Evet, Vardı böyle bir dönem. ünv de kaldığımız evin sokağında şok vardı ve gidip bira aldığımızı çok iyi hatirliyorum. Hatta yanına 1.50 TL ye soslu fistik alırdım. Tabii geçen bi baktım 5 TL olmuş soslu fistik. Vay be ne günlerdi... şu an böyle bir markette hayal bile edemiyorum icki satılmasını...
buradaki sahiplik kavramı metasal anlamda Kullanilmamistir; ruhen ve manen bir adayışın ifadesidir. yoksa her iki taraf ta kendisini dizginlemediği zaman, gerekli fırsat ve şartlar oluştuğunda başka birisini arzulayabilir. cinsel bakımdan değil sadece, hayatına alabilir, ilerleyebilir. ama sahiplendiğin zaman o kişinin sizin hayatınızda gelmiş olduğu yere başkası gelemez, bir şekilde buna müsaade etmezsiniz.
bu durum da sağlıklı ve uzun bir beraberliğin gereklerinden biri diye düşünüyorum. zira aşkın ateşi döndüğünde geriye kalanlardır bir iliskiyi asıl devam ettiren seyler...
Gerçek anlamda aşk dolu ve doyurucu bir sevişme sonrası bulutların üzerine çıkarak tatmin olan bir kadının bulunacağı haldir.
Mutluluk ve sevinç gözyaşlarıdır bu. Erkeğine inanmış, güvenmiş, aşık olmuştur.
Saçları ve yüzü okşanmalı, sevgiyle kucaklanmalıdır.
Kadınınıı aglatacak kadar güçlü bir orgazm yaşatamayan erkek daha tam anlamıyla olmamıştır. Bir noksanlıktır bu.
Ve bir kadın onu aglatacak kadar yoğun zevk veren bir erkek bulduysa kanımca doğru adamı bulmuş demektir...
Sabahtan alacan bulmaca ekli gazeteni, gidecen kahveye. Hava buz gibi... içeri girince her yerin ısınacak. Masanın birine oturup ince belli bardaktan demli bir çay veya oralet söyleyeceksin. bir taraftan yaşlı amcaların okey taşı sesleri, diğer yandan başka bir grup amcanın memleket meselesi tartışmaları içinde Sakin sakin gazeteni okuyacak, bulmacanı çözeceksin.
Evet, şu an kısa vadede yapmak istediğim tek şey bu. Yani bunun için de kömür sobası yakan bir kahve lazım. Sanırım çoğu kahvehane doğalgaz ile ısıtılıyor. Ankara dan özellikle varsa tavsiye almak isterim...
Biraz önce başıma gelen über hadise. Hadi 3 tl olsa tamam da bu dış mihraklar da çok abarttı. Kasada fiyatı duyunca güpgüzel kasiyerin karşısında etiketi görüp oha demekten alıkoyamadım kendimi.
Küçükken anamla Pazara giderkene 30 kuruş filan ödüyorduk buna. Hatta 4 kilosu 1 lira diyorlardı. Eski Türkiye zamanları tabii.
Ulan tek yaşıyorum ve 5k’ya yakın maaşım var. Artık anca karnımı duyurabiliyorum. Asgari ücretli açlığa mahkum herhalde. Vay validesini be.
olur da o vakte kadar hasbelkader başka bir biçimde hayata veda etmezsem 'artık yeter, buraya kadar' diyerekten gerçekleştirmeyi şimdiden planladığım, ve oldukça mantıklı ve makul gelen bir karar.
40 yaş ölmek için gerçekten çok ideal.. tabii çoluk-çocuk, geride kalanlar, hayatta ulaştığınız konum; hepsi bir etken ama bir insan hayattan alabileceği ne varsa büyük oranda bu yaşa kadar alır, bundan sonra zorlamanın manası yok. fiziksel performans düşecek, kas-kemik dokusu deforme olacak, hastalıklar ve sıkıntılar baş gösterecek; ve hatta bir noktada yüreyemez, tualetinizi yapamaz hale geleceksiniz. başkalarına muhtaç olacaksınız; ne lüzum var tüm bunlara?
Tadında bırakmak lazım, mesele bu
neredeyse her gece yaptığım eylem. Bir gün sonuç verecek, biliyorum ama bu sefer de beklemek yerine keşke başka şeyler yapsaymışım diye hayıflanacağımı da biliyorum. Hayat çok boktan be.
Kumandadaki on off tuşuna basınca açılması, yine kumandadaki zap tuşuna basınca kanalları değiştirmesi ve bir de ekstra dan usb portu varsa flash disk taktığında çalıştırabilmesidir.
Bu amına kodumun Philips i bunları bile yapamıyor. Daha alalı 3 ay bile olmadı. Yok ambilight mış yok 4K imiş hepsi hikaye. 3 küsür milyar para verdik. Servise gitti sorunu yok denildi. Pencereden aşağı atmamak için zor tutuyorum kendimi.
Amına koyayım senin Philips. Nası bi pisliksin sen ya
1500 tl ev kredisi
1500 tl ihtiyaç kredileri
800 tl kredi kartı taksitleri
200 tl; tv+internet+telefon faturası
250 tl; aidat ve su-elektrik-doğalgaz
500 tl; mutfak harcamaları
500 tl; dışarıdan yediğim yemekler
330 tl; kyk kredi ödemesi
350 tl; bes birikimi
150 tl; spor salonu
100 tl; bağış ve hibeler
Şeklindedir. Yalnız yaşıyorum ve genelde evden işe işten eve şeklinde bir yaşam tarzım var. Asosyal olduğum için sosyal ortamlara hiç harcama yapmıyorum. Sanırım evli olsam hayat çok daha zor olurdu.
Asıl hayatın okulu bitirince başladığını tahmin edemeyen gençlerin durumu. Öğrencilik kadar kebap bir şey yok. Tek derdin, Sınavları geçip kendine yatırım yapmak. Tabii bu dönemde yaşanılan geçim problemleri vs sıkıntıları bir kenara koyarsak hayatın en keyifli evresidir öğrencilik..
Daha doğrusu bu sabah 6 da kalkacak olmaktır. Neredeyse 3 buçuk saat kalacak. Aslında zamanında yatmıştım ama aniden irkilerek uyandım ve 1 saattir boş boş takılıyorum. Ah ulen be öğrenci olmak vardı şu an.
birçoklari için geçerli bi durum. üstün zekalı değillerse de ortalamanın üstündelerdir.
geçen 5-6 yaşındaki bir çocuk altunizade'den metrobuse bindi. önce arkadan ileriye doğru tek tek insanlara mendil satmaya çalıştı. bi de her ne kadar pis koksa da acayip sevimli bir kerata. neyse sonra en arka koltuğa geldi, paraları saydı ve bi torbaya sarıp cebine sivistirdi. bi de ekrana bakıp ineceği yeri tespit etmeye çalışıyor. merter'de ineceğim dedi eliyle gosterip. daha okuma yazma bilmiyordur, nereden anladı merter olduğunu.. neyse, merter'de metrobüs durdu ama çocuk inecektiki, arka kapı açılmadı. ondan sonra bana bakıp gulumsedi, hiç istifini bozmadı. sonraki durakta inip buraya gelmen lazım dedim, biliyorum dedi.
lan benim anlamadığım o yaşlardaki bir çocuk nasıl bu kadar yön tespiti yapabiliyor. okumasi da yok, nasıl istanbul gibi karışık ve keşmekeş bir yerde kaybolmadan oradan oraya gidiyorlar. bunun için kanımca normalin üstünde bi zeka lazım. yahu ben bazen evin yolunu zor buluyorum.
genelde batılıların filmlerinde nispeten daha azdır. bilhassa amerikan porno endüstrisi bu konuya çok duyarsız. naught america, brazzers gibi platformlarda ve popüler porno sitelerinde penetrasyon olayının fazlasıyla ön planda olduğunu görüyoruz. yani direk mevzuya geçiliyor. amatörlerde de keza öyle... tabi x-art ve babes konseptindeki pornoları bi kenara koyabiliriz; ama orda da sevişme tatmin eder düzeyde olmayabiliyor ve de bariz bir yapaylık seziliyor...
şunu söyleyebilirizki, özellikle amerikanlar çok hayvani bir şekilde sikişiyor. yani kültürel olarak da olayın hep ebati ve nicel kısmındadırlar. ne kadar daha büyük penis, ne kadar daha uzun penetrasyon, ne kadar çok bağırtma ve bol boşalma o kadar iyi sex'tir. önemli olan skordur yani. zaten senaryo olarak da oyuncular profosyonel biçimde salt cinsel hazza odaklanırlar ve hiç bir duygu da barındırmazlar.
oysaki hint sinemasında, ya da çinliler, hatta bi miktar ruslarda sevişme biraz daha yoğunluktadır. yani doğu kültüründe olayın duygusal kısmının nispeten ağırlıkta olduğunu görüyoruz. özellikle hint coğrafyasındaki kama sutra geleneğinin de etkisi olabilir bunda. uzak doğu ve hint filmlerinde sevişmenin daha yoğun olduğunu gözlemleyebiliriz.
sevişmek, esas olarak penatrasyondan farklıdır... yani elbette bir parçasıdır; ancak bu normal düzeyde ortalama 5 dakika sürebilir. oysaki öpüşmek, okşamak, koklaşmak, sürtünmek, tenlerin birbirini tanıması, sakince ve keyfini çıkara çıkara, sohbet ede ede bu olayın vuku bulması olaya ruh ve mana katar, hem de saatlerce sürebilir... yani yavan bir birleşmeden ziyade gerçek hazzın kapıları bu şekilde aralanır. nitekim ruh devreye girer. bu durum da çok kolay değildir tabi, herkesle yaşanamaz. hele şahsım gibi bu işin ruhsal kısmına yoğunlaşıyorsanız her filmden aynı keyfi alamadığınız gibi herkesle de sevişemezsiniz.
bununla beraber karşılılklı partnerler de burada önemli rol oynar. bilinilirliği açısından örneğin alexis texas hunharca sikilecek bi hatundur, halbuki ashlynn brooke (https://i.pinimg.com/736x...da73002c44450f036c535.jpg ) daha zariftir, ona hunharca girilemez. onunla yavaş yavaş başlar ve bir gece geçirilir. gelin görünki ashlynn abla hayvani amerikan endüstrisi içinde erimiş, doğru düzgün sevişemeden emekli olmuştur. şahsımda bütün filmleri mevcut olmasına rağmen doyurucu bir sevişme çok azında vardır. hele ki ashlyn jonny sins'e hiç gelmez, lakin biraz romantik fransız manuel ferrara abimizle gayet doyurucu ve güzel görüntüleri vardır, hoş manuel ferrara herkesle mükemmeldir zaten, kanımca adam adeta seks tanrısıdır, bu işteki en başarılı stardır.
diğer örnek, rocco siffredi-rosa caracciolo ikilisi olabilir. bunlarda hem sevişme yoğunluktadır ve seyir zevki de hadsafhadadır. filmleri şiddetle tavsiye edilir.
hülasa, sevişmenin daha yoğun olduğu filmler için doğu sinemasına yönelinebilir, yahut bazı rus porno filmlerinde de ön sevişmeler uzundur.
2014 yılında kurulmuş 2 kişiden oluşan amerikalı house music grubu. drinkee parçasıyla iyi çıkış yakalamışlar. aynen bu çizgide yeni parçalar çıkarsa sağlam bi fan kitlesi edineceklerdir.
"hanımların dikkatine! Ovarlok makinası ayağınıza geldi..." anonsunun yanında sanırım pek farkedilmeyen ve yıllardır mütemadiyen kulağıma gelen gizemli pazarlama anonsu. Lan bir tek ben mi duyuyorum yoksa bunu. Sürekli aynı ses tonundan bi adam gelip aynen böyle bağırıyor, ilginc olarak her defasında iki kez bardakçı deyip gidiyor.
Muhyiddin ibn arabi'ye ait, üzerinde bir ömür tefekkür edilesi çok derin mânâlar içeren söz.
bahsi geçen ariflik 'entelektüel bilgelik ve yüksek erdem' sahibi olma gibi dar bir kalıba indirgenemez. Buradaki ariflik, marifet kapısına varmış olmaktır. bizler daha tarikata bile girememişken bu sözü tam algılayabilecek yetkinlikte değiliz.
(bkz: dört kapı kırk makam)
Sözlükteki kan aranıyor ilanlarına paralel, bu da farklı, daha işlevsel bir proje...
uygun zaman, yer ve tarihlerde kan verebilecek olanlar buraya yazarsa, ihtiyacı olanlar aranıyor ilanlarına gitmeden bu başlıkta bize kolayca ulaşılabilirler.
ilk ilanı veriyorum;
A Rh (-) kana ihtiyaç olursa istanbul için her zaman buradayım.
(edit: hiçbir kronik rahatsizligim yok, epey sağlam ve sağlıklı bir bireyim)
sözlük yazarlarının bilgisayarındaki müzik arşivinin ebatıdır. merak edilir, var mıdır benden çok olan?
yaklaşık 10 senedir koleksiyonerim. an itibariyle 223 gb olmuş. içinde öyle rastgele müzikler değil, dinleyip beğendiğim en nadide, seçkin parçalar, eserler bulunur. cazz'dan pop'a, rock'tan klasik müziğe kadar her dilden bütün müzik türlerinin tarihten günümüze en nadide parçaları bulunur. şu an için 52511 parça var. benim kıymetlimdir. miras bırakmayı düşünüyorum.
awaze çiya adındaki gerilla grubunun halkların demokratik partisi için yaptığı ve bu partinin ne muhteşem bir proje olduğunu kanıtlayan süper ötesi seçim müziğidir.
gerçekten harika bir çalışma olmuş. her yönden büyük bir umut ve destek var, hdp gümbür gümbür geliyor.
işte bu;
gerçekten efsane bir film olmuştur. muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi siyasi parti seçim müziğidir. samimi, doğal, canlı, gençliğin enerjisini iyi yansıtan bir çalışma olmuş. cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de demirtaş için bir şarkı besteleyen hakan vreskala imzalıdır.
bir agnostik olarak hiç şüphesiz(oksimoron* ) ihsan eliaçık olduğunu düşünüyorum. adam öyle mantıklı, özgürlükçü şeyler söylüyor ki biraz daha dinlesem imana gelip namaza başlayacağım neredeyse. klasik şekilci ve katı din adamlarının aksine ahlak ve vicdan temelli, sorgulayıcı ve akılcı yaklaşıyor. en önemlisi de günümüz ve geçmişe dair egemenlerin şekillendirdiği, avamın sahiplendiği pek çok yerleşik kalıbı yıkarak dinin daha ziyade metaforik ve insani yönünü ön plana çıkartıyor, rasyonalize ediyor. şunu demiştir;
"zenginle fakir arasındaki kat 12 yılda 8 kat artmışken, sizin kıldığınız namaz, kestiğiniz kurban, okuduğunuz kuran, taktığınız başörtüsü, açtığınız imam-hatip, inşa ettiğiniz cami müslümanlık değildir. camilerdeki ezan, türbelerdeki zikir ve her ne varsa boştur. bu maun'un ihlalidir. bütün dindarlar bundan sorumludur ve yaptıkları tüm ibadet boştur.
gerçek şu ki, insanın yaşamını ideal biçimde sürdürebilmesi için gerekli en temel niteliklerdir bunlar. ekonomik olarak belli bir noktada bulunmak, ve hem bu noktaya gelen süreçler ve hayatı yorumlamak ve yönlendirmek için de akıl; bunlara ilaven hem fiziksel tatmin hem de insan ilişkileri için bir nebze güzellik gereklidir... bunlardan herhangi biri olduğunda her şeye rağmen hayatın bir alanında tatmine ulaşılabilir ve zincirleme halinde hayattaki başka katmanlara yelken açabilirsiniz. bunları barındırmayan bir insanın ise mutlu olabilmesi neredeyse imkansızdır. kendi içinde bir dünyası vardır belki ama yaşamı da bir tatminsizlikler yumağıdır. o halde bu üç özelliğinden de en dibinde olan bir insan neden yaşar ki?
bu insanlar belki "hayat yapbozunun" birer parçalarıdır. yalnızca insan oldukları için en temel hakları yaşamaktır. ama esasında salt mantıki bir açıdan bakarsak "toplum refahı" için varlıklarının kimseye bir faydası ve anlamı yoktur. çünkü başka kişilere muhtaçtır bunlar.
bu insanların birazcık düşünme yetileri var ise yaşamlarına son vermelilerdir. hatta fakir-aptal, aptal-çirkin insanlar da yaşamlarına son verip dünyaya yararına bir şey yapmalılar. organları ise yararlı bir amaç uğruna kullanılabilir.
aslında dünya böyle insanlardan temizlendiğinde ideal bir düzen kurulabilir.
evet, rasyonel bir açıdan bakarsak böyle insanlarının yaşamasının hiç bir sebebi yoktur. bu gezegende boşa yer kaplamaktadırlar.
hayata ve ölüme dair en basit, temel bir gerçekliktir. zira "umut, bazen yalnızca işkenceyi uzatır..."
insan hep belirli sınırlarla sürdürmeye zorunlu olduğu yaşamında hayatla baş edemeyeceğini anladığında çevresine ve kendine daha fazla yük olmak yahut bu anlamsız oyunu sürdürmek yerine tüm sorunlarını ve mutsuzluklarını, kökten ve kestirme bir yolla çözme hakkı ve iradesine sahiptir. bu insanın en doğal hakkıdır ve bir yönüyle tabiatta insan varlığına tanınan önemli bir ayrıcalıktır. aslında hayatın olağan seyri içinde de böyle bir karar alınabilir. bütünüyle kötü veya ahlaksız bir tarafı yoktur. yadırganacak değil, bilakis saygı duyulacak onurlu ve mantıklı bir seçimdir bu. kesinlikle böyledir.
çünkü o insanın kendisine duyduğu saygıyı ve onurunu gösterir.
ancak bu olay toplum olarak, dinsel manteliteyle oluşmuş bir ahlaksal çerçeve içerisinde çok kötü, acınası bir vaka olarak algılanıyor. intihar eden insanın arkasından çok değişik şeyler dillendiriliyor. halbuki bazı şeyler çok gözardı ediliyor. belki de intihar etmek aslında normal olandır. intihar etmemek anormaldir. belki de asıl sorun etrafımızda örülü yaşam düzenimizdedir...
eğer bir insan hayatla o kadar çabalamasına rağmen bir güç ve yaşam enerjisi bulamamışsa, aksine her şey giderek te berbatlaşıyorsa, kalbi ve bedeni umutsuzluklar içine hapsolmuş, acının ve ızdırabın surlarında debeleniyor ise elbette en net çözüm intihar etmektir.
çünkü bazen her şeyin bir çözümü olmuyor!
her şeye rağmen yaşamaya devam etme isteğine, yaşam bilincine ve cesarete sahip olan insan neden ölmek için de aynı bilinç ve cesarete sahip olmaz, neden bunu hep düşünür ama bir türlü uygulayamaaz ve neden sürekli bir şeylerden korkar da böyle bir iradeyi gösteremez, anlamak güç...
neden insan kendisini dünyaya böylesine sabitlendirir. bir yandan ölmek isterken bir yandan yaşamaya devam etmek ister? bu ne acı bir karmaşadır...
şüphesiz ki her insan çeşitli nedenlerle hayatında pek çok kez bu hakkı kullanmayı düşünür, hatta bazıları çok sık düşünebilir ama bir şeyler niyeyse onu hep vazgeçirir. gittikten sonra geride kalanları bir daha görmemeyi göze alamaz örneğin... ya da bir an kendisinin ve hayatının aslında çok değerli olduğu hissiyatına kapılır. o aşağılık benliği ölümü düşününce anlamlı hale geliyordur sadece..
hayat her şeye rağmen yaşamaya devam edecek kadar tatlı, ölmek isteyecek kadar usanç verici ama ölmek kadar da korkunç bir şeydir.
bazen geride kalan her şeyi bırakmayı göze alır ama bu sefer de öldükten sonra ne olacak kaygısı alıkoyar insanı. tanrının insanı bu kararından dolayı cezalandıracağından korkulur.
işte dinsel inanış eksenindeki bu anlayış insanı hep sınırlayıp özgür iradesine mani oluyor.
burada şunu düşünmek te lazım; böyle bir iradeyi gösterme ve seçim yapma şansını tanıyan tanrı insanı neden cezalandırsın?
zaten duyular dünyasında hiçbir şey kesin değildir. belki tanrı adı verilen varlık ceza olarak dünya diye bir yer yaratmıştır. hiç bir şeyi kesin olarak bilemeyiz.
insan yaşarken ölecek olduğunu bilebilir ama öldükten sonra da yaşamış olduğunu bilemeyebilir !
belki öldükten sonra üzülecektir bir kaç kişi. ama nasıl olsa geçecektir zaman içinde. hem zaman neyi geçirtmez ki?
intihara yönelik bir eleştiri de etik olup olmadığıdır. doğruluğu tartışılır belki ama gayet te mantıklı bir yoldur.
belki öldükten sonra üzülecektir bir kaç kişi. ama nasıl olsa geçecektir zaman içinde. hem zaman neyi geçirtmez ki?
ha insan elbette bazen çiçek açıp bazen solacak, daldan dala konup sonra uçacak, bazen de hızla dönüp bazen duracaktır. öyleyse hayattan neden korksun ve yok olmak istesin?
halbuki bazen de sorun hayattan korkmak, baş edememek ve bu yüzden vazgeçmek filan değildir. bazen sadece bir seçim meselesidir bu; yalnızca bir seçim... tutunamayanların seçimi ! mutlu ve bilinçli bir insan da pekâlâ böyle bir seçimde bulunabilir.
'intihar etmek bir kaçış değil, reddediştir' der nietzche. kaçma şansımız olmasa da reddetme imkanımız her zaman vardır.
tasavvufi düşünceye göre beden ruh içinde hapistedir. öyleyse er ya da geç özgürlüğüne kavuşmalıdır.
nereden geldiğini bilmediğimiz kavramlar, kutsallar yığını her yanımızı sarmışken nasıl mutlu ve özgür olabiliriz ki? özgürlük sandığımızın çok ötesinde. ama özgürlüğe kavuşmak için de bir oyuna dahil olmak zorunda olmamalı insan. istediği zaman bu oyundan çekilebilmelidir.
burada yaşamaktan vazgeçtik ve 'her şey olamamanıburada yaşamaktan vazgeçtik ve 'her şey olamamanın verdiği acıya' dayanamayıp kıymetini anlayamadığımız ruhumuzu 'zamanın sonsuz maviliğine' salıvererek hiç bir şeyin olmadığı bir yerde "sonsuz şefkatle sarmalanan bir hiç" olmaya karar verdik. yalnızca sevgi ve şefkat bile özkıyıma gitmek için yeterlidir...n verdiği acıya' dayanamayıp kıymetini anlayamadığımız ruhumuzu 'zamanın sonsuz maviliğine' salıvererek hiç bir şeyin olmadığı bir yerde "sonsuz şefkatle sarmalanan bir hiç" olmaya karar verdik. yalnızca sevgi ve şefkat bile özkıyıma gitmek için yeterlidir...
tolstoy, "sonsuz zamanın içinde, maddenin sonsuzluğunda organizmadan kopan küçük bir hücre var. bu hücre bir süre bekliyor ama sonra dayanamayıp patlıyor. işte ben bu hücreyim demiştir, bir kitabında.
işte o organizmayı bile neden yarattığı meçhul olan tanrı bu kararı neden cezalandırsın ki? buna ne hakkı var?
siz bir kum tanesisiniz yalnızca. bir kum tanesinin trilyonlarca kum tanesi içinde ne önemi olabilir ki. belki tasarlanan katrilyonlarca projeden biri sekmeye uğradı. bunun ne önemi var ki? bunun için neden üzülsün?
ve neden üzgün olduğu ve başkalarını da üzmek istemediği için buna bir son veren oyuncağını daha da üzsün?
gidecek bir yeri yoksa insanın, mânasızlıklar içinde acılarla boğuşuyor ama her şeye rağmen de bir nebze olsun aklını kaybetmemiş ise intihar etmeli ve bir son vermelidir bu oyuna...
intihar etmek hiçliğe geri dönmek demektir. hiçik ise ne mutluluk ne de mutsuzluktur. yalnızca yokluktur.
ve insanın özü de bu olduğundan asıl yeri orasıdır. istediği zaman her şeyi rededilmelidir...
...................................
Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
Tanrılara ödül insanoğluna ceza ise
Kalbim bağışlanmayacak bir şey yap
Katlanma kendine ve bu dünyaya...
hep kendini yineliyorken sesler kokular
Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün
Ölümsüz olmak kadar ürkünç bir şey
Bu dünyaya alışmak duygusu...
ne güzel tatil yapiyoduk her gün dondurma yiyip pes oynuyoduk ama okullar aciliyo. çok sikici ya. keşke okul diye bi şey olmasa uff. hoca bissuru ödev veriyo. ama bence okulun en güzel yani kizlarin bacaklarına bakmak. özellikle büşra ve asli yi çok özledim. belki sizde ozlemisinizdir.
iste oyle. bakalim hayirlisi ya
inanılmaz güzel bir hazdır. çoğu zaman zevk verebilir. sövmek istemem ama buranın genel seviyesi ve buraya rağbet eden kitle henüz kişiliği olgunlaşmamış, ilgi budalası, afedersiniz biraz da ot beyinli ergenlerdir. ya da issiz güçsüz, niteliksiz insanlar. elbette kaliteli insanlar da çok ama yoğunluk olarak boyle. bu durumu göz önüne aldigimizda dolayisiyla eksi almak, begenilmemek iyi bir işarettir. zaten çok artı alıyorsanız o zaman problem vardır.