kızılderililere göre ilk altı yön; kuzey, güney, doğu, batı,aşağı(yer),yukarı(gök)'dır. yedinci yön ise insanın kendisi, kalbi yani özüdür. her yöne gidebilirsin, fakat yedinci yöne ulaşmak en zor olanıdır.
köye gittiğinde şebit ekmeğini (yufkanın açılıp saçca pişirilip tekrar ıslatılıp katlanması ile yapılan ekmek) peçete diye dizine seren, bide üstüne kendi ile dalga geçen dinazor... ev ve aileyi kendimizi korumak için yaptığımız hapisanelere benzetir.
bulgar oyunları başlıklı derlemede; Mucize, Roma Hamamı, Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü(!),Albayın Karısı (!) ve Titanic Orkestrası (!) olmak üzere beş oyun yer alıyor. papirüsden çıktı. alternatif tavırlar içeren oyun metinleri okurken bile tiyatro severi heyecanlandırmaya yetiyor.
bulgar oyunları içinde stefan tsanev "jeanne d'arc'ın öteki ölümü" adıyla kutsal bakireye çok farklı bir bakış açısı getirir. 2006 da oyun atolyesi üç kişilik kadro ile oyunu sahneledi. tavsiye edilir...
ankara devlet tiyatrosunun tüyleri diken diken eden finali ile çarpıcı bir biçimde sahnelediği vurucu oyun (2007-ekim, hala sahneleniyor). ışıl kasapoğlunun rejisinde etkilenmiştim,ama ankara dt finali mükemmel yapmış.
"aileler artık tek kişilik mi?
artık hayat bir takım kurslara gitmekten mi ibaret?
şehirler şehir dışına mı taşınıyor?
kendinize gülebilirsiniz ama kendinizi gidiklayabilir misiniz?
kandırılması en kolay canlılar erik ağaçları mı?" gibi birçok soruya ironik bir dille yanıt arayan behiç ak'ın 4.oyunu.
liseyi bitirmesine ramak kalmış prozac gençliğine hayatında hiç aklına getirmediği soruyu sorduğunda gevrek, eblekimsi, adam sendeci bir ifade ile karşılaşmayı kanıksamış emektar.
bence apartman hem fikirse problem yok. çünkü kim ne kadar eleştirirse eleştirsin vazgeçilmeyen alışkanlık. beyaz saray önündeki parkta mangal yaktıktan sonra balkon hafif kalır. bu mangal olayına tepkide komik, abd yönetimi; bu durum kültürel bir etkinliktir, karışmak doğru olmaz demiş.
karısından sıkılan sokratesin atina sokaklarında başlattığı, ama günümüz insanın saçmalamak ile aynı kefeye koyduğu kavram. oturduğu yerde kavram araştıran değil, hayatı sorgulayarak felsefe yapan üstatlara verilen isim olmalıdır zannımca.bizim boşluğa düşüp yerimizi bulma çabamızdan öte durum yani.
David Lynch'in Kayıp Otoban filmi beni yoldan usandırmıştı. filmin yarısı yol seritleri üzerine. izlediğim en kötü filmdi. bu filmin hastaları var, kusura bakmasınlar.
dadaizm aslında başkaldırı bile değil. dada bebek lisanını temsil eder. tzara burda artık anarşist tavırdan da sıkılmış, bırakmış kendini.dadaist menifesto bile havada kalmış. aslında bu akım bile olmayan akımı gerizekalılar diye bir avrupa filmi var en iyi orda anlarsınız. orjinal adını ya da hangi ülkeye ait olduğunu hatırlamıyorum.fransız ya da italyan yapımı olabilir.
hakkında sessiz konuşulması ve insanlara gitmemeleri için kötülenmesi gereken gizli cennet(di).cırcır böcekleri eşiliğinde çardakda uyumanın ve duş yerine denize akan derede tuzunu akıtmanın en iyi mekanı.
aristonun klasik mantığı ile başlayıp, descartes'ın eleştirisini alan sonra kendini aşıp de morgan ile sembolleşen düşüncenin ifadesi bilimidir.üniversitede açık kaynak sınav olmasına rağmen en çok çalıştığım, hatta tek çalıştığım ders.
en iyi hocamız zekiye kutlusoy'u felsefe bölümüne kaptırdığımız üniversitedir. felsefe bölümü türkiyedeki üniversiteler içinde en sağlam öğrenci potansiyelini özünde barındırır. üniversiteler arası felsefe platformu bu ekibe çok şey borçludur.
"yaşasın fotokopi" mantığı ile çıkmış ucuz dergi girişimleri. aslında bazı fanzinler değme dergilere taş çıkartıcak kalitede. sadece dağıtım sorun, bide tutulan fanzinler telif hakkı sorunu yaşıyo tabi. ama ilgililere duyrulur carpe diem yayınları telif hakkı istemiyo. kitaplarının başında da belirtiyo.
sartre'ın 366 sayfalık mükemmel oyunu. devlet tiyatroları 2006-2007 sezonunda bu uzun metni sahneye koydu. Baykal Saran'ın vefaatından önce oynadığı son oyundur.
"frantz; güzel ve mutlu çocuklar, siz bizden türediniz. sizleri dünyaya bizim acılarımız getirdi. benim yüzyılım bir kadındı, doğurdu.doğurduklarından ötürü annenizi mahkum mu edeceksiniz? cevap versenize! yanıt yok. otuzuncu yüzyıl cevap vermiyor..." (son replik)