genelde parşömen kağıdının o çekiciliğini unutup dijitalitenin o mükemmel hazzına varmak isteyen yazarların içinde bulunduğu eğilim, hatta kendileri.
şaka lan şaka.
çok matah bir şey sanılır genelde. yazan birey bir giriyle dünyayı kurtaracağını falan zanneder. fakat (tekrar söylüyorum) bilmez ki diğer yazarların aslında sikinde değildir bu yazdığı ve anca sidik yarıştırmak, self-masturbasyon (masturbasyon zaten kendiyle yapılır, daha şey olsun diye öyle yazdım.) ve fikirsel tatmin için içinde bulunulduğunun bilincindedir. ya da bu bilinçle okunması gerekir. sözlük sadece geniş internet aleminde günde milyon hit alsa bile, bu hitleri gerçekleyen kitlenin dikkatini dağıtan çok olgu olduğu için bir web sitesi olmasıyla kalır. heh tam olarak bu bilinci tersleyen de internetin kendisini iletişim aracı zanneden harbi barzo kesimdir. bu barzo kesim zaten ki öğrendiği şeyleri internetten öğrendiyse, ortada reel, gerçek hayata dair hiç bir faktör yoksa klavye başı aktivizmine, salya aka aka yazı yazımına maruz kalır, kendiler ki kişi kendine böyle durumlarda dışarıdan bakamaz.
zamanında insan bunu kendisi mi yarattı, yoksa tanrı kendi kendinin farkındalığını insanın beynine mi soktu bilemiyorum ancak, böyle bişi var.
din buna yaratım gözüyle bakıyor, insan aklı kendinin yaratılabileceği konusunda hemfikir ki bu edim, tarihin başından beri var. tee ilk insana uzanıyor.
olay az önce söylediğim şey olsa. mesela adem geliyor dünyaya, yaratıldığından haberdar olmadığını varsayıyorum, dürtülüp hey seni ben yarattım diyen bir tanrı mı var, yoksa adem dünyanın ilk şizofreni vakasını o an mı gösteriyor, sergiliyor?
hepisinden öte acep adem'in kendisi ruhunu mu keşfediyor, düşünüp de mi buluyor hepsini? kendiyle özdeşleştirip hiç'liğe mi varıyor yoksa ne kadar olmadığını düşünsem de hakikatten cennet bahçesi diye bir bahçe mi var?
tanrı farkındalığı aslında kendi öz farkındalığından ziyade, toplum farkındalığı mı?
modern dünyada cevabını bulması zor sorular zincirinin kendi farkındalığı.
paso başımın üstünde gezdirdiğim kitaptır. sonra yere düştü. sonra kaldırdım kütüphaneye koydum. sonra tekrar aldım. sonra tekrar koydum. an itibariyle de konya'ya gezmeye gitmiştir bu kitap.
edit: başlık başıma kalmış. benden önceki arkadaş baskıya dayanamamış olacak ki silmiş entriyi, gitmiş. bu da böyle kalsın bakalım, iron iron ironik olsun gari.
çok güzel bir başlık gördüm, boşmuş doldurayım dedim.
futbolcuların mahalle serserileri gibi konuşmaları öyle bir şeydir ki, mahalle serserisi olgusunu kabullenmek dışsallaştırmak ve olumlamak bu bağlamda da futbolu ve/veya futbolcuyu eleştirmek doğaldır. aynı zamanda bu bir eğitim sistemi/eğitim düzeyi eleştirisi de olabilir fakat provakatif takılacağım. benden mantıklı argümanlar beklemeyin.
bu mahalle serserileri öyle şerefsiz mal, piçbokgöt insanlardır ki, lanet olasıca pis stilleri, dimdik saçları, yakadan iki düğme açık gömlekleri ve altın bilezikleri vardır. (bu sadece bir tanımdır yoksa bende biliyorum.)
mahalle serserileri çok iğrenç şeylerden bahseder, bütün gün karı-araba-futbol geyiği yapar ve oturur gıral tivi izler. o yüzden çok iğrençtir.
disc 1:
* live at sticky fingers sept. 7, 2004 (90 minutes)
01. f(r)iend
02. the quiet place
03. dead alone
04. touch of red
05. like you better dead
06. my sweet shadow
07. evil in a closet
08. in search for i
09. borders and shading
10. superhero of the computer rage
11. dial 595 escape
12. bottled
13. behind space
14. artifacts of the black rain
15. moonshield
16. food for the gods
17. jotun
18. colony
19. pinball map
20. only for the weak
21. trigger
22. cloud connected
* live at hammersmith, london dec. 27, 2004 (40 minutes):
01. pinball
02. system
03. cloud connected
04. in search for i
05. fucking hostile
06. behind space
07. quiet place
08. trigger
09. touch of red
10. my sweet shadow
* soundtrack tour 2004 - live
01. only for the weak
02. clayman
disc 2:
* live in madrid
01. system
* live in australia/japan
01. dial 595 - escape
* soundcheck in london
01. dial 595 - escape
* soundcheck in london
01. touch of red
promotional videos:
01. f(r)iend video
02. my sweet shadow video
03. touch of red video (extended dvd version)
04. the quiet place video
* jester tv universal access (50 minutes):
- about in flames
- interviews with band members
- about the metallica show in madrid
- behind the "quiet place" video shoot
- behind the "touch of red" video shoot
- other videos: "f(r)iend", "evil in a closet"
- about the start of the "soundtrack" tour 2004
- summer festival
- "like you better dead" at metaltown
- about the japanese tour
- about the australian tour
- l.a. roxy
- about the hammersmith concert
- about the judas priest tour
- 666 at scandinavium
- backstage tour
- about the sticky fingers concert
in flames yakıştırması. tamamıyle doğrudur, in flames bu dünyanın gelmiş geçmiş en iyi gurubudur. anlamak için colony, clayman dinlemek sonra da in live we trust seyretmek yeterlidir.
deviantart gibi kutsal saydığımız biçemde, sanatının bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğine mütevellit olaya bakış açımızla alakalı bir durumdur bu. zira deviant'ta ne kadar süper işler bulunsa da genel itibariyle sıçıp batıran iğrenç, rezil işler de barınmaktadır. adı üstünde imajdır. birisi sıçmığımı fotoğraflayıp koysa bile kimse onun sanat olup olmadığını tartışamaz.
eğer bir gün olur da gülmek, yarılmak için bakarsanız, sadece günün popüler resimlerine göz atmanız yeterlidir. ve zaten kendi içinde humorous adında bir kategori barınmaktadır.
hislerle işi olmayan, olayın sadece mantık yönüyle ilgilenen insanların belirli bir ideolojiyi veya fikri daha iyi anlatmak maksadıyla kullandıkları yöntemdir. fazla bir görsel değeri yoktur genellikle "eser"'lerin. bu yönüyle insanlara "sanat nedir?" sorusunu sorar. zira bireyin veya toplumun estetik kültüyle fazla bağdaşmaz.
ayrıca modern sanat sonrası ve/veya ötesi anlamına gelir.