phoenixs ashes
308 (vizyon sahibi)
sekizinci nesil yazar 2 takipçi 33.50 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    atama ve bayrağıma dokunma

    1.
  1. 8 nisan 2013 pazartesi günü trakya üniversitesinin web sitesi yeni hali ile hizmete sunulmuştur. ancak bir kaç değişiklikle;
    türk bayrağı,
    tc ibaresi ve
    mustafa kemal atatürk'ün resmi kaldırılarak!!!

    bunlar, türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu atatürk'ün, "hayatta en hakiki mürşid ilimdir." sözünde bahsettiği ilmin evi olan eğitim kurumundan kaldırılmıştır. bu hafife alınacak bir durum değildir. sessiz kalındığı sürece, bazı şuuru yitik insan bozuntuları amacına ulaşacaktır.

    göz göre göre geçmiş silinip, unutturulmaya çalışılmaktadır. bu yapılanlar yalnızca atatürk'ün değil, milli mücadelede sakarya'da, dumlupınar'da, çanakkale'de can vermiş dedelerimizin ve halen itin köpekleri tarafından canlarından olan nice şehidimizin kemiklerini sızlatan bir olaydır. saymış olduğum azizlere, açılmış bir savaştır.

    artık yeter! susmayalım! haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır! bitsin artık bu saçmalık!

    biz trakya üniversitesi öğrencileri olarak 15 nisan pazartesi saat 12.30 da buluşarak rektörlüğe yürüyüşümüzü gerçekleştireceğiz ve bayrağımızı, atamızı tekrar sitemizde görene kadar vazgeçmeyeceğiz.
    2 ...
  2. atabegan ı saltanat

    1.
  3. -3. Selim'in nizam-ı cedid programını uygulamadan önce aldığı ilk resmi ve kesin uygulamalardan biridir.
    -genç ve ıslahatçı bir kadrodur. gerekli dinamizme sahiptir. yeniliğe açıktır.
    -bu uygulama bir yönden bakıldığında hatadır. çünkü, kadrolaşmanın ve iktidarın el değiştirmesine sebep olmuştur. padişah-sadrazam ve atabegan-ı saltanat...
    -bu durum güçler dengesinin tamamen değişmesi, yönetimde hizipleşmenin( ayrılma, bölünme) ortaya çıkması ve merkezi otoritenin zayıflamasına neden olmuştur.
    1 ...
  4. yağmura hasret kalmak

    1.
  5. toprak gibi onla yenilendiğini düşünen kişi hissiyatı.
    1 ...
  6. her şeyin anlamsız olduğu gerçeği

    1.
  7. bir şeylere anlam yüklemenin hayal kırıklarıyla dolup taştığı dünyada gün geçtikçe yitmek demek.
    1 ...
  8. hiç bir yere sığamamak

    1.
  9. bir iç sıkıntısıyla gelen his. gitsen gidecek yerin yok, kalsan halinden anlayan yok. ne yapacağına bilememe durumu.
    2 ...
  10. trambolinde zıplamak

    ?.
  11. sahi kaç zaman geçti üstünden? en son ne zaman yapıldı bu bakıldığında pek bir anlamsız, ama keyfi paha biçilemeyen eylem. bilmiyorum..

    sıcak, hatta çok sıcak bir haziran günü. sokağa işi gücü olmayanın çıkmayacağı türden bunaltıcı bir hava. aslında iyi hissetmeye çalışıyordum kendimi zor hava şartlarına rağmen. ve tabi ki gülümsemeyi de ihmal etmeden. bir yere gitmem gerekiyordu, istanbul'dan arkadaşımın gönderdiği poşeti teslim alıp oradan da ablamın ricasını yerine getirmek üzere yanlarına gidecektim. bu iki mesaim arasında yaptığım kısa bir yürüyüş esnasında, araçların gürültüsüne kulaklarımı tıkamış müziğimi dinlerken, içerlenecek bir şeyler bulmuştum yine kendime. n'oluyor sana phoenixs ashes diye kendimi anlamaya çalışıyordum. sohbet ettik diyemeyeceğim çünkü bir sohbet yoktu aramızda. diğer ben sessizliği seviyordu. bir sonbahar hüzünlendirir beni sanırdım. - burada ki hüznün anlamı benim için mutluluktur.- oysa güneş, ışınlarını şehrime dike yakın açılarıyla düşürürken, tam da bu saatlerde şakaklarımdan süzülen tere bir kaç damla göz yaşı karışmıştı. bu kez cidden anlam veremiyordum. 10 dakika mesafelik yürüyüşüme epey şey sığdırmış olmanın ve bir nebzede olsa hüzne bulanmış emsalsiz huzurum, bana kendimi iyi hissettirmişti.

    nihayetinde ablamın ricasını yerine getirmek üzere görevime başlamıştım. bir buçuk saatliğine de olsa, yıllardır yaşayamadığım bir ana, hiç bir şey düşünmeden geçirilecek bir zaman dilimine gebeymiş meğerse haziranın kasıp kavuran bu günü.

    ***

    1980-1990'lı yıllarda, arafta kalmış çocukluğumu hatırladım da bugün.

    çamur önemliydi bizim için, su topraksız, toprak susuz bir şeye benzemiyordu yada biz benzetemiyorduk, belki de tek başlarına bir işe yaramıyorlardı. yok yok, biz benzetemiyorduk. toprağa kıvamını alana kadar su eklenir ve avuç içleri birbirine paralel yuvarlardık ellerimizle. şakacıktan misafirliğine gittiğimiz, aramızda 1 metre mesafe var yok komşumuza elimiz boş gitmemek için.

    çimlerde, tarlalarda itinayla atardık adımlarımızı ki ezilmesin kır çiçekleri.
    papatyalar ezilmesin, ezilmesinler ki en renkli hayallerimize taç yapabilsin annelerimiz.

    ev üstüne ev olmaz mı? olur bal gibi olur.
    köy yerinde çatılar vazgeçilmezleridir çocukların. teker teker çıkarılır oyuncaklar, kilimler. adeta küçük bir ev inşa edilir ev üstüne.

    ezan vakti beş dakika daha dışarıda kalma mücadelesi verilir, annenin seslenişine karışan serzeniştine.

    ***

    yıl 2012.
    sıcak, hatta çok sıcak bir haziran günü.
    üstünden yıllar geçmiş, 1980-1990'lı yıllarda kalmış. ömrümün bu gününde ise, içimde eskitmemeye çalıştığım çocukluğumu, o zamanların özgürlüğüyle yaşamak istedim. topraksız kalan suyun da, susuz kalan toprağında başlı başına bir işe yaradığını bildiğim çağımda onları ayrılmaz bir bütün olarak düşünmek istedim. o zamanlarda dizlerimizde kabuk tutsun diye beklediğimiz, tuttuğunda koparılan, koparıldığında da geçmek bilmeyen yaralar unutulmuş, onun yerini bugün yar'a dönüşmüş yaralar almıştı.

    tramboline binelim mi denir tramboline çıkalım mı, trambolinde zıplayalım mı denir ne denirse işte ondan, "olur tabi" diye cevap verdiğimden pişman olmadığım, hiç olmayacağım bir şeydi sanırım bu. çünkü, artık çocuk değildim, ergen de değildim. büyümüştüm.

    ***

    çamurla suyu ayrı tutacak bir çocukluğu yoktu, çünkü betonerme yapılar arasında 6 yaşına ulaşmıştı bile.
    çatılarda ev üstüne ev kuramazdı. çünkü bir zamanlar hayal dahi edilemeyen gökdelenlerin olduğu dünyaya, 5-10 katlı bir binada açmıştı gözlerini. yani, çatılara çıksa bile ancak kendisini çıkarabilirdi. o zaman çocukluğu da çoktan geçmiş olurdu.

    sıcak olması sebebiyle etrafta işinde gücünde olan bir kaç garson ve soluklanmak için oturmuş içeceğini yudumlayan bir kaç kişi dışında pek kimse yoktu.

    trambolinde zıplıyorduk. değişik bir özgürlük hissi. aramızdaki yaş farkını eşitleyen tek şey, zıplayabileceğimiz kadar yükseğe zıplama isteğimiz ve aynı tınıdaki kahkahamızdı belki de. o farkında değildi elbette bende nasıl bir etki bıraktığının. ben bir yandan tadını çıkarmaya çalışırken, diğer yandan düşüp bir yerini incitmesin diye gözümü ondan ayırmıyordum. derken.........

    ***

    -"heheeehe sen benim yaptığım gibi zıplayabilir misin?" dedi.
    +"bilmem. deneyeyim bakalım." diye cevapladım.

    dengemi kaybedip minderlerin üstüne diz üstü düştüm, hassas bir noktaya düşmüş olmalıyım ki minderin yumuşaklığından ziyade bir sertlik hissettim. dizim de o tarifsiz sızı. bu acıyı nasıl da özlemişim.

    sahi kaç zaman geçti üstünden dizlerimizde yerini yar'a bırakmış yara izleri olmayalı?

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    fonda:http://www.youtube.com/wa...xzbeg0i&feature=share +

    gözümden sakındığım kerem'e teşekkürlerimle...
    3 ...
  12. leyla ile mecnun belgeseli

    1.
  13. bugün 00:10' da yayınlanacak belgeseldir.
    2 ...
  14. telefonun katili olmak

    ?.
  15. sayın sözlük kardeş, çok doluyum çok içerledim, bak öyle böyle değil, bir kaç ay önce almış olduğum telefonumu gözlerimin önünde parçalayabilirim. niçin mi? anlatayım.
    tuş kilidini yanlış girdiğim sevgili tatlı şirin telefonum, android işletim sistemine sahip olduğundan gmail oturum hesabımı istedi. ama ben onun şifresini de unuttum. ya sözlük, android telefon benim neyime? bugüne kadar kamerasızını kullandım da ne oldu? gidip de bundan aldım da başım göğe mi erdi? hayır. hayır elbette.
    beni çıldırttı anlıyor musun sözlük, çok doluyum. şu an acil arama dışında telefon hiçbir işime yaramıyor. gelen mesaj yada çağrılara bakamıyorum. ne yapmalıyım bilemiyorum. müşteri hizmetleri servise gönderin dedi. ama gönderirsem 10 gün sürermiş. göndermezsem müşteri hizmetleri fabrika ayarlarına döndürecek ve her şey hallolucak. ancak her şey silinecek ve hiç kıyamıyorum.
    çok kararsızım çok. ve kendime öfkeli. ya sen nasıl unutursun ya nasıl?
    neyse ki sabırlıyım daha şiddet göstermedim telefona. ancak bu göstermeyeceğim anlamına gelmiyor, her an katili olabilirim.
    1 ...
  16. özleyip de gidemeyeceğimiz yer

    ?.
  17. çok özleyip deli gibi gitmek istediğimiz fakat elden bir şey gelmeyen, gidilemeyen, gidilemeyecek olan yerdir.

    çocukluğumuzdur.
    3 ...
  18. zamansız giden

    1.
  19. zamanlı gelmemiş olması olası olandır.
    1 ...
  20. atatürk hain miydi sorunsalı

    1.
  21. bazı kimselerin atatürk' e "o muydu, bu muydu?" gibi çirkin yakıştırmaları yüzünden, türkiye cumhuriyeti devletinin 100. yılını göremeyeceğini üzülerek düşündürten sorun-saldır.
    ne denir ki bu fikri mensup şahıslara, hitleri, che'yi bağrına basar, mustafa kemal'i hain yapar.
    yapmayın etmeyin arkadaşlar!
    yazıktır günahtır!

    (bkz: başlık başıma kaldı)
    0 ...
  22. nasıl ağlıyorsun

    ?.
  23. nasıl ağlıyorsun?diye soracak olursan
    bir kadeh rakıya bir damla kan damlar gibi
    mutsuzum
    mutsuzluğun ansiklopedisi oldum bu pezevenk şehirde
    her günüm a’dan z’ye kan.

    çünkü nahif çocuklar yağmurda yanarak büyür
    şehirlerin tersine.

    (bkz: jan ender can - ağlama meleği)
    1 ...
  24. kapıların ardında

    1.
  25. Bazen kalabalık, bazen yalnızsındır..

    Bazen kalabalıklar içinde yalnız, bazense yalnızlığında kaybolacak kadar kalabalık hissedersin kendini..

    Bir kapı gıcırtısı, pis bir koku, soğuk duvarlar ve birbirine uzak yüzleri buluşturan tuzak hayatlar, rutubet tutmuş tavanına bakarak geceyi sabah eden tutsaklar..

    Uzun bir koridor... Kapılarında numaraları yazılı içlerinde çeşit çeşit hikâyeleri barındıran 10-15 metre karelik ilaç kokan, kimisinin korkuyla ölümü beklediği, kiminin en kıymetlisini kucağına alarak “Hoş geldin” derken havayı ciğerlerine ilk kez çektiği, bazense son nefesini verdiği yer.

    Bazen kendini en özgür hissettiğin o yerdir odan...
    bazen çığlık atmak isteyip de atamadığın susturulduğun zindan…

    + karanlık..
    - karanlık mı? Diyerek gülümsedim.

    Bu soru beynimde yankılanırken, çarşafı çekildi gecenin. Hızla perdenin aralığından süzülen güneşi dünyama sokmamakta kararlı yeltendim pencereye doğru.

    Sevgi maktulü olmuş papatyalardan taç yapacak bana. Alabildiğine uzanan yeşilin toprağa karıştığı zamanlardan birinde elimi sıkıca tutmuştu. Zümrüt yeşili bir elbise giymiştim, puantiyeli bir bant saçlarımın önüme düşmesini engelliyordu. Bir sürprizi olduğunu söyledi ve çantasından fotoğraf makinesini çıkardı.

    “ikinci el.”dedi. Eskiyi, yaşanmışlıklara dokunabilmeyi severdi.

    Uzun zamandır bunu istediğini biliyordum, artık zamana karşı koyabileceğiz, derken mutluluğu iliklerime işlemişti. Akrep ve yelkovanı yakalamanın peşine düşmüştük çimlerde uzanırken. Uzun zaman sonra ilk kez anı yakalayabiliyorduk. Papatyalar topladı hafif eğimli bir araziden. Çok zaman geçmeden gökyüzündeki bulutlar renk değiştirmeye başladı, güneş hala kendini gösteriyordu ama damlalara engel olabilecek kadar güçlü değildi.

    “Gök kuşağııı” diye bağırıp kollarımı iki yana açıp delicesine gülmeye başlamıştım. Gülüşüme kahkahası karışıyordu, yağmura da biz… Koşmaya başladık, akreple yelkovanı geride bırakıp, yağmurla yarışırcasına hızlı.

    “Zamanı yakalaaaa...”diye seslendi ve ses çığlığa dönüşerek uzaklaşmaya başladı.

    -Bana mı seslendin?

    Koşuyordum, nefesim kesilmek üzereydi. Uyandım.

    Odamın kapısı çalıyordu. annem rutin kontrollerini yapıyordu.

    Duymazlıktan geldim. Bu bir yanılsamaydı, gerçekliğini yitirmiştim tüm duyguların. Çok zaman geçmemişti. Küllükten gelen izmarit kokusu tüm ciğerlerimi sarmış gibiydi. Ve soğuk hiç terk etmemişti odamı.

    bazen çığlık atmak isteyip de sessizleştirildiğim odamda, kendimi en özgür hissettiğim yerde rüyadaydım.

    Kirpiklerim birbirinden ayrılana değin özgürdüm işte…
    ve yalnızdım.

    Bir siyah beyaz fotoğraf vardı elimde ve üzerinde birkaç damla izi…
    1 ...
  26. ergen takıntısı olan mallar

    1.
  27. 13-18 yaş aralığındaki arada kalmış hayatın bu dönemini, genelleyen geri zekalı kitleye karşı söylenmiş bir ifadedir.

    bilimsel olarak da kimsenin yok sayamayacağı, ömrü yeten herkesin geçtiği bu dönemi elinde evirip çevirip eğlence malzemesi yapıp bu dönemi atlatan gençler üzerinde nasıl bir etki bırakacağını düşünmeden hareket eden zihniyetsiz zihniyetlerin " hahahah ergen" diye dillerine doladıkları bu kavram aslen "buluğ çağı" dır. (herkesin bildiğine emin olsam da)

    baylar bayanlar, kaydıraktan kayanlar aramızda bu dönemi atlatan nice insan var şüphesiz. aynı zamanda bu dönemimizi unutan da nice öküzler var aramızda. sanki analarının karnından 30 yaşında atmışlar kendilerini. evet oradan sinirli gözükebilirim çünkü asabım bozuldu.

    diyeceğim şudur ki, onları zorla büyümeye sevk etmek yerine ya da ergen diyerek gayet doğal olan bu durumu anormalleştirmemiz acaba ne kadar doğru?

    kalın selametle..

    ha bu arada, bu ergenlik çağındaki bir gencin sitemi değildir. bu çağı atlatalı epey olmuş birinin nacizane fikridir.
    1 ...
  28. başbakan taburcu edildi

    1.
  29. an itibari ile alınan habere göre bağırsak kanseri olduğu, fakat medyaya yansıtılmadığı öğrenilmiştir. sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.
    1 ...
  30. 16 yaşında aşk

    1.
  31. ilk aşkın yaşanacağı muhtemel yaştır.
    0 ...
  32. para her kapıyı açar lakin kilitleyemez

    ?.
  33. Friedrich Engels 'ın sözüdür. düşündürür.
    2 ...
  34. finallere çalışamamanın vicdan azabı

    1.
  35. insanı tüketmeyen azaptır. içini yer, kemirir durur. notlar hemen yanı başında gözünün içine içine bakar fakat cezbetmez.
    1 ...
  36. en sade doğrular mı en renkli yalanlar mı

    1.
  37. bir zamanlar Uzak doğu'da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış. yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine, kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş, bir gün ülkesindeki tüm gençleri çağırmış. "artık tahttan inip, yeni bir imparator seçme vakti geldi sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş. gençler şaşırmışlar, ancak o devam etmiş "bugün hepinize birer tohum vereceğim. bir tek tohum.. ama bu çok özel bir tohum. evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. sizi yetiştirdiğiniz tohuma göre değerlendirip, birinizi imparator seçeceğim."

    gençlerin arasında Ling diye biri varmış o da diğerleri gibi tohumu almış. eve gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş. sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. her gün sulayıp, büyümesini bekliyorlarmış.

    yaklaşık 3 hafta sonra, diğer gençle tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayretle kendi tohumunda hiç bir değişiklik olmadığını görüyormuş.3,4,5 hafta geçmiş... hala hiç bir farklılık yokmuş. diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederlerken, Ling çok üzülüyormuş. imparatorun onu beceriksiz sanmasından çok endişeleniyormuş. ancak, arkadaşlarına hiç bir şey demiyor, sabırla bekliyormuş.

    sonunda 1 yıl bitmiş ve tüm gençler bitkilerini, imparatorun huzuruna getirmişler. Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince annesi onu cesaretlendirmiştir. Ling boş saksıyla saraya gitmiş. saraya varınca gördüğü bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış.

    sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling arkalarda bir yerlerde saklanmaya çalışıyormuş.

    "ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. bugün biriniz imparator olacak."demiş imparator.

    aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling'i fark etmiş, hemen muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling öne geldiğinde, imparator adını sormuş. "adım Ling" demiş. tüm gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. imparator onları susturmuş. Ling'e bakıp kalabalığa doğru dönmüş.

    "yeni imparatorunuzu selamlayın.adı Ling." demiş. Ling inanamamış. imparator devam etmiş: " bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. siz ekip sulayıp 1 yıl sonra getirecektiniz. ama hepinize kaynamış tohum vermiştim. asla büyümeyecek olanından. ancak Ling dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi. çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. oysa sadece Ling, içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaretini gösterdi. onun için yeni imparatorunuz Ling olacak."

    "en sade doğrular mı? en renkli yalanlar mı?..."
    0 ...
  38. hayatın göz kırptığı anlar

    1.
  39. hayatın kendini hatırlattığı anlardır. birini düşünürken hiç beklenmedik bir anda araması, sokakta dolaşırken ahh şimdi o da buralarda olsaydı da görseydim şöyle uzaktan dedikten iki dakika sonra karşı kaldırımda belirmesi gibi durumlarda "hayat göz kırptı" dediğim anlar.
    1 ...
  40. yazarları bıktıran şeyler

    1.
  41. bazen anlık bazen uzun vadede insanı hayattan soğutan, sinir bozan, moral kaçıran şeylerdir.

    cinsel içerikli, özellikle kadınlara sataştığınız (üstüne alınma) başlıklardan,
    odamda sigara içememekten,
    yarın erken uyanıp günü kaçırmayacağım endişesi ile uyumaktan,
    gelecek kaygısı taşımaktan,
    ........................
    bıktım.
    3 ...
  42. uludağ sözlük işsiz tayfası

    1.
  43. 2 yıllık, 4 yıllık okumuş, okumamış fark etmeksizin işsiz olan kişilerin olduğu yazar topluluğudur. yada bir çoğu benim gibi okulu bitince diplomalı işsiz olacağını düşünüyordur.
    2 ...
  44. hayatın tuzu biberi

    1.
  45. sevdiklerimizle yaptığımız kavgalardır.
    0 ...
  46. yazarların odalarında sigara içemiyor olması

    ?.
  47. odalarında özgürce sigara içebilen kişilere karşı kıskançlık duygumu kabartan,içimi sızlatan bir durumdur.

    kafam bozulur bir sigara yakasım gelir yakamam çünkü kardeşimle aynı odayı paylaşıyorumdur.
    canım sıkılır uyuyan kardeşimden sessizce özür dileyerek pencere kenarında bir sigara yaktığım anda annemin odaya gelmesiyle henüz yakmış olduğum sigarayı dışarı atmama,özellikle kış aylarında balkona çıkıp başta ellerim olmak üzere donmama sebebiyet veren durumdur.
    1 ...
  48. fransızların ilginç icatları

    1.
  49. fransızlar diye bilinen milletin yaptığı buluşlardır. zarif,kibar olarak bildiğimiz bu milletin tuhaf buluşlarına dikkat çekelim.

    fransızların karşılaştıkları en büyük sorunlardan biri sokaklarda, caddelerde yürürken kafalarına üstlerine başlarına

    düşebilecek insan pisliğiymiş (b.k). çünkü fransa’da insanlar pisledikleri menem şeyleri kapıdan bazen pencereden boşluğa

    bırakırlarmış. hal böyle olunca da yaşanan kazalar canlarına tak etmiş ve önlem olarak fötr şapkayı icad etmişler.

    yine aynı sebepten caddelerde biriken pislikler ayaklarına bulaşmasın diye topuklu ayakkabıyı, oluşan pis kokulardan dolayı

    da parfümü icat etmişlerdir.
    0 ...
  50. 25 kasım edirne nin kurtuluşu

    1.
  51. kurtuluş mücadelesi ve zafer sonrasında gerçekleşen mudanya mütarekesi'yle bir süre fransızların elinde kalan edirne 25 kasım 1922 de teslim alınmıştır.24 temmuz 1923 tarihinde imzalanan lozan antlaşması gereğince, yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan karaağaç' tan ise 15 eylül 1923'te yunan kuvvetleri çekilmişlerdir.
    lozan anlaşmasıyla türkiye hudutları içine alınarak trakya'daki bugünkü sınırlarımıza ulaşılmış ve edirne türkiye cumhuriyeti'nin batıya açılan kapısı haline gelmiştir.
    1 ...
  52. gece uykudan uyanıp çikolata yemek

    1.
  53. millet o güzel uykusunu davul sesiyle bile bölmezken, benim saat başı uyanıp çikolata yada tatlı olan herhangi bir şey yeme durumumdur.

    çocukluğumdan beri yaşıyorum bu durumu ve artık kurtulmak istiyorum bu bağımlılıktan arkadaş,yok yani,aldığım kalorinin haddi hesabı yok. her gece 3 çikolatadan hesap etsek tanesi 75 kuruştan eder 2.25.aya vurdun mu baya para ediyor.insan gibi yesem bu dünyalar tatlısı şeyi,şimdiye profosyonel fotoğraf makinesi alırdım resmen.. neyse.

    bir gece arkadaşım bizde kaldı. iki tane browni intence almıştık. ben hakkım olanı uyumadan önce yeyip tüketmiştim. 4 gibi yattıktan sonra saat 6 da deli dürtmüş gibi açtım gözümü. deli gibi çikolata istiyorum arkadaş. ahh ahh... yaptım bir hata, kıydım arkadaşımın brownisine,ohh yedim bir güzel.rahatla uyuyabilirim.8 gibi tekrar uyandım alarm sesine.baktım arkadaşta uyanmış,başıma geldi.demesin mi browniyi bulamıyorum diye. utancımdan yerin dibine girdim uleyyn.

    ben bu çikolata aşığı bünyeme ne zaman öğreticem hakkı olanı yemeyi.
    0 ...
  54. 10 aralık 2011 cumartesi edirneli yazarlar zirvesi

    1.
  55. Edirneli yazar arkadaşların 10 aralık günü buluşma,tanışma,kaynaşma etkinliğidir.

    müracaat; ben
    0 ...
  56. © 2025 uludağ sözlük