genç kız çantasına nazaran içinde işe yarar malzeme bulması daha zor olan çantadır. zira sırf çanta boş görünmesin diye içine don, atlet ne varsa tıkıştırılmıştır.
tabiki çocukluk anımı anlatacağım. dinleyiniz;
yine bir gün düğüne gidiyoruz ve annemin çanta telaşı tuttu. kadının toplasan iki çantası var. biri çarşılık, diğeri düğünlük. ne koysam içine diye dört dönüyor kadıncağız yine. annem çantası için yakıt ikmali yaptıktan sonra çıktık. bahsettiğim düğünden birkaç hafta sonra evin altını üstüne getirmeme rağmen gri üzerinde bmw williams ve juan pablo montoyabaskısı olan f1 tişörtümü bulamadım. ara tara yok. almancı dayıma zar zor getirtmiştim. annemler ne zaman dayımla konuşsa arkadan yalvara yalvara "montoya tişörtü getir" dayı diye yırtınırdım. velhasıl adamcağız da unutmayıp getirmişti. ama bir görsen metalik gri üzerine lacivert, birkaç yerinde bmw arması ve önünde montoya... tüm mahalle hasta. bildiğin bir tur verilen bisiklet gibi bir kere giydiriyorum. nasıl bir havam var sorma. ama yok... yer yarıldı yerin dibine girdi. annem de seferber, babamın umrunda değil. günlerden bir gün yine bir düğün. evet tişört annemin düğünlük çantasından çıktı. iki düğün arası mevsim değişmişti maalesef. yazı beklemek zorunda kaldım.
büyüdüm işim oldu, para kazandım ve gittim anneme içinde bir ton makyaj malzemesi olan en az çanta kadar büyük bir makyaj çantası aldım. artık o çanta rahat doluyor. aman anacım gardıroptan uzak dur.
sadece eğlenmek için vardır, rölatiftir, "bu nasıl başlık lan?"dır. biz canı sıkılana "parmak değiştir." diyen insanlarız. yemeyin beni.
üzerinize afiyet biraz sakarımdır. kimi kandırıyorum yahu, bayağı bayağı sakarımdır. bugün oturmuş bir dönercide yemek yerken telefonumun kapağı açık olan pet suyun arkasında olduğunu fark ettim. aynı zamanda telefonumun ekran kilidi de açıktı. sakarım dedim ya suyu falan dökerim diye işkillendim. tuttum telefonun ekran kilidini kapattım. yo yo kapakla değil. bildiğin tuşla. suyun ağzı hala açık.
Duygu ekip, şiir biçen herkes için bir iyi niyet göstergesidir.
Toprağa karışanlar affetsin, ama her şair için bir temennim var; elbet bir gün şair ölecek, şiiri kalacak. Her ölecek şair en sevdiği mısraların altında can versin. Acınız bir yürek titremesinden, bir gönül krampından ibaret olsun.
osmaniye'nin karaçay mahallesinde kuralan amator futbol klubüdür. mahallede uyusturucu o denli mesrulasmis ki uyusturucu kullanma yasi neredeyse ilkokul cagina dusmus. mahallenin guzel insanlari da bu futbol klubunu kurarark gencleri bu bataktan cekmeye calismakta. umarim basarili olacaklar.
"gençliğimiz, hayat koşulları ve ailelerinin imkansızlıklarından dolayı bu tarz alışkanlıklara yönelmekte. biz bu kulübü kurarken öncelikle futbolun sadece zenginlerin, büyük sermaye kuruluşlarının tekelinde olmaması gerektiğini düşündük. renklerimizi de zaten çocukluğumuzdan beri taraftarı olduğumuz, endüstriyel futbola karşı mücadelesini herkesin bildiği adana demir spordan aldık. ikinci ve daha önemli sebep ise, uyuşturucuya, uyuşturulmaya mahkum edilmiş gençliğin, özellikle de işçi sınıfının çoğunluğunu oluşturan gençlerimizin, bu teslim olmuşluğa mahkum olmadıklarını göstermek istedik. şehrin zengin mahallelerine baktıkları zaman bu çocuklar, onlar gibi olamayacaklarını kabul ediyorlar ve 'biz bu hayata mahkumuz' diyorlar. yani bir teslim olmuşluk ve mücadele etmemek var. şunu fark ettik ki, bu çocuklar çocukluklarının verdiği heyecanla belli bir yaşa kadar futbol oynuyorlar, çok da yetenekliler. ancak bir yaştan sonra kendilerini ifade edecekleri, futbollarını icra edecekleri bir çatı göremiyorlar. ergenlik döneminden sonra da çeşitli kötü alışkanlıklara özellikle uyuşturucuya teslim oluyorlar. biz bu gençlere bir çatı oluşturmak ve futbollarını icra edebilecekleri bir alan açmak istedik."
sadece buraya ait bir durum olmamakla birlikte tüm sözlüklerde, kısacası tüm sosyal medyada herhangi bir cinsel içerikli başlığın nedendir bilinmez dediğime bakmayın, çok ciddi derecede abazanlıktan dolayı kadınlara mâl edilmesi olayıdır.
hani bi klişe var ya "aynısını senin anana, bacına yapsalar", heh işte bu söz bu toplumun tam merkezinde. zira kimse yakını olan bi kadın hakkında böyle bi şey düşünmeden yazar tüm bunları. ya peki senin tanımadığın diğer bir adam yazıyorsa ucu açık senin anana bacına ima yapmıyor mu? sen onunkilere, o seninkilere. he mesele bu da değil. ama bu kadar yeter heralde.
--metin--
Eşine rastlanamayacak bir ETi PUF! Meraklısına, kolleksiyonculara, yemek isteyenlere...
O hayata 1-0 yenik başlayanlardan! O hayata sırtını çevirmişlerden! O güneşi görmek istemeyenlerden! O küsmüşlerden!
Fabrika çıkışı kusurlu. Kesinlikle şahsım tarafından paketi açılıp ters çevrilmemiştir. Zaten bilen bilir Eti Puf'ları açmak hiçte öyle kolay değildir. Yanınızda ya kesici delici bir alet ya da uzun tırnaklı bir arkadaşınız bulunmadığı sürece açması bir hayli zordur. Açtıktan sonra da eski haline getirmek paketi imkansızdır.
Ne var ki ben de ters çevirebilirim onu diyenlere hemen imkansızlığını anlatayım:
Ankara genelinde her branşta her seviyeye özel ders veren onlarca donanımlı ODTÜ'lü öğrencilerden oluşan ODEV(odtülü ders verenler) çalışanları olarak toplanıp incelediğimizde şunu gördük; Eti Puf'un 5.5 cm olan bisküvisinin çapı, paketin 3 cm olan yarı çapından (paketinin de yarım küre olduğunu göz önüne alırsak) büyüktür. Dolayısıyla bisküvisi kırılmadan o paketin içinde ters dönmesi mümkün değildir. Matematik kurallarına aykırı o çevirmeyi kimse yapamaz. Yapılsada Eti Puf fotoğraflardaki gibi kalamaz.
Baştan 6. ve 7. fotoğraflarda Puf'un marşmelov diye tabir edilen beyaz şekerlemesinin bir miktar ezik olduğu ve bu şekilde ters döndüğü düşünülmüş. Yine ODEV olarak yaptığımız incelemede Puf'un taşınmalar esnasında o bölgeye doğru eğimli durması ve ağırlık merkezi doğrultusunun tam o bölgeden geçmesi sebebiyle oraya yapılan basınçtan ötürü o şekle geldiği anlaşılmıştır. Bu yapılan araştırma da akıllarda soru işareti kalmamasını sağlamıştır.
--metin--
(bkz: what a come back)
(bkz: ne geri dönüş ama)*
aslı atakan bey'dir. lakin eskiden çalıştığım ofisin temizlikçisi atakan bey'e atakan beg diyordu. atakan beg bir otelin satın alma müdürüydü ve çok sert, çok kuralcı biriydi. ofisi askeri cuntayla yönetir ve müdürlük rütbesine de kanlı bir darbeyle geçmişti.
atakan beg'in ben de unutamadığım bir anısı var. şöyledir ki;
pes denen oyunda eğer 2-0, 3-0 vb. skorları lehinize 3-2 veya 4-3 çevirdiğiniz zaman son golde "what a come back" der. bahsettiğim temizlikçi ne zaman "atakan beg" dese aklıma what a come back geliyordu. ulan bende bi manyaklık oldu, ne zaman biri atakan bey dese sesli gülmemek için nefesimi tutar hale geldim. ama öyle böyle değil deli gibi eğleniyorum. atakan bey ne zaman çıksa ofis internet kafeye dönerdi. yine böyle bir gün şarkılar dinleniyor, komikli video izleniyor, atakan beg de boş durmuyor şarj aletini unutuyor ve geri dönüyor. sigara arasından döndüğümde ofisten sesler duydum. bir yaklaştım ki atakan beg zılgıtı basıyor. işte o zaman daha fazla tutamadım kendimi bastım kahkahayı. harbiden " what a come back" oldu. adama neden güldüğümü de açıklayamadım. o anki pozisyonumun bir tarifi yok. adamlar daha sonra beni garip biri olarak gördüler. bir süre sonra da çıkmak zorunda kaldım.
n'olur n'olmaz belki şampiyon olmuşuzdur diyerek sahaya atlayan taraftarlardır. neyse ki bu sefer timsah yürüyüşü yapmadılar. bir grubun amacıysa belliydi taptıkları üst direği söküp götürmek. eee din ve futbol afyon demişler.
tabiki yaradan sevgisidir. ister allah de, ister tanrı de, istersen yehuda de ortak isim yaradandır. seven kıskanır derler, aynı yaradanı seven milyarlarca insanı kıskanmadan bu aşkı paylaşabilmek. aranızda tarif edebilecek var mı?
allah böyle erkekliğin ve yargının belasını versin başlığıdır.
--spoiler--
Her meslekten, her yaştan, az önce hepsi başı bağlı, şişman bir kadına bir miktar para ödediler ve kadın onlara tembih etti:
- Kız 13 yaşında, bekaretini henüz kaybetmedi, kaybetmesi bizim başımızı belaya sokar, ona göre muamele edin.
Her meslekten, her yaştan erkek kalabalığı bu sözler üstüne başını sallıyor.
Onlar ne yapacaklarını bilirler. Onlar erkek!
Teker teker, birbirlerinin sırasını gözeterek odaya giriyorlar.
Ve odaya giren erkekler tekek teker küçük kız çocuğuna, bekareti zarar görmesin diye !
Bu korku filminin, çok gerçek erkek elemanları kimlerdir, ne iş yaparlar, kızın hikayesini çok sonraları öğrenen bir yazar, merak ediyor: işte yazarın elindeki vicdansızların, ırz düşmanlarının listesi:
Recep Sakız (Kızıltepe Kaymakamlık Yazı işleri Müdürü),
Ersun Erdemir (ordudan irtica nedeniyle ihraç edilen yüzbaşı),
Selman Aydın (devlet memuru),
Enver Adanç (zabıta memuru),
Şeyhdavut Dora (zabıta memuru),
Şeyhdavut Oruç (belediye memuru),
Cuma Uras (Mardin Vakıflar Şube Müdürü),
Mahmut Temelli (Ziraat Odası Başkanı),
Azat Aydın (astsubay),
Ümit Ergin (ilköğretim okulu UTANMAZ müdür yardımcısı),
Mehmet Seyitoğlu (veznedar),
Teyyar Salman (Orman işletme Müdürlüğü şefi),
Hamit Aydın (veznedar),
Hamit Abdulsametoğlu (işyeri sahibi),
Ali Aksoy (serbest meslek),
Ahmet Günay (TEDAŞ işçisi),
Osman Çakır (üniversite öğrencisi),
Harun Uras (muhtar),
Selahattin Kuray (serbest meslek)
ve meslek belirtmeyen Şemsettin Aslan, Burhan Ertaş, Şeyhmus Cansin, Şeydavut Anuk, Nizam Denli, Sabri Ajak, Rıdvan Bayraktar, Rıdvan Abdulsemetoğlu, Süleyman Göka.
Doktorlar daha sonraları küçük kız oturabilsin diye tam dört ameliyat yapmak zorunda kalıyorlar.
Mardinli küçük kızın hikayesini daha sonraları öğrenen yazar, en çok bir ifadede donup kalıyor: Yukarıdaki adları ve meslekleri belli erkeklerden biri, bir işyeri sahibi, işini bitirdikten sonra kıza şöyle sesleniyor:
- Kızım, kusura bakma şeytana uydum; benim de senin kadar bir kızım var. Ramazanda bana gel de karnını doyurayım.
Bu çok erkek beyefendiler, işin kolayını da bulmuşlar, işte asıl korku filmi burada başlıyor: Ramazanda bir kap yemek, cuma namazında bir rekat namaz ve işi şeytana havale ederek, pür-pak evlerine, işyerlerine ve kahvelerine dönecekler!
Öyle ki memurların haklarında işlem yapılmayacak, şube müdürleri, oda başkanları, zabıta memurları Mardin'in sokaklarında başları dik dolaşacaklar!
Çünkü bu ülke fazlasıyla erkek.
Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 13 yaşında 26 erkeğe satılan küçük kızın, bu kişilerle kendi rızasıyla birlikte olduğu yorumu, anlı şanlı Yargıtay'ın 14. Ceza Dairesinde onay gördü. (Kararı veren Yargıtay 14.Ceza Dairesi'nin 11 üyesinden 8'ini AKP dönemindeki yeni HSYK atamıştı.)
Ey ağır ceza mahkemesi hakimleri, Yargıtay üyeleri, bu verdiğiniz kararla siz de bu korku filminin ana kahramanlarının yanında yer aldınız. Kanunlar böyle diye kestirip atmayın, küçücük bir kız çocuğunu savunamayan hukuk ve sizlerin bunun arkasına sığınmanız, bu korku filminin en utanç verici bölümü. KENDi KIZINIZ, KARDEŞiNiZ, YEĞENiNiZ VAR MI? VAR iSE ONUN BAŞINA BÖYLE BiR ŞEY GELSE NE YAPARSINIZ?
Hukuk, yazılı kanunların, insan haklarına uygun uygulanmasından başka nedir ki? Hukuk fakültelerinin birinci dersinde bu öğretilir.
--spoiler--
arka sokaklar dizisinin koca burunlu karakteri rıza baba play station salonuna gider. ama bu sefer ortada suç veya suçlular yoktur. asıl rıza baba tam bir salçadır.
rb - bi delilik yapmadan ver o elindekini bana evlat.
çk - sikerim senin belanı ha. siktir git kendine masa açtır.
yine bir sabah okula gitmek için sabah erken kaldırmak suretiyle önce cep telefonunun alarmı, sonra yanında yatan makattan ibaret sevgili çalar. böyle gözler hafif aralandıktan sonra telefona "ulan belki saatler bir saat geri alınmıştır." edasıyla bakılır. fakat saat nah okula yol alış vaktini gösterir. ama yatağın sıcaklığı ve yorgandaki uyku kokusu bir türlü gitmeye izin vermez. makatsal sevgilinin kalkıp duş alması fırsat bilinerek duş süresince uyunur. sonra acı bir feryat, hassiktir ki götten çıkan osuruk tonuyla sevgili bilmem kaçıncı kez sizi uyandırıyor. neyse artık başka çare yoktur ve kalkıp el, yüz ve bilimum araç gereçler yıkanır.
anammmm dışarda bir rüzgar, bir yağmur, bir soğuk...
bir elin hiç aşık olmadığın sadece yatak tek başına ısınmaz mantalitesiyle edinilmiş sevgilinin elinde yarım yarım donarken, diğeri daha önce hiç açılmamış arada resimlerine bakılmış kitabı tutmak zorunda. elleriniz çok üşüyor, dondu donacak. bir yere çarpsanız kırılacak sanki. ne yapsam ne yapsam diye düşünülür. kitabı koltuğunun altına almak denenir, olmaz. iç cebe konmaya çalışılınır, olmaz. selülozunu siktiğimin kitabı taşınmak zorundadır. 10 dakika geçmiştir ve eliniz dolabın buzluğunda bekletilen kıyma kıvamına gelmiştir ve artık ağırlık yapmaya başlamıştır. jilet atsalar hissetmezsiniz. gözlerinizden yaş gelirken, tek elle neler yapabileceğinizi düşünürsünüz. aslında o gerizekalılığı sarışın olmasından kaynaklanmayan sevgiliniz götü büyük olduğu için koskoca bavulumsu çantalar taşıyan kızlardan olsaydı oh ne güzel olurdu. mis valla. atardınız çantaya kitabı el alttan ısıtmalı cebinizde. aslında sizde de aptallık var, eldivenin ne işe yaradığını bilseydiniz, alihan' dan dayak yemiş ajdar gibi amcıklamazdınız. neyse olan oldu; artık bir elin yok, uyursan sen de ölürsün kamil! artık elinizin ağrısından yürüyemiyorsunuz. bir süre dizlerinizin üstüne çöküyorsunuz...
- aşkom napıyosun yaaee?
+ yok bir şey lan yok. yat sen.
(içten konuşmalar)
oh anuna koyim be 2 elim var, hem sevgilimin götü de büyükmüş. yatışşşş.