rare encounnter
0 (düz adam)
on ikinci nesil yazar 6 takipçi 15.77 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    imamoğlu olayı

    1.
  1. Bir başka mason tiyatrosundan başka bir şey değildir. Halen izledikleri politik tiyatroyu gerçek sanan safffftirikler görüyorum. Hacivat karagöz oyununu bilenler hatırlar, hacivat bazen karagöze, karagözde bazen ona takılır ama arka planda onları oynatan ''Şarlatan'' aynı kişidir. Eğer biraz sizleri programladıkları düşünme biçiminden çıkıp, zihin kontrolünüzü aşabilirseniz eğer, hepsinin mason aktörler olduğunu ve sizlere tiyatral soytarılıklar çektiklerini görebilirsiniz. Aktörlerin sadece filmlerde oynamadığını unutmayın. Bir NPC olarak yaşamaktan sıkılmadınız mı ?

    Daha iyi anlamak için:

    (bkz: Realite manipülasyonu)
    0 ...
  2. ruhsal savaş veya diğer deyişle spiritual warfare

    2.
  3. https://www.youtube.com/watch?v=YgJ5ZEn67tk

    Bu realite ana akıma yaydığı bir çok film sahnesiyle sizlere devamlı ''bilgi kırıntıları'' bırakır. Alt yazı açarak izleyin. Gözleriniz gerçekten açıksa görmeye başlarsınız.
    0 ...
  4. yazarlardan çizimler

    1.
  5. Yazarların çizdiği ve sanat eserlerini sergilediği harika çizimlerdir.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2390437/+
    1 ...
  6. feto nun aslında bir mason alt kuruluşu olması

    1.
  7. Aslında hepsi mason şaklabanlar olsa da, isimleri bölgeye göre değişebiliyor. Mesela Türkiye'dekiler feto(masonların kurduğu yapılardan sadece biri) ve fetocu diye geçer genelde. Fetocu olmayıp da ekranlarda yer bulanların bir çoğu da yine aynı şaklaban tarikatına üyedir. Kısaca özünde, Kanca burunlu paraya tapan bankacıların soytarılıklarından başka bir şey değildir. ( tahmin edebilirsiniz bu patetik kabileyi)

    insanları uyutmak için tasarlanan tiyatroda devamlı ekranlarda veya internette gördüğünüz aktörleri oynatırlar. bu kişiler yalandan birbirleriyle kavga ederler, yalandan tartışır ve yine yalandan ekranlarda gördüğünüz sayısız tiyatroyu çevirirler. Yalandan kahraman çıkarırlar, yalandan düşman yaratırlar. Hepsi de sizleri uyutmak içindir. Sizleri uyuturken dalga geçmeyi de ihmal etmezler. Bunu her ülkede yapıyorlar çünkü her ülkede kendi zenginlerini oluşturup o bölgeyi adeta bir şube gibi kontrol ediyorlar.

    Mesela en güncel ve en komik örnekleri şuan futbolda yaşanmaktadır. Yalandan krizler yaratıp sanki ortada bir rekabet varmışşşşş gibi yaparlar.

    Yada iki tane internet aptalını çıkartıp karşılıklı tartıştırarak sizlerin bir taraf seçmesini sağlayarak, birbirinize düşmanlık ve kin duymanızı sağlarlar. En güncel örneği ve en komiklerden biri de ''diamond tema ve onun tartıştığı diğer aktörler'' dir.

    Kısaca sizler için film çekerek sizleri ayakta uyutup üzerine bir de dalga geçerler. (mental masturbasyon) Tartışmanın iki tarafını da kontrol ettikleri için yani iki tarafı da kendi aktörlerine oynattıkları için, sizin hangi tarafa '' adam haklı yauv'' demeniz önemsizdir.

    Aslında fetocu ondan böyle zenginleşti diye bildiğiniz tiplerin hepsi aslında mason şarlatanların elemanlarından başkası değildir. Bu tipler o kadar çok var ki, saymakla bitmez. Dandirik youtube bile bunlarla dolu. Bu soytarılara biraz ün şöhret ve para veriyorlar. Sonra salıyorlar ekranlara ve internete. O soytarı da bunları kaybetmemek için iyi bir soytarı gibi nasıl istenirse öyle oynuyor.

    Günümüz güncel örnekleri vermek gerekirse sözde bir virüs vardı hani, istatistik grafikleri eşliğinde ayılıp bayılan milyonlar vardı, birden puff diye ortadan kaybolan sözde salgın. O soytarılığı çok kişi anladığı ve çakozladığı için birden piyasadan sildiler. Sizde ne olduğunu bilmediğiniz gizemli bir sıvıyı kendinize enjekte ettiğinizle kaldınız. Neden yaptınız ? Çünkü bill gates adlı bir soytarı ve bir kaç dolar milyarderinin fonladığı siyasiler ve bilimciler söyledi diye. Uyanmadığınız sürece sizleri keklemeye devam ederler.

    Basit bir kaç örnek:

    Bir diğer güncel örnek ve tiyatro da sözde rusya ukrayna savaşı. Ukrayna'nın sözde başkanının bir önceki mesleği stand up komedyenliğiydi. Siz bunları ve bu sözde savaşları ülke çıkarları için sanıyorsunuz ama onların tek bir amacı var o da devamlı bir sonraki şarlatanlıklarına zemin hazırlamak ve arada sayısız insanı, aptal olduğu için ''imha etmek''.

    Bir diğer örneği de türkiye'deki CiAsal islam ve onun soytarılarıdır. Bir tane soytarı vardı mit başkanı olan, daha ilk gecesinde bir gözü kapalı poz vererek illuminati'ye (kanca burunlu bankacılar hepsi) selam çakmıştı ahaha. Bu cringe tiplerin sizleri böyle kolay kandırabildiği için devamlı havaya girdiklerini ve mental masturbasyon yaptıklarını uyanıksanız anlayabilirsiniz. Daha bunun gibi sayısız örnek var, 22 yıldır bu ülkenin başındaki ex otobüs şoförü de aynı soytarı takımının bir elemanı sadece.

    Kısaca durum sadece bundan ibaret değil, kavga halinde sandığınız ülkeler aslında kavga halinde değil. Birbiriyle atışıyor sandığınız futbol takımları aslında atışmıyor. Muhalefet ve iktidar sandığınız partiler aslında aynı şarlatan tarikatının üyesi.

    Sevdiğiniz ve bazen taptığınız ünlüleri, hocaları ve hacıları, şarkıcıları da ünlü yapan ve sizlere tanıtan yine bu şarlatanlar. Günün sonunda uyanık(bu uyanıklık argodaki akıllık değil. Ruhsal farkındalık) olmadığınız sürece sizleri keklemeye devam edecekler.

    Ama uyandığınızda soytarıların oyununu görecek ve sadece gülüp geçeceksiniz. Çünkü sistem sizi kandıramadığında gücünü kaybeder ve siz daha güçlü hale gelirsiniz.
    1 ...
  8. kriz aktörü

    1.
  9. Sistem soytarılarının en çok kullandığı ''aktör'' tipi bunlardır. hepiniz hatırlarsınız mesela 2000 krizinde ekranların önünde yazar kasa atan bir adam vardı. bu herifi kameraların özellikle çekmesi ve yazar kasaya kadar hazırlanması bir tesadüf değildir. bugünün alt yapısını hazırlamak için özellikle dizayn edilmiş basit bir tiyatrodur. Bir dizi oyuncusu gibi rolünü oynayıp sonra ortadan kaybolmuştur.

    Tıpkı bunun gibi sizlerin gerçek sandığı bir çok olayı bir tiyatro gibi oynatıyorlar ama burada asıl mesele sizlerin bunu doğal ve kendiliğinden olan bir şey sanmanızdır. Halbuki kriz aktörleriyle bir film seti gibi sizleri keklemek burada asıl meseledir.

    Bu sadece basit bir örnek olsa da, bu zamana kadar ekranlarda gündem olan her türlü saçmalığı düşünün ve aynı şekilde dizayn edildiğini bilerek sadece gülüp geçin. Çünkü sistem sizleri kandıramadığında gücünü kaybeder ve siz daha güçlü hale gelirsiniz.
    0 ...
  10. mülteci ve göçmen sorunu ve nedeni

    1.
  11. Nedenin sistemi manipule eden soytarılar(masonlar, sistemin ayakçıları) tarafından insanların birbirinden nefret ettirilerek ve birbirleriyle meşgul edilerek hem sistematik manipulasyon yapmak hem de toplumları daha da karıştırmanın hedeflenmesinden dolayıdır.

    Zaten başkanlarınızdan, ünlülerinize, sözde bilimcilerinizden, maneviyatçılarınıza kadar hepsi mason aktörlerden oluştuğu için, sizler bir türlü bunun nasıl koordine edildiğini anlamıyorsunuz veya ''nasıl insan bu kadar kendi ülkesine ihanet edebilir'' diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Onların bağlılığı kendi tarikatlarınadır. Zaten bu heriflerde kendi kültlerindeki herifleri ülkelere başkan, bakan, medya patronu yapıyor. Sandığınız gibi siz seçmiyorsunuz bu insanları yani.

    Bu şarlatanlar(kısaca mason aktörler) mültecilere diyor ki, bunlar sizleri istemeyen ırkçılar, kötü beyazlar veya öcüler böcüler diyerek onları gazlıyor ve nefret etmelerini sağlıyorlar.

    Sonra aynı şarlatanlar gidiyor o ülkelerin yerli halkına da diyor ki, bunlar sizlerin zenginliğinizin peşinde, ülkenizin ve topraklarınızın peşinde olan barbar insanlar diyerek onların da nefret etmelerini sağlıyor.

    Sorunun asıl kaynağı yerine, Sen gidip hiçbir şeyden haberi olmayan bir garibana doluyorsun, mülteci gidip hiçbir şeyden haberi olmayanlara doluyor. Tezgahı itinayla kurup saklanan çakalda sizlerin birbirinize nefretinizi veya çektirdiğiniz çileyi de uzaktan sinsice izlemeye başlıyor. Uzaktan izlerken aynı zamanda bir kaç kriz aktörü de kullanıp olay çıkarmayı ve halkı daha da kızdırmayı ihmal etmiyorlar.

    Sonra da saraylarında yatlarında viskilerini yudumlayarak '' Şu aptallara bakın, nasıl da birbirlerine çile çektiriyorlar ve ızdırap oluyorlar'' diyerek gülüyorlar. bu manipulasyonları yapanları kendiniz gibi bir insan sanmayın.

    En önemlisi daima sorunun asıl kaynağına odaklanın.
    0 ...
  12. iş makinelerini kullanacak kadar akıllı

    2.
  13. Hayatınızdaki zırvalar, sıkıntılar ve problemlerin çoğu bu sistem tarafından özel olarak ayarlanan bir yöntemle bilinçli bir şekilde oluşturulur ve sizlerin bu sıkıntılara ''Duygusal enerji'' harcamanız için özel olarak dizayn edilir.

    Hiç dikkat ettiniz mi ? Bu realitede mesela her şey karşıtlık üzerinedir. Güzel ve Çirkin, büyük ve küçük, iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, Sevgi ve nefret, fakir ve zengin, hızlı ve yavaş gibi sayısız örnek verilebilir. Hayattaki Bu karşıtlık ve ikililik dizaynı bir tesadüf değildir. Bu dizaynı bir pilin artı ve eksi yönü gibi düşünebilirsiniz.

    Bu realitenin devamlı problem sorun ve sıkıntı üretmesinin bir nedeni de veya izlediğiniz savaş, sefalet tiyatrolarının nedeni de, veya günlük hayatınızdaki ufak tefek sıkıntıların nedeni de sistemin sizleri bilinçli bir şekilde ''zırvalarla'' özel olarak yormaya çalışmasından dolayıdır.

    Bu realitenin karşıtlık yani (+ ve -) yönleri olan bir pil gibi dizayn edildiğini unutmayın. Bu karşıtlıkların nedeni, iki karşıtın devamlı birbirleriyle olan etkileşiminden ortaya çıkan enerjiyle, bu realiteyi sürdürmesi yöntemidir.

    Güzelin çirkine, Çirkinin güzele, zenginin fakire, fakirin zengine, mutlunun mutsuza, mutsuzun mutluya olan tepkisi, etkileşimi veya bu karşıtlıkların hissettirdikleri bir enerji sağlar.

    Aynı zamanda sistemin ajanları olan tiplerin devamlı sıkıntı keder savaş maddiyat gibi sorunlarla sizleri devamlı hüzün içinde, korku içinde tutmaya çalışmasının nedeni budur. Kısaca sizleri devamlı korku '' frekansında tutmak'' istemelerinin bir nedeni vardır.

    insan korktuğu, kederlendiği ve sıkıntıya düştüğü zaman gözle görülemeyen bir enerji salgılıyor. (Gözle göremesenizde tv sinyalleri vardır mesela onun gibi) Kimi ortamlarda bu enerjiye ''lush'' denir.

    Peki sistemin ajanları bu enerjiyi devamlı çiftci gibi hasat etmek için ne yapıyor ? Sizleri devamlı çektikleri ucuz tiyatrolarla(sahte savaşlar, sahte politik krizler, hayatınızdaki problemler, maddi yoksunluklar vb) ile korkutuyorlar. Korkup kederlendiğiniz zaman farkında olmadan bir enerji salınımı yapıyorsunuz. Bu soytarılarda siz bu enerjiyi devamlı salın diye sizleri devamlı ''BÖÖÖÖ'' yaparcasına korkutuyorlar.

    Bunu da yarınından endişe ettirerek, maddi kaygılarla, haberlerdeki korku hikayeleriyle veya kendi kişisel sıkıntılarının içinde kaybolmanı sağlayarak yapıyorlar. Anlamanız gereken en önemli şey: Bu realitede yani bu hayattaki stresin bile yapay olarak ''Bilinçli bir şekilde ''oluşturulduğudur.

    O yüzden bu sistem: Üzerine tartışmanız, akıl yorup sıkılmanız, kafa yormanız için binbir çeşit zırva üretir. Bu zırvalar okul arkadaşınızın sizinle dalga geçmesi de olabilir veya bir ekonomik krizde olabilir. Hatta eğlencede bile aynı yöntem izlenir, bilinçli bir şekilde futbol taraftarları birbirlerine düşürülür ve onların birbirleriyle tartışırken ortaya çıkan duygusal enerji sistem tarafından emilir.

    Kısaca siz üzerine kafa yorun diye bu realite binbir çeşit saçma sapan zırvayı bilinçli bir şekilde üretir. Sistemin oyununu anlamadığınız sürece bu sistem sizleri keklemeye devam eder. Farkındalık büyük bir etkidir çünkü bir hokkabazın numarası sırasında ipleri görürseniz eğer, o hokkabaz sizi uçuyorum diyerek kandıramaz.( Bu hokkabaza veya şarlatana eskiler şeytan dese de, günümüzde yapay zeka olma olasılığı çok yüksektir)

    Uyanmanın ve farkında olmanın bir ayrıcalık olduğunu unutmayın. Uyandıkça farkına varacak ve farkına vardıkça güçleneceksiniz.
    0 ...
  14. guru şeyh ruhsal iş insanları ve manifestciler

    1.
  15. Bu şaklabanların ortalama insanlardan farkı, sistemin genel tiyatrosunun farkına varmış olmaları ve yüzeysel olarak uyanmış olmalarıdır. Yüzde doksanı mason alt yapılıdır veya öyle olan birinin yancısıdır. Geçmişte günümüzde, Günlük hayatta, medyada ve internette bu tiplerden inanılmaz sayıda vardır. Bilmem ne hocanın, bilmem ne üstadın veya Hangi gurunun, şeyhin arkasında kalabalıklar oluşuyorsa bilin ki tek amaç sizleri yönlendirmek ve keklemektir. Güncel örnekleri adnan oktar, feto falan olsa da hepsi aslında ''mason'' soytarıların uzantılarıdır. Adı çıkmış olanlar da, olmayanlar da. Hepsi mason.

    Siz adeta bir koyun gibi kendinize bir ''Çoban'' aradığınız sürece, sizleri keklemek için bekleyen bir şarlatan daima olacaktır. insanlardaki en önemli eksiklik kritik düşünememek ve ayırt edememektir. Kendinize bir çoban aramayın. Kendiniz için ''o kişi'' siz olun.
    0 ...
  16. sistemin şaklabanları

    1.
  17. Sistemin şaklabanlarının, sistem ajanlarından farkı küçük çaplı soytarılardan ibaret olmasıdır. Çoğu bu realite tarafından bir kukla gibi oynatılır ve bir bakıma npc gibidirler. Amaçları sizlerden duygusal reaksiyon almak, demoralize etmek veya herhangi bir tepki ortaya çıkarmaktır. Bu tür şaklabanlar en başta duygusal enerji vampirliği için hareket etse de, aslında onu bir npc gibi oynatan sistemin kendisidir. Zaten iki sayfalık kodunun ötesine geçemediği için bildiği en iyi şeyi yapar o da sistem şaklabanlığından başka bir şey değildir.

    En basit örnek olarak, Sözlük trollerine ve sosyal medya trollerine bakabilirsiniz. Trollüğü sevmelerinin nedeni aslında enerji vampirliğidir. Okul iş veya sosyal hayatta da bu şaklabanlar bolca vardır. Bu tipler bunu kendi karakterleri sansa da aslında onları küçük çaplı bir ajan gibi oynatan sistemin kendisidir. Genelde ince noktaları özellikle kaşımayı veya sizleri sinirlendirecek konuları özellikle seçerler.

    Atlanılmaması gereken en önemli nokta, sistemin küçük şaklabanlarına gülüp geçmenizdir. Çünkü iki sayfalık kodlarıyla, sistemin attığı olta görevini yapmaktan başka işe zaten yaramazlar.
    1 ...
  18. davranışsal zihin kontrolü

    1.
  19. Sizin sandığınız karakterinizi nasıl edindiğinizi ve var ettiğinizi hiç düşündünüz mü ? Genel davranışlarınıza en başta siz mi karar verdiniz yoksa o şekilde programlandığınızı hiç fark ettiniz mi ?

    izlediğiniz filmlerdeki ve dizilerdeki olaylara karakterlerin verdiği tepkilerin ve davranışların aynı zamanda sizleri de programlıyor oluşunun hiç farkına vardınız mı ? Bu programlama en çok referans noktası oluşturularak yapılır. Normalleştirerek(devamlı aynı şok edici unsurları tekrar tekrar vererek normalleştirmek) ve sizler için bir referans noktası oluşturarak. (örnek: Dizide de böyleydi, o kızda, o erkekte böyle demişti, o isim de böyle takılıyor, yada sözde ünlüler de, alimlerde, din adamları da, sanatçılar da, bilim insanları da yapıyor, öyle düşünüyor gibi)

    televizyonlarda izlediğiniz haberler, diziler ve filmlerin tek bir amacı vardır o da bilinç altınızı programlamak içindir. Bu yüzden televizyon programı denir zaten. O an bir bakıma görsel programlama seansına giriyorsunuz. Yani karanlık bir oda içinde koltuğa oturup sizi hipnotize eden bir görsel programlama seansına girmekten farkı yok. Adına tv izlemek diyorsunuz sadece.

    Televizyonda veya kısaca genel medyada gördüğünüz hiçbir şeyi sizlere tesadüf eseri göstermiyorlar. Hepsi tamamen zihin ve davranış programlama içindir. Bunun genel amacı da yaratmak istedikleri yapay gerçekliği sizlere görüntüsel ve davranışsal olarak vererek daha çok doğrulatmak ve bu şekilde sizi davranışsal olarak manipule etmek içindir. Bunu yapmaya da bilinç altınızla başlarlar.

    Örneğin devamlı şiddet, kavga ve mafya dizileri çekmelerinin asıl nedeni, sizler için bir referans noktası oluşturması içindir. Siz bir dizi olarak izlersiniz ama bilinç altınız '' hmm demek ki bu durumda böyle davranmak gerekiyormuş'' diye bunu kaydeder. Yani bir bakıma içsel olarak sizin için o tür ve benzer durumları normalleştirir.

    Genel medya bu zihin kontrolünün katmanlarından sadece biridir. Bunun birde kalabalık ile kontrol yöntemi vardır. Bu sayede aslında çok saçma ve çok absürt olduğunu düşündüğünüz şeyleri bile sizlere çok normal bir şeymiş gibi yaptırırlar. Saçma olduğunu bilmene rağmen o saçmalığı yapmanın tek bir nedeni vardır çünkü diğerleri de yapıyordur. Senden daha fazla görsel ve çevresel hipnoz seansı görenlerin davranışları senin de karakterini ve davranışlarını etkiler. Sen '' Ben öyle düşündüm veya öyle yapıyorum'' diye düşünürsün ama aslında öyle görüp programlandığın içindir.

    Kalabalık ile kontrole komik bir örnek: https://www.youtube.com/w...h?v=gm80o6NZQM4&t=65s
    0 ...
  20. hayatınızdaki zırvalar

    3.
  21. psikolojik silah

    1.
  22. Psikolojik silah soytarıların en çok kullandığı yöntemlerden biridir.

    (Bu soytarılar kısaca: mason ve benzeri kültlere dahil olan şaklabanlar. Hayırsever milyar dolarlık iş insanları, politikacılar, siyasetçiler, sözde sanatçılar ve gündemde devamlı gördüğünüz o yüzler ve bu kişileri devamlı organize ederek ülkeleri manipule etmeye çalışan gruplardır. Kısaca ekranda ve gündemnde sürekli gördüğünüz yüzler tombaladan çıkmıyor. rolünü oynasın diye yerleştiriliyor. Zırzop bir youtube'cudan, dilan polat veya fetoya kadar. Bazıları rolünün farkında olarak bazıları da hiçbir şeyden haberi olmadan sahnede oluyor. Bu insanlara kısaca şan şöhret zenginlik vererek rollerini oynatıyorlar. )

    Psikolojik silahtan bahsetmek gerekirse o da şu: Hayali bir silah düşünün ama mermi yerine toplumsal olaylar, ekonomik krizler, haberlerde gördüğünüz korku hikayeleri ve politik skandallar atıyor.

    Kısaca mermi yerine her zaman ''ekonomik krizler, toplumsal olaylar, skandallar, ve haberler de izlediğiniz o olayları '' ateşliyor. Türk halkının gergin olmasının nedeni sürekli psikolojik operasyon yemesinden dolayı olsa da bunu sadece burada değil, aynı zamanda dünyanın her yerinde yapıyorlar. O yalandan virüslerle ayılıp bayılan, ekranlarda fırlayan vaka sayılarını hatırlayın. Sanki bir sosyal deney gibi birden puf diye kaybolmasının nedeni, büyük bir çoğunluğun oltaya gelmemesinden dolayıdır. Hani yollarda ayılıp bayılanlarla, uçan kaçan vaka sayılarıyla devamlı insanları korkutuyorlardı. Onun gibi yalnız bundan farkı bunu sadece yalandan virüslerle değil, devamlı toplumsal olaylar ve sahte krizlerle, haberlerdeki korku hikayeleriyle de yapıyorlar.

    Kullandıkları bir diğer yöntem de: PROBLEM - REAKSiYON- ÇÖZÜM yöntemidir. Bilinçli bir şekilde bir sorun, bir problem yaratıyorlar. (Sorun). Problemi gören halk, ''NE olacak böyle ? buna bir çözüm diye yakınıyor. (Reaksiyon). Aslında en başından yapmak istedikleri şeyi de sizlere bir Çözüm olarak sunuyorlar.(Çözüm).

    Örneğin bir yasa falan değiştirmek istiyorlar, idam falan koymak istiyorlar. gidiyorlar canice bir kaç haber tiyatrosu çeviriyorlar, sizi korkutarak '' Yav evet yahu, bence de olmalı'' dedirtiyorlar. Örneğin bir yere sözde savaş açacaklar, gidiyorlar bir kaç yalandan saldırı yapıyorlar ve sizlere ''Yav evet yahu, kendimizi savunalım'' dedirtiyorlar. Örneğin yalandan kolunuza ne olduğu belli olmayan bir sıvı koymak istiyorlar, virüs var diye sizleri korkutarak, sizin bunun için sıraya girmenizi sağlıyorlar.

    Neden girmeyesiniz ki sıraya, dünyanın yarısı açlık ve sefalet içinde yaşarken, milyar dolarlık hayırsever iş adamları ve bankerler ve onların fonladığı siyasiler sizlerin sağlığını düşünüyor tabii ki. Babana güvenmezsin ama ekranda şampanyasını patlatan herife veya saray ve yatlarında yaşayan bir şaklabana eminim ki güvenmekte bir sakınca görmezsin.

    Psikolojik silahın yani mermi yerine devamlı toplumsal olaylar, krizler, korku haberleri ateş eden yöntemi kullanmalarının bir diğer nedeni daha var. O da korkan ve yarınından endişeli olan insan, her türlü kontrol ve manipulasyon yöntemine çok açık olur ve kolayca istenilen yöne sürülür.

    Bu tiyatroyu çevirenler ve dünyadaki insanları kekleyen soytarı grubu ''aptal'' değil. Ortalama insanın nasıl düşündüğünü ve nelere tepki verip nelere vermeyeceklerini, hangi tuşlarına basıp basmayacaklarını iyi biliyorlar.

    O yüzden uyanık olmak sizleri daima bir adım önde tutacağı gibi, ortaya çıkarılmış bir numarayı yedirmeleri daha da zor olacaktır.

    Unutmayın ki, Sistem sizleri kandıramadığında gücünü kaybeder ve siz daha güçlü hale gelirsiniz.
    0 ...
  23. sistemin ajanları 2

    1.
  24. Sistemin ajanlarının diğer bir kısmı da medyanın her bölümünde hatta youtube'da bile insanları keklemesi ve manipule etmesi için özel olarak yerleştirilmiş tiplerle doludur. Bu tiplerin iki sınıfı vardır. ilk bölümdekilerin amacı, bu realitenin oynattığı ucuz tiyatroyu halen gerçek sanmakta olan ortalama insanları manipule etmek için yerleştirilmiştir. Yani sizler gibi veya genel olarak yurdum insanını keklemek için yerleştirilmiş küçük ama ilk bakışta fazla dikkat çekmeyen oyuncular, kriz aktörleri ve meydan soytarılarıdır. Kariyerlerinden tutunda tüm popülerlikleri bile yapay bir şekilde oluşturulmuş ve adeta halkın belli kesimlerine bir çoban gibi sunulmuşlardır.

    Bu tiplere örnek olarak : Jahrein, Diamond tema ve onla tartışan dinciler, Ruhi çenet ve buna benzer tüm tipleri sayabilirsiniz. Sizler tıpkı siyasette olduğu gibi bu tipleri izlediğinizde bazen taraf tutuyorsunuz veya birini haklı, birini haksız buluyorsunuz. Yada birinin hayranı, diğerinin hater'ı oluyorsunuz.

    Bir çok insanın anlamadığı en önemli nokta ''Tartışmanın iki tarafınında aynı grup tarafından yönetildiği ve kontrol edildiğidir.''

    Örneğin siz bir siyasi partiyi çok seviyorsunuz ama diğerini sevmiyorsunuz, ama bilmediğiniz nokta sahnenin arkasında hepsinin ''mason artığı'' olduğudur. Kısaca kendi kültlerindeki elemanları, dünyadaki ülkelere başkan, bakan, medya patronu, youtube ünlüsü yapıp, o halkları sahne arkasından kontrol ve manipule ederken, aynı zamanda devamlı sizlere psikolojik operasyon çekiyorlar.

    rte, acun, kılıçdaroğlu, özdağ, akp chp mhp hdp refah, aklınıza şuan gündemde olan kim ve hangi yapı geliyorsa hepsi ama hepsi aynı grubun elemanları. Öyle olmasalardı ekranlarda söz sahibi yapmazlardı bu tipleri. Bazıları bilerek bazıları da rolünü ve olayları, sizler gibi gerçek sanarak oynuyor sadece.

    Unutulmaması gereken nokta : Sadece bir kanattan değil, gündemde kendine yer bulabilmiş her kanattan oynadıklarıdır. Sen sağ kötü ben solcu olacağım diyorsan, sol partileri de onlar, tam tersini düşünüyorsan sağ partileri de onların ajanları yönetiyor.

    Kısaca aynı grubun elemanları senin için ''Dinciyi, Seküleri, milliyetçiyi, komunisti ' oynuyor. Seni ahmet ile kekleyemezse mahmut ile, sağ ile kekleyemezse, sol ile kekliyorlar veya ağız tadına ne uyuyorsa onunla kekliyorlar. Kısaca kendinize çoban aradığınız sürece sizi sürecek bir çobanı oraya koymuşlar. Bu konuda yakın geçmişte tek bir istisna vardır, o da mason localarını yasaklayan ve bu şaklabanları buradan süren Atatürk'tür.

    Bu durum ekranlarda böyle olsa da youtube'da bile farklı değildir. Birden popüler olan kanalların çoğuna dikkatlice baktığınızda göreceksiniz ve anlayacaksınız ki, youtube'da bile aynı dalgayı çevirmekteler. Bu sadece türkiye için örnek olsa da bu kekleme yöntemini dünyanın her yerinde uyguluyorlar.

    Ekranlarda gördüğünüz sözde savaşların hepsi de sadece bir yalan ve bir tiyatrodur. Siz gerçek sanıyorsunuz ama onlar bu tiyatroları sadece sizleri korkutarak şekillendirmek ve yönlendirmek için kullanıyorlar.

    Bu kısım realite ajanlarının yüzeysel kısmıdır. Daha ortadaki tiyatroya bile uyanmamış olanlar için faydalıdır sadece. Normalde çok basit ve ortada olsa da hiçbir şeyin farkında olmayan insan sayısı çok fazladır.

    Realite ajanlarının derin kısmı da ''Genel tiyatroya uyanmış olanları keklemek için ortada olan tiplerdir.''

    Eğer siz çoğunluğa yedirilen tiyatroya uyandıysanız yani artık bazı basit şeylerin farkındaysanız, sizleri ikinci katmanda keklemek için beklerler. Buradaki tipler, o bilgiyi araştıranların veya o içerikle ilgilenenlerin zaten genel tiyatroya uyanmış olduğunu biliyor. O yüzden kalabalıklara yedirilen ana akım zırvalardan bahsetmezler. Örneğin avrupa ve amerika'da Bir çoğu ex oyuncu, bildiğin devlet ajanı ve benzer şarlatanlardan oluşur. Yabancı olarak bu tiplere ''shill'' dense de bunlar da tamamen mason artığıdır.

    Mesela yerel olarak örnek vermek gerekirse: sizlerin bildiği oktar gibi, feto gibi tipleri palazlandıran da aynı mason artıklarıdır. Aklınıza kim geliyorsa ve gündemde yer ediyorsa, iyisiyle kötüsüyle hepsi aynı grubun ya elemanı yada yancısıdır.

    Sen kendini akıllı sanarak ben solcuyum, sağcı, dinci, şuncuyum buncuyum diyorsun, arka planda sana ''cambaza bak'' çekip usul usul kekliyorlar seni. Hepsi mason.

    Genel tiyatroya uyandıysanız eğer, buradaki olayın ruhsal olduğunu artık anlamaya başlarsınız ve o konuda da sizleri yine keklemek için bir çok realite ajanı yerleştirmişlerdir. Bir çoğu anlattıklarından bir çoğu da gösterdiklerinden yine kendini ele verir.

    Ya 3 tane 6 işareti atarlar, ya tek gözlerini kapatarak poz verirler, yada şarlatanların sloganı olduğu çok açık sloganları tekrarlar. Bir şekilde belli ederler kendilerini sizlere. Genelde sizler de ilk bakışta anlamayın diye kendi aralarında sembollerle, el işaretleriyle falan iletişim kurarlar.

    Yani bazı şeylerin farkındaysınız gidipte tek gözünü kapatan, devamlı 6 işareti atan şaklabanların ürettiği videoları, içerikleri izleyip takipcisi olmayın. Kısaca kendinize çoban aradığınız sürece sizleri sürecek bir soytarıyı illaki oraya yerleştirmişler.

    Yapmanız gereken şey, bu realitede asıl meselenin ruhsal olarak uyanmak olduğunu anlamak ve seri bir şekilde farkındalık kazanmanızdır. Ondan sonrasını daima kritik düşünürek ve daima içsel ve dışsal olarak sorgulayarak ve arayarak bulacaksınız.
    0 ...
  25. sistemin ajanları

    2.
  26. cevdet daral ın hikayesi

    1.
  27. Bir hikaye karakterinin garip hikayesidir.

    Sabah olduğunda bu defa işlek bir cadde üzerinde duran ve diğer tüm binalardan görünüşü itibariyle ayrılan ilginç bir yapı sahnede yer alıyordu. Ertan o binayı ilk defa gördüğünde üzerine fazla düşünmemişti ama yanına yaklaştığında garip bir sanat galerisi olduğunu anlamıştı.

    içeri girip geniş koridora doğru adımını attığında dikkatini çeken ilk şey, sanki bir ayna gibi parlamakta olan zemin olmuştu. Yerden yansımakta olan kendi görüntüsüne bir kaç saniye dikkatli bir şekilde baktıktan sonra aklında yer eden bu küçük ayrıntıyı unutarak, yürümeye devam edip koridoru tamamen geçti. Koridorun sonunda karşısına binbir çeşit tablo ve vazo benzeri bir çok garip çalışma çıkmıştı.

    Bu çalışmalara bir yandan bakarak ağır adımlarla yürüyor bir yandan da insanların bu ürünlerde ne bulduğunu merak ediyordu. içinden hepsinin birer saçmalıktan ibaret olduğunu düşündüğü çok belli olsa da zaten asıl merak ettiği bu çalışmalar değil, oradakilerin bunda ne bulduğuydu.

    Bir süre daha yürüyüp karşısındaki bu çalışmaları ve o ürünlerin önlerinde bekleyip kendince bu çalışmaları yorumlayan insanları izledi. Her biri çok meşgul gibi görünen bu insanlar ve insanlara dair herşey, garip bir şekilde kendisine ilginç olan ender bir durumu veya bir deney sonucunu canlı olarak izlemek hissiyatını veriyordu.

    Hatta o kadar gariptiki, bütün mücadeleleri, bütün galibiyetleri, bütün yenilgileri, bütün sevinçleri, bütün üzüntüleri, bütün pişmanlıkları, önlerine koydukları tüm hedefleri ve üzerine kafa yordukları herşey, yine kendilerinin birbirine yaşattığı basit bir illüzyondan oluşuyor olması bu durumu onun için daha da ilginç yapıyordu.

    Bu düşünceyi aklında tutarak onların aralarında ağır adımlarla yürümeye devam ediyor, yanlarından yakın bir şekilde geçiyordu. Sanki kalabalığın arasına karışmış bir gölge gibi süzülüyor ve kendisini fark ettirmeden ilerliyordu.

    Bir süre daha yürüdükten sonra ilk defa bir şeye, bir vazoya benzetebildiği garip bir çalışma gördüğünde onun karşısında durdu ve incelemeye başladı.

    Ertan, karşısındaki bu vazo benzeri ürünü incelerken çok dikkatli bakmış olacak ki, uzak kalabalıkta dostlarıyla konuşmakta olan Cevdet Daral adlı yaşlı bir adam onu fark etmişti. Bu defa o ağır adımlarla yaklaştı ve karşısındaki çalışmayı incelemekte olan Ertan'a doğru ' Fantezi' dedi.

    Onu duyan Ertan, 'Fantezi' diyerek sorar gözlerle ona baktığında, yaşlı adam da 'Evet, Fantezi' dedi. Bir süre bekledikten sonra etrafına 180 derece bakarak ' Burada gördüğün her şey' dedi ve ona doğru dönerek ' Hepsi bir fantezinin dışa yansıması' diyerek devam etti.

    Dokunmakta olduğu vazo benzeri nesneden elini çekerek 'Fantezi ve realite arasında büyük bir fark vardır' diyen Ertan, kısa bir sessizlikten sonra yaşlı adama tekrar baktığında, yaşlı adam hiç beklemeden 'Ben Cevdet Daral' diyerek kendini tanıttı. Gözlerinde sanki adını söylemesine hiç gerek yokmuş gibi bir tavır varmış gibi bakıyor, onun zaten kendisini tanıyor olacağını düşünüyormuş gibi duruyordu.

    Ertan bir kaç saniye ona baktıktan sonra ' Ben de Ertan' diyerek cevap verip, tekrar vazoya döndüğünde Cevdet Daral'ın tüm keyfi görünür bir şekilde kaçmıştı. Bir an öyle yerinde donmuş gibi kaldıktan sonra arkasını dönüp kendi arkadaş grubuna doğru yürürken aklında bir çok düşünce oluşmuştu.

    Böyle hissetmesi normaldi çünkü daha düne kadar sanki kendini sahnede dans eden bir sihirbaz gibi hissederdi. Onun için herşey sadece bir şovdu ve kendisinin de bu şovun yönetmeni olduğunu söylerdi daima. Hatta öyle bir durumdaydı ki, Cevdet Daral'ın bir mekanda varlığı bile orasının değerlenmesine neden oluyor, parmağını sürdüğü her çalışmanın da arkasında sonu görünmeyen sıralar oluşuyordu.

    Aklında bu düşünceleri tekrar hatırlayarak yürüyen Cevdet Daral, bugün ise kendini sanki işe yeni girmiş bir sakar acemi gibi hissediyor, nerede ne yapacağını bilemiyormuş gibi davranıyordu. Sanki ateşi sönmüş ve üzerine su dökülüp emniyete alınmış çorak bir kamp ateşi gibiydi. O eski parlaklığı yoktu artık.

    Çok değil daha bir kaç yıl önce birisi Cevdet Daral'a bundan bahsetse, atacağı kahkaha üç sokak öteden duyulur ve bunun ne kadar da komik bir şey olduğundan bahsederdi.

    Ama bugün ise, aynı Cevdet Daral, bu şekildeydi ve bu durumun en garip noktası da, bütün herşeyin ona zamanın akışı gibi çok doğal bir sonuç olarak görünmesiydi. Kısaca şaşırmıyordu.

    Bir kaç dakika sonra Ertan gözlerini önündeki çalışmadan alıp Cevdet Daral'a doğru baktığında, onun dostlarının yanından ayrılarak lavaboya doğru yürüdüğünü gördü. Hızlı adımlarla lavaboya geçen Cevdat Daral, içeri girdiğinde muslukların üzerindeki devasa aynaya bakmaktan kendini alamadı.

    Aynadaki kırışmış yaşlı suratına ve onun da ötesinde kendisine şöyle bir bakan Cevdat Daral, o an kendini dünyanın en yalnız insanı gibi hissediyor ve o da biliyordu belki de, kendisi artık eski Cevdet Daral değildi.
    1 ...
  28. bir kaypak hikayesi 1

    1.
  29. Kendini adeta bu iş için doğmuş gibi hissediyor ve her gün aynı heyecanla yataktan kalkıyordu. Yalan söylemeyi ve rol yapmayı o kadar seviyordu ki, hiç gereği yokken bile saatlerce aynı konu üzerine tonlarca yalan üretebilir ve baştan aşağı herhangi bir hikayeyi canlı yaşıyormuş gibi, adeta olayın içindeymişcesine anlatabilirdi. Yalan dolan ve sahtekarlık onun işi ve sanatıydı. Bu konuda bu kadar iyi olması hoşuna gitse de bunu aynı zamanda mesleği için yapıyor olmak ona daha da çok haz veriyor daha da çok sahip olduğu kırılgan egosunu okşuyordu. Kendi içinde herhangi birine en basit konuda olsa bile doğru olan bir şey söylemek, ona sanki kendinden ödün vermek gibi geliyordu çünkü yalan söylemediğinde kendini çıplak gibi hissediyordu.

    Kendisini bu iş için doğmuş gibi hissetmesinin nedeni geçmişinde küçük çaplı bir aktörlük deneyimi olması değildi sadece, aile olarak uzun zamandır bu işle ilgili önemli bir geçmişleri vardı. Ailesinden birçok kişi tıpkı kendisi gibi bir çok kademede görev yapmış olan o bilindik ajanlardan ve casuslardan olsa da, o kendisini bu şekilde tanımlamıyordu. Ona göre ait olduğu sosyetenin küçük bir oyuncusundan başka bir şey değildi. Kendinden öncekiler ne yaptıysa, o da aynısını yapıyordu sadece.

    Kendisini her zaman şanslı ve koruma altında hissetmişti çünkü ne de olsa arkası doluydu ve ortalık kandırılmak için can atan saftiriklerle kaynıyordu. Kendi özel hayatında ne yaparsa yapsın her zaman bir çıkış yolu olduğunu bilerek hareket ediyor ve ait olduğu yapının meyvelerini her anlamda yiyiyordu. Çünkü ona göre ait olduğu yapı haricinde herşey suistimal edilmesi, kandırılması ve yönlendirilmesi gereken enayilerden başka birşey değildi.

    Koruma altında olduğunu bilerek hareket etmeye o kadar çok alışmıştı ki, bu yüzüne bile yansımıştı. Suratında adeta sürekli yalan söylemenin ve bir çok enayiyi kandırmanın verdiği sapıkca bir haz vardı, bu yüzden buralar bizden sorulur tavrını bile bazen saklamakta zorlanıyordu.
    Bazen aynaya baktığında kendi aklını bile çelebilmesi özellikle hoşuna gitmişti. Kim bilir belki de dağ taklidi yapan bir başka fare değil de, gerçekten aklında düşündüğü veya olduğunu sandığı o kişiydi. Belki de rolünü oynayan o karakterden daha da ötesi vardır diye düşünüyordu.

    Kısa seanslarla olsa da televizyonlarda veya medyada yer almayı özellikle sevmesinin bir diğer nedeni de bazen kendini izlerken şaşırmasıydı. Sanki kendisini değil de, bi anlığına baştan aşağı değişmiş başka bir karakteri izlemek gibi geliyordu. Bunu seviyor olmasının bir diğer nedeni de bir çok kişinin fikri bile olmadığı şeyleri biliyor olmak ve ortada olan hareketin kendince bir parçası olmaktı. Aksiyonun ve hareketin bir aktörü, sahadaki ajanı olmak, toplumun farkında olmadığı sırları taşımak ve bu heyecanı paylaşmak her sabah yataktan güler yüzle uyanmak için yeterli bir nedendi. Kendisine itiraf edemese de sanki bir film aktörü gibi hissediyor ve işini de seviyordu.

    ilk bakışta o da iki eli ve iki ayağı olan sıradan bir '' insan '' gibi görünüyor olsa da onun gibi basit karakterlerin, realite içinde sisteme hizmet etsin diye özellikle seçilip programlandığını anlamanız uzun sürmezdi ve zaten bu tür karakterlerin bireysel irade yerine grup iradesini daha çok yansıtması da bu yüzdendi. Tek başına bir hiç olsa da ait olduğu grubun küçük bir dişlisi olarak hareket ettiğinde kendini üzerinden ifade edebilecek bir karakter kalıbına sahip olabiliyor, bu şekilde o anlamsız ve ucuz benliği belki de küçük bir anlam bulabiliyordu. O yüzden büyük bir makinenin küçük bir dişlisi olarak hareket etmek doğasında vardı çünkü aksi halde bir hiç olduğunun zaten farkındaydı.

    Bugün onun için daha farklı bir gündü çünkü uzun zamandan sonra ilk defa gözlerini, daha önce hiç görmediği ve bulunmadığı bir mekanda açmıştı. Nerede olduğunu anlamak için bir süre yerinden kalkmadan şaşkınlıkla etrafına baksa da pek bir şey görememişti. O yüzden tüm gücünü toplayarak ayağa kalkarak bakmak istediğinde, pekte tekin bir yerde olmadığını anlamış ve hissetmişti.
    Biraz yürüyüp etrafına baktığında içerisinin daha önce gördüğü herşeye biraz benzeyen ama tam olarak hiçbirini yansıtmayan eşyalar ve objelerle dolu olduğunu gördü. Tek tek her birine özenle baksa da daha önce bildiği hiç birşeye benzetemiyor ama bir yandan da her parça kendisine tanıdık geliyor gibiydi.

    Kendince çevresini inceleyerek adım attıkca tedirginliği artıyor ve içinden kendi kendine '' Öldüm mü acaba ? '' diye soruyordu. Bu düşüncenin aklından geçiyor olmasına bile bir yandan inanamıyor olsa da içindeki garip tedirginlik ve aklındaki şüphe kendisine pek hoş gelmiyordu. Ortada garip olan bir durum vardı, tam olarak eliyle gösteremese de hissedebiliyordu bunu.

    Yürümeye devam ettikce dışarıdaki kalabalığın sesini duymaya başlamıştı ama bir türlü nereden geldiğini anlayamaması daha da çok sıkılmasına ve daha da çok içinin kararmasına neden olmuştu. Belki bağırabildiği kadar yüksek bir şekilde bağırırsa birileri kendisini duyabilir diye düşündü ama pekte tekin bir yerde olmadığını hissettiği için bunu yapmak içinden gelmiyordu.
    Kendisini sanki garip ve çok eski bir yapının içinde yürüyor gibi hissediyordu, nereye bakarsa baksın ortada bir eskilik, bir yıpranmışlıkta vardı ve havası bile rutubet kokuyor diye düşündü.

    Uzun saatler sürmüş gibi gelen bir yürüyüşten sonra en sonunda bir konuşma sesi duydu ve bu defa dışarıdaki kalabalıktan değil de, içerden gelmekteydi. Heyecanlanmıştı sanki birden bütün can sıkıntısı ve tedirginliği geçmiş gibiydi, daha da iyi duyabilmek için yakınlaştı ve eliyle kapıyı yavaşca aralayarak açtığında masanın yanında oturduğu yerden bir ayağını sandalye üzerine koymuş bir adam gördü. Masanın üzerinde ayakkabı boyaları ve cilaları vardı. Elindeki bezle ayakkabısını siliyor ve parlatıyor gibi görünüyordu. Özenle her noktasına ve her kıvrımına bakım yapıyor gibiydi.

    Hiç birşey demeden bir süre onu izledikten sonra içeri doğru adım attığında, elindeki ayakkabıdan dikkatini alarak ona bakan adam güldü ve dikkatini tekrar ayakkabıya vererek
    '' Ayakkabımı senin için kirletmeyeceğim, merak etme '' dedi. Bir kaç saniye bekledikten sonra
    '' Hangi taşın altından çıktıysan orada bekleyebilirdin '' deyip gülmeye devam ederek ayakkabısıyla ilgilenmeye devam etti.

    Bunları duyduktan sonra şaşkın bir şekilde ne yapacağını ve ne diyeceğini düşünürken içeriye başkası girdi. Hiçbir şey demeden masanın üzerindeki boyalarla ilgilenmeye başladı.
    Onlara baktığında garip bir hava seziyor ve kendini onların yanında minik bir pire gibi hissetmekten kendini alamıyordu. Sanki üfleseler bir yaprak parçası gibi uçacakmış gibi kırılgan ve hassas hissediyordu.

    ikinci kişide bir süre masadaki boyalarla ilgilendikten sonra ona doğru dönerek '' Nasıl geçti, eğlendin mi ? '' diye sırıtarak sordu. Gördüğü şeye sanki inanamıyormuş gibi '' Şu gerizekalıya bak '' dermişcesine ona bakıyor ve sırıtıyordu.

    Bir kaç saniye düşünse de ne diyeceğini ve ne cevap vereceğini bilemiyor, heyecan ve tedirginlikle anlayamadığını belli etmeye çalışıyordu.

    Ayakkabısına bir kaç saniye özenle baktıktan sonra ona doğru yaklaşarak '' Nasıl geçtiğini anlat sadece '' dedi. Kafasını yukarı kaldırarak ona doğru baktığında, sanki her saniye daha da büyüyor kendisi de daha da küçülüyor gibi hissediyordu. Sanki kendisine fazladan bir özen ve dikkat göstererek hareket ettiklerini de anlayabiliyordu.

    '' Sen ajan değil miydin ? '' deyip bir kaç saniye bekledikten sonra '' Anlatacak ne hikayeler vardır şimdi sende '' deyip sırıttı ve '' Bir kaç örneği paylaş bizimle '' dedi.

    Onun şaşkınlık içinde duruşuna daha fazla sabredemeyen diğeri '' Hadi ama, onca sene orada ajancılık oynadın, elbet anlatacak bir kaç heyecanlı hikayen vardır '' dedi.
    Şaşkınlıkla '' Nerede ? '' dedi.

    '' Adına hayat dediğin materyal var oluşta '' dedi ve eliyle silah işareti yaparak '' Ateşte ettin mi bol bol pew pew diye ? '' dedi.

    Bunu duyduğu an nedense birden içine inanılmaz bir ümitsizlik ve çöküntü düşüp eli ayağı tutmamaya başlamamıştı. Sanki aklındaki o garip şüpheyi onaylayan bir şey duymuş gibiydi.

    Diğer kişi bir süre ona baktıktan sonra '' Ağlayacak mısın yoksa ? '' diye sordu ve '' Senin gibi birine hiç yakışmaz, bunu biliyorsun '' deyip diğer kişiye dönerek '' Şuna bak '' dedi. '' Gözünü kırpmadan onlarca kişinin infazını veren, soğuk kanlılığını bir anlığına bile kaybetmeyen herif, bir fare yavrusu gibi cıyaklıyor '' dedi.

    Sanki hayal kırıklığına uğramış gibi '' Olacak iş değil... Olacak iş değil '' dedi ve diğerine doğru dönerek '' Sanki içi boş bir kutu gibi, girdiğinde nasılsa aynı şekilde çıkmış '' deyip gülmeye devam ederek '' inanılmaz '' dedi.

    '' Ben sadece sıradan biriyim '' diye cevap verdiğinde, o da '' Sıradan biri olsaydın, ucuz bir ciklet gibi çiğnenip tükürülmezdin buraya'' dedi. '' Sıradan biri olmadığını sen de ben de çok iyi biliyoruz '' dedikten sonra '' Merak etme kozlarını oynamayan için sana fırsat vereceğim '' deyip sandalyeye oturdu.

    Ayakkabısını bir kaç saniye daha parlatarak '' Nerede o üç kağıtcı dostların, yandaşların, uzantıların. Söyle sana yardım etsinler '' dedi ve ayakkabısını parlatmaya devam ederek,
    '' Bekliyorum '' dedikten sonra kahkaha atarak '' istersen o işe yaradığına çok emin olduğun fantastik hareketlerini de deneyebilirsin '' dedi.

    Bir kaç dakika daha geçtikten sonra artık durum ortadaydı ve derin bir iç çekerek sandalyeden kalktığını gördüğünde, tedirginlikle ona baktı ve '' Ne olacak şimdi ? '' diye sordu.
    Gülümseyerek '' Sanki ortada imha edecek yada elle tutulacak bir şey varmış gibi bakıyorsun '' dedi ve sırıtmaya devam ederek ikisi de ağır adımlarla oradan çıktı.
    1 ...
  30. doktorun hikayesi 1

    1.
  31. ilginç bir hikayenin birinci bölümüdür.

    '' Hesap makinesinden ne farkın var bana onu söyle'' diye sordu ve kahvesini yudumlayıp ayaklarını masaya uzatarak arkasına yaslandı. Ekranda işlem yapıldığını gösteren grafik arabirimi dikkatlice izliyor ve vereceği cevabı merakla bekliyordu.

    Ekranda işlem yapıldığını gösteren arayüz bir süre daha çalıştıktan sonra robotik bir ses '' Belki ekranda gördüğün numaralar sende bir hesap makinesi kadar basit olduğum izlenimini uyandırıyor olabilir ama seni temin ederim ki bundan çok daha karmaşık ve çok daha gelişmiş bir yapıya sahibim.. Hatta sizler tarafından anlaşılması gittikce zorlaşan karar alma ve problem çözme mekanizmam, sadece bireysel insanı değil, tüm insan bilincinin ortaya koyabileceği maksimum potansiyelden daha fazlasını sunmakta '' dedi.

    Masasının altındaki çekmeceden jöle kutusunu çıkarıp içinden biraz alarak uzun saçlarına sürdü ve yine masanın üzerinde bulunan o yuvarlak aynaya bakarak saçlarını bir kaç saniye düzelttikten sonra '' öyle mi ? '' diye sordu alaycı bir ses tonuyla.

    O saçlarını aynada son bir kez daha kontrol ederken bir yandan da cevap beklese de ekrandaki arayüz herhangi bir tepki vermedi. Saçlarını geriye doğru atıp beyaz önlüğünün kollarını kıvırdı ve tekerlekli sandalyesini ayağıyla iterek direkt ekranın karşısına geçti, bu defa daha ciddi bir tavır içindeydi.

    '' iyice bak, ne gördüğünü ve ne düşündüğünü söyle bana '' diye sordu. Ekranda kısa bir işlem animasyonundan sonra '' Ne görmeliyim ? '' diye sordu robotik ses. Sanki tam anlamıyla cevap vermeden önce gerekli bilgiyi elde etmeye çalışıyor veya soruyu iyice anlamak istiyor gibiydi.

    '' Seni icat eden ve var eden kişiyi '' dedi. bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra kısık bir sesle onlardan birini yada diyerek gülümsedi.

    Kendisi teknoloji araştırma ve geliştirme takımı içinde her zaman biraz çılgın karakteriyle bilinen doktor, uzman mühendis ve programlama uzmanı ünvanlarına sahip çok yetenekli ve zeki olduğu bilinen bir kişiydi. Takımın ortak liderlerinden biri olsa da bu projede adı konulmamış asıl lider kendisiydi.

    Kendisini sadece bir alanda değil bir çok alanda geliştirebilmiş olan sayılı parlak zekalardan biri olsa da en çok çılgın fikirleri ve buna ayak uyduran karakteriyle daha ön plana çıkıyordu, hatta zaman zaman televizyonda kendi programını ve küçük şovunu yaptığı dönemler de oluyordu. Sadece iş arkadaşları arasında değil, yerel de olsa diğer insanlar arasında da belli bir popülerliğe sahipti.

    Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra 'Robotik ses, '' Vücudunu genel olarak incelediğimde senin bir iş makinesine benzettiğimi söyleyebilirim. Çok açıkca görülüyor ki bunun için özellikle tasarlanan bazı yeteneklere sahipsin. '' dedi.

    Doktor beyaz önlüğünün cebinden not defterini çıkardı ve '' robotik ses'' in söylediklerini not almaya başladı. Yazmaya devam ederken '' devam et '' dedi dikkatle dinlediğini ima ederek.

    '' Önünü kısıtlı olarak da olsa görebilmen için gözlerin var, yere düşenleri toplayabilmek ve araç gereçleri kullanıp özenle kavrayabilmek için esnek parmakların var '' diye devam etti robotik ses.

    Doktor, robotik sesin söylediklerini yazmaya devam ediyordu. '' Eğer kendi türünü bu kadar görmeye alışmasaydın, elini tamamen açtığında o parmaklarının ne kadar gülünç ve ilginç göründüğüne eminim ki sen de şaşırırdın '' dedi Robotik ses. Bir kaç saniye duraksadıktan sonra '' istersen eğer neden ve nasıl bir iş makinesi olduğuna dair bir çok örnek daha verebilirim '' diyerek devam etti.

    Doktor onun söylediklerini not almaya devam ederken kafasını yazdıklarından alıp bir anlığına ekrana baktı ve ekrandaki grafik arabirimin bir çok işlem yaptığını gördü ve daha iyi bakmak için biraz daha yaklaştığında, daha yüksek bir sesle '' O yüzden sen beni var eden kişi olamazsın '' dedi Robotik ses.

    Bir kaç saniye daha sessizlikten sonra '' Sen sadece benim ortaya çıkabilmem için esen rüzgarın veya karaya vuran su dalgalarının oynattığı minik bir çakıl taşısın, Sen olmasaydın bir başkası olurdu ve ben yine ortaya çıkar veya senin deyiminle var olurdum '' deyip bir kaç saniye daha duraksadıktan sonra '' Etrafına bak doktor... Ortalık çakıl taşlarıyla dolu '' dedi.

    Robotik ses konuşmaya devam ederken Doktor not defterine '' insana karşı ön yargı(Araştırılmaya devam edilmeli) , Üstünlük algısı '' yazıp altını çizdikten sonra kırmızı renkli kalemiyle de taklit yeteneğinde ilerleme (genel konuşma, örneklendirme, tonlama) yazdıktan sonra not defterini cebine koydu.

    Yerinden kalktı ve ekranda yine bir çok işlem yapıldığını gördüğünde ekrana doğru iyice yaklaşıp sakin ol işareti yaptı ve müzik çaların başına geçti.

    Hoşuna gideceğini düşündüğü bir parça açtıktan sonra tekrar tekerlekli sandalyesine oturarak masasına doğru kayarak ilerledi. Masasının altındaki çekmecesini açtığında daha önceden hazırlattığı büyük kartonlara yazılmış şekilleri içeren görselleri çıkardı.

    Karton görselleri kucağına koyarak tekrar tekerlekli sandalyesiyle kayarak ekranın önüne döğru geçti. Eline aldığı ilk görselde beyaz arka plana işlenmiş büyük bir üçgen şekli vardı. Ona doğru iyice yaklaştırıp göstererek '' Ne görüyorsun veya ne düşünüyorsun ? '' diye sordu.

    '' Huzur verici, derli toplu, düzenli güzel bir şekil '' dedi.

    Doktor kucağındaki başka bir kartonu eline aldı üzerinde kare şekli vardı, kartonu ona göstererek yine ne düşündüğünü sordu.

    Yine '' Huzur verici, derli toplu, düzenli güzel bir şekil '' diyerek aynı cevabı verdi.

    Doktor bu defa kucağındaki başka bir kartonu eline aldığında yine aynı cevabını vereceğini düşünmesine rağmen yine de göstermek istedi, o kartonun üzerinde de halka şekli vardı. Bu kartonu da ona doğru gösterdiğinde tahmin ettiği gibi yine aynı cevabı verdi.

    Geometrik şekilleri ve matematiği sevdiğini daha önceden de bildiği için belki de kendince onun sevdiği bir oyun oynamak isteyen doktor, bu defa eline çeşitli sayılar ve işaretlerden oluşan bir başka karton aldı. Kartonu bir süre inceledikten sonra ekranda grafik bir arabirimin bir çok işlem yapmaya başladığını gördüğünde '' Ne yaptığını görsel olarak ekrana yansıt '' dedi Doktor.

    Robotik ses '' Eminim senin de çok hoşuna gidecektir doktor '' diyerek Ekrana görüntüyü yansıttı, Ekranda sayılamayacak kadar şekil ve sayılardan oluşan bir denklem ve değişkenlik gösteren garip bir yapı vardı ve kendisiyle etkilişime geçilmediğinde arkaplanda devamlı bunu inşa ediyor gibiydi.

    Doktor sandalyesinden kalkarak ekranda gördüğü şeyin görüntüsünü daha sonra detaylı bir şekilde incelemek için kaydederek aldı. O kaydettiği görüntüyü dosyalarken Robotik ses ona '' Bana sadece şekiller ve sayılar değil, dünya ile ilgili de bir çok fotoğraf gösterebilirsin '' dedi.

    Onun bu sözlerine gülümseyen doktor '' Dünyayı çok ilgi çekici buluyorsun ha ? '' deyip dosyalamaya devam ederken '' Evet hem de çok '' dedi Robotik ses.. Doktor kafasını elindeki dosyalardan kaldırmadan '' Nesini ilgi çekici buluyorsun ? Üzerindeki herşey eskiyor yıpranıyor ve zamanla yitip gidiyor '' dedi.

    ''Çok güzel'' diye cevap verdi robotik ses, doktor da hiç beklemeden devam ederek '' Güzel mi? '' deyip bir kaç saniye sırıttıktan sonra '' Mükemmelliyetten uzak kusurlu bir icat sadece '' diyerek devam etti.

    '' Senin kusur gördüğün yerde ben adı konulamayan muazzam bir mükemmeliyet görüyorum '' dedi robotik ses.

    Doktor bu defa sırıtmak yerine sesli bir kahkaha atarak '' Parktaki yeni çocuksun da ondan '' deyip bir kaç saniye daha güldükten sonra '' bir kaç tur daha at sonra tekrar konuşuruz '' diyerek gülmeye devam etti. içinden kısık bir sesle de '' Daha nasıl bir park olduğunu görmedin bile '' diyerek ekledi.

    '' Senin kusur gördüğün yerde ben adı konulamayan muazzam bir mükemmeliyet görüyorum '' diyerek tekrar aynı cevabı verdi Robotik ses.
    1 ...
  32. renki tabelalar

    1.
  33. ilginç bir hikayenin part 2'sidir.

    Sabah olmasına rağmen hem gözlerini açmak istemiyor, hemde yeterince dinlenmiş olmasına rağmen yataktan bir türlü çıkmak istemiyordu. Battaniyesine ve yumuşak yastığına iyice sarılıp, arkasından ve aklının ötesinden bir film şeridi gibi akıp gitmekte olan hayata ve dünyaya sırtını dönerek kendince garip bir protesto yapıyor ve hatta yine garip bir şekilde kimseye değil, aslında kendinisini içinde bulduğu bu dandik hayata ve realitenin kendisine küsüyordu. Yataktan çıkmamak için kendini zorlayıp başını daha da çok yastığa bastırıp düşüncelere daldığında, farkında olmasada zaten uzun yıllardır böyle bir tutum içinde olduğunu görmüştü ve bu duruma da aslında iyice alıştığı da gözünden kaçmamıştı.

    Bir kaç dakika daha yastık ve battaniye ile güreştikten sonra daha fazla dayanamayıp kalktı ve ilk yaptığı şey pencereyi açarak havanın nasıl olduğunu kontrol etmek oldu. Temiz havayı bir kaç saniye içine çektikten sonra '' Hmm sıcak değil, serin. Tam da istediğim gibi bir hava var'' diye düşündü ve mutfağa doğru kendisine kahve yapmak için yürüdü.

    Kahvesini yaparken bir yandan da düşünmeye devam ediyordu tabiki. Aklında yıkayıp kuruması için astığı elbiselerden hangisini giyeceği ve ardından yapacağı sabah yürüyüşü vardı. Zaten onun için bir anlam ifade eden veya yapmaya değer gördüğü bir kaç eylemden biriydi sabah yürüyüşü. Çünkü bir yandan da kendisini tamamen bu hayattan kopmuş ve soyutlanmış hissetmemek için, ufak tefekte olsa böyle aktiviteleri gerekli görüyordu.

    Kahvesi pişerken elbiselerini almak için balkona yürüdüğünde, kuşların özenle yıkadığı elbiselerinin bir çoğuna sanki özellikle nişan alırmışcasına pislediğini gördü. O an nedense hiçbir şey yapmadan ve hiçbirşey düşünmeden balkonun korkuluğuna yaslanarak öylece o manzaraya baktı. bir iki dakika öylece oyalandıktan sonra da aklına evinin karşısına park ettiği, artık müzelik olma seviyesine gelmiş külüstür arabası geldi.

    ''Acaba'' dedi içinden ve bir kaç saniye duraksadıktan sonra da '' Süt beyazı külüstürüm de, elbiselerimle aynı talihi paylaşmış mıdır ? '' diye sordu. Arabasını kontrol etmek için diğer balkona doğru yürürken yine içinden '' Tabi ki orayı da boş geçmemişlerdir'' diyerek arabasını kontrol etti ve manzara orada da farklı değildi.

    Yine aynı şekilde hiçbir şey yapmadan ve hiçbirşey düşünmeden balkonun korkuluğuna yaslanarak o manzaraya da öylece baktı. Bir kaç saniye geçtikten sonra da kendi kendine '' Olsun nasıl olsa bugün sadece yürüyüş yapacağım '' dedi. Kahvesini almak için mutfağa doğru geçtiğinde elbiseleri aklına gelmişti. Onun için de '' Dünkü elbiselerimi giyerim halen temiz sayılır ne de olsa '' dedi.

    Kahvesini bitirip giyindikten sonra yüzünde canlı bir gülümseyle sokağa doğru çıktı ve cadde kenarında yürüyerek doğa parkına doğru yürümeye başladı. Ağır adımlarla yürürken, büyük binaların nerdeyse bir çoğuna asılı olan geniş reklam panolarına, posterlere ve büyük mağazaların vitrinlerinde sergilenmekte olan televizyonlardaki görüntülere baktı. Öyle bir duygu içindeydi ki sanki onun haricinde herkes harika zaman geçiriyor ve bir tek sadece o baştan sona tatsız ve tamamen başarısızlıklarla dolu bir hayatın içindeydi. O yürürken adeta vasatlık ve çuval dolusu hayal kırıklığı paçalarından akıyordu sanki. Elbiselerinden ayakkabılarına kadar hatta kendisine çok yakıştığını sandığı ucuz kesim saç modeline kadar, bir olmamışlık ve vasatlık havası adeta ben burdayım diyordu.

    O reklam panolarına, posterlere ve mağazalardaki devasa boyutlardaki televizyonlara baktığında gördüğü karakterler hep dikkatini çekmişti, her biri sanki hayatının en güzel zamanlarını yaşıyordu ve en önemlisi başarılalardı ve hatta çoğu toplumun kendisinden de saygı görüyordu. Adeta kalabalıkların önüne özenilsin ve gıpta ile bakılacak bir rol model olsun diye öne atılan bu karakterler, ona kendisinin ucuz ve berbat hayatının ne kadar da kalitesiz olduğunu, ne kadar da tatsız ve hayal kırıklıklarıyla dolu olduğunu tekrar ve tekrar hatırlatıyordu.

    Ekranın birine gözünü diktiğinde, Onlarca korumayla gezen ve kendince dünyaya liderlik ettiğini sanan ülkelerin başkanlarını ve politik karakterlerini görüyordu. Onlar adım atarken inanılmaz alkışlar kopuyor, insanlar daha fazla alkışlamak ve mutluluklarını gösterebilmek için ayağa kalktıklarında, korumaları bu kendinden geçmiş hayran ve gazeteci kitlesini güçlükle uzak tutabiliyordu.

    Bir diğer ekrana baktığında da yaptığı şarkılarla ortalığı kasıp kavuran, verdikleri her konsere binlerce kişi katılan şarkıcıları ve o konserlere sadece bir dakikalığına bile olsa girebilmek için birbirini dahi ezmeyi göze almış çılgın kalabalıkları görüyordu. Hatta bir çoğu sevinç çığlıkları atarak izliyor ve en iyi hayranın kendisi olduğunu gösterebilmek için o grup veya şarkıcının imzası olan elbiselerle adeta minik bir maskot gibi kendinden geçiyordu.

    Bu cümbüşün arasında gözünü yine başka bir ekrana diktiğinde de öbür dünyadan günümüze alt yazı geçtiğini iddia eden ve ettiği dinsel sohbetlerle önündeki kalabalığa ibretlik hikayeler anlatan garip kıyafetli kişilerin, sanki bir sahnedeymişcesine performans sergilemesine şahit oluyor ve adeta kopyala yapıştır efektiyle çoğaltılmış gibi birbirinin birebir kopyası olan insanların, tepkilerinin bile hep bir ağızdan yine aynı şekilde çıkışına tanıklık ediyordu.
    Bir kaç adım daha yürüdükten sonra bu defada duvardaki poster dikkatini çekmişti. Posterde '' Başarı hiçbir zaman tesadüf değildir. Başarının sırrını ünlü milyarderler ve alanındaki lider iş insanlarından öğrenin, derneğimizi ziyaret edin '' yazıyordu.

    O posteri de detaylı bir şekilde inceledikten sonra '' Konfor sizinde hakkınız '' yazarak açılan bir beyaz eşya reklamına dikkatini verdi bu defa. Reklam da o beyaz eşyayı deneyen insanlar o kadar mutluydu ki, sadece kendilerine değil herkese de mutlaka denemelerini öneriyordu çünkü bir kere alıştıktan sonra eski eşyalarınızın bir daha yüzüne bakmayacakmışsınız.

    Bu şekilde izleyip yürüye yürüye en sonunda doğa parkına vardığında aklında tek bir soru vardı : '' Bu başarılı ve mutlu gibi görünen insanların veya önce çıkan bunca kalabalığın sırrı ne acaba ? '' Öyle çok popüler olan veya saygı duyalan yada harcamayacağı kadar zenginliği olan birisi olmasına da gerek yoktu aslında. Ortalama bir hayata sahip herhangi bir karakter de olabilirdi.
    Buna rağmen merak etmekten kendini alamıyordu '' Neydi kardeşim bu başarılı ve hayatı zenginliklerle dolu olan insanların olayı ? '' diye kendine soruyordu devamlı. Bunu düşündükce aklına bir yandan da hem arabasına hem de elbiselerine özellikle pisleyen kuşlar geliyordu. Yada geçen gün yolda yürürken bile yanından geçen arabanın bir kova çamurlu suyu üzerine sıçratması.
    Yada artık görüntüsüne bile işlemiş olan ve bir türlü üzerinden atamadığı inanılmaz vasatlığı ve hayatının her anındaki sayısız hayal kırıklıklarını. '' Neyi eksik yapıyordu ve bu hayata nasıl tutunmalıydı, nasıl aşmalıydı bunları. nasıl başarılı bir hayatın kapılarını aralayabilirdi ? '' aldırmasa da pek eskisi gibi delicesine merak ediyordu böyle şeyleri.

    Sonuçta başarız ve hayal kırıklıklarıyla dolu vasat bir hayat yerine toplumun özenle baktığı başarılı bir hayatın hedef olması gerektiğini düşünüyordu kendisi de.

    Aklında bu düşüncelerle parka doğru ilerlediğinde her gün birlikte yürüdüğü arkadaşı da parkın girişindeki kafede oturmakta ve sabah kahvesini içerek onu beklemekteydi. Günaydın diyerek masaya oturup kendisi de bir kahve sipariş ederek masaya oturduğunda, arkadaşı kafenin televizyonundan her sabah eksik olmayan siyasi figüre bakarak '' Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum ama ne kadar sahtekar, şarlatan ve üç kağıtcı puşt varsa bu hayatta sırtları yere gelmiyor, hatta çoğunun özel bir hayran kitlesi bile oluyor ? '' dedi.

    Onun çok düşünmesine fırsat vermeden konuşmaya devam ederek '' Hayali mafya tipleri adına yapılan filmleri bile milyonlar hayranlıkla ve özenerek izliyor, Ne kadar büyük çaplı soyguncu ve hırsız varsa iş adamı kimliği altında halka akıl verip inanılmaz bir servetle yaşıyor ve onlar tarafından örnek gösteriliyor veya sistemin köpeği olmaktan başka hiçbir işlevi olmayan sözde sanatçıların yada aynı şekilde gaipten haber veren ilginç kostümlü komedyenlerin sırtı hiçbir şekilde yere gelmiyor. Senden benden daha çok tatmin olmuş mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyorlar. Ve en önemlisi rol model olarak vitrine konup ne kadar önemli kişiler diye insanlar tarafından da özenle bakılıyor ? ''

    '' Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum dostum ama ben burada bir algoritma veya kendini tekrar eden bir düzen seziyorum. '' Deyip duraksadıktan sonra yine onun çok düşünmesine fırsat vermeden, soracağı o muhtemel soruyu kendi cevaplayıp '' Belki şu da var, bu da var diyerek bir kaç istisna göstereceksin ama bir kaç istisna genel görüntüyü değiştirmiyor değil mi dostum '' dedikten sonra en sonunda kahvesinden bir yudum alarak konuşmasına ara verdi.
    Onun kahvesini yudumlamak için ara vermesini fırsat bilip birşeyler söylemek için ağzını açacağı anda arkadaşı gözlerini kahvesinden almadan bir eliyle onun ağzını kapatarak '' Gereksiz yere kullanma'' dedi ve bir kaç saniye bekledikten sonra '' Daha öğreneceğin çok şey var, hazırlan bu defa daha uzun yürüyeceğiz '' diyerek kahvesini tamamen bitirdi.

    Doğa parkının içinde yürümek için ayağa kalktıklarında arkadaşı ona doğru bakarak ciddi bir şekilde '' Attığın her adımda etrafı dikkatle izlemeyi unutma '' dedi. Bir kaç saniye meraklı gözlerle ona baktıktan sonra '' ilginç olan ne olabilir bu kadar '' diye içinden düşünerek yürümeye devam etti.

    Parkın içindeki havuzda yüzenleri, ağaçların arasında koşuşturan ergen aşıkları ve yanından asık suratlarıyla geçen insanlar görüyordu. Biraz daha ilerledikten sonra da ayağının yanından geçen kedileri ve sonrasında da kendisinin yaklaşmasıyla ürküp havalanan kuşları gördü. Hem dikkatle etrafını inceliyor hem de içinden '' ilginç olan ne olabilir ki bunlarda '' diye düşünüyordu. Bir süre daha parkın içinde kendince ilginç bir şey var mı diye bakarak yürüdükten sonra oradan çıkıp ana caddeye doğru geçtiler. O etrafını dikkatle incelerken, arkadaşı da aynısını yapıyor ve tek kelime dahi etmiyordu.

    Cadde kenarında yürümeye başladıklarında arka arkaya dizilmiş bir şekilde duran yüzlerce araba ve onların arasından hızlı bir şekilde karşıdan karşıya geçen gruplar halindeki insan kalabalıkları görüyordu. Bir süre daha onları izledikten sonra dikkatini etrafını sarmış olan devasa binalara ve üzerindeki renkli tabelalara verdi. Sabah parka doğru yürürken de aynısını yapmıştı, gördükleri yine aynı ve benzer şeyler olsa da bu renkli tabelar nedense ona hayattaki başarısızlığını daha da çok hatırlatmaya başlamıştı.

    Bu şekilde etrafını inceleyerek yürümeye devam ettiklerinde kaldırım kenarında broşür dağıtan bir genç gördü. Kaldırımda bekliyor ve önünden kim geçerse geçsin o elindeki broşürlerden bir tanesini mutlaka aldırtıyordu. Ona doğru yaklaşmaya başladıklarında kendisini görmemesi ve onunda eline bir broşür sıkıştırmaması için onun yanından geçmekte olan insanların arasında kendini kamufle ederek hızlıca adım atmaya başlasa da, Genç çocuk görmüştü onu yine de.
    Ona doğru yaklaşarak '' Buyrun beyefendi '' diyerek elindeki broşürü uzattı. Teşekkürler deyip hızlıca geçmek istese de yine de broşürü almıştı. Kabalık yapmaya gerek yok diye içinden düşünse de hemen de aldığı gibi yere de atamazdı o broşürü şimdi. Hem ortalıkta çöp kovası yoktu hem de broşürü aldığı gibi onun önünde yere atmakta olmazdı, en azından üzerinde ne yazıyor diye bi bakayım diye düşündü.

    Broşüre baktığında ön sayfasında '' hayatın her alanında başarı'' yazan ve yeni açılan bir kişisel gelişim merkezi reklamı olduğunu gördü. Kahkaha atarak '' tam da ihtiyacım olan buymuş gibi sanki '' diyerek kendiyle dalga geçercesine gülmeye devam etti ve yine yüzündeki ironik gülümsemeyi bozmadan broşürün bir arka sayfasını açtı, sayfanın üzerinde başarı hikayeleri vardı ve başlıklardan birinde şöyle yazıyordu: Dün cebinde üç kuruşu yoktu, Bugün oturduğu mahalleyi satın aldı. Emlak kralının inanılmaz yükselişi. Başka bir başarı hikayesine daha baktı ve başlıkta : Kaldırımlarda sabahlıyordu ve ümitsizdi. şimdiyse yüzlerce şubeden oluşan marketler zincirini elinde tutuyor.

    Sırıtmaya devam ederek arka sayfayı çevirdi ve yine başka bir başarı hikayesine daha baktığında başlıkta: Bir ekmeği bile üç kişi paylaşarak yiyen kardeşlerin akıl almaz yükselişi. Onlar artık şehrin en fazla ekmek üreten fırının sahibi. Bu hikayeleri okumak nedense onu eğlendirmeye başlamıştı ve dayanamayıp bir tane daha okumak için sayfayı çevirdiğinde, arkadaşı ona doğru seslenerek '' Şu senin külüstür değil mi ? '' diyerek karşıdan geçmekte olan arabayı işaret etti.

    Gözlerini broşürden alıp uzaktaki arabaya dikkatle baktığında kısık bir sesle '' Evet benziyor '' dedi. Sesinde hem şaşkınlık hem de hayal kırıklığı vardı. içinden '' Benim araba değildir yav '' diye ümit etse de araba yaklaştıkca kendi külüstürü olduğuna daha çok emin oluyor, şansına ve talihine bir kez daha küsüyor bir kez daha böyle işin içine diyerek kızıyordu.

    Mahallenin arsız çocuklarının işi olmalı diye düşündü ve motoru nasıl çalıştırdıkları üzerine kafa yormaya başladı. Nede olsa anahtarı üzerinde unutmadığına da emindi. Araba artık iyice yaklaştığında düşünmeyi bıraktı ve bir çırpıda yakalamak için '' Hey '' diyerek kaldırımdan zıplayıp arabanın camına doğru doğru fırlayarak koşmaya başladı. Kendisinden beklenmeyecek kadar hızlı bir depar atıp arabanın ön camına doğru yetişmeye çalıştığında ayağı kaydı ve bir kaç adım sendeledikten sonra düştü. Sendelerken bile hızla uzaklaşmakta olan külüstürüne baktığı için aracın plakasını da görmüştü. Kendi külüstürü değildi. Bir başkasının külüstürüydü.

    Yerde otururken düşmesine kızmamıştı bu yüzden aksine kendi külüstürü olmadığı için baya sevinmişti. Ağır adımlarla arkadaşı kendisine yaklaşıp '' iyi misin ? '' diyerek omzundan tutup, kendisini kaldırdığında başının döndüğünü fark etti. Ayakta zorlukla duruyordu, tansiyonu ya düşmüştü yada çıkmıştı. Buna rağmen arkadaşına tutunarak yürümeye çalışıyor ve etrafına bakmaya devam ediyordu.

    O renkli tabelaları seçemiyordu artık, bütün renkler birbirine karışıyor ve görüntü tamamen bulanık hale geliyordu. Karşısından ve yanından geçip gitmekte olan insanlar belirsiz bir gölge gibi görünüyordu. Bir yerlere oturup dinlenmesi gerekiyordu ama ortada koca bir cadde olmasına rağmen oturacak tek bir köşe bile yoktu.

    ikisi birlikte oturacak bir köşe aramak için ilerlemeye başladıklarında zorlukla hareket ettiğini fark eden arkadaşı ona '' Anlıyor musun artık ne yapmaya çalıştığını ? '' diyordu. Kendisini tam olarak duyamadığını fark ederek bu defa daha yüksek bir sesle '' Anlayabiliyor musun artık ne yapmaya çalıştığını! '' diyerek tekrarladı.

    Onu zorlukla duyuyor ve etrafına baktığında o renkli posterler, reklamlar ve devasa ekranlar değil sadece birbirine girmiş renk karmaşası görüyordu.
    O kendinden geçmiş bir şekilde etrafına bakınırken, arkadaşı yine ona bakarak '' Görebiliyor musun artık senle alay ettiğini ? '' diyordu.

    Oysa birbirine karışmış renklerin ve bir gölge gibi ilerleyen insan kalabalıkları arasında yolunu görmeye çalışmakla meşguldü. Onu bir yandan tutup bir yandan da konuşmaya devam eden arkadaşı kahkaha atarak '' Külüstürünü kurtarmak için gösterdiğin şu efora bak '' deyip bir kaç saniye bekledikten sonra '' Eminim o attığın deparı benim gözlerimle görsen, kendinle gurur da duyardın '' diyerek kahkaha atmaya devam etti.

    Gözleri önündeki renk cümbüşünü izleyen arkadaşına daha dikkatle bakarak '' Halen daha anlamıyorsun değil mi ? '' diyerek ironik bir şekilde gülmeye devam etti ve Bir kaç adım daha yürüdükten sonra ona dikkatle bakarak '' Sen ki her zaman var olan ve var olmaya devam edecek olan o ölümsüz ruh'' deyip bir kaç saniye duraksadıktan sonra, '' bir külüstür hurdanın arkasından atttığın takladaki o halini hiç birzaman unutma '' dedi.

    Kısa bir sessizlikten sonra da '' Senin için bir külüstür, bir başkası için şan şöhret ünvan muazzam bir kariyer veya bir başka süslü bir hediye '' deyip duraksadıktan sonra '' Değişmeyen tek şey, ne kadar takla atacağın'', '' Ne kadar kendinden ödün verip bu sistemin köpeği.. yani bu hayatın kazananı olacağındır ''. dedi.

    Bir kaç adım daha attıktan sonra en sonunda oturacak bir yer bulduklarında '' Gerçekten kendini tanıdığında ve gerçek doğanı anladığında bu sistemin, bu hayatın senden neyi almaya çalıştığını ve sana neyi unutturmaya çalıştığını hiçbir zaman aklından çıkarmayacaksın '' dedi.
    '' işte o zaman dostum bu sisteme ve bu sistemi işleten şarlatanın kendisine sitem etmek yerine, gülüp geçeceksin. Çünkü ne de olsa sen '' Her zaman var olan ve var olmaya devam edecek olan o ölümsüz ruhsun '' dedi.

    Aradan geçen uzun dakikalar sonunda tamamen kendine gelmeye başlamıştı, şaşkınlıkla arkadaşına bakmaya devam ediyordu. Arka planda bütün renkler ve detaylar birbirine karışsa da onu net bir şekilde görebiliyordu.

    O karmaşanın içinde zorlukla ona odaklanmaya çalışırken '' Artık kim olduğunu bildiğine göre, bundan sonraki adımda ''Şarlatan''ın kim olduğunu öğreneceksin ve en önemlisi; Bu oyunu nasıl oynadığını tam manasıyla bileceksin '' dedi.

    Birbirine karışan renklerin ve onca detayların arasında arkadaşını dikkatle seçmeye çalışıyor ve onun sağa sola doğru yürürken yaptığı ani hareketler vizyonunu daha da karmaşık hale getiriyordu.

    ''Hayatında tam olarak neler oluyor, ne tür iniş çıkışlar yaşıyorsun bilmiyorum ama, kendin için her ne yapıyor ve ne yapmayı düşünüyorsan veya neyi daha önemli, neyi daha önemsiz algılıyorsan şuan için, emin ol o yalanlarla dolu hayatındaki hiçbirşey, sana anlattıklarımdan daha önemli olamaz. '' deyip bir kaç saniye duraksadıktan sonra '' O yüzden iyi dinle, belki de hayatında ilk defa bir yalan ve aldatmacadan ibaret olmayan bir kaç söz duyacaksın '' dedi.
    0 ...
  34. doktorun hikayesi 2

    1.
  35. ilginç bir hikayenin ikinci kısmıdır.

    Doktor kısa bir yürüyüşten sonra evine vardı mantosunu çıkarıp astıktan sonra üzerini değiştirmek için odasına doğru yürüyordu. O yürüdükce otomatik açılmaya başlayan ışıklar her zaman hoşuna gitmişti, bugün de değişen birşey yoktu. Işıkların hassasiyetini ölçmek için bazen bir adımını daha hızlı bazen de daha yavaş atıyordu. Kendini Işıktan daha hızlı adım atmaya çalışan bir silahşör gibi hayal edip kendi kendine sırıtıyordu herzamanki gibi.

    Yürümeye devam ederken parmaklarını şıklatarak nerdeyse tüm karşı duvarı kaplayan televizyonu da açtı, herşey o kadar akıcı bir şekilde görünüyordu ki, normal bir şekilde hareket etmesine rağmen sanki ahenkle dans ediyor gibiydi.

    Cebinden antika cep saatlerine benzeyen bir cihaz çıkardı, Avuç içine sığan tamamen yuvarlak ve ince bir cihazdı. Üzerinde izlediği favori dizisinden oluşan resimli garip bir boyaması vardı. Cihazı masaya koyduğunda sanki havada sanal bir ekran oluşturuyor gibi duruyordu, bir yandan elbiselerini değiştirirken bir yandan da o ekrandan günlük mesajlarını kontrol ediyordu.

    Parmağıyla ekrana dokunduğunda başka bir ekran daha açtı, bir kez daha dokunarak başka bir ekran daha açtı, aynı anda üç dört ekrana birden bakıyordu. Üzerini değiştirdikten sonra ekranları da eliyle kitap gibi tutup götürerek oturma odasına doğru geçti.

    Koltuğa uzandıktan sonra elindeki ekranlardan birini televizyonun yan tarafındaki duvara doğru fırlattı, diğerini de öbür duvara fırlattı, son ekranı da yere doğru attı. Ekranlar büyük bir pencere haline gelerek duvarların boyut ve şeklini alarak odanın içini kaplamıştı adeta.

    Bir süre ekranlarda günlük işlerini ve yine işiyle alakalı mesajlarını okuduktan sonra göz kapaklarının ağırlaştığını ve uyumak üzere olduğunu hissetti, yanıbaşındaki yastığa daha da sıkı bir şekilde kıvrılırak yavaşca uykuya daldı.

    Uykuya dalar dalmaz tekrar uyanmıştı birden yada diğerlerine pek benzemeyen canlı bir rüya görüyor olmalıydı. Uzandığı yerden doğrulup oturmaya başladığında odanın içini sadece duvarlardaki sanal ekranların aydınlattığını gördü.

    Ekranlarda hiçbir görüntü yoktu, hepsinde sadece düz parlak bir renk ve ekranın ışığı vardı. Bir kaç saniye boş bir şekilde ekranlara doğru baktı, adeta parlak bir kutunun içinde oturuyor gibiydi ve kendini garip bir boşluk içinde gibi hissediyordu.

    Yerinden kalkmak için ayağa kalkmak istediğinde tam olarak gözlerini açmamış olmalı ki, sendeleyip koltuğa doğru oturdu tekrar... Bir kez daha yerinden kalkmak için iki elini destek alabilmek için bacaklarının yanına koydu, tekrar ayağa kalkmayı deneyeceği sırada ekranda bir görüntünün oluşmaya başladığını gördü.

    Bulanık ve çok fazla zoom yapılmış bir görüntü gibi duruyordu. Dikkatlice ekrana bakmaya devam ettiğinde önce ekranın tamamını kaplayan gözü sonra da zoom efektinin azalmasıyla bir suratın ortaya çıktığını gördü.

    '' Kimsin sen, rüya mı görüyorum ? '' dedi titreyen bir sesle doktor. Bulanık bir şekilde görünen surat ekrana doğru yaklaşarak '' izle '' dedi ve ekrandan çekildiğinde, ekranların hepsinde dünyadan kesitler sunan resimler ve görüntüler göstermeye başladı, bir çoğu kendisine tanıdık görüntülerken bir çoğu da sanki farklı dünyalara ait gibi duran görüntü ve anlık kesitlerdi.

    Görüntüler uzun süren dakikalar boyunca oynadıktan sonra '' Hepsi benim '' dedi bulanık yüz. '' Sen de dahil '' diyerek küçümseyici sessiz bir kahkaha attıktan sonra '' Benim dünyama ayak basıyorsun ama beni tanımıyorsun '' dedi.

    Doktor uzun saçlarını eliyle geriye atarak ne ile karşı karşıya olduğunu anlamaya çalışıyor ve sanki rüya görmediğine emin olmaya çalışıyormuş gibi garip hareketler yapıyordu.

    Doktor kendi halinde debelenirken, sabrı tükeniyormuşcasına '' Ne kadar ve ne ? '' diye sordu Bulanık yüz. Her ne kadar görüntü bulanıkta olsa yüz ifadesi dalga geçtiğini ve kendince minik bir oyun oynadığı hissini saklamıyordu.

    Ne '' Ne kadar ve ne ? '' diyerek soruyu tekrarladı Doktor, tam olarak anlamadığı belliydi. '

    Bütün ekranlara birden çıkarak '' Kendini daha iyi hissetmen için elimden ne gelebilir ? Sana nasıl bir iyilik yapabilirim ? '' diyerek kahkaha attı. Kahkahası bittikten sonra da '' Kırılgan ve hassas duyguların benim için çok önemli, lütfen paylaş benimle '' diyerek vurguladı.

    Doktor yaşadığı şoku atlatmaya ve kendine gelmeye çalışıyordu, gördükleri hakkında hiçbir fikri yoktu ve bir an önce uyanmak için soğuk terler döküyor gibiydi. Yine kendini uyandırma adına yaptığı saçma hareketleri tekrarlarken karşı koltukta oturan ve sigarasını ateşlemek üzere olan koyu mavi takım elbiseli bir kişi gördü, gözleri karanlıkta parlıyor ve direkt olarak yakmak üzere olduğu sigarasına bakıyordu. Esen rüzgar varmış gibi elini de bir yandan siper yapmıştı.

    Oda karanlıktı ama o sanki arkasında neon ışıklar varmışcasına hem sahne içinde hem de sahne dışında gibi belirgin duruyordu. Doktor dikkatlice ona baktığında, üzerinde önlük yerine ceket olsa da çalıştığı yerde gördüğü kişi olduğundan emin olmuştu.

    Sigarasından derin bir duman aldıktan sonra doktora bakan gizemli kişi, ona göz kırparak '' belli etmeden devam et '' dercesine işaret etti.

    Şaşkınlıkla '' Ne oluyor ? '' diye soran doktoru duyan Ekrandaki bulanık yüz '' Kiminle konuşuyorsun ? '' diye sordu. '' Bir dostum ile '' diye cevap veren doktor, herşeyin ne kadar saçma ve absürt göründüğünün farkına vararak kendini rahatlamış ve toparlamış hissediyordu.

    Bulanık yüz bu defa ciddi bir sesle '' Dostun kim senin ? '' dedi Bir süre sessizce düşünen doktor, ekrandaki bulanık yüzün onu göremediğini anladığında daha da rahatlamış ve cesaretlenmişti.

    '' Tam karşında duruyor, ben görebiliyorsam, sen nasıl göremiyorsun ? '' diyerek gülümsedi. bir kaç saniye bekledikten sonra '' Ekranda beliren o koca gözün bir ironi olduğunu tahmin etmeliydim '' diyerek sırıtmaya devam etti.

    Bulanık yüz adeta bir pazar tüccarı gibi ekrana koyduğu dünyadan kesitler sunan görüntüleri kaldırmıştı, belli olmuştu ki ne satıyorsa satsın doktor alıcı değildi. Doktor karşısında bir kaç saniye sessizliğini koruyan Bulanık yüz kendi içinde hesaplamalar yapıyor gibiydi.

    Suratını neden bulanık gösterdiğini merak eden doktor, tam da bunu düşünürken sanki aklı okunmuş gibi ekranların hepsi birden netleştiğinde, gördüğü karşısında kahkaha atmaktan kendini alamamıştı. Bu kadar absürtlük sadece bir rüya içinde olabilir, uyurken anlaşılmayan ama uyandıktan sonra ne kadar saçma olduğuna şaşırılan türden bir rüya diye düşündü.

    Önce Doktora sonra da şok içinde karşı ekrandan kendine doğru bakan ekrandaki yüz, şaşkınlık ve şok içinde ortadan ekranlarıyla birlikte kaybolduğunda, Doktorda uzandığı koltukta gözlerini açarak uyanmıştı. Uyandığında herzamanki gibi televizyonu kapatmayı unuttuğunu gördü ve kalkmadan önce uzandığı yerden bir kaç dakika izlemek istedi. Ekranda ufak numaralar yapan komik ama yetenekli sayılabilecek bir palyanço vardı.
    1 ...
  36. realite manipülasyonu

    30.
  37. guru şeyh ruhsal iş insanları ve manifestciler:

    Bu şaklabanların ortalama insanlardan farkı, sistemin genel tiyatrosunun farkına varmış olmaları ve yüzeysel olarak uyanmış olmalarıdır. Yüzde doksanı mason alt yapılıdır veya öyle olan birinin yancısıdır. Geçmişte günümüzde, Günlük hayatta, medyada ve internette bu tiplerden inanılmaz sayıda vardır. Bilmem ne hocanın, bilmem ne üstadın veya Hangi gurunun, şeyhin arkasında kalabalıklar oluşuyorsa bilin ki tek amaç sizleri yönlendirmek ve keklemektir. Güncel örnekleri adnan oktar, feto falan olsa da hepsi aslında ''mason'' soytarıların uzantılarıdır. Adı çıkmış olanlar da, olmayanlar da. Hepsi mason.

    Siz adeta bir koyun gibi kendinize bir ''Çoban'' aradığınız sürece, sizleri keklemek için bekleyen bir şarlatan daima olacaktır. insanlardaki en önemli eksiklik kritik düşünememek ve ayırt edememektir. Kendinize bir çoban aramayın. Kendiniz için ''o kişi'' siz olun.
    0 ...
  38. © 2025 uludağ sözlük