Herkes büyük göğüslerin yaş ilerledikçe zamanla sarktığını ve daha büyük görünüme sahip olduğunu bilir. Ancak küçük göğüsler için bu durum söz konusu değildir.
**Fiziksel aktiviteye yardımcı:
Büyük göğüslere sahip olan birinin fiziksel aktiviteye katılması her zaman bir endişe içerisinde olur. Özellikle spor yaparken ya da yüzerken bu durumun sıkıntısını fazlasıyla yaşarlar. Ancak küçük göğüslere sahip kadınlar için bu durum daha kolay ve rahattır.
**Kolay giysi seçimi:
Küçük göğüslü kadınlar için her zaman kıyafet bulmak daha kolaydır ve daha fazla seçenekleri vardır. mesela push up hariç her türlü sütyeni rahatlıkla takabilirler
**Rahat uyku:
Büyük göğüsler uyurken ağırlıklarından dolayı sorun yaşatabilir. Özellikle sırt üstü yatma konusunda büyük sıkıntılar yaratabilir. Ancak küçük göğüsler için böyle bir durum söz konusu olmadığı için daha rahat bir uyku geçirirler.
Ayrıca Viyana Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre büyük memeler, küçük memelerden yüzde 24 daha az duyarlı. Meme ucundan duyarlılığı ileten sinirler küçük memelerde daha gergin oluyor.
Eski bir atasözü der ki: "Bir insana balık vermek yerine, balık tutmayı öğretmek daha iyidir." Çok doğru. Ama şöyle bir durum var. Olur da bir gün hepimizin balık tuttuğu nehri gelir de biri satın alırsa ve bize balık tutmayı yasaklarsa ne olacak? Ya da güzel giyinimli, göbekli, gülüşünden attığı adıma kadar evet ben parayım, paranın babasıyım diyen biri nehrimizin kenarına fabrikasını kurarsa ne olacak? Fabrika atıklarıyla beraber nehir zehirlenirse, balıklar zehirlenirse ve biz zehirlenirsek ne olacak? Ne bileyim ne olacak.
Rüzgarın uğultusunda sigaralarımızı içiyorduk. Ağzımızı herhangi bir kesici alet açmıyordu.
Sigarımızı çekerken çıkan ses rüzgarla amansız bir savaş veriyor, dumanımız rüzgarın peşinden koşuyordu içindeki nefreti kusmak için. Dayanamadım.
"Moralimi sanayiye götürmem gerek" dedim.
"Biliyorum" dedi.
Böyle durumlarda, kimse neden diye sormak istemez. Bilinir ki, dertsiz başa, dert almak çoğu zaman mantıklı bir şey değildir. Sustum ve bir sigara daha yaktım. 3 saniyelik bu süre içerisinde, bütün olanlar Ferrari marka arabanın hızını hiçe sayarak beynimde makaslar atmaya başladı. Rüzgar hızını kesti. Elimi cebime attım ve arnavut kaldırımların üzerindeki kimsesiz taşları saymaya başladım. Aldığım her nefesin ömrümden çaldığını bildiğim halde, yeniden doğmanın hesaplarını yapıyordum, hesap makinesi kullanmadan. Kurduğum hayaller, gerçekliğe karşı çıkıyor, uçurtmalarım uçaklara kafa tutuyordu. Beklemeden, nefes almadan, tiryakiliğe, zamlara aldırmadan bi' sigara daha yakıyor, içimdeki yangınları söndürmeye çabalıyordum. Sular kirli, sular zehirli, sular berbat. Yangınları söndürüyor bu sefer bağırsaklarımdaki amiplerle mücadele ediyordum. Belki edemiyordum. Doktor oluyordum ve ilaç yazıyordum kendime, bağışıklık sistemime aldırmadan.
Döndüm sigara içtiğimiz yere, yapraklarını arnavut kaldırımları üzerindeki yalnız taşlara armağan eden ağacın yanına ve tekrar "Moralimi sanayiye götürmem gerek" dedim. Ve ilk defa duymuş gibi "Biliyorum" dedi...
Strateji oyunu sevenler için oldukça keyifli, bağımlılık yapan, sabır isteyen bir oyun.
son güncellemeden sonra 9. seviye ve 10. seviye köy binalarında ganimet bulmak çok zor hale gelmiş. sanırım biraz yeşil taş almaya yönlendirmeye çalışıyorlar. 9. seviye/91. levele geldim ben daha ihtiyaç duymadım taş almaya ama alan arkaşlarım var ciddi paralar yatırmaya başladılar bakalım ne olacak sonları.
not: oyunla ilgili sormak istedikleriniz varsa yardımcı olabilirim. ayrıca seviyeli klan arayan arkadaşları bekleriz.
iddia ediyorum bu filmin tamamını hiç izlememiş, günde 15 dakikalık özetlerini yarım yamalak izlemiş yüzlerce insan bulabilirim. bir kanal da çıkıp filmin tamamını bir gecede verse rating rekorları kırar, eminim.
87 yıl önce... 87 yıl sonra...
87 yıl önce onlarca farklı etnik kökenden mucizevi şekilde bir devlet kurmuştuk...
87 yıl sonra bir devletten yine mucizevi şekilde iki-üç devlet çıkarma sevdasına kapılanlarla uğraşıyoruz!
87 yıl önce tek ulus olabilmek için, ortak dilimizi en iyi konuşmanın ve yazmanın derdindeydik... Amacımız birlik olup, güçlenmekti...
87 yıl sonra ortak dilden vazgeçtik. Bölünüp, güçlerimizi ayırmaya odaklandık!
87 yıl önce dinimizi, kendi dilimizle öğrenip, gereklerini yerine getirmek için atağa kalkmıştık..
87 yıl sonra dinimizi, kendi dilimizle öğrenme ve ibadet etme hakkımızı kaybettik!
87 yıl önce çıktığımız yolda, fakir ulusa para kazanmayı öğretmek için Köy Enstitüleri kuruyorduk...
87 yıl sonra geldiğimiz nokta, fakir ulusa oy karşılığı erzak ve kömür dağıtmak!
87 yıl önce fabrikalar inşa ediyorduk..
87 yıl sonra bu fabrikaların tamamını sattık, sattıklarımızın yarısından fazlasının kapanmasına göz yumduk!
87 yıl önce sanayide ve tarımda kendine yeter bir ülke haline gelmek için atağa kalkmıştık..
87 yıl sonra toplu iğneyi ve karpuzu bile ithal eder olduk!
87 yıl önce hayata geçirdiğimiz modelle Avrupa’ya özgürlük ve demokrasi dersi veriyorduk..
87 yıl sonra özgür ve demokrat olmadığımız için Avrupa Birliği’ne alınmıyoruz!
87 yıl önce benimsediğimiz sistemle kadınlarımızı kısa sürede seçme ve seçilme hakkına kavuşturmuştuk... Dünyaya örnektik...
87 yıl sonra kadınlarımıza, “Siz sadece doğurun... Çalışmayın, üretmeyin, sizin yeriniz evinizdir” dediğimiz için, kadın-erkek eşitliği sıralamalarında dünyaya rezil oluyoruz!
87 yıl önce pozitif bilimleri öğreniyorduk..
87 yıl sonra metafiziğe merak sardık!
87 yıl önce kız-erkek bir arada okuyorduk..
87 yıl sonra karşı cinsin bizim için ne kadar tehlikeli olduğunu keşfettik ve okullarımızı ayırdık!
87 yıl önce çok sesli müzik dinleyip, vals yapmaya çalışıyorduk..
87 yıl sonra açık alanlarda ilahi dinleyip, biz bize kaldığımızda göbek atıyoruz!
87 yıl önce hukuk devletine geçmiştik; kadı efendilerin yerini cumhuriyet savcıları ve hâkimler almıştı..
87 yıl sonra temel hukuk kurallarını, ulemaların fetvalarıyla tartışır olduk!
87 yıl önce öğretmenlerimiz başımızın tacıydı..
87 yıl sonra milyonlarca öğretmen adayı açıkta ve başımızın belası..
87 yıl önce yüzlerce ayrı meslekten esnafın bir arada çalıştığı çarşılarımız vardı..
87 yıl sonra sadece Çin ve Avrupa mallarının bir arada satıldığı alışveriş merkezlerimiz!
87 yıl önce Karaköy-Beşiktaş arasını at arabasıyla 15 dakikada gidiyorduk...
87 yıl sonra yüz binlerce liralık lüks otomobillerle iki saatte gidemiyoruz!
87 yıl sonra yollar bir saat önceden kesildiği için, devlet adamlarımızın nerede ne yaptıklarını bizzat takip ediyoruz!
87 yıl önce cahilden ve okumamıştan korkuyorduk..
87 yıl sonra okumuşları kodese tıkıp, cahillere umut bağlar olduk!
87 yıl önce milletvekilliği yemini bir anlam taşıyordu...
87 yıl sonra bir formalite oldu!
87 yıl önce annelerimizin, ablalarımızın başı yine bağlıydı ama altlarına daracık pantolonlar giymiyorlardı...
87 yıl sonra bazı kadınlarımız dini kuralları yeniden yorumlayıp, seksi kıyafeti, makyajı ve türbanı bir araya getirdi!
87 yıl önce Araplar bizi taklit etmeye çalışıyordu...
87 yıl sonra biz Arap hayranı olduk!
87 yıl önce Anadolu’nun en küçük kasabasında bile, kimse kimsenin yediğine-içtiğine karışmıyordu...
87 yıl sonra bazı büyük şehirlerde bile içkili lokanta kalmadı!
87 yıl önce otobüs firmaları için bilet satan amcalar yolcunun cinsiyetini merak etmiyordu...
87 yıl sonra “Bayan yanı mı? yı keşfettik!
87 yıl önce Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp cumhuriyeti kuranları saygıyla ve rahmetle anıyorduk..
87 yıl sonra “Neden padişah efendimizi gönderdiniz” diye hakaret ediyoruz!
87 yıl önce “Mustafa Kemal Paşa, Çok Yaşa” diyorduk...
87 yıl sonra yeniden “Padişahım Çok Yaşa” demeye başladık...
87 yıl önce ülkeyi nasıl yöneteceğimize Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karar veriyorduk..
87 yıl sonra ABD’ ye ve AB’ ye sormadan karar alamaz olduk!
87 yıl önce millet olmayı öğreniyorduk...
87 yıl sonra ümmet olmayı dayatıyorlar!
87 yıl önce Cumhuriyet ilan edildiğinde tüm kentlerin en büyük meydanlarını doldurup, büyük bir sevinç yaşamıştık...
87 yıl sonra resmi tatili fırsat bilip, iki-üç gün kaçamak yaptığımız için seviniyoruz..
87 yıl önce onca yokluk içinde mutlu ve umutluyduk...
87 yıl sonra her şeyimiz var ama ne mutluyuz ne de umutlu!
87 yıl önce geleceğimiz vardı...
87 yıl sonra yarının ne getireceğini bilemez olduk!
bırakın bir 87 yıl sonrayı.. Acaba 7-8 yıl sonra böyle bir yazı yazabilecek mi? Yazarsak bedeli ne olacak?
Fransız filmlerini,müziklerini,insanlarını,ülkesini,dilini oldum olası sevmişimdir..Bu nitelikler için de filmi izlememde önemli rol oynadıklarını söyleyebilirim.
Çocukluktan başlayıp büyüyüceye, evleninceye kadar ve kendilerine ayrı birer hayat kuruncaya kadar ilerleyen bir oyun serüveni izledim filmde...Her iki karakter için rollerine biçilmiş kaftan olduklarını belirtmeden geçmeyeyim.
Filmin büyüsüne öylesine kapılıyorsunuz ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.Bu inatçılıkla dolu hikayenin sonu nasıl bitecek diye düşünüp duruyorsunuz.Aynı Amelie gibi bu filmde de renk cümbüşü vardı.Normal soluk renkli filmlerin aksine rengarenk bir yapım izliyorsunuz...
Herkesin de bahsettiği gibi filmi sountracklarını dinlemenizi tavsiye ederim...izleyin-izlettirin pişman olmazsınız..
--spoiler--
YGS sonrasında adaylara mektup gönderen, ALES adaylarına ise mail atan ÖSYM başkanı Ali Demir, bir sonraki sınav skandalında adayları facebook'ta dürteceğini açıkladı...
--spoiler--
--spoiler--
"hayatımda hiç ödül almadım. genelde kıdem tenzili aldım ben. bugün buraya gelmemin tek nedeni vardı, o da içimden geçenleri söylemek. ben iyi bir adam olamadım. ama kimsenin de adamı olmadım. hep doğru bildiğim yolda yürüdüm. ama bugün, siz beni yoldan çıkardınız. kendi yolunuza soktunuz. bana kendimden utanmayı öğrettiniz. vicdanımı kirlettiniz. o ödülü, bana o çeteyi çökerttiğim için vermediniz siz, o ödülü, o katili serbest bıraktığım için verdiniz. tabak iyi... ama çekin amına koyayım ben..."
--spoiler--
--spoiler--
Aynı damardan iki TV dizisi, 'Behzat Ç.' ve 'Leyla ile Mecnun' birbirlerine konuk olacak
Pazar akşamlarının vazgeçilmez dizisi, Behzat Ç. ve ‘akıllı gençlerin’ yeni gözdesi ‘Leyla ile Mecnun’ birbirine misafir olacak. Evet, bu iki dizi ortaklaşa birer bölüm çekiyor.
Kaba sabalığını saklamayan doğal diyalogları, evde çorapla oturan norm...al insanları, cinayetli minayetli macerası ve komik karakterleriyle Behzat Ç.’nin çekimine kapılmamak zor. Üstelik kendisine edebiyattan aşina olmamıza rağmen... insanlar hem romanlarını hem de dizisini sevdiklerine göre kendisini televizyonlarımızın en iyi edebiyat uyarlaması ilan edebiliriz. Leyla ile Mecnun ise, rüyasına giren ak libaslı dedeyi evinin salonuna buyur eden, kendini çöllere vurduğunda kutup ayısıyla burun buruna gelen, iyi halli mahalle tiplerinin birer absürt kahramana dönüştüğü benzersiz bir başka dizi.
* * *
iki ayrı kanalda gösterilen bu iki dizi pek yakında birer bölümlüğüne iç içe geçecek. Sevgili komiserimiz Behzat Ç. ve arkadaşları, Star TV’den çıkacaklar, gidip TRT 1’de gösterilen Leyla ile Mecnun’a dalacaklar. Leyla ile Mecnun’un (tabii ki şaşkınlıktan) bir cinayete karışan kahramanlarını gözaltına alacaklar. Daha sonra, Behzat Ç.’nin yeni bölümünde Mecnun’u, babası iskender, Yavuz Hırsız, Bakkal Erdal ve müzmin işsiz ismail’le birlikte Ankara’da, cinayet büroda ifade verirken izleyeceğiz.
Leyla ile Mecnun’un absürd gerçekliğiyle, Behzat Ç.’nin gri atmosferi arasında bir benzerlik var mı, yok. Peki bu işbirliği nereden çıktı? Edebiyat aleminde kendini gösteren bir ‘ruhdaşlık’ halinden.
Şöyle açıklayalım. Behzat Ç.’nin yaratıcısı Emrah Serbes ve Murat Menteş ile Alper Canıgüz, iletişim Yayınları’ndan çıkan romanlarında, biraz mahalleli, biraz tutunamayan ve kırgın, biraz bıçkın ve kavgacı, fakat ille de ironik ve hatta eğlenceli bir dil kurdular. Kendi içine yıkılmış bir başkomiser, büyümüş de küçülmüş bir oğlan çocuğu gibi karakterlerin hikayelerini bu dille anlatarak 2000’lerde Türk edebiyatında yeni bir damar açtılar ve yavaş yavaş büyüyen bir de hayran kitlesi edindiler. (Sinemaya uyarlanan Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in yazarı Barış Bıçakçı’yla, Ankara’da yaşayan Sezgin Kaymaz gibi başka isimleri de bu damara ekleyebiliriz.)
Edebiyattaki bu rüzgarın, sinemadaki karşılığı ise Onur Ünlü oldu. Senaryosunu yazıp, yönetmenliğini ve hatta yapımcılığını üstlendiği tamamen kendi imalatı filmlerindeki kendine özgü o tuhaf alemle dikkat çekti. Bol ödüllü üç filmin ardından şu sıralar Onur Ünlü’nün son işi ise bir TV dizisi: Leyla ile Mecnun.
Bu ekibin kafa dengi buldukları isimlerle birlikte yazılarını yayımladıkları ‘afilifilintalar.com’ diye bir internet siteleri var. Onları kendilerine yakıştırdıkları gibi Afili Filintalar diye anmak da mümkün. Ama, daha şahanesini Fatih Özgüven buldu; önceki gün ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’le ilgili yazısında da söylediği gibi: ‘Oğuz Atay sonrası oğlan çocukları’.
* * *
Hakikaten Oğuz Atay’ın dünyasına, diline, hikayeciliğine, ironisine ve açık sözlülüğüne yakın duran, ama ondan ‘çok sonra’ki bir döneme denk gelen bir yazar grubundan söz ediyoruz. Aralarına girmeden de anlıyoruz ki onlar en çok erkek erkeğe olduklarında eğlenen, lise ekibinin tadını ömür boyu taşıyan oğlan çocuklarından. Hayatla meselesini hallederken aralarda bir yerlerde yolunu kaybetmiş erkek karakterlerin hikayelerini anlatan, bu karakterlerini çok seven bir grup yazar.
‘Behzat Ç.,’ ve ‘Leyla ile Mecnun’ dizilerinin ortak kökeni, ‘Oğuz Atay sonrası oğlan çocukları’ damarı. Her ikisi de neredeyse tamamen erkek karakterlerden oluşan diziler de bu damarın popüler kültür versiyonları. Unutulmaz buluşmaya iki hafta var: 4 Mayıs’ta Leyla ile Mecnun, 8 Mayıs’ta ise Behzat Ç. ortak bölümleri yayımlayacak.
"heyyoo", "yaşasıııın", "mutluluktan geberiyoruz ahahahay" triplerindeki bu tip tanıdık geliyor mu gençler? peki, evinde her daim okulun en güzel kızlarını ağırlayan ve onlar yokmuş gibi davranıp saçları dik kankileriyle sürekli plazma karşısında cips atıştıran cool tip. ya çikolotayı yanlamasına ısırırken zevkten ayakları yerden kesilen bebe.
mesela şu reklamlara koy x bir devlet üniversitesi öğrencisini samimi söylüyorum selçuk'un yerine messi'yi oyuna sokmuşçasına izletirsin reklamı. hayır sonra üniversite ortamını gerçekten karılı kızlı, plazmalı, pes atmalı, bol coşkulu ortamlar sanıp sonra hayal kırıklığına uğrayan adamlar var. benim derdim o.