bi' hızla kitapevine dalızlanıp, renkli renkli raflara doğru yol alıp, bi' heyecanla, azimle alınan kitaplardır. eve gidince, poşetten çıkarıp masanın üstüne koyduğun anda biter o heyecan. raftaki diğerlerinin yanında yerlerini alırlar. ayda bir tozları alınırsa ne ala. mesala örnek vermek gerekirse de; karl marx: das kapital bi heyecanla aldım fakat bir saat içerisinde migren etkisi yaptığı için bırakmak zorunda kaldım.
umursamazlığın doğurduğu sonuçtur. balık bahsi geçen poşet içerisinde alınır, eve götürülür. ha bugün ha yarın derken, o akvaryum bir türlü temizlenmez ve balık yaşamına poşet içerisinde devam eder.
bazılarımızın çocukluk döneminin vazgeçilmezidir. evde akvaryum yoktur ama kalpte bu pullu yaratığa karsı bi' sevgi vardır ve yumurta poşeti-nutella kavanozu arasında gidip gelen bu balıkcağızın hayatına acımamak elde değildir.
aşağılık kompleksi yüksek bir insandır. hepiniz karşılaşmıssınızdır. "hamnakoyim bu entrymle bütün sözlüğü salya sümük güldürcem lan, altlarına sıçacaklar, çok begenecekler çook. tsısısı! lilililili!" falan diye düşünürken aniden eksi oylar yağmaya başlar. tamam arkadaşım belki gereksiz buldun, belki espriyi anlamadın ama ne diye eksi verirsin ki? sen de yap .mınasokella! ne gerek var gençleri sözlükten soğutmaya.
neyse siz onlara bakmayın gençler, takılın kafanıza göre, formata binip at koşturmadan.
çoğu kez görüyoruz bu eylemi. ismail yerine ismayil yazanı gördüm mesala.yapanlar da -acınası fakat- üniversite öğrencileri olabiliyor çoğu kez.
"şiddetle kınıyorum ama fazla da hatırlarına deymek istemiyorum, iyrenç bi' durum yani. bunu yapanların buyday kadar deyeri yok gözümde. kısacası beyenmiyorum bu hareketi, deyişsin artık bu zihniyet. eylenmek deyil eğlenmek yazılsın." /!/
-abi sayısalı yatırmayı unuttum yeæ :'(
+s.ktiret lan boşver..
-özür dilerim abi valla ya, kafam yerinde değil.
+ozrune sokayim sana birsey olmasin.
-eyvallah abim.
son zamanlarda patlak verdi bu. şimdi şöyle ki, onyüzmilyon civarı dizi ile 2007-2008 yıllarında rekorun burnuna pıt yaptık. burası tamam. her ne kadar bu dizilerin yüzde %35 i aşk üzerine,diğer yüzde %30 u aşk üzerine, diğer bi yüzde 25 i ise yine aşk üzerine olsa da, geri kalan %10 luk bi kısımı mafya, din ve tarih oluşturuyor.
benim derdim bu dizilerin yapılması değil, bu dizileri izleyip orada anlatılanları salt doğru olarak kabul edip, orada burada " tarihsel bilginin mnakoydum hafız" tarzı triplere girilmesidir.
tamam, tamamen yanlış değildir belki de anlatılanlar fekat sevgili badem gözlülerim bunları kitaplardan açıp okusak oradan öğrensek daha güzel değil mi? sonuçta yönetmenler ürünlerine duygularını katan insanlar.
ama yine de toplumumuzun hazırcı bi' toplum olduğunu, okumak yerine film/dizi izlemeyi yeğlediğini ve bu söylediklerimin havada kalacağını biliyorum.
judith butler adında koyu bir feminist yazar tarafından 20 sene önce yazılan fakat türkçeye 5 ay önce çevrilmiş kitaptır. bi' boşluğuma denk geldi almış bulundum, okudum ve az önce bitti. ve şuan hayata kendime daha farklı bakıyorum mınasokella! " noldu şimdi yeæ! hayır olamaz monako!" gibi triplere girdim.
şimdi kitap isminden de belli olduğu gibi cinsiyet sorununu ele almış. toplumun cinsiyeti şekillendirdiğine inanıyor. yani cinsiyetimiz olmaktan çok yapılan bir şey. olmaktan çok yapmak!
tabi klasik olarak da gay lesbian ilişkilere tam destek veriyor.
efenim en yakın tuvalet hedef seçilip, dalızlanmıştır. evren geçerlerine göre, her kişinin tuvalette yaptığı şeyler yapılmıştır. buraya kadar her şey çok güzel ama işin en bok tarafı emin olmakla olamamak arasında gelip giden dakikalardır, hacet giderilmiştir, fakat " dur yeæ 2 dk daha duriim mınasokorro, var galibağ daha, var var." şekli düşünceler cereyan etmiştir. işte hiçbir şey yapılmadan geçirilen o dakikalarda türk insanı düşünür, eski sevgilin, belki de bakkala olan borcun gelizler akla. sorarsın, hayatı sorgularsın. tam çıkayım derken, iki dakika daha durayım dersin. evet.