakta ve yanı üzere Allahı zikredenlere ve insanlara bilmediği zikirleri öğretenlere, malayaniyi pek sevenler tasavvuf şirktir derler.
Kuranı ve hadisi birebir yaşayarak örnek olan lakin pek az konuşan ariflere, dilinde sayısız ayet ve hadis ile saatlerce kendisinin yaşamadığı konuları vaaz edenler tasavvuf şirktir derler.
Mevlanaya, Yunusa ve asrın Mevlanası ve Yunuslarına, evliya ve seyyidlere hürmete kızan fakat kendisini her türlü hürmete layık görenler, onların sözünün dinlenilmesine kızan ama kendisinin her türlü sözünün dinlenilmesini isteyenler tasavvuf şirktir derler.
Tasavvuf Kuran ve sünneti en içten duygularla yaşamaya çalışmaktır.
Tevbe etmek ve dini öğrenmek bu yolun başı, zikir ve tefekkürle ilerlemek bu yolun adabıdır.
Bu yolda çok kimseler kötü alışkanlıklarını, çok kimseler kötü ahlaklarını, çok kimseler de hissiz Müslümanlığını terk edip Allahı seven ve Allah anılınca kalbi titreyen, peygambere aşık, müminleri hoş gören, dini yaşamaya çalışan birer Müslüman haline geldiler.
Bunun için, tasavvufa, tasavvuf büyükleri olan evliyaya, tasavvufi edeplerden olan rabıtaya, şirktir diyenler diye dursun, tasavvuf kervanı yoluna devam ettiğinden bir gün bu kervanın yolcusu olmak duamız olsun.
Bu duanın günü saati yoktur önemli bir dileğiniz olduğunda hacetiniz gerçekleşene kadar okuyabilirsiniz.
Bede'tü bi bismillahi rûhî bihihtedet
ilâ keşfi esrârin bi bâtınihintavet
Ve salleytü bissânî alâ hayri halkıhî
Muhammedin men zâhad dalâlete velğalet
ilâhi lekad aksemtü bismike dâıyen
Bi âcin mâhûcin celcelûtin celcelet
Seeltüke bi ismil muazzami kadruhû
Ve yessir ümûri yâ ilâhî bi salmehet
Ve yâ hayyü yâ kayyûmü edûke râciyen
Bi âcin eyûcin celcelûtin helhelet
Bi samsâmin tamtâmin ve yâ hayra bâzihın
Bi mıhrâşin mihrâşin bihin nâru uhmidet
Bi âcin ehûcin yâ ilâhî mühevvicin
Ve yâ celcelûtin bil icâbeti helhelet
Li tuhyî hayâtel kalbi min denesin bihî
Bi kayyûmin kâmes sirru fîhi ve eşrakat
Aleyye dıyâün min bevârikı nûrihî
Felâha alâ vechî senâün ve ebrakat
Ve subbe alâ kalbî şeâbîbû rahmetin
Bi hıkmeti mevlânel kerîi fe entakat
Ehâtat biyel envâru min külli cânibin
Ve heybetü mevlânel azıymi binâ alet
Fe sübhânekellâhümme yâ hayra bâriin
Ve yâ hayra hallâkın ve ekrame men beat
Fe bellığnî kasdî ve külle meâribi
Bi hakkı hurûfin bil hicâi tecemmeat
Bi sirri hurûfin ûdiat fî azıymetî
Bi nûri senâil ismi ver rûhi kad alet
Efıd lî minel envâri feydate müşrıkın
Aleyye ve ahyî meyte kalbî bi taytafet
Elâ ve elbisennî heybeten ve celâleten
Ve küffe yedel a'dâi annî bi ğalmehet
Elâ ve ahcübennî min adüvvin ve hâsidin
Bi hakkı şemâhın eşmehın sellemet semet
Bi nûri celâlin bâzihın ve şerantahın
Bi kuddûsin berkûtin bihiz zulmetüncelet
Elâ vakdı yâ rabbâhü bin nûri hâcetî
Bi nûri eşmehın celyâ serîan kadinkadat
Biyâhin ve yâyûhin nemûhin esâliyen
Ve yâ âliyen yessir ümûrî bi saysalet
Ve emnahnî yâ zel celâli kerâmeten
Bi esrâri ılmin yâ haliymü bikencelet
Ve hallısnî min külli hevlin ve şiddetin
Eyâ câbiral kalbil kesiyri minel habet
Ve ahrisnî yâ zelcelâli bi kâfi kün
Bi nassı hakıymin kâtııs sırri esbelet
Ve sellim bi bahrin ve a'tınî hayra berrihâ
Fe ente melâzi vel kürûbi bikencelet
Ve subbe aleyyer rizka sabbete rahmetin
Fe ente racâül âlemiyne velev tağat
Ve asmim ve ebkim sümme a'mi adüvvena
Ve ahrıshüm yâ zelcelâli bi havsemet
Ve fi havsemin mea devsemin ve berâsemin
Tehassantü bil ismil azıymi minelğalet
Ve a'tıf kulûbel âlemiyne bi esrihâ
Aleyye ve elbisennî kabûlen bi şelmehet
Ve yessir ümûrana yâ ilâhî ve a'tınâ
Minel ızzi vel ulyâ bi şemhın ve eşhamet
Ve esbil aleynes setra veşfi kulûbenâ
Fe ente şifâün lil kulûbi minel ğaset
Ve bâriklenallâhümme fi cem'ı kesbinâ
Ve hulle ukûdel usri biyâyûhin irtehat
Biyâhin ve yâyûhin ve yâ hayra bâzihın
Ve yâ men lenel erzâku min cûdihî nemet
Neruddü bikel a'dâe min külli vichetin
Ve bil ismi termîhim minel bu'di bişşetet
Ve ahzilhüm yâ zelcelâli bi fadli men
ileyhi seat dabbül felâti ve kad şeket
Fe ente racâi yâ ilahî ve seyyidî
Fe fülle lemîmel ceyşi in râme bî abet
Ve küffe cemiyâl mudırrîne keydehüm
Ve annî bi aksâmike hatmen ve mâ havet
Fe yâ hayra mes'ûlin ve ekrame men a'ta
Ve yâ hayra me'mûlin ilâ ümmetin halet
Ekıd kevkebî bil ismi nûran ve behceten
Meded dehri vel eyyâmi yâ nûru celcelet
Ve mîmün tamîsün ebteru sümme süllemü
Ve fi vasatihâ bil cerrateyni teşerbeket
Ve erbeatün tühkil enâmile ba'dehâ
Tüşîru ilel hayrâti ver rızka cümmiat
Ve hêün şekıykun sümme vâvün mükavvesün
Ke ünbûbi haccâmin mines sirri kad havet
Ve evâhıruhâ mislül evâili hâtemün
Humâsiyyü erkânin bihis sirru kad havet
Fe addilhü min ba'di aşrin selâseten
Ve lâ tekü fî ıhsâihâ mütevehhimet
Selâsün minet tevrâti lâ şekke erbeu
Ve erbeun min incîli ıysebnü meryemet
Ve hamsün minel kur'âni hünne temâmühâ
ilâ külli mahlûkın fesıyhın ve ebkemet
Fe hâzâ ismüllâhi celle celâlühû
Ve esmâühû ındel beriyyeti kad samet
Fe hâzâ ismüllâhi yâ kâriüntebih
Ve lâ tertedid teblî li rûhıke bil habet
Fe hâzâ ismüllâhi yâ câhilu'tekıd
Ve iyyâke teşkük tetlüfür rûha ve elcetet
Fe huz hâzihil esmâe hakkan ve ahfihâ
Fe fîha minel esrâri mâ lâ bihî levet
Bihel ahdü vel mîsâku vel va'dü vel likâ
Ve bil miski vel kâfûri hakkan kadıhtemet
Ve lâ tu'tı zel esmâi yevmen li câhilin
Ve lev kâne mea ünsâ le kânet bihî semet
Fe in kâne hâmilühâ minel havfi hâriben
Fe akbil ve lâ tahşel mülûke bi mâ havet
Fe in kâne masrûan minel cinni vâkıan
Fe hâmîme harfül ayni yâ sâhu kuttıat
Fe tersimü min fevkıl cebîni hurûfehâ
Fe hâ hiye ismüllâhi cemiy'an tefaddalet
Ve in kâne insânen yehâfü adüvvehû
Ve lâ tahşe min be'sil mülûki velev tağat
Fe in kâne hâzel ismü fî mâli tâcirin
Fe emvâlühû bil hayri vel cûdi kad nemet
Ve in künte hâmilehâ minel havfi hâriben
Fe akbil ve lâ tahşe fe te'men minel habet
Fe yâ hâmilel ismillezî celle kadruhû
Tevekkâ bihî küllel ümûri tesellemet
Fe kâtil ve lâ tahşe ve hârib ve lâ tehaf
Ve düs külle erdın bil vühûşi teammerat
Fe lâ hayyetün tahşâ ve lâ akrabün terâ
Ve lâ esedün ye'ti ileyke bi hemhemet
Ve lâ tahşe min seyfin ve lâ ta'ni hancerin
Ve lâ tahşe min rumhın ve lâ şerrin eshemet
Cezâ men karae hâzâ şefâatü ahmedâ
Ve yuhşeru fil cennâti mea hûrin huffifet
Va'lem bi ennel Mustafâ hayru mürselîn
Ve efdalü halkıllâhi men kad teferrakat
Ve saddir bihî min câhihî külle hâcetin
Ve selhü li key tencüve minel cevri vettağat
Ve salli ilâhi külle yevmin ve sâatin
Alel mustafel muhtâri mâ nesmetün semet
Ve salli alel muhtâri vel âli küllihim
Ke addi nebâtil erdı ver riyhı mâ serat
Ve salli salâten temleül erda ves semâe
Kevebli ğamâmin ma' ruûdin tecelcelet
Fe yekfîke ennellâhe sallâ bi nefsihî
Ve emlâkehû sallet aleyhi ve sellemet
Ve sellim aleyhi dâimen mütevessilen
Meded dehri vel eyyâmi mâ şemsün eşrakat
Ve sellim alel athâri min âli hâşimin
Adede mâ haccel hacîcü ve sellemet
Verda yâ ilâhî an ebî bekrin mea umera
Verda alâ osmâne mea hayderis sebet
Kezal âlü vel ashâbü cem'an cemîuhüm
Meal evliyâi ves sâlihıyne ve mâ havet
Mekâlü aliyyin vebni ammi muhammedin
Ve sirru ulûmin lil halâikı cümmiat.
Düşününki Allah kış gelmesiyle birlikte bitkiyi ve böcekleri öldürüyor ilk baharda yeniden yaratıyor ve yeniden can veriyor.
Düşünün ve onu bir kenarda bırakın.
insan oğlu bitkiden, böcekten değerlimidir? hangi dine inanırsanız inanın, Allah'ı ister kabul edin ister etmeyin herkesin cevabı tabikide insandır! olacaktır.
Allah insandan daha değersiz hatta insanların doğasına hizmet etmesi için yarattığı bütün bunları her mevsim öldürüp diriltiyorsa insanın öldükten sonra dirilmesine inanmamak hangi akıl karıdır?
Nakşibendi tarikatı, Bahaeddin Nakşibend Muhammed bin Muhammed el- Buhari tarafından kurulmuştur ve islam dünyasında çok yaygındır. Nakşibendi Farsça bir kelimedir. Ve nakış yapan demektir. Kalbi işlediği, kalbin üzerine süsler yaptığı için bu adı almıştır.
Nakşibendi tarikatında temel esaslar şunlardır;
* Ehl-i Sünnet akidesine sıkı sıkıya bağlı olmak,
* Ruhsatı bırakıp azimetli olmak,
* Murakabeye devam ederek daima Hakka yönelmek,
* Dünya tuzaklarından uzak kalmak,
* Allahtan başka her şeyden kaçınmak,
* Huzur alışkanlığı kazanmak,
* Çoklukta vahdeti bulmak,
* Allahı zikretmeye gizli olarak devam etmek,
* Zikir esnasında Kerim olan Allahtan bir nefes bile gafil olmamak için alış verişte kendini kontrol etmek,
* En büyük ahlakın sahibi olan Resul-ü Ekremin (s.a.v.)güzel ve kamil ahlakı ile ahlaklanmak.
* Ehli sünnet itikadına sahip olmak.
* Sadık bir tövbe etmiş olmak.
* Her türlü hak sahibiyle helalleşmek.
* Kimseye zulmetmemek, zalime yardım ve meyletmemek.
* Hısım akrabanın gönlünü almak ve onları memnun etmek.
* Bütün işlerde Sünneti Seniyyenin gerektirdiği edebi devam ettirmek.
* Her hususta dikkatli olmak.
* Kulluk adına yapılan amellerin şeriata uygun olup olmadığını araştırıp, batıl ve hurafe olan şeyleri ibadet namına yapmamak. Evvelden böyle hataları varsa, acilen terk etmek.
* Resul-ü Ekrem Efendimizin işlememiş olduğu meseleleri, sanki sünnetmiş gibi göstermemek.
* Dinimizin yasak kabul ettiği şeyleri terk edip, haram olan şeylerin az veya çok olduğunu düşünmeden; azından, çoğundan, büyüğünden ve küçüğünden sakınmak.
* Heva ve heves ile islamiyetin çirkin saydığı kötü şeylerin cümlesinden şiddetle sakınmak.
Salik kimselerin vazifeleri şunlardır:
1. ifrat ve tefrite sapmadan, hüküm ne ise onu yaşamaya gayret etmek.
2. Emirleri usulü üzerine yerine getirmek ve takva ehli olmaya çalışmak.
3. Takva derecesinin tamamına ve nefsin temizlenmesine esas olan sebeplere göre, ibadet ve diğer görevlerine devam etmek.
4. Eşyanın geliş ve doğuş yollarına dikkat etmek ve yaratılan her şeyin hikmetini düşünerek ibret almaya çalışmak.
5. insanı noksan ve ayıpları ile görebilen ve öylece Allaha götürmeye çalışan ilim ve marifet ehli kimselerin sohbetlerine devam etmek.
6. Haramdan korunduğu için haline şükretmek ve karşısına kaderin çıkardığı şeylere rıza göstermek. Güçlüklere karşı elinden geldiğince sabretmek.
7. Gururlu ve kendini beğenmiş kimselerin yakınlığından sakınmak.
8. Edepli olmaya dikkat etmek.
9. Vakitlerin hakkını vermek.
Tarikatın vacipleri altı maddedir.
1. Yüce Allahı anmak
2. Arzularını bırakmak
3. Dünyayı terk etmek
4. Dinin emirlerine uymak
5. Allahın bütün yarattıklarına karşı iyilik yapmak
6. Dosdoğru olmak
Nakşibendi Tarikatı, bütün tarikatların en kolayıdır ve insanları en kısa yoldan Allaha ulaştırır. Bu tarikatta müridin çalışmasından çok mürşit çalışır. Bu sebeple şeyhin çok kamil olması lazımdır. Gavs Hazretleri buyuruyor ki,
Bir şeyh, müridinin geceden sabaha kadar yatağında sağdan sola döndüğünü en az 40 defa bilmezse, o mürşitliği bıraksın ve çıksın dağda eşkiyalık yapsın!
Tarikatımızın önderi ve Şahı, Hz. Ebu Bekir (r.a.) Hazretleridir. Efendimiz(s.a.v.) buyuruyor ki;
Yüce Allah benim kalbime neyi aktarıyorsa, ben de onu Ebu Bekir Sıddıka aktarıyorum.
Öncelikle itikat ve akait meselelerinde varsa yanlışlar düzeltilmelidir.
Bu yolda yürüyenler; kötü ve çirkin sıfatlardan arınmalı, güzel huylu ve ahlak sahibi olmalıdır.
Bu tarikatta cezbe hali her şeyden önce gelir. Cezbeden sonra salik; esrar perdelerini, muhabbet perdelerini, hak ve hakikat perdelerini aralamaya ve oralardaki gizli aleme vasıl olmaya başlar.
Meczupluk hali iki şekilde olur:
1. Tarikata girip de Allah yolunda ilerlemeye başladığın zaman meydana gelir,
2. Bütün makamları aştıktan sonra zuhur eder.
Büyüklerin bildirdiğine göre 200 çeşit cezbe mevcuttur ki, bunlar herkesin haline ve ahvaline göre tecelli eder.
Bu yolun erkanı üç husustur ki bunlar;
1. Az yemek
2. Az uyumak
3. Az konuşmaktır.
Az yemek, az uyumaya; az uyumak, az konuşmaya; az konuşmak da kalp zikri ile tam bir teveccühe yardımcı ve güç vericidir. Bunlardan murat, ancak gönül ve ruhla yüksek bir huzura varmaktır. Böyle olunca yemekte, uykuda ve konuşmada orta bir yolu takip etmek gerekli olur.
Nakşi tarikatının üstün özelliklerini hiç kimse tam olarak vasıflandıramaz. Bu yolun üstün vasıflarını ancak tadan ve yaşayan bilir. Yolumuzun hiçbir kaidesi, şeriata aykırı değildir. Büyüklerimiz diyorlar ki;
Eğer bir insan bu yola girip de Allaha vasıl olamamışsa, velayet derecesine erememişse; bilsin ki akaidinin düzgün olmayışından, itikadının bozuk oluşundan, amelinin yanlış oluşundan dolayı, edebe riayet etmeyişinden dolayı ulaşamamıştır.
Nakşibendi Tarikatının uzunluk ve kısalığı, diğer tarikatların ve ayakla yürünen yolların mesafelerine benzemez. Bu tarikat, ruh ayağı ile yürünen bir tarikattır. Tefekkürlerine ve düşüncelerine çok önem verilen, iman lezzetlerini esas kabul eden bir tarikattır. ilahi nurlara mazhar olan bir mürit, bu tarikatta daha tez ermektedir. Kimi bir saatte, kimi bir haftada, kimi bir ayda, kimi bir yılda, kimi altmış yılda ermektedir. Samimiyet ve ihlas her işin başında gelmektedir.
Nakşibendi tarikatı, keşif ve kerametler tarikatıdır. Keşif ve kalp ilmi, öğretmek ve öğrenmekle elde edilmez. Keşif, keramet ve kalp ilmi ancak yaşanarak, çalışarak elde edilir. Bu kalp ilmi değil hal ilmidir.
NAKŞiBENDi TARiKATINDA RÜYA VE CEZBE
Tarikat-ı Nakşibendiye giren her kardeşimizde, etmiş olduğu tövbenin bereketi tecelli eder. Kendi gayretine göre makamlar ve mertebeler elde etmeye başlar. işi sıkı tuttuğu müddetçe, tarikatın ikramına mazhar olur. Hal ve hareketlerinde güzel değişiklikler meydana gelir. Kendisine verilen ilk ikramlar, rüya halinde başlar. Muhabbet hasıl ve vasıl oldukça sofi ilerler ve Allahın dilediği yere kadar varır. Tarikatta rüyalar birer müjdedir, ışıktır,yol tutucudur ve Hakkı göstericidir. Rüyalar yoluyla, hatalar yapanlara hataları bildirilir. Doğru işler yapanlara, daha güzelleri ihsan edilir. Rüyaları ehil insanlara anlatmak gerekir. Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki;
Rüyalar Allahtandır. Hulüm, sıkıntı, yeis, korku ise şeytandandır. Sizden biriniz sevmediğiniz korkulu, sıkıntılı, beğenmediğiniz bir rüya görürse; hemen sol tarafına dönsün, üç defa Euzü Besmele çeksin ve üç defa tükürsün. Eğer böyle yaparsa, görmüş olduğu kötü rüyanın tecellisi ona dokunmaz, o rüyadan hiçbir zarar görmez. Şeytanın şerrinden Allaha sığınsın, bunu yaptığı takdirde ona hiçbir zarar ilişmez.
Beni rüyada görenle, hayatta görmüş gibidir. Çünkü iblis, Peygamberimizin(s.a.v.) şekline giremez.
Sadık bir rüya, manevi ir keramettir. Rüyanın hakikatı ise kalbe gelen duyguların hayalidir.
Buna rağmen rüya ile amel edilmez. Şeriat-ı Muhammediye uymalı, şeyhimizle istişare etmeli ve onun tavsiyesine uymalıyız. Şeytan Peygamberimizin suretine giremez dedik ama peygamberimizi görmediğimiz ve tanımadığımız için, şeytan iyi bir surete bürünüp bizi ben peygamberim diye kandırabilir. Fakat şeyhimiz Peygamber Efendimizi tanıdığı için mukayese eder ve gördüğümüzün hakikaten peygamber olup olmadığını bize haber verir. ille de istişare yapılmalıdır.
Cezbe; Hz. Allahın kulunu kendisine çekmesinden hasıl olan istiğrak,derin şaşkınlık ve hayret suretlerinde görülen manevi bir haldir. Cezbe, kulun Rabbine külfetsiz yaklaşması ve ilahi inayetler ve lütuflar gereği hareket etmesidir. Aynı zamanda o, riyazet ve ibadete devamla duyguların yok edilmesidir.
Cezbe iki türlü olur:
1. Hafi, yani gizli cezbe; Kulun Hz. Allahı sevmesi.
2. Cehri, yani açık cezbe; Mevlanın kulu sevmesi.
Cezbeye tutulanlara meczub denilir. Meczub; Allahın rızasını kazanan, Hz. Allah tarafından yakınlığa layık görülen, her türlü hava ve heves lekesinden temizlenen ve bu sayede süluk makam ve mertebelerine çalışmadan ve yorulmadan erişen ergin kimsedir.
Cezbede şart olan, istidattır. Bu istidat, Allah vergisidir veya Rabbimizin bir tür lütfudur. Kazanmakla elde edilmez.
Cezbe-i aşk olmayınca neylesin şeyhim beni,
Haktan elçi gelmeyince neylesin şeyhim beni?
Demiş Aşık Yunus.
Cezbe kulda bir muhabbet ve aşk ateşi meydana getirir. Bu aşk ateşi sayesinde insan, Allahtan gayrı her şeyi unutur.
Bizim yolumuz cezbe ve sohbet yoludur. Biz müritleri cezbe ile terbiye ederiz. Yolumuzun evveli cezbe, ahiri ise kalp huzuru, sekinet ve vakardır.
Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda ,kendilerine ilk vahiy geldiğinde Cebrail(a.s.)ile aralarında bir etkileşim olmuş ve bu etkileşimden titremeye başladıkları haberleri gelmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Kuran-ı Kerim okurken, bazen kendilerinden geçer ve vecde gelirlerdi.
Bir anlık gerçek cezbe, yeryüzündeki bütün insanların ve cinlerin ibadetinden üstündür. Yine bir anlık olsun, riya gayesi ile yapılan cezbe de bütün insanların ve cinlerin yapmış olduğu ibadetin tamamını yakar, götürür.
TEVECCÜH VE RABITA
Rabıta, tasavvufi bir terimdir ve tarikatta mürid olanlar için öngörülen bir eğitim şeklidir.
Bu eğitim şekline göre zikirden önce veya günün uygun zamanlarında müridin, şeyhini hatırlamasıdır. Uzun tartışmalara konu olan rabıta esasında bir ibadet değil, tasavvufta bir eğitim tekniğidir.
Amacın dışına çıkarılır ve şirke vardırılmasından korkulur. Amacının içinde kalırsa( yani şeyhi hatırda tutarak ondan meşru ölçüler içinde istifade etmeye; Onun halini kendine örnek ve ilham alarak hocasının ilminden, ahlakından, güzel hallerinden yararlanmaya, onu özümsemeye yönelik bir teknik olursa) faydalı olur. ibadetten sayılır. Çünkü burada niyet ilim ve ahlak öğrenmektir. Buna rağmen rabıtaya fıkıh kitaplarında yer verilmemiştir. Rabıta tamamen ehli tarik kimselerin tasavvufta derece elde etmeye matuf fiilleridir.
Buna göre tasavvufta rabıta nasıl yapılır?
1. Mürid, şeyhinin huzurunda olduğunu düşünerek, diz dize oturur gibi kıbleye yönelir. Kendi kalbini bir tekneye veya kaba, şeyhinin kalbini ise engin bir denize benzetir. Muhayyel ortamda kalbini alta tutarak, endin bir deniz misali olan mürşid-i azamın kalbinden ilahi feyzi kendi kalbine doldurmaya çalışır. Bu hal en az çeyrek saat, ortalama yarım saat, en çok bir veya iki saat devam eder.
2. Şeyhini bir çadıra benzetir ve kendini de o çadırın altında oturur farz eder. Dört bir yanından o çadıra doğru ilahi feyzin aktığını düşünür.
3. Şeyhinin ruhaniyetini engin bir denize, kendisini ise bir damla misali o denize karışmış olarak farz eder.
Sofi, bu üç şekilden hangisi kendisine kolay gelirse, o halde rabıtaya devam eder. Tabiri caizse, gezip oturduğu her yerde şeyhi ile beraber olduğunu düşünmelidir. Şeyhinin ruhaniyetinin bir cüppe, bir hırka veya başka bir şey olarak; başka bir elbise misali, aynı üstüne giyinmiş gibi ve sanki kendi hareketleri şeyhinin hareketleri içerisine girmiş de onun içinde hareket edermiş gibi düşünmelidir.
Bu usuller üzere giden salik Allah yolcusu uykuya niyet edince, sanki başını şeyhin mübarek ayaklarına koymuş da o hal üzere uyuyormuş gibi yatmalıdır. Bu şekilde yatmalı ki kendisine feyiz gelsin. Tasavvufi terbiyede böyle nefsi terbiyeler öngörülmektedir.
* DiRiLERDEN VE ÖLÜLERDEN OLAN MEŞAYIHI ZiYARET EDEPLERi
* GÜNLÜK ViRD EDEBi- LETAiFLER
* HATME-i HACEGAN ADABI
* MÜRiDiN KENDi KENDiYLE OLAN ADABI
* MÜRŞiDiN HUZURUNDA BULUNMA ADABI
MÜRiDiN KENDi KENDiYLE OLAN ADABI
1. SADAKAT
Bu. Müridin, işini Allaha sadakat esası üzerine bina etmesidir ki binanın sağlam temel üzerine oturması için doğruluk esastır.
Bu yolda kulun,
* Allah hakkında ve kendisi hakkında itikadını düzeltmesi, yani Allahı esma ve sıfatlarıyla alemlerin Rabbı olarak, kendini de Onun aciz bir kulu olarak tanıması ve bilmesi lazımdır.Allah hakkındaki itikadının bütün zan ve şüphelerden temizlenmesi,dalalet ve bidatlardan uzak bulunması, itikada esasın Kuran ve sünnete dayalı olması lazımdır.
* Kulun Ameller niyetlere göredir hadisinin himayesine sığınabilmesi için önce itikadını Kuran ve hadise göre düzeltmesi ve kalb-i selime sahib olması lazımdır.
* Kişinim itikadı, şeriatın tesbit ettiği sahih delillere, yani Kuran ve hadise ne kadar uygunsa o kadar sağlamdır.
* Kul itikadı vasıtasıyla Allaha şeksiz bağlandıktan sonra dinin hükümlerini ya bizzat tetkik ve tahkik ile yahud ilim sahiplerinden sormak suretiyle muhakkak öğrenmesi lazımdır. Bunun en az derecesi, farzlarını doğruca eda edecek kadar bilgi edinmesidir.
2. TöVBE
Tövbe, bu işlerin en mühimidir. Çünkü bu yol, son derece temiz ve her türlü kötülükten uzaktır. Türlü pisliklerle kirlenmiş kimseleri kabul etmez. Müridin, bütün hatalarından Allaha tövbe etmesi, bu tövbesini de gizli- açık, büyük- küçük bütün hatalarını terk etmekle yapması lazımdır. Üzerinde kul hakkı varsa önce onları ödemelidir. Kul hakkından temizlenmeyen, münakaşa ettiği kimseyle helalleşmeyen kimse bu tarikattan istifade edemez.
3. DÜNYA SEVGiSiNi KALBDEN ÇIKARMAK
Mürid, dünya sevgisini kalbinden çıkarmak ve zaruri olmayan dünyevi meşguliyetleri terk etmek gibi mühim vazifelerini yerine getirir. Çünkü bu tarikatın temeli, lüzumsuz şeylerden kalbin kurtulması, onlara karşı sevgi duymaması ve meşgul olmamasıdır. Bu temizliğin birinci mertebesi ise kalbin mal sevgisinden temizlenmesidir.
4. MAKAM- MANSIB SEVGiSiNDEN KURTULMAK
Eğer mal sevgisinden kurtuldu ise, makam-mansıb sevgisinden de kurtulması lazımdır. Çünkü bu sevgi tarik-i ilahide yol kesicidir.
5. RiYASET SEVGiSiNDEN KURTULMAK
Mal ve makam-mevki sevgisinden kurtulduktan sonra baş olma sevdasından da kurtulması lazımdır. Eğer zahid ise, zühdün şartlarından biri budur.
6. YOLUN KIYMETiNi BiLMEK
Müridin, bu tariki tariklerim en şereflisi olarak bilmesidir. Eğer böyle itikad etmezse nefsi ona başka bir yol aramasın için vesvese verir durur.
7. SÜKUTU TERCiH ETMEK
Hakikat talibi zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Dilin afetleri pek çoktur. Susmak selamettir. Yoksa insan düşünmeden söylediği bir sözden her zaman pişmanlık duyabilir. Yerine göre konuşmak nasıl fazilet ise, hataya düşmemek için sükut etmek de aynı şekilde fazilettir.
8. KUSUR GÖRMEMEK
Kişi başkalarının kusurlarını görmek yerine kendi ayıplarını görüp düzeltmek için uğraşmalıdır. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) Allah bir kulunu sevdiği zaman ona ayıplarını, kusurlarını gösterir buyurmuşlardır.
9. KENDiNi BEĞENMEMEK
Tarikatta ne kadar ilerlerse ilerlesin, nereye varırsa varsın kendisini daha yolun başında görmeli ve öyle kabul etmelidir. Seyyidimiz Hace Muhammed Bahaeddin Nekşibendi hazretlerinin iki vasiyetinden birisi budur. ikinci vasiyeti ise; Salik, seyr ü sülukde en yüksek makam ve mertebelere ulaşsa bile kendi nefsini Firavnın nefsinden yüz derece aşağı görmelidir. Eğer bunu böyle kabul etmeyip nefsine kıymet verirse onun seyr u sülukden nasibi yoktur.
10. KÖTÜ ARKADAŞI TERK ETMEK
Bunun için, önce kendi kötü huylarını terk etmelidir. Çünkü kendi nefsi ona arkadaşlarından daha yakındır. Allahın gazabını çekecek yerlerde durmayasın, çalgı çalınan yerlerde ve zalimlerin kabirlerinin yakınında eğlenmeyesin. Masiyyet mahallelerinde az da olsa beklemeyesin, kafirlerin yüzlerin bakmayasın.
11. NEFSiNE ARKA ÇIKMAMAK
Kendisine bir noksanlık, bir hata isnad edildiği zaman nefsi hesabına kendini müdafaadan sakınmalıdır.
12. AZiMETLE AMEL ETMEK
Daima azimetlerle amel etmeye çalışmalı, mübahlara asla meyletmemelidir. Çünkü bu sadece vakit kaybetmektir.
13. DiNi iÇiN EVLENMEK
Tarikata evli iken giren bir kimse adabına riayet ederek yoluna devam etmeli, bekar iken giren bir kimse de tarikın adabını öğrenip biraz yol aldıktan sonra evlenmelidir. Eğer kemale ulaşacaksa ancak bu şekilde ulaşır.
14. ZiKRE DEVAM ETMEK
Zikre iştiyakı geldiği, inşirah kapısı açıldığı andan itibaren Allahdan gayri bütün mahlukattan kalben alakasını kesip, kalabalıklar içinde bile olsa kendini yalnız Allah ile beraber bilebilme durumuna gelinceye, gaybet hali tahakkuk edinceye kadar zikri bırakmamalıdır.
15. NEFSiNi HESABA ÇEKMEK
Kendisi için belirli vakitler tesbit edip o vakitlerde nefsini hesaba çekmelidir. Bu en azından günde üç vakit olmalıdır.
16. BÜYÜKLENMEMEK
Büyüklenmeyi, kendi başına buyruk hareket etmeyi terk etmelidir. Asilerden, günahkarlardan hiçbir kimseyi küçümsemelidir. Onlardan kendine pay çıkarmalıdır.
17. KALB HUZURU iLE NAMAZ KILMAK
Salikin, Rabbı huzurunda kalbi selim ile durup cesedi ile beraber kalbinin de namaz kılması lazımdır. Kalbinde Allahın sevmediği bir haslet bulunarak huzura gelen bir kimse kalbi selim ile huzura çıkmış değildir.
18. KUSURUNU BÜYÜK GÖRMEK
Derecesi yükseldikçe, kendini her an huzurda bilme şuuruna yaklaştıkça, gözünde kendi ayıplarının büyümesi lazımdır.
19. NEFSE MUHALEFET ETMEK
Tarik-ı ilahide süluku devam ettiği müddetçe nefsine muhalefet etmesi lazımdır. Kemale eriştikten sonra nefsi artık ona ancak iyiliği emreder.
20. MAKSUDA ULAŞMAK
Kendi bulunduğu makamı bilsin veya bilmesin, menzil-i maksudu görünceye kadar seyr u sülukuna devam etmektir.
MÜRŞiDiN KARŞISINDA DURURKEN YAPILACAK ZAHiRi (BEDENLE YAPILACAK) EDEBLER
1. Mürşidim yüzüne bakmayarak, boynunu eğip şöyle durmalı ki: Sanki, sahibi olan efendisinden kaçmış ve geri getirilmiş bir köle gibi tevazu ile durmalıdır.
2. Mürşidi emretmediği müddetçe oturmamalıdır.
3. Dini bir ihtiyaç yahut tarikatta bir müşkülü yahut da mürşide ait bir iş olmadıkça kendiliğinden konuşmaya başlamamalıdır.
4. Mürşidin huzurunda bulunanlarla konuşmamalıdır. Her ne kadar yaşlı bile olsa, konuşmaktan kaçınmalıdır.
5. Aşık olan kimse, aşık olduğu kimseden başkasına ihtiyaç duymadan nasıl duruyorsa, öyle durup, mecliste olanlarla asla ilgilenmemelidir. Çünkü müridin mürşide aşık olması ve tazimi, Hakk Teala için olduğundan, mürşide tazim ve aşık olmak, gerçekte Mevla Tealayadır.
6. Suskun ve gözleri kapalı olarak durup şeyhinden feyiz almak için (kalpten) yalvarma ile beraber, batına(Şeyhin kalbine )yönelici olmasıdır.
7. Mürşidini Resulullah(s.a.v.)in vekili ve hüküm vermede, tasarrufta sultan saymalıdır. Mürşidine karşı yaptığı muamelesini Resulullaha(s.a.v) yahut sultana yapacağı muamele gibi bilmelidir.
8. Mürşidin neclisinde yüksek sesle konuşmamalıdır
9. Mürşidin gözü önünde abdest bozmamak, tükürmemek, sümkürmemek gerekir. Hatta Onun huzurunda nafile namaz dahi kılınmamalıdır.
10. Mürşidiyle karşılaşınca, gözünü başka şeylerden çevirerek, Ona tam manasıyla tececcüh etmelidir.
11. Mürşidin emrettiği vazifeleri derhal yerine getirmelidir.
12. Zaruret ve karanlık hali olmadıkça, şeyhinin önünden yürümemelidir.
13. Tam taharet yani temizlik sahibi olmadıkça, şeyhinin yanında oturmamamlıdır.
14. Şeyhi abdest alırken, şeyhinin üst tarafında veya önünde abdest almamalıdır.
15. Uzak mesafede dahi olsa, mürşidi tarafına ayak uzatmamalıdır.
16. Mübareğin canını acıtmamalı veya onun elini sıkmamalı, elini sıkıntılı bir şekilde öpmemelidir.
17. Müsade almadan huzurunda hiçbir şey yazmamalıdır.
18. Mürşid sohbet ederken tesbih çekmemeli veya herhangi bir şeyle oynamamalıdır.
19. Mürşidi ayakta iken kendisi oturmamalıdır.
20. Vaktini bilmek için şeyhin huzurunda saate bakmamalıdır.
21. Mürit, Mürşidinin evlatları, taallukatı ve komşuları yanında da aynı edebli takınmalı ve onlara da vefalı davranmalıdır.
22. Kendisinde bir sıkıntı vaki olunca şeyhin meclisinden çıkıp gitmelidir.
1. Mürid mürşidin karşısına çıktığında müridin kalbi gafil ve kalbinde çeşitli düşünceler veya imtihan veya itiraz veyahut nefsinde meyilsizlik, hoş görmeme olmamalıdır. Çünkü bu sayılanların hepsi mürşidin kalbinin müritten nefret etmesini ve mürşidin nazarından düşmesini ve kalbinden çıkmasını icap ettirir. Çünkü her bir müridin mürşid kalbinde bir karargahı vardır. Yedinci kat semadan yerin altına düşmek, kalp erbaplarının kalplerinden düşmekten hayırlıdır denilmiştir.
2. Mürşidinden fevkaladelik ve keramet gibi şeyler beklememelidir.
3. Razı ve teslim bir halde mürşidinin tasarruflarına itaatli olmalıdır.
4. Mürşidin karşısında gafletten uzak olduğu halde vukuf-i kalbiyi raptederek iç feyzi talep edici olarak kalbini mürşidin kalbine muhabbet ve yalvarma şekli üzere bağlayıp, mürşidin teveccüh ve iltifatını beklemelidir.
5. Mürşidin feyzinin ufku doldurup kapattığına ve müride gelmesinin ise, müridin talebine bağlı olduğuna kesin olarak inanmalıdır.
6. Dünya ehlinin iş icabı veya dünya işlerinden bahsedenlerin mürşidin huzurunda bulunmaları, müride feyiz gelmesine zarar vermez.
7. Mürşidin karşısında oturmayı uzatmamalıdır. Çünkü mürşidin kalbinin nefret etmesinden kaçınmak lazımdır.
8. Mürşidin batınından gafil olup dış görünüşü ile meşgul olmamalıdır.
9. 1 Mürşidim başka kimseye nazar ettiğinden ve onunla konuştuğundan benden gafildir. Ben bu halde ondan nasıl feyiz alabilirim diye düşünmemelidir. Her durumda mürşitten feyiz talep etmek hasıl olur.
10. Mürid, mürşidini mertebece emsalsiz bilip öyle ayrı tutmalıdır ki: eğer şeyhim olmasa, yeryüzünde beni Rabbime ulaştıracak başka bir şeyh yoktur. Diye inanmalıdır.
11. Mürşidine muhalefetten son derece kaçınmalı, yardımını ümit ve çok arzu etme halinden uzak olmamalıdır.
12. Malından, evladından bilakis kendi canından çok mürşidini sevmelidir.
13. Kendisinin mutluluğunun mürşidinin kendisinden razı olmasında; felaketinin ise mürşidinin kendisini kovmasında olduğuna kesin olarak inanmalıdır. Mürşidini(silsile yoluyla) şeyhinin şeyhi üzerine takdim etmelidir. .Çünkü mürşidi kendisini kovmuş olsa, şeyhinin şeyhi de onu kovmuş olur. Bu böylece Resulullaha(s.a.v.) kadar devam eder.
14. Mürşidinin karşısında ve mürşidin olmadığı yerde şiddet ve helakinden kaçınmak ve uyanık olmak lazımdır. Çünkü Allah dostları kalp casuslarıdır.
15. Mürşidin gülmesine; Zahiren kendisine güzel muamele etmesine aldanmamalıdır. Mürşidin zahiren güzel muamele edip batınen mahrum bırakmasından korkulmalıdır.
16. Mürşidin müridi azarlaması onu terbiye etmek içindir. Mürşid, müridini bütün hallerde ve bütün işlerinde imtihan etmekten boş kalmaz.
17. Eğer mürid, şeyhinden zahiren şeriata zıt bazı işler görse Hazreti Musa ve Hazreti Hızır(a.s.) arasında geçen kıssayı hatırlamalıdır.
18. izin verilmedikçe mürid, mürşidiyle beraber yemek yemekten, elbisesini giymekten, mürşide ait olan kaseden su içmekten, bineğine binmekten, mürşidine ait olan mekanına oturmaktan kaçınmalıdır.
19. Mürid mürşidinin vefat etmesinden sonra mürşidinin hanımıyla evlenmemelidir.
20. Mürid mürşidin bütün amellerini taklid etmemelidir. Çünkü Allah dostlarında bazı fiiller Allahın kuvvetinden doğar. Ve sekr ve mağlubiyet gelmesinden dolayıdır.
21. Mürşidin hizmetinde bulunan bir kimse ise mürşitten evvel uyumamalı, evin helasına giderken helaya takın oturmamalı, şeyhinin helasında kaza-i hacet etmemelidir.
22. Mürşid her ne şey sorarsa günahı bile olsa, gizlemeyip söylemelidir.
23. Kalbine ait yanlış, yersiz düşünceleri mürşidine söyleyip yardım istemelidir.
24. Mürid, iç hallerini mürşidinden başkasına gizlemeli, mürşidine ise vakit kaybetmeden açıklamalıdır.
25. Mürşidinin sevdiklerini sevip, buğzettiklerine de buğzetmelidir.
26. Mürid , tarikatı inkar edenlerin yemeğinden yememelidir.
27. Bidat ehlinden, gaflet erbabından, tarikatı inkar edenlerden son derece uzak olmalıdır.
28. Yemekte ve içmekte bir lokma olsun israf, hırs ve açgözlülükten kaçınmalıdır.
29. Nefsini gazaptan ve çok gülmekten korunmalıdır. Mürid, kendi üzerine kefen giydirilmiş ölü ve mezara girmiş sayıp, haline merhamet için sırf zikrullah ile meşgul olsun diye mezardan çıkmasın izin verilmiş olduğunu ve her an tekrar mezarına dönme emrinin gelmesi ihtimalinin bulunduğunu düşünmelidir.
30. Mürşidin, esrarını gizlemesi gerekir.
31. Mürşidin verdiği hediyelere hürmet etmeli ve ebediyyen bunları satmamalıdır.
32. Mürşidin ahlakıyla ahlaklanmalıdır.
33. Mürşid yemeğe çağrdığı zaman güzel yiyecek, içecek, güzel yatak vs. arzu etmemelidir.
34. Mürit şeyhine hizmet buyurmamalıdır.
35. Bir davete gitmeyi veya bazı yiyecekleri yemeyi men ederse şeyhe itaat edip kederlenmemelidir.
GÜNLÜK ViRD EDEBi- LETAiFLER
GÜNLÜK ViRD EDEBi
Zikredecek kimse, temizliği her şeyin önüne alır. Zakir, elbisesini, bedeninin ve bulunduğu yeri tertemiz bulundurup, her zaman abdestli olmalıdır.
Bazı velilere göre, zikirden evvel iki rekat namaz kılmak icap eder. Eğer mürşid tarafından bu namaz tavsiye edilmiş ise, birinci rekatında Kafirun, ikinci rekatında ihlas sureleri okunur. Zikir gece yapılacaksa kılınan namazda kıratı açıktan, gündüz yapılacaksa gizli okumak suretiyle yerine getirir.
Zakir, Nakşilere göre, teverrük ederek oturur. Bu oturuş, iki diz üzerinde oturur iken sağ ayağı sol ayağın üzerine koyarak oturmaktır. Diğer tarikatlarda salik, namazda tahiyyatta nasıl oturuyor ise öylece oturur. Hanımlar ise sağ yanı üzerine ,ayaklarını sol taraftan çıkararak oturur.
Kıbleye dönük olarak oturan salik, kalbinden ve kafasından bütün meşguliyetleri atarak, mütevazi bir edayla otur.
Salik bundan sonra verilen sayı kadar istiğfar eder.
Bundan sonra zikrinin kabulü, sünnet-i seniyyeye uygun olması, son nefeste mürşidine ve kendisine iman nasip olması ve bu yaptığı hizmetlerle şeriatın, tarikatın ve sünneti seniyyenin kuvvet bulması için dua eder.
Dua bittikten sonra Fatiha-i Şerif ve diğer sure-i şerifleri okuyup Resulü Ekrem Efendimizden mürşidine kadar zincirleme gelen meşayıhın ruhlarına hediye eder.
ÖLÜM RABITASI: Sonra gözlerini yumar. Kendisini sanki teneşir tahtasının üzerine konulmuş, elbiseleri çıkarılmış, yıkanmış ve kefenlenmiş ölü olarak düşünmelidir. Bazı müritler, bedenlerinde ölü yıkayıcısının elini ve omuzlarında da kefen olduğunu gerçekten hissederler. Daha sonra kendisini tabuta konulup kabre getirilip yerleştirildiğini düşünmelidir. Kavmi ve diğer insanlar ayrıldıklarında, tek başına ıssızlıkta kalıp, bütün mal ve amellerinden, ailesinden ve dünyanın çekiciliğinden ümidi kesip, Hakk Tealadan başka hiçbir kimsenin kendisine faydalı olamayacağını idrak etmelidir. Ve kendisini yaratıcının huzurunda son derece zelil ve miskin, kusurlu ve mahcup düşünmelidir. Bu şekilde 15 dakika oyalanmalıdır.
Daha sonra mürşidi ile içten bir bağ kurarak, Allah katında şefaatçi olması niyetiyle, mürşidinin alnı ile yüzüne bilakis iki gözü arasına baktığını hayal etmelidir. Çünkü mürşidin iki gözü arası, feyiz mahalidir. Eğer rüyet ehlinden ( kalp gözüyle manevi alemleri görenlerden ise) ise mürşidinin iki kaşı arasından kendi kalbine nur aktığını görme ile, rüyet ehlinden değil ise kalple hissederek veya feyiz mahallinden feyiz aktığına şüphesiz inanarak bakmalıdır. Rabıtanın ruh hazinesine( gönlün içine )girdiğini düşünmelidir. Bu durumda da en az 15 dakika kalınmalıdır.
Zikir esnasında ise, mürşidin mübarek yüzünün kalbinin hizasında olduğunu ve mürşidinin kendisine baktığını düşünse, zihnin toplu bulunmasına ve Mevlayı unutturacak düşüncelerden uzak olmaya kolaylık olacaktır.
Şeyhim beni kabul ederse, Allah katında da makbul olurum ve Hakk Tealanın dergahından kovulmuş olsam, mürşidimin beni kabul etmesinden başka bana kurtuluş yoktur diye kesin olarak inanmalıdır.
BAZ- GEŞT: Rabıtadan sonra baz-geşttir. Baz-geşt ise:
Sözünü kemaliyle bütün dikkatini toplayarak, manasını düşünerek kalbiyle yahut lisanıyla üç kere söylemektir. Bu sözü söylerken doğruluğu aramalıdır. Eğer yalancılardan ise söylediğinden dolayı, mahcup ve müteessir olmalıdır.
VUKUF-i KALBi: Bundan sonra vukuf-i kalbi ile meşgul olmalıdır.Vukuf-i kalbi şudur ki; Salik, duygularını toplayıp, hatır ve hayalden geçirilen her türlü fikir, hayal ve histen kesilip tam bir teveccühle Allahü Ehad sözünden murad olan Zat-ı Mukaddes Celle Şanühü tarafından kalp ve zihninin bütünlüğü ile Allaha yönelici olduğu halde, bütün nazarını kalbini ortasına ve derinliğine teveccüh ettirmesidir.Bu şekilde de en az 15 dakika oyalanır. Bu süre uzadıkça Allahın rızasına yaklaşmaya ve zikredilen esmanın feyzi ile dolup taşmaya kabiliyet hasıl olur. Vukuf-i Kalbi, Tarikat-ı aliyyenin rükunlarından bir rükundur. Belki esastır. Hatta her ibadette, ayakta, otururken, yatarken, yüce olsun, aşağı olsun herhangi bir işle uğraşırken salik Vukuf-i Kalbiden uzak olmamalıdır.
KALP ZiKRi: Vukuf-i Kalbi, kalpte hakim duruma geldikten sonra, ism i Celal (Allah) ile zikre başlar. Zikirden maksat, zikredilen ilahi isimlerin cereyanını kalpte duymaktır. Zikir esnasında zakir dilini üst damağa yapıştırır, dişler üst üste gelir. Bütün azların sükuneti temin edilir. Zikrin manasından ve kimin huzurunda, niçin bulunduğunun düşüncesinden başka, bilumum anlayış, seziş ve iradeler cesedin dışına atılır. Salik o esnada kendini bir boşluğa bırakır. Bundan sonra kalp, Allah ism-i şerifinin zikrine ve zikredilen Zat-ı Ecell-i Alaya (yani nuruna) daldıkça dalar.
Tesbih sağ elde, el tam kalp letaifinin üstünde(sağ memeden dört parmak aşağı) durur.
Eğer kalp,kendinden geçse bu durumda sayı aranmaz, kalp uyandırılıp zikre geri döndürülmez. O halin tarikat dersini çekecek kadar devam etmesi, dersin tamam olması için yeterlidir.
Allah lafzının zorlayarak kalbe sokulmaya çalışılması fayda vermez. 50 000 sene istemeyerek yapılan zikirle mürid, Allaha vasıl olamaz.
Her 100 başında ve vesvese meydana geldiğinde:
ilahi ente maksudi ve rızaike matlubi
Sözü tekrar edilmelidir. Eğer vesvese gitmezse, mürşidin ayağını kalbine koyup rabıtayı vesile kılarak böyle düşünce ile zikre devam etmelidir. Kalbinden vesvese gidinceye kadar manasını düşünerek istiğfar edip mürşidinin yüzünün kendi kalbine dönmüş olduğunu düşünmelidir.
Eğer sıkıntı, usanç, gaflet, önceki unuttuklarının hatırlanması gibi haller meydana gelirse, soğuk su ile gusül edilmelidir. Soğuk suyla almaya güç yetiremezse sıcak suyla alır. Daha sonra içine düştüğü gafletten , Rabbi ve mürşidi hakkında edebi terk ettiğinden ve diğer hatalarından dolayı 25 kere istiğfar eder , iki rekat tövbe namazı kılar.
Kalbe gelen yersiz düşüncelerin giderilmesi için kalbiyle çoşkulu bir şekilde haykırarak
ya faal , Ey çok iş gören Allah
isminin manasını düşünerek ayn harfini uzatarak, şeddeleyerek söylemelidir.
Aynı zamanda sesli akan bir su başında durmak, rüzgar sesi dinlemek ilaçtır denilmiştir. Çünkü sular ile rüzgar aralıksız ve açık olarak hu ismini zikrederler.
LETAiFLER
LETAiFLER ŞEMASI
Kalp letaifinin nuru, kalpten omuzdaki kürek kemiğine doğru uzayarak çıkar. Yahut da zikir sebebi ile kalpte titreme veya kuvvetli vuruşlar hasıl olur. Bu nurlanma veya vuruşlardan sonra RUH letaifine zikretmek telkin olunur. Zikir bu latifede olurken vukuf yine kalpte olur. Bu hal salikte bir bakışla iki tarafı görmek ve iki tarafa dikkat etmek gibidir.Ruh da hareket ve nurlanma başlayınca, be sefer SIR latifinde zikir telkin olunur. Vukuf gene kalptedir. Daha sonra bu latifede harekete geçerse HAFi latifesi ile zikir telkin olunur. Bu latifede de hareketlenme başlarsa bu defa AHFA latifesi ile zikir telkin olunur. Daha sonra NEFiS latifesine geçilir.
Daha sonra ceset latifesi gelir. Baştan atağa kadar bütün azalar zikreder. Salik bu durumda vukuf-i kalbi yerine Vukuf-ı cesedi tatbik eder. Vücudunda bulunan kıllar ve bütün hücreler bile kalbin hizmetine ortak olur. Bütün azalar, zikre engel durumun olmaması için dikkat kesilir. Allahın rızasına ve esmanın tecelliyatına, dolayısıyla mürşidin himmetine yönelir.
Esma ve sıfatı ilahiyyenin tecelli tesirleri dolayısıyla gerek seğirme, gerekse titreme veya doğrudan doğruya zikre iştirak ederek bütün ceset uyanınca, her yanı ile tek kalp haline gelir. Bu hale ZiKR_i SULTANi denilir. işte zikirde maksat budur.
Cenab-ı Allah Cümlemizi aşkla, muhabbetle, zatına yakışır şekilde zikretmeyi nasip etsin bu yolda gayret ve kabiliyetimizi arttırsın inşallah
DUYURDUN TATTIR YA RABBi!
HATME-i HACEGAN ADABI
1. Bir sofi, bir günde iki hatmeye katılamaz.
2. Hatmemize diğer Nakşi kollarındaki dervişler hatta 12 tarikat ehli katılabilir.
3. Sofi abdesti bozulunca hatmeyi terk eder.
4. Hatme idarecisi, abdesti bozulduğu takdirde hatmeye devam edemez. Hatme yaptırmasını bilen bir başka sofi hatmeyi devam ettirir.
5. Abdesti bozulanlar, hatme duası başlamadan abdestlerini alıp gelirlerse tekrar hatmeye katılabilirler.
6. Tövbe almamış, daha tarikata girmemiş kimselerde hatmeye katılabilir.
7. Hatme duası okunurken Hz. Resulullah sallallahü aleyhi ve selem sahabe ve sadatın isimleri zikredilirken, onlarla ilgili salat ve kadddesallahu sırrehu ve ila ruhi Hazretleri hafif bir dille söylenmelidir.
8. Hatme görevlisi, görevini yerine getirirken sırtını kıbleye dönerek oturmalıdır.
9. Acil bir ihtiyacı vaki olan sofi, hatmeden çıkabilir.
10. Hatme için kerahet vakti yoktur.
11. Hatme yapılacak yer, dışarıdan seyredilebiliyorsa, açık yerlere perde çekilmelidir.
12. Açık arazide ve açık havada hatme yapılmaz.
13. imamın dizleri ile yanındakilerin dizleri birbirine değmelidir. Mürşidin dizlerine değmek ise edebe aykırıdır.
14. Halka tam olmalı, imam halkadan geride veya ileride oturmamalıdır.
15. Cezbe hali kendi isteğimizle yapılmamalıdır. Geldiği zaman da mani olunmamalıdır.
16. Gözlerini kapatıp hatmenin evvelinde 5, 15 veya 25 kere istiğfar edip, bedenlerin bir araya geldiği gibi ruhlarında bir araya gelmesi için kısa bir zaman rabıta-i şerife yapılmalıdır.
17. Hatmin başından sonuna kadar vukuf-i kalbi (zikir sırasında kalbin Allaha yönelmesi) için kalbine nazarı atmak (yerleştirmektir). Hatmenin başından sonuna kadar gözler açılmaz. Kimseye bakılmaz, tecessüs edilmez.
18. Hatmin sonunda zikredilen meşayıhlardan yönelmelerini ve feyiz talep edip, hatimde onların hazır olduklarına inanılmalıdır.
DiRiLERDEN VE ÖLÜLERDEN OLAN MEŞAYIHI ZiYARET EDEPLERi
mezar-ve-gul
DiRiLERDEN VE ÖLÜLERDEN OLAN MEŞAYIHI ZiYARET EDEPLERi
1. Niyetin halis olmasıdır. Şu şekilde ki: O zat (şeyh efendi), Evliyaullahtan bir veli olduğuna inanmalıdır. Eğer ziyaret eden kişi tarikat ashabından yani müritlerden ise, o ziyaretle Allahın rızasından başka dünya ve ahirete ait istekler istememelidir.
Ve kesinlikle imtihan ve zahiren gönül açıklığı istemekten, şeyhten keramet görmeyi istemekten uzak durmalıdır. Keramet ve velayet, üstün olmaya şart değildir ki, keramet sahibi kişi üstün olsun. Çünkü sebep, yakin kuvveti ve irfandır.Ve belki keramet ehlidir, gizlemekle emredilmiş olabilir..
Ve çoğu halde müridin inanç ve yakinini( bağlılığını ) imtihan etmek için şeyh bilmez görünür. Bilakis meşayıh, müritleri imtihandan bir an bile boş kalmaz.
1. Ziyarete giderken tam temizlik ( yani abdest ve gusül) üzere olmalıdır.
2. Ziyarete giden kişinin mutlak ( yalnız kendi) mürşidi ise, rabıta ile, Fatiha ve ihlas-ı Şerife okumalıdır.
Eğer ziyaret ettiği zat mürşidi değil ise, aynı şekilde (Mürşidine Fatiha) okuyup ve mürşidinin ruhaniyetini vesile kılıp (bağışlamalı) ve o zata mürşidini şefaatçi saymalıdır. ( Yani o zatın ziyaretinden alacağım himmet de mürşidimdendir, ona da mürşidim himmet ediyor diye düşünmelidir.)
Sonra mürşidi ziyaret için yürümeye başlayıp mürşidinin asilere de şefaat edeceğini düşünerek rabıta-i şerifeyi önünde yol gösterici düşünmeli ve günahlarından, olgunluğundaki, amelindeki, zühdündeki (dünya rağbeti) eksikliklerde dolayı birkaç kere istiğfar etmelidir.
Mürşidine ve Allah dostlarına hizmet etmek istediğinde kendisinde zühd ve takva, fazilet, ilim ve bilakis aklın var olduğu düşüncesini çıkarmalıdır, ki Elhullahın karşısında aklı ile kıyas, delil getirmesin.
1. Ziyaret ettiği zat, diri olsun ölü olsun hizmetine giderken, feyiz almak için kalbini onun kalbine vukuf-i kalbi üzere raptedip hizmetine vardığında da aynı o tarz üzere amel etmelidir.
2. Mürşidin bulunduğu yerdeki kapılardan her birinden geçerken
esselamü aleyküm tahiyyeten mini ileyküm, el Fatiha,
Benim tarafımdan size selam olsun, Fatiha diye selam vererek Fatiha ve ihlas-ı Şerife okumalıdır.
Kabrini ziyaret ettiği ölü olan veliye arkasını kıbleye çevirdiği halde ayağı ucuna yakın, yüzünü kabre çevirip, rabıtayı yaparken hazretin kendisine şefaatçi olduğunu düşünmelidir. Bu şefaat ile Onu kendisine vesile kıldığı halde (yani bu zat mürşidime söyleyecek, mürşidim de bana himmet edecek diye düşünmelidir) ayakta durmalıdır. Mezarın başına geldiği zaman kabirdeki zata selam verip, onun ruhu için Fatiha ve 11 ihlas okumalıdır. Sonra da oturup Kuran okusa daha faziletlidir. Ondan sonra o velinin kalbini kendi kalbine bitiştirdiği halde velinin kalbinden feyiz talep etmelidir.
Fakat kendi kalbini, ölü olan velinin kalbinden bir miktar aşağı tutup, vukuf-i kalbiden gafil olmamalıdır. Son derece yalvarma, ve kırıklık ile feyiz talep edip, feyzin geldiğine hüsnü zan etmelidir.
1. Dünyevi ve uhrevi işlerimin kolay olmasında sizi vesile yapıyorum diyerek selam vererek birkaç adım da olsa geri geri ayrılmalıdır.
Şah-ı Nakşibend Hz.leri.
Seyyid Abdülkadir Geylani HZ.leri.
Şeyh Abdülhalik-ıl Güjdevani Hz.leri.
imam-ı Rabbani Hz.leri.
Şeyh Mevlana Halid zülcenaheyn Hz.leri.
Seyyid Abdullah hz.leri.
Şeyh Seyyid Taha hz.
Seyyid Sibgatullah el -arvasi hz.leri.
Şeyh Abdurrahman-ı Tahi hz.leri.
Şeyh Fethullah hz.leri.
Şeyh Muhammed Diyauddin hz.leri.
Şeyh Ahmed-ül Haznevi hz.leri.
Gavs-ı Azam Seyyid Abdülhakim hz.leri.
Sultan Seyyid Muhammed Raşid hz.leri.
Mübarek vefat etmiştir.
Kendisine dua edelim.
Allah'ım!Bu ölüye mağfiret ve rahmet buyur.
Onu azaptan koru.
işlediği suçları affet.
Onun cennetten hissesini ihsan et.
Kabrini genişlet.
Su ile,karla, buzla onun haramlarını yıka.
Beyaz elbiseyi kirden temizler gibionu hatalarından temizle.
Kendi evinden daha hayırlı bir ev, ehlindendaha hayırlı bir aile ve eşinden a hayırlı eş ver.
Onu cennete koy.
Kabir ve ateş azabından onu koru.
amin.
Ya rap senki dinimizin merkezi kabe'e savaş açanları el kahhar isminle ebabilleri göndererek kahru perişan eyledin.
ne olur Rabbel alemin aciz, çaresiz, be çare bir kul olarak sana yalvarıyorum sana ve senin dinin islam'a hakaret edenleri hatta yaşadıkları dünyayı yerle bir eyle.
kulun olarak ben kabul etmiyorum sana yapılanları sende rıza gösterme ve kabul etme.
sayın kemalist kardeşlerim ataürk'e olan sevgimizi göstermek için oy pusulasına atatürk yazıyoruz.
eveti basıyoruz ve atatürk ile ilgili her hangi bir not mutlaka düşelim atatürk'e olan sevgimizi gösterelim.
kampanya an itibari ile başlamıştır tüm kemalist kardeşlerimizden destek bekliyoruz.