sözlükte anlatmak istediğini tam anlatamama durumunda başa gelendir.
bir de sevilen kişiye mesaj atarken yaşanır.
başlarda heyecanla, kelimeler özenle seçilip yazılır. aşk anlatılmaya çalışılır, içe sinmez silinir, tekrar yazılır.
kavga edilir, o sinirle kelimeler karışır, saçmaladım diye düşünülür, silinir, tekrar yazılır.
ayrık sonrası, aradan geçen zamanla, hal hatır sormak için, belki özledim demek için doğru kelimeler aranır, mesaj yazılır, yazdıkça içe bir korku gelir, silinir.
annenizin sizi bir şeye teşvik etmek istediği zaman bak deniz'e nasıl da çalıştı birincilikle bitirdi okulu hemen işe girdi, bak nasıl evlendi düzenini kurdu şeklinde örneklerle başınızın etini yeme durumudur. eğer ki anne moralinizi bozuk olduğunu görüyorsa yine arkadaşlarınızı örnek gösterecektir. bak görkem'e o da iş bulamadı kaç sene, bak ayrılmış o da evlenceklerdi, belli olmuyor bu işler gibi. arkadaşlar sürekli bir başarı-başarısızlık skalası olur anne için.
kişi gerçekten iyi niyetiyle davranıp karşılığında hak etmediği olaylarla karşılaştıysa düşünmeye başlayacağı durumdur. iyi niyetli olması kandırılmasından başka bir işe yaramaz, kötü niyetlilerin kendince zaferlerini izler durur. çok çok iyi niyetli olanlar aptal yerine konacaktır. bu yüzden o da zamanla kötülük maskesini takacaktır.
düğün sonrası ele geçirilen cd'deki görüntülerin adli bir vaka gibi incelenmesi durumudur. düğün sahipleri kimler gelmiş, kim ne kadar altın takmış, kim takmamış hepsini tek tek tespit eder. daha sonra yıllarca o bizim düğüne gelmedi, şu altın takmadı ben de onun oğluna takmam muhabbetleri döner.
izleyip de çok beğendiğin bir film veya dizideki karaktere özenme durumudur. mesela bir aksiyon filmindeki ajan benim her zaman özendiğim tiptir. insan ötesi dövüş taktikleri vardır, yıllarca bu iş için eğitilmiştir, ana karakter olduğu için de sürekli dünyayı, insanlığı kurtarma gibi yüce bir görev üstlenmiştir. sonunda da kahraman olacaktır. bir dedektif de olabilir mesela. karışık bir cinayet vakasını işlerken başı belaya girer sürekli bir kovalamaca içindedir. bütün tehikelerden sıyrılıp suçluları yakalar. amma velakin eğer şu dizi ve filmlerde ultra lüks yaşam sürenlere özenip vay arkadaş ne insanlar var nerelerde yaşıyorlar derseniz de bunalıma girersiniz. gerçek hayat zaten öyle değil o dedektifler öyle koşarak kurşundan kaçamıyor, aşklar romantik komedi tadında son bulmuyor. kıssadan hisse: kendin ol kendin.
parasızlık, üşengeçlik, oyun bağımlılığı, cimrilik gibi nedenlerle günlerce evden dışarı çıkmayan erkektir. genelde kız arkadaşları bu durumdan şikayetçidir ve dırdır dinlemeye mahkumdurlar.
bunu evin erkek çocuğu söylüyorsa genelde "tamam çocuğum" denilerek geçiştirilir. belki bir iki soru sorulur napıcaksın, nerde kalcaksın? gibi. evin kız çocuğunun böyle bir cümle kurmaya cesaret edebileceğini sanmıyorum. anneyle babaya değinmiyorum bile.
evrenin gizli kalmış sırlarından biridir. araştırılması gereken konudur zira derin bir sistematik yapı içerisinde işlediğini düşünmekteyim. çok istersin, beklersin, uğraşırsın olmaz, ne zaman ki karar değiştirir kendine yeni bir yön çizersin çat diye o beklediğin de gerçekleşmeyen şey gerçekleşir ve sen isyan edersin. neden şimdi? neden tam vazgeçmişken? sorularıyla ve "artık çok geç" duygusuyla yeni bir karar aşamasına gelirsin. yani bizim seçtiklerimizle mi yürüyor hayat yoksa beklenip de gerçekleşmeyenlerin bir nedeni var mıdır bilinmez.
eğer beklenenden çok yüksekse "yuhh ne yedik ne içtik lan" diyerek tek tek herkes hesap yapmaya başlar. eğer kalabalık bir grupsa hesap içinden çıkılmaz bir hal alır ve mutlaka eksik ödeyen çıkar, arada biri fazla ödemek zorunda kalır. kendi hesabımı vereyim kurtulayım bi an önceciler, cüzdana bir saat bakıp bende bozuk yok aabii şimdilik sen ver ben sonra sana veririmciler, ben bi tuvalete gideyimciler ortaya çıkar hesabın gelmesiyle.
inancı kuvvetli olan kişinin dar zamanında destek bulmak için, hayatının güzel dönemlerinde de şükür etmek için ettiği dua ile içinde oluşan huzurdur. bence üzüntülü zamanlarda psikoloğa gitmeye falan gerek yoktur, bir terapidir dua etmek ve inanmak, size güç verir.
hoşlandığı kız ortama gelmeden önce her türlü küfür, bel altı espri, hacı, aga, lan gibi kelimeleri bir arada kullanan erkeğin kız ortama geldiği anda saniyeler içerisinde dünyanın en kibar erkeğine dönüşmesidir. bukalemunun renk değiştirme süresi ile erkeğin bu değişiminin süresi arasında doğru orantı vardır.
ortaokuldaki müzik öğretmenimdir. hala anarız arkadaşlarla kendisini üzerimizde unutulmaz izleri var. bu genç bayan hocamız büyük bir ciddiyetle her ders tahtayı notalarla doldurur flüt ile çalmamızı ister, solfej ve bonasını atlamazdı. ben ise devlet okulundan gelmiş bir öğrenci olarak flüt eksikliği olan bir öğrenciydim. her hafta müzik sınavı mı olur lan.. müzik dersinde bu kadar kasılmak nedir? o sınav stresi anlatılmaz, yaşanır. o flüt deliğini tam kapayamayınca çıkan "viyyykkk" sesi hayatın durduğu andır. hoca kocaman gözlerini açar "öyle diillll" "laa olacak laaa" diye bağırır yine ciddiyetini koruyarak gözlerini kocaman açar, psikopat bakışlarını üzerinize fırlatır. "en baştan başla" sözcükleri ise bittiğiniz andır. bu kadar basit, eğlenceli olması gereken bir ders nasıl bu kadar işkence haline getirilir düşünüyorum da tebrik ederim kadını. sonradan düzelmiştir diye umuyorum.
bir sonraki aşırı sinirli hocam üniversitedeki bir kadın hocamızdı. üniversite öğrencisi azarlanır mı, bağırarak sindirilir mi yahu diye düşünüyorsanız bildiğin ilkokul çocuğu muamelesi görüyorduk ama derste çıt çıkmıyordu valla. "benn matematik bölümü mezunuyum siz hepiniz gerizekalısınız" sözleri kendisine aittir. bu hocamız orta yaştan gün aldığı için menopozun etkileridir gibi yorumlar yapılırdı.
not: ortaokuldan daha sonraki yıllarda da müzik öğretmenlerim pek normal değillerdi -kendi müzik öğretmenlerim dışındakileri tenzih ederim tabi eheh- öyle denk gelmiştir heralde.
sonuç olarak çok fazla sinir yapmayalım, sinirimizi bebelerden çıkarmayalım. lütfen.
istanbul'da yaşayanların daha çok başına gelen durum. özellikle bir yere yetişmeye çalıştığınızda o trafik sıkışır, köprü tıkanır, yağmur yağar, okullar açılır falan bir türlü gitmek istediğiniz yere ulaşamazsınız. 5 dakikalık yolu 45 dakikada alınca insan sinir krizi geçirme eşiğine geliyor cidden.
ayrıca bazı trafik magandalarının afedersiniz 'öküz' gibi araba kullanmaları da var. özellikle allah kimseyi bayan şoför görmüş erkek hışmına uğratmasın. yol vermez, sıkıştırır, istersen sol şeritte 150yle git yine de dibine girer o selektörü yakar, en sağdan en sola geçme amacıyla bir anda önünüze atlar ölümün eşiğine gelirsiniz, hele sarı yanmasın o kornaya anında basılır. ama yine de sakin olmak lazım, sinirlere hakim olmak lazım, küfür edilebilir gerekirse.