1 milyon 692 bin adayın girdiği 2011 ygs sınavının ardından patlayan şifre krizini anlatmak için leman dergisi'nin 6 nisan 2011 tarihli kapak karikatüründe öğrencilerin dile getirdikleri alaylı söz öbeğidir. kapak sayfasını bu ülkenin şifresi çıktı başlığıyla veren Leman Dergisi milyonlarca gencin kafasını karıştırıp, psikolojisini bozan skandalın kara mizahını başarıyla aktarmıştır.
başlığın tamamı: Bakmak için gözün, görmek için zihnin açık olması gerekir.
yılmaz özdil'in facebook sayfasında paylaştığı yazısından alıntıdır.
Gösterdim... gördü anlamına gelmez.
Söyledim... duydu anlamına gelmez.
Duydu... doğru anladı anlamına gelmez.
anladı... hak verdi anlamına gelmez.
inandı... uyguladı anlamına gelmez.
uyguladı... sürdürecek anlamına gelmez.
en klişe ama doğruluk payı yüksek sözlerden biri olan söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır cümlesinin açılımı niteliğindeki sözlerdir.
adalet bakanı sadullah ergin'in dtp milletvekili fatma kurtulan'ın verdiği soru önergesine cevaben verdiği istatistikler yaşanılan durumu özetliyor.
2002'den sonra kadın- çocuk cinayetleri yüzde 1400 arttı. kadına şiddet nedeniyle 12 bin 678 dava açıldı. bu davalarda 15 bin 564 kişi yargılanırken 5 bin 736'sı mahkum oldu. bu davalardan 859 kişi beraat ederken, 794 kişi serbest bırakıldı.
yukardaki verilere göre var olan yasaların, yaptırımların kadın ve çocuk cinayetlerini önleyemediği aşikardır. bu da devlete, topluma, sivil kuruluşlara birçok iş düştüğünü gösteriyor. özellikle kadın cinayetlerinde şiddetle başlayan, sonu ölüme giden süreçte aslında ölümler geliyorum diye haber veriyor. zaten kadının geçmişindeki ailede gördüğü şiddet onu öğrenilmiş çaresizliğe iterken, erkekte tam tersine dayak meşrudur kanısı oluşuyor. sonuç; 3.sayfa haberlerinde okuyup kanıksadığımız ölüm haberleri görmek.
kadına ve çocuklara uygulanan şiddet bitsin artık diyip, kınıyoruz.
Sözlük motto'su haline gelen içler acısı durumdur. her cümlenin, her anlatılmak istenenin sonuna getirilen güya; doğallık (!), kızgınlık, espri katabilmek için yapılan hadisedir. yazma eyleminin içinde ne kadar yeri var, ya da internette yazmak bu mudur diye düşündürür.
Ankara Keçiören civarında oturanların tanıyacağı özürlü bir genç kardeşimizdir Ayhan. küçükken bir düşme sonucu bedenini kontrol etme güçlüğü çeken, tam konuşamayan Ayhan minibüsçülerden aldığı parayla hayatını sürdürür. herdaim fönlü ve jöleli saçları, sürekli dinlediği walkmani, özenli saçlarına tezat hırpani ve kirli kıyafetiyle bir fenomendir. liseye gittiğim yıllarda okul yolunda önünü kestiği kızlara çektirdiği fotoğraflardan verir, her ay güncellenen ayhan fotolarıyla dolaşırdık tüm okulun kızları. ayhan'la 3 yıl boyunca girdiğim tek tip diyalogu yapacağımı bilerek okul yoluna düşer, dejavu yaşıyormuş hissatıyla günün klişesini tamamlardım.
+ ooooo abam.
- ayhan naber?
+ okula mı?
- evet, heralde yani.
+ resim çektirdim.
- ver ayhan. ne dinliyosun sen.( sanki bilmiyomuş gibi sorarım.)
+ ferdi.
kulaklığın birinide bana takar, biraz yürürüz. sonra ben geç kalıyorum bahanesiyle, sıkılıp okula kaşar adım giderim. arada arkama baktığımda ardımdan baktığını görürüm.
yıllar geçer. ayhan'la kızılaya giden bir otobüste karşılaşırım. aynı diyaloğu bekleyen gözlerle bakarım suratına. yok ses yok onda.
- ayhan nasılsın.
+ baba öldü.( gözlerindeki tüm bulutlar sağanakta.)
- üzülme ayhan.
buna benzer saçma sapan bişeyler söyleyip konuyu değişmek için wolkmanin kulaklıklarından birini takıyorum kulağıma. diğerini de ayhan'a. ne çalıyor hatırlamıyorum. ama ağlıyoruz beraber.
yol bitiyor, iniyoruz. para veriyorum almıyo benim yeşil gözlü yakışıklım.
- ayhan bi bağırda herkes korksun.
+ yok.
- ben gidiyorum, üzülme tamam mı? ( allahım ne diyorum yine ben.)
koşuyorum... nereye yürüdüğümü bilmeden uzun süre yürüyorum.
Ayhan hala aynı yerinde. minibüsçülerin başının belası, ferdi ve müslüm'ün en sadık fanatiği. hayatla olan tek teması, beni farkedin anlamına gelen bağırmak eylemine devam ediyor. bense ona hiç bişey yapamamanın ezikliğine.
Yıllardır cahilliğini, çarpık özel ve aile hayatını gözümüze sokarak yaşayan ibrahim tatlıses için medya-sanat ve iş dünyası bu yaşadığı vurulma olayına kendi hayatının sebep olduğuna dair tek bir cümle bile etmeyip, imparator, kral nidalarıyla hastaneden canlı yayınlarla sunmaya devam ediyor.
binlerce faili meçhulün hali hazırda çözülmediği (!) ülkemizde Tatlıses'i vuranlar üç günde ve ışık hızıyla yakalanmış, tüm emniyet birimleri bu olayla ilgili çalışmıştır. emniyet müdürü ve vali hastane önünden gururla bunu açıklamıştır. ülkemizin değerli yazar ve aydınlarına bir korumayı bile çok gören emniyet görevini başarıyla tamamlamıştır.
sanki bu sanatçımız amcasının oğlunun düğününde havaya açılan ateşle yaralanmış ya da bir magandanın kurşununa denk gelmiştir. öyle değerlidir ve başına gelen öyle üzücüdür ki, kendi gibi düşünen ve yaşayan sanatçı arkadaşları boyunlarında tatlıses atkılarıyla türküler söyleyip şappi şappi diyerekten halaylar çekmişlerdir. dişi tatlıses seda sayan her allahın günü kurrban olurrum ben ona, innnsallah iyileşir benim kankim mesajlarını vermiştir.
ne diyelim adaleti bu demek ki bu ülkenin. raytingciler, yalakalar, yavsaklar, korkaklar yaşıyacak; doğruyu söyleyenler onuncu köy aramaya devam edeceklerdir. Aşık mahsun-i serif'in türküsündeki gibi;
yoksulun sırtından doyan doyana
yiğit muhtac olmuş kuru soğana
bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?
vakit gazetesi yazarı hüseyin üzmez 1952 yılında lise öğrencisiyken malatya'yı ziyaret eden yazar ahmet emin yalman'ı ağır yaralamış, 20 yıla mahkum olmuştur. ilerleyen yıllarda müslüm gündüz - fadime şahin skandalı'nın yaşandığı ev hüseyin üzmez'in evidir. kendisinden 50 yaş küçük 22 yaşında bir genç kadınla evlenen hüseyin üzmez, 14 yaşındaki bir kızı taciz etmekten 13 yıl hapis cezasına çarptırılıp, dün akşam itibariyle tutukluk süresi gözönünde bulundurularak tahliye edilmiştir.
Tgs'nin ( türkiye gazeteciler sendikası) bugün beyoğlunda düzenlediği yürüyüşte; gazetecilerin üzerindeki baskıların giderek artmasından duyulan endişe dile getirilmiş, 54'ü tutuklu 7'si hükümlü 61 basın mensubunun içinde bulunduğu durum ve basın özgürlüğünün geldiği nokta protesto edilmiştir.
1980'lerin sert esen sokakların, evlerin üzerine sinmiş korku ve sessizliğin devam ettiği günlerden birinde tekel işçisi, sadece işinden evine bir hayatı olan annem eve gelmemişti. telaşla fabrikaya koşan babam annemin fabrikadan alınıp cezaevine götürüldüğü haberiyle eve gelmişti. sağ-sol gibi meselelerden aslında pek de anlamayan, derin bilgilere sahip olmayan annemi tutuklamak için sendikaya üye olması, nüfus cüzdanında malatya-arguvan doğumlu ibaresi yetiyordu o günlerde. garip bir tesadüftü ki 4. katta gülsuyuna bakan evimiz annemin götürüldüğü cezaevini görüyordu.
uzun kuyruklarda beklenerek alınmış teneke yağ (vita) kutularına annemin diktiği sardunyaları, özensiz topladığı saçları, sadeliği ve kendine en güvenen haliyle çekilmiş fotoğrafını da pencere önüne koyarak günlerce cezaevine baktığımı hatırlıyorum. annem ne yapmıştı? annem suçlumuydu? babam neden sürekli sigara içip evin içinde volta atıyordu? neden belli günlerde sokağa çıkamıyorduk? gibi sorularla geçen günlerin ardından eskisinden solgun ve daha sessiz annem eve döndü. onunla anlamlanan evimiz eski haline döndü yine.ancak bu ülke için bizim evimiz için geçerli olan normale dönme durumu gerçekleşmedi. 12 eylül sağcı-solcu nice insanın ölümüne, kaybolmasına, evlerin dağılmasına sebep oldu. bu yüzden ilerleyen yıllarda da bu ülkeye neler kaybettirdiği konuşulması ve hatırlatılması gereken bir durumdur.
Çocukların büyüklere sordukları, nasıl cevaplayacağımızı bilmediğimiz, genellikle kaçamak cevaplar verdiğimiz sorulardır.
+ anne, fatih ürek erkek mi?
- evet kızım.
+ ama rimel sürmüş hem kıllarıda yok.
- bakımlı bi erkek o.*
+ babam sadece arko traş kolonyası sürüyo o bakımsız mı?
- la havle...
+ pekii bülent ersoy kadın mı?
- bak işte o kadın.
+ ama sesi erkek gibi. niye?
- elinin körü yüzünden yat artık yat.
devlet baba herşeydir, yediğim ekmeğe hiyanet etmem mantığıyla büyütülmüş fertlerin, sağcı-solcu, dindar-laik fikirlerini beyan etmeye korkan, jop, biber gazı, hapishane kavramlarının anlamını seyrede seyrede anlamış ve gerekeni yapmış (susmuş) insanların oluşturduğu toplumlardır. sesini çıkaranın hangi gruba dahil olursa olsun marjinal diye nitelendirileceğini bilip, sürünün parçası olmayı kolay ve güvenli* sayan milletlerdir.
(bkz: patagonya.)
sözlükte az da olsalar, tuhaf bir güruhun kadın bedeni üzerinden yürüttüğü ilginç benzetmeleri, iftiraları görüp aynı havayı soluyoruz bunlarla diye üzülürsünüz. başlık altlarına yazan bayanlara sözlük kezbanı diyen, cinsiyet belli eden entrylerin oylanma kaygısıyla yapıldığını düşünen tuhaf insanımsıların sözlüğe tek kattıkları feminist duygularımıza tavan yaptırmaktır.
* aslında başlık sosyal sınıfa göre değişen yeni namus anlayışlarımız olcaktı. olmadı.
Ankara'nın şu anda en elit sayılan mahallelerinden birinde oturuyorum. zenginlikten değil bu durum. yeri çankaya'ya iki adım olan müstakil evimiz ve çevresindeki tüm evler birer birer alışveriş merkezlerine, lüks binalara dönüştü. komşumuz olan gecekondu sahipleriyle hala yakın binalarda oturuyoruz. birçok şeyin , komşuluk ilişkilerinin, eski samimiyetin değişmesini gözlemlediğim gibi değişen namus anlayışlarını da gözlemliyorum. örnek mahallemizin kızlarına göz açtırmayan kazım amcası. geçmişte kızını mahalle delikanlılarıyla görüp, sokak ortasında döverdi kazım amca. o kadar sık tekrarlanıyordu ki bu hadise kızının yolunan saçlarıyla iki kele peruk çıkardı. mahallenin tek aksiyonu ve dedikodusuydu kazım amca ve kızıyla olan serüvenleri. aynı kazım amcayı bayramda ailece ziyaret ettik. kızı 3. evliliğini bitirmiş, mahalle delikanlıları eylemlerine* devam ediyordu.
kazım amcanın kızı: baba-anne ben çıkıyorum arkadaşlarım bekliyo. sizde hoşgeldiniz ( bize hoşgeldiniz dedi yarım saat sonra)
kazım amca: tamam kızım çık, bunaldın sende.
çattt( kapı sesi.)
kazım amca.( bize bakarak.) genç işte sıkılıyor evde, gezsin-tozsun. biz yapamadık onlar yaşasın hayatı.
quzi(içses)- hangi ara değiştin sen, oha yani.
evet bu kadar basitti, namus anlayışının değişmesi. ne de olsa orospuluk fakirlerin yaptığı bişeydi.*parasızlıktandı. televizyonlarda 8 koca değiştiren kadınlar alkışlanıyor ayy ne özgür, zengin kadın diye özeniliyordu.
aynı coğrafyada biriyle konuştu diye öldürülen kadınlar, savruk yaşayıp alkışlanılan kadınlar vardı. ilginçti ve
paranın gözünü seviyim dedirtiyordu.*
her ailenin temcit pilavı gibi tekrarlanan, sabit, eskimeyen dedikoduları vardır. artık her detayı öğrenmişsinizdir, aynı kelimelerle anlatıldığı için tek yanlış yapmadan harfiyen anlatabilirsiniz. ama yetmez. aile her biraraya geldiğinde aynı şeyleri tekrar dinlemeli, sıkıntıdan ölmelisinizdir. bahsedilen dedikodu kahramanları torun-torba sahibi olmuştur ancak yedikleri naneler zihinlerde genceciktir.
+ gülten yengen varya, dayının tüm servetini kuaförlere yedirdi, biliyomusun?
- biliyorum, teyze.
+ ama benim kardeşimde iş yok ki. şöyle bi çakıcak ağzına. kadın tüm parasını ailesine yedirdi
tık yok bizimkinde, şimdi o paralarla apartman sahibi olurdu bunlar, biliyomusun?
- bilmemmi.
+ oğluda kendi gibi zaten, yellozun. sen beni dinlemiyomusun?
- bilirim, bilirim.
Konya Selçuk üniversitesi anabilim dalı başkanı orhan çeker'in dekolte giymenin tecavüz suçuna yardımcı bir etken olduğunu söyleyen talihsiz açıklamasıdır. bugün tv kanallarında sözünün arkasında olduğunu, bu sözleri bağlı bulunduğu üniversite adına değil, tamamen şahsi düşünceleri olarak açıkladığını söylemiştir.
Hepimizin içinde bulunduğu vahim durum. hayatın karşısında durabilmek, varolabilmek, kendimizi korumak için yaparız bunu genelde. gerçekten söylemek istediklerimizi değil başkalarının duymak istediklerini söyleriz. söylemek istediklerimizi korkmadan söyleyenlere ise biraz kıskançlık biraz da hayranlıkla bakarız.
Siz sohbet etmek niyetindeyken, kendini size ispat çabasına girip, kurduğu tüm cümlelerin öznesi olan kişidir. kafa sallamaktan ve onaylamaktan başka çareniz yoktur. sohbet bitimi hızla uzaklaşırken kayıp zamanınıza üzülürsünüz.
Sevgilisinin sesini duyabilmek için jetonlu kulübelerin, mahalle bakkalındaki telefonun mecburi müptelası olmuş bir neslin çok net görebildiği farklardır.
Üçüncü sayfa haberlerinin, varoşların, bazen en modern sayılan yerlerin kadınlarıdır. ne çocuk,ne genç, ne kadın olmalarına izin verilmemişlerin yanıbaşımızda süren dramlarıdır. koca bir yalandan ibaret olan modern çağın modern köleleridir. eski kocası tarafından öldürülen, doğuda 3-5 koyuna, şehirde kariyer sahibine verilmek istenen, tecavüzcüsüyle evlendirilip hayatlarına tecavüz edilenlerdir.
Hergün işime giderken kullanmak zorunda olduğum Ankara-gimat'daki üstgeçitler bitmek bilmeyen merdiveleriyle tüm spor ihtiyacımı karşılıyor. o derece uzunlar ki yeni dostluklar, aşklar edinene bile rastladım. sanki can güvenliğimiz ve hayatımızı kolaylaştırmak için değilde sağlıklı yaşam ve sosyalleşme projesi olarak yapılmıştır. çin seddi görünümündeki bu üstgeçitleri kullanmak istemeyen ankara'lıya artık hak veriyorum.
kimi bekler bugünü heyecanla hediyesini vermek, süprizini yapmak için, kimi eleştirir, kimi sevgilisi olmamasının üzüntüsünü yaşar. ne kadar reddetsekte en azından bir cümle kurarız bugün için.
+ alo, aşkım sevgililer günün kutlu olsun.
- bırak bu kapitalist işleri.
* dıt,dıt,dııtt...
tunus'ta muhammed bovazizi adlı gencin kendini yakması üzerine, ülkede başlayan ayaklanma 23 yıllık laik diktatör zeynel abidin bin ali rejiminin sonunu getirdi. ilk kez bir rejim halk tarafından devrildi.
mısır'da devlet baskanı hüsnü mübarek aleyhtarları ile taraftarları arasında çıkan catışmalar sürüyor. mısır'ın en büyük muhalif hareketi hükümeti görüşmeleri reddediyor. mübarek ülkeyi kaosa sürüklememek için istifa etmeyecigini; ancak diğer secimlere katılmayacağını açıkladı.
ve yemen'de çıkan gösterilerden sonra 32 yıldır yemen'i yöneten ali abdullah salih hayat boyu görev başında kalmasını sağlayacak anayasa değişikliği kampanyasını durdurduğunu, 2013'te görevini bırakacağını açıkladı.
hepsinin ortak özelliği yoksul halkın uzun süredir değişmeyen yöneticilerine isyan ederek demokrasi istemeleridir.
sosyal sigortalar ve genel saglık sigortası kanunu ve kanun hükmünde değişiklikler öngören yasadır.bugün ankara sakarya'da yurdun her yerin gelen türk-is-kesk-disk-tmmob-ttb gibi sivil toplum örgütleri tarafından protesto edilmiş, meclise yürümek isteyen chpli milletvekilleri de dahil grup ve polis çatışmıştır. kanun hakkında meclisteki partiler;
akp: tasarıda işçilerin aleyhinehiçbir düzenleme bulunmamaktadır.
kesk baskanı: bugün tbmm'de görüşülmekte olan torba yasa tasarısı;yıllarca işçi ve emekcinin haklarının gasp edilmesi, gençlerin ve cocukların geleceğinin karartılması ve daha da karanlık sürece götürücü düzenlemeler var. bu yasada güvensiz çalışma ve kamu çalışanlarına sürgün vardır.
bdp: es baskanı gülten kisanak; torba yasasının içi de gerçekten adi bir torba, buldukları herşeyi koydular, tüm toplumsal kesimlerin haklarını özgürlüğünü kısıtlayacak.
demiştir.