hayat; sonsuzluk içerisinde, ömrümüzle sınırlandırılmış zaman dilimi. ne kadar yalan. sanki herşey benle varoldu ve benle yok olucak. kartaca savaşı benim için oldu, rönesans benim için yapıldı, kavimler göçü benim için oldu, haçlı seferleri benim için düzenlendi, dünya coğrafyası benim için var. arkana bakmadan bunları sindirmek ve basite indirgemek ne kadar anlamsız. yaş 20, cahit sıtkıya göre, yolun dörte birini çoktan geçmişim. daha başında olmak mutluluk verici mi yaşamanın, son dörtte üçü boyunca da tırmalamak. çok mu ayrıcalıklıyım herkesin beklentileri aynıyken hayattan...
yok olacak herşey, herkes biliyorum; benden sonra. herşey benim için benimle var sanki, herkes. uludağ sözlükteki 6000 yazar, türkiyede 70 milyon insan, dünyadaki 3 milyar kadın, empire state, sırrını gizeminde taşıyan piramitler, geceyi çıkartabilmek için sigara aldığım büfe ve amerikan tütünü. çok mu megolamanca veya saçma geldi. hayat belki de; subjektif bakabilme yetinizi yitirmenizden ibarettir ve kendinizi onun merkezine oturtum sorumluluğu altında ezilmeniz... ve bencilleşmek! ne güzel demiş nazım yaşlılık üzerine, bencillikten yola çıkarak;
kalın boynu kırışan kızım
imkansızdır ihtiyarlamamız bizim
etin kemikten gevşemesine br başka tabir gerek
ziraki ihtiyarlamak; kendinden başka kimseyi düşünmemektir.
galiba ihtiyarladım... ya da yaşlanmama sebep olan, bana günlerdir kendimden başka bir insan sesi dinletmeyen duvarlardır. evim, odam ve uyandığımda, mutfakta kaynayan bir çaydanlık sesi duyayamamamdır. yada yitip gidecek bir sesten korkmam... her ne olursa olsun, kendi seçimin değilse de zevk almayı beceremiyorsun her zaman. ne varsa içimde hayata dair...
boyumdan büyük cümleler kuramıyorum hayata dair, korkuyorum.
kader var mıydı gerçekten? beni edilgen bir kalıba sokan, arsız bir çocuğun elinde oyuncağa çeviren... peki tanrı? dünyaya geldiğimde yalnız olmadığımı kulağıma fısıldayan o sonsuz kudret(!).
kendine ait bir yalnızlık ve dünyana ait bir sukunet... insan bir jack daniels tan başka; daha ne isteyebilir ki... kendi ellerinle yerle bir ettiğin eserini izlemek için prime time saatlerde, kumandaya sarılmış bir şekilde üçlü koltukta uyurken beyninde yankılanan hayatın içinden, arkası yarın cümleler için. kapı çalınır da kalkıp açmaya üşenirsin.
tanrının malzemeden çaldığı bir zemin üzerine oturtulmuş bir hayat ve kat sakinleri... ve o temele tek bir şeyi, tek bir kişiyi oturtmak. ve de onun gitmesiyle tüm binanın üzerinize çökmesi. ne kadar acımasız. çok şey istemezsin halbuki ondan. olduğu gibi kabullenmeye hazırsındır, şartları o koyar ve sen kabul etmeye hazırsındır. sadece tek bir gün daha "bugünü de sağ salim atlattık yarabbi şükür" der gibi son anda yetişen pizzacıya. insanların birbirine güvenmek için yıllarını verdikleri bir ortamda ona güvendiğin için güçsüz düşersin, sadece onu beklediğin için. çok şey istemezsin, sadece hayatını paylaşmak istersin. çok anlam yüklersin, ve herşey "o"nun yok olmasıyla anlamını yitirir.
ne kafamdakileri yazabiliyorum, ne de yazdıklarım aklımdan geçenler. aksi şeytanın zihnime oynadığı oyun ve hayatın düşüncelerime koyduğu sansür altında eziliyorum.
galiba bu sefer ben kaybettim, ve çaresizce boyun eğdim.
teletubbies isimli televizyon programında ilk kez görülen vakadır. bu sevgi dolu, sevimli, sinir bozucu yaratıklar, (dipsy ve laa laa) çiçekleri kimin sulayacağı konusunda anlaşmazlığa düşmüş, olay birbirlerine girmelerine sebep olmuştur. sonuç olarak çiçekleri yağmur bulutu sulamıştır kavga bitmiştir. fakat yine de dünya televizyonlarında bir ilk yaşanmıştır.
yılların teletubbies izleyicisiyim böyle vaka görmedim, çocukların zihinsel gelişimini derinden etkileyebilecek bir durum. zaten çocuklarımızın gelişimi programın kendisi sebebiyle tehdit altındayken, bir de böyle kavgalara seyirci kalmalarına izin vermemeliyiz.
norveç'in türkiyeden 100.000 türk işçi istemesinin ardından, göçün gerçekleşmesinden bir zaman sonra çekilebilecek film *. zamanında tahta bavullarıyla almanyaya giden işçileri akıllara getirir.
birer marslı olan erkeklerin ortak olarak muzdarip olduğu sorundur. iki farklı gezegen ve birbirinden çok farklı iki türün anlaşması zordur. bunun üzerine hayatınızı bile verseniz o engin mertebeye erişemeyeceksinizdir. zira venüste size yer yoktur. ama derseniz;
sözlükten takip edilebileceği üzere bu kadar tanrı tarafından korunmaya muhtaç ırk varken yetkililerin alarma geçip tüm dünya ırklarını korumaya almasıdır. alınan önlemlerden bazıları;
popülasyon dağılımında ezici bir üstünlüğe sahip oldukları için buna ihtiyaç duyulmuştur. hatta kalabalık olduklarından çinliler için "av sezonu" açılmıştır. beyaz saray verimli bir av sezonu geçmesini temenni ettiğini açıkladı. george w. bush'undomuz mermilerini bulamayışı av sezonu öncesi gerginlik yarattırken mermilerin rice'ın dolabından çıkmasıyla gerginlik sona erdi. bush'un mermilerinin rice'ın dolabında ne aradığı kafalarda soru işaretleri yaratırken, show tv uçan kuş ekibi olaya el koydu. pekine hareket eden ingiltere kafilesiyse kraliçenin ocağı açık unutması sebebiyle geri dönmek zorunda kaldı. iransa pakistan sınırında durdurularak arama yapıldı, kafilede arabanın torpido gözünde nükleer silah tespit edildi, ahmedi nejat polise sakal atarak olay mahalinden uzaklaştı. çine hareket eden başka bir kafileyse fransadandı; fransız hükümeti, ermenistan başbakanı levon ter petrosyan'a siz gitmek için zahmet etmeyin rakıları hazırlayın biz getiririz beraber yeriz, demesi üzerine erivanda büyük barbekü partisi için hazırlıklara başlandı.
tüm çin halk cumhuriyeti panikte.
tatil amaçlı gittikleri ülkelerde boylarının kısalığı yüzünden birilerinin sürekli üstlerine basmasından dolayı öldüklerinden küçük yaşta japonlara basketbol eğitimi verilmesiyle üstesinden gelinmeye çalışılan durum. efes pilsen bu projeye 1 milyon dolarlık yardımda bulunmuş ve abdi ipekçiyi idman sabahası olarak açmıştır. danone de japonya'ya 2 konteynır büyümix gönderdi.
sert stopper anlayışını benimsemiş italyan defanslar yüzünden, yapılan araştırmalar sonucunda italyan halkının %99.99'unun tek kaval kemiği olduğu tespit edilmiştir. yetkililer çareyi; servet çetin ve takoz recep gibi futbolcuları türkiyeden getirerek italyan halkına tatlı sert defans anlayışını oturtmakta bulmuştur. berlusconi servet çetin karşılığında galatasaray'a 5 milyon avro+parlementodan iki politikacı önerdi, galatasatay'ın teklife sıcak baktığı alınan haberler arasında.
ülkede politik olaylar, eylemler ve propogandalar günlük hayatın rutinlerini oluştururken ve cafe bombalamayana kız verilmezken, türkiyede yapıldığı gibi bir 80 darbesi benzeri uygulama denenip 20 yıl içerisinde apolitize olmuş bir nesil elde etmek hedeflenmektedir. danışman darbeli matkap olarak türkiyeden kenan evren davet edilirken, önden bir kargo uçağıyla yağlı boya tablolarını gönderen evrenin kendisinin de önümüzdeki günlerde arjantine uçacağı alınan haberler arasında. olaylı ilgili "asmasınlar da beslesinler mi?" şeklinde bir açıklama yapan evren aynı zamanda fanatik bir boca juniors taraftarı olduğunu dile getirdi. buenos aires havalimanında kalabalık bir taraftar ekibinin şimdiden kenan evreni karşılamak için beklediği öğrenildi.
sağcı solcu gruplardan, dinci ve ateistlerden, holiganlardan, sosyal demokratlar, ülkücüler, fanatik islamcılar ve bir çok uç gruptan sonra tek eksik kalan grubuydu sözlüğün onlar da geldi tam oldu.
sol framde esen turancılık rüzgarı ve akın akın kavimler göçü kokan atsız akınlardan sonra alınması gereken önlemdir. zira bunlar bi yerleşirse gitmez, tarihte de gördük.
türkçeyi doğru kullanmayı öğrenemeden, ne acıdır ki hack işine kalkışmış insan. "en geç bu sabah en erken yarın akşam" diye bir saçmalık olabilir mi ey serdar beheeey! yada günleri öğretmek lazım;
"bak serdar şu an gece ve önce sabah olur sonra akşam olur, o yüzden en erken sabah olmalı anladın mı? mesela bu elma güneş olsun bu limon da dünya. limon hem kendi etrafında hem de elmanın etrafında dönüyor, gece gündüz, mevsimler, yıllar oluşuyor. anladın mı? afferin!"
söylememiş, din demiş, ama marx hayatta olsaydı muhakkak benzer bir söylem dile getirirdi. adam yüzünden 2 saattir sözlükte ne futbol ne siyaset ne de din tartışıldı. hakikaten serdar facebookoglu kitlelerin afyonudur.
an itibariyle sabah haberlerinde izlediğim olay. barış akarsu'nun trafik kazası ardından birden gündeme gelen ve birçoğumuzun daha önceden haberinin olmadığı, fakat ardından, benzer kazaların sık sık yaşandığını öğrendiğimiz tehlikeli kavşakta, sinyalizasyon önlemi almak yerine sürekli ambülans bekletilerek alınmış önlemdir. şaka gibidir. çok mu zordur trafik lambaları koymak. onun yerine 24 saat ambülans bekletilerek can kayıplarına engel olabileceklerini mi düşünüyorlar. ne komik ülkeyiz...
nedenini bir türlü anlayamadığım olaydır. niye durup dururken karıncalanır ki serçe parmak. kangren mi olucam nedir. halbuki iğne de batırdım gayet güzel acıyı hissedebiliyorum( ohh işte gerçek). hayırdır inşallah deyip misafir mi gelicek acaba demişimdir.
insana koyan bir durumdur. masanızdan "çınn çın" ve muhabbet sesi yükselmez, tek başınıza şarkı söylersiniz, mezeyle karnini doyurduğu için azarlayacağınız bir arkadaşınız, 3...2...1...den sonra sizi öldürmeye teşebbüs edercesine boynunuza atlayan kimse yoktur. kadehle su bardağını birbirine vurursunuz ve "sağlığıma" deyip içersiniz.
ölümün ardından 6 saniye sonra gerçekleşen beyin ölümünün, 6 saniyelik süreç içerisinde düşündükleridir bir nevi hayatın gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmesidir belki de. ama hep merak ettiğim o 6 saniyedir.
tsubasa'nın geçtiğimiz sezon sonu yapmış olduğu basın toplantısında gönlünün fenerbahçede oynamaktan yana olduğunu belirtmesiyle başlayan ve fotomaç'ta çıkan "tsubasa aziz yıldırımı arayıp; başkanım beni alın" dedi, iddialarıyla ortaya çıkan söylenti. juan Laporta, tsubasa'yı 70 milyon avro karşılığında fenere satabileceklerini belirtirken, fenerbahçe transfer haberini yalanladı. fotomaç'ın önceki günkü haberine göre de çoktan anlaşmaya varılmış ve tsubasanın fenerbahçe formasını giymesi artık an meselesiydi.
önemli kalemleri de birbirine düşüren transfer iddiası için ömer üründül tsubasa'nın fenere çok şey katacağını belirtirken yine de rüştü'nün şampiyonlar liginde yılın kalecileri arasında yer almayışına anlam veremediğini söyledi, okurlar günlerdir üründül'ün bu sözleri altında bir alt anlam arasalar da aslında öküz altında buzağı aradıklarını fark edip üründülü kendi haline bıraktılar.
futbol tv programlarında da yer alan önemli haber için ali sami alkış tsubasayı koray avcı ile kıyaslamaya kalkınca turgay şeren sinirlenip ali saminin sözünü sert bir şekilde "ebenin .mı ali sami" diyerek kesti! bunun üzerine gökmen özdenak "nobre orada bir sene kenarda oturmuş sen muğa goyim tsubasa'yı alac..." derken araya sunucu günetekin onay'ın girmesiyle program karıştı. turgay şeren, gökmen özdenak'ı mikrofon kablosuyla boğmaya kalktı buna kızan güntekin onay turgay şerene 5 farklı dilde küfür etti, ali sami alkış'ın da güntekin onay'a "ne karışıyorsun döver de sever de" demesiyle program aldı başını gitti. bu hal karşısında rtük koridorları da karışıtı ve tüm televizyon kanallarını bir yıl kapatma kararı aldılar.
önceki gece oynanan türkiye - portekiz maçının spikeri ilker yasin ise "tsuuuubasaaaa tsubasaaa eğer fenerbahçeye gelirse çok duygulu anlar yaşıycam inanın bana onun maçlarını sunmak bana onur vericek, biz kazanıcaz, fenerbahçe kazanıcak, türkiye kazanıcaaak! artık onlar düşünsün!" diyerek transfere karşı olan tepkisini vurun kahpeye filmindeki çığırtkan imam tadında ortaya koymuştur.
artık tüm türkiye gözünü bu transfere dikmiş ve iki kulübün anlaşmasını beklemektedir. ** **
yazarların sanki gece rüyalarında görüp de "sabah olsa da başlık açsak" diye kapıldığı hastalıktır. günün ilk ışıklarıyla beraber yazarlardan girilip basketbolculardan çıkılmış kalecilerden tutun konerden gol atanlara kendini aşmıştır. **
an iti bariyle 5. nesil çaylaklar için yapılabilecek önerilerdir. çaylakken girdikleri entrylerde bu önerileri kullanmaları yanlış olur, zira sözlük maceraları kısa sürer. yazar olduktan sonra ise işlerine yarayabilecek önermelerdir. kim celebrity olmak istemez ki sorusunu akıllara getirir. bunlardan bazıları;
- dini yermek yada göklere çıkartmak
- proleterya sınıfını ayaklar altına almak
- ekmek bulamazken pasta yemek
- siyasi görüşlerinde bir saf tutmak
- eğer bayan usersa bunu her fırsatta belli etmek
- ilk günden itibaren ayar verme çalışmalarına başlamak
- milliyetçi tartışmalarda 2 zıt kutupta uç noktalara dahil olmak
gibi şeyler olabilir. * (bkz: anket doldurmak) ***
ihtiyaçlar hiyerarşisinde piramitin dibine vurmuş, sefil, aç, evsiz barksız insanın söylemi bir nevi haykırışıdır rahatlamak için maslow u dövmek ister.