bazı dönüm noktaları vardır insanın, işte bu zamanlarda sıkıntılarının üstüne giderek onların işini bitirip hayatına yeni, güzel bir sayfayla devam etmektir. kendi başına da olmuyor ama kolları kırılan bu yazar yılmadı.
öğrenci iken bana epey uzak gelen bu laf, çalışmaya başlayınca anlam kazandı gerçekten. okuyorsun, takılmaca, muhabbet falan ama akşam gene arayıp soracak birilerini buluyordu insan. şimdilerde akşam oluyor yatıyorsun sabah iş veya tam tersi, bir hafta önce beni arayan sınıf arkadaşımı aramak için bir türlü zaman bulamadım gitti. bunu yazıyorken bile düşünüyorum ama masa başından kalkınca beni bekleyen bir sürü iş var. yaptığım ayıp mıdır değil midir bilemem ama hakikaten insan aramıyor, zamanım yok diye belki bahane belki gerçek diyor ama aramıyor. kusura bakma arkadaş..
memleketinden uzak, sevdiklerinin hasretiyle birgünün daha geçmesine sevindiğin, bir bardak çayınla derdini paylaştığın, sevdiğinden gelen mesajla hayallere daldığın, birinin dürtmesiyle kendine geldiğin ve herşeyden çok sabrı öğrendiğin sevmeyi keşfettiğin akşamlardır o akşamlar.
çok yakınım tarafından kazanılan, türkiyenin ilk 5 dünyanın ilk 2500 üniversitesinden biri olan, bursun kesilmediği nadir üniversitelerdendir. okunulasıdır.
an be an yaşadığım durumdur. telefonuma mesaj yapmak için tl yüklemişim, adamlar yedi kuruş eksik attı lirayı. mesaj hakkı yapılmıyor diyor aradım hizmetleri. nasıl böyle birşey oluyor diye: kem küm etti bir lira attı aldık smsi şükür.
genç tarifelilerin bir ay boyunca her yöne 5000 sms, diğer tarifelilerin de yine bir ay boyunca her yöne 1000 sms sahibi oldukları durumun artık 100 MB internet de eklenmiş haliyle olan ücretlendirmesidir. can sıkar.
sürekli yaşanılan durumdur. bak mesela beş, on, otuz kişi açık diyelim. bunların fix üç, yedi, yirmi birine yolda görsen selam vermemek için kırk takla atarsın.
nedendir internetin insanlığı sömürmesi, arkadaşlıkları köreltmesi?
hiçbir sebep yokken sevgilinle face deki bir yorum, bir beğeni yüzünden kavga edebiliyorsun, şunu neden ekledin buraya neden şöyle yazdın, bu ne samimiyet demenle kopuyor film.
artık hayata bağlanmaktan çok bağlanıyoruz internete.
sürekli yaşanılan durumdur. bak mesela beş, on, otuz kişi açık diyelim. bunların fix üç, yedi, yirmi birine yolda görsen selam vermemek için kırk takla atarsın.
nedendir internetin insanlığı sömürmesi, arkadaşlıkları köreltmesi?
hiçbir sebep yokken sevgilinle face deki bir yorum, bir beğeni yüzünden kavga edebiliyorsun, şunu neden ekledin buraya neden şöyle yazdın, bu ne samimiyet demenle kopuyor film.
artık hayata bağlanmaktan çok bağlanıyoruz internete.
bugünlerde kendimde keşfettiğim acayip durumdur. az önce de başıma geldi mesela ulan o kadar yol yürüdüm hani heykelden meydana kadar. hiç gık demedi bünye. ter mer yok ha. eve girmemle beraber şapır şapır döküldü her yerimden. ne oluyor lan bana.
kendimde gördüğüm trajikomik durumdur. sadece sevgili olarak gördüğüm birini değil. insan olarak beğendiğim kızı genelde anneme benzetirim. nasıl olduğunu anlayamadım hala ama gerçekten öyle oluyor nedense tabi huyları ne bileyim.
çekip gitmektir. şu sıcak yaz günlerinde pc başında ter dökerken sıkılmamak da mümkün olmuyor. aynen şuan olduğu gibi. insanın yazdığı şeyler değişiveriyor, kopuklaşıyor, uçuk kaçık şeyler yazası geliyor sonra da kapatıp pc yi helikopter gibi uçmak istiyor. kanatlar oluverse tatata tatata çalıştırsak gidiversek deniz kıyısına, oradan çayıra çimene, dağ esintisin olduğu bir tepeye... alsak dostlarımızı bir bir sevdiklerimizle vakit geçirsek. nerdee!
ulan helikopter diyorum ehliyet yok ki alalım arabayı çıkalım, azı olmayınca çoğun hayaliyle avunuyor bünye.
ilginç, mantıkla bağdaşmayan bir fikir gelir hep aklıma iki yaşlarında ufacık tatlı mı tatlı bir çocuk bana doğru yürürken. gerileceksin usta sana doğru güle güle gelirken tam göbeğinin üstüne bir tekme asılacaksın. manyak bir görüntü olmaz mı, katy perry nin e.t klibindeki gibi uçtuğunu düşünün gülerken.
geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve hepimizi üzüntüye, küfre boğan diyarbakır silvan daki on üç şehit olayının ardından sorulacak sorulardır.
- işlerini en iyi şekilde yapan, bunlar için eğitilmiş özel timlerimiz varken terörist takibine neden iki aylık yeni askerlerimiz yollanıyor?
- şehit olan on üç askerimizin de aileleri neden fakir ve milliyetçi aileler?
- bu bölgede bulunan her an işlevde olan heron teknolojisi sayesinde dört saat önceden bölgede olan teröristlerin tespit edilmesine rağmen neden askerlere karakolda bulunan amirlerince bu bilgi hemen aktarılmıyor da olaydan on dakika önce etrafınızda teröristler olabilir dikkat edin deniyor?
- bir buçuk saat süren çatışmada askerlerin çatışma esnasında vurularak veya bombanın etkisiyle değil de kaçan teröristlerin kaçtıkları yerleri yakması sonucu yangında ölüyorlar?
- askerlerin dört gündür üç beş dakikalık molalar vermesi fakat bu olay olmadan yarım saat aynı yerde mola vermeleri neden?
- peki mola verdikleri yerin üç dağın tam ortasında açık alanda olması neden?
- bir buçuk saatlik çatışmaya on dakikalık mesafeden savaş helikopteri kaldırabilecekken çatışmanın bitmesini bekleyip, çatışmadan sonra nakliye helikopteri yollamak neden?
- ve son olarak teröristlerin telsiz konuşmalarının dinleniyor olması, pusu planlarının öğrenilmesine rağmen hangi hain zihniyet askerlerimizi pusuya yem gönderiyor?
cevaplarını elbet birgün alacağımız, vatan hainlerinin cezalarını bulacağı, ordu içindeki yapının çökertileceği günü beklerken düşünülecek sorulardır.