yerinde olmak istediğim kadınlar tanıdım,
ya da
çok kötülerini görüp,
keşke yerimde olsa dediklerim kadınlar,
kadınları tanımak zor derler ya,
hiç inanmadım buna,
ben insanları tanımak zor cümlesine inanan biriydim,
çok kırılanlar ya da çok yıprananlar insanlara
güvenemez hale gelir,
cinsiyet ayırt etmez,
ama ah be ne kadın dediklerim
nasıl mıydı ?
birer ihtiyaçtı !
su,ekmek, hava gibiydiler,
anneydi bunlar, muhtaç olmayı öğreten kadınlar
ne de hoştular
bir de anne olmadan ihtiyaç olanlar vardı
ah ne de özenirdim onlara
bir erkeğin ona ekmek, su gibi hasret kalması,
nimetten sayması,
temel ihtiyaçların da yemekten sonra o hatunun
gelmesi,
ne de kıskanılası idi ,
nasıl olur diye çok kafa yordum,
bazı zaman bakışlarından anlardım sevgililerin nasıl
sevdiklerini,
nasıl muhtaç olduklarını, sanki olmasa ölecekmiş
gibi olması,
bunlar da oluyordu zaten, yoksan ölürüm deyip,
canına kıyanları,
yoksan hep acı içeyim diye şişenin dibini görenleri,
sahte aşk peşinde koşanları,
bir ruh nasıl doymazdı ki, varlığına,
acaba varlığı yok diye mi yokluğu bizi mahfediyordu?
nasıl da severdik mahfolmayı,
nasıl da kan ter içinde kalırdık sevilmek için,
son nefesimiz onun olsun diye nasıl da harcardık ömrümüzden,
elimizde kalanlarla yaşayamazdık sonra
nasılsın dediklerinde
yaşamaya çalışıyorum derdik,
nasıl da koyardı bize sevgilinin yokluğu,
nasıl bir nesildik ki biz ? nasıl seviyorduk ?
sevmeyi mi beceremiyorduk ?
herkes mutlu değil miydi severken
ya da mutlu olmak için sevmiyor muyduk biz,
sevişmiyorduk ki biz,
seviyorduk.
belli ki bir şeyleri yanlış yapıyorduk !
biz aslında çok şeyi yanlış yapıyorduk,
bi kere sevince sevileceğimizi sanıyorduk,
hey yavrum hey,
sen elmayı seviyorsan diye elmanın da seni sevmesi şart mı diye
diye kendimizi eyledik,
sonra sokaklardan duyduk,
aga seven sikilir, siken sevilir dediler
aaa çok ayıp dedik, halbuki gerçekler ayıp gelmemeliydi bize,
ne de doğruydu hepsi,
sonuna kadar.
yanlış yapıyorduk inanarak,
inananların devrinde değiliz artık,biri bize bunu
hatırlatmalıydı, o eski sevmeler kalmadı demeliydi,
yoksa büyüdük mü diye üzülmezdik,
küçükken daha mı güzel seviyorduk,
daha masum,
ya da biz aslında sevdik ama
şimdikiler mi sevmiyordu ?
ama nasıl da masada el ele oturup, gözlerinde boğuluyorlardı,
onlar böyle mutluyken neden ben dudaklarıma kanamayı öğretmiştim,
ne değişmişti ki,
masumiyet mi kaybolmuştu ?
sevişince sevilmiyor muydu yoksa,
beraber uyuyunca sevgi olmuyor muydu,
klişe miydi bunlar,
hani muhtaç oluyorduk sevince, uyuyamıyor insan
uyuyamıyor onsuz,
bu da mı ihtiyaç değildi,
ben de muhtacım tenine, nefesine.
neydi o zaman bizi sevilmez kılan,
bizi değersiz kılan,
belki de hak etmiyorduk sevilmeyi değil mi ?
sahi,
sevilmeyi hak etmek var mıydı ?
kimler hak ediyordu ihtiyaç hatunu olmayı,
onsuz yaşayamam denmek için nasıl bir hatun olmak
gerekiyordu,
kalbinle her şeyinle onun olmaya hazır hatunlar gördüm,
ihtiyaç hatunu olamadılar,
sonra sadece ihtiyaç olarak beden ihtiyacı ortaya çıktı,
kadın beden olarak görüldü, öyle bir hal aldı ki ,
kadın sevişmek için var dediler, öyle yaşadılar,
öyle kullandılar,
kadın zaten neslin devamı için ihtiyaçtı
benim bahsetmek istediğim - manevi -
anlamda ihtiyaç, yokluğunun bünyeye tecavüz etmesi,
sıkıntı, dert, özlemin cisimleşmesi idi ,
nasıl bu kadar sevebilirdi ki bazıları,
tamam bu bazıları seviyordu ama diğerleri neden sevemiyordu,
işte o zaman bir ton cevap çıktı,
şans, karakter, kader, tercih,
hangisine cevap verirdi ki bir bünye,
tek soruda yıkılan insanlarız biz hangisine
ne diyebilirdik, sustuk,
zaten sevilmeyenler hep susar,
öyle sustuk, ihtiyaç olmayı bekledik,
sonra da vazgeçtik aslında -ihtiyaç olmaktan-
gücümüze gitti,
ne ki bu ya diye aşağıladık,
birine muhtaç yetişmedim ben diye isyan ettik,
sanki annesiz bu zamana gelirmişiz gibi,
sonra da çocuk gibi annem hariç derdik,
evet ya biz ihtiyaç olmak istemedik belki de
ama asıl sorun biz dengesiz insanlardık,
ondan kaybettik,
yoksa kim istemez ki, ekmek, su gibi olmayı,
biz bir yerde kaybettik ama nerde ?
orası muamma işte !
aldığı hizmet sonucu bunu ödüllendirmeyen insandır.
tanımı geçtiğime göre,
küfür başlayabilir *
güzel muamele yapılan müşterinin sizin emeğinizi ya da
hizmetinizi görmemesi demektir,
nedir olay ?
ben neden tip bırakayım yeaaa zaten patronu maaş veriyor
mantığı ile yaşayan insanlara sorum şudur,
sizinle ilgilenen kişinin, inan sizi mutlu etmekten daha önemli işleri
var,
ve bu onların yerine sizi mutlu etmeye çalışıyor,
nasıl mı, güleryüz ile sizi karşılayarak,
verdiği enerji ile sizinle ilgilenerek,
zaten kaliteli insan hizmet aldığında bunun karşılığını öder,
lafım diğerlerine,
misal 400 tllik masa ile saatlerce ilgilenirsin,
hesabı ödemeye kasaya gider,
o zaman dersin ki
' ulan yavşak ben saatlerdir neye uğraşıyorum '
ayrıca tip için yalaka olan insandan da nefret ederim,
bi nevi hizmet sektörü de adamına göre muamele ediyor,
iki bira bir çerez masasına mı bakarsın
yoksa dört bonfile bir kırmızı şarap şişe içen masaya mı ?
uzun lafın kısası,
hizmet iyiyse, mekandan memnun kaldıysanız bunu
tip ile belli edebilirsiniz,
çok zor değil
inanın !
barda içtiği dört tekiladan sonra barmenin katil
olabileceğini düşündü kadın,
barmeni izledi, saatlerce,
sol eliyle bira bardağını dayadı, yavaş yavaş aktı bira,
soğuk bardağa, ıslak ıslak bırakacaktı onu tezgaha, alacaktı birileri,
sayesinde birileri mutlu olacaktı ya da
daha da çok üzülecekti,
alkolün insan bünyesine etkisini düşünmüyordu,
işini yapıyordu hepsi bu,
sağ eli cebindeydi,
hayatı umursamaz tavrını vermek istiyordu belki de,
özeniyordu insanlar ona,
yavaş insanlara özenir bazıları,
koşturmaktan yorulanlar özenir belki, ne kadar da yavaş yaşıyor diye
geçirdi içinden,
ne de güzel gülüyor dedi
hatta bir kere iç sesine engel olamadı, ulu orta dedi
ne güzel gülüşün diye.
yolladığı içkilere belki kendine de katıyordu kim bilir,
koyduğu rakıya üzüntülerini mi katıyordu acaba
rakı üzüntü mü demekti ?
belki de daha çok yaşamalıyım dedi,
sonra yaptığı karışımları kokteyleri düşündü,
daldı yeşil gözleri siyah mekana,
ne kadar karanlık diye içinden geçirdi, süperman gibi gözlerimden
ışık çıkarsam ne komik olur dedi,
dudağının kenarına bir gülümseme kondurdu,
kendi kendine konuşmasının anlaşılmasını istemedi,
hemen ciddileşti,
sigara içmeliyim diye hayıflandı,
sonra kokteyl yaparken karışımların birer duygu olmasını hayal etti,
mesela dedi,
mutluluk dedi, buzu az mutluluğu çok koyabiliriz dedi,
düşünsene koca bir şişe mutluluk,
neyse dedi zaten bunlarla da mutlu oluyor insanlar dedi
hayal dünyasını engelleyerek,
sonra yeşil gözlerinin içinde bir pırıltı oluştu,
bir kere bir meyve suyu geri dönmüştü tezgahına, kan gibi sıcak demişti müşteri,
öldürmek istedi onu,
kanın sıcaklığını hissetmek için,
daha önce hiç insan öldürmemişti, belki bir kaç sinek dışında
kimseye zarar vermemişti,
ha bir de liseyi bitirmek için ailesine zarar vermişti
hepsi bu,
ne çok sevmişim dedi geri dönüp bakınca,
ondan sonra bu kadar sevemedim zaten dedi
kanın sıcaklığını merak etti, zarar vermek nasıl olur acaba demişti,
daha önce hiç kimseyi üzmemişti, ailesi melek gibi yapmıştı onu,
zaten gözlerinde tanrısal bir güç vardı, yeşildi ama
sanki başka bir yeşil,
belki de tanrı cennetten bir parça yaprak alıp gözlerine vermişti
kim bilir,
nasıl bilir,
kafa yormayalım buna dedi, sigarasını içerken,
içkilerimle insanları mutlu ediyorsam pekala
öldürebilirim dedi,
daha fazla acı çekmelerini engellerim dedi
bu düşünce aklına gelince,
ama ya daha mutlu olmak isteyenler için ne yapmalıyım dedi,
insanları mutlu etmek zorunda değilim ki dedi,
yavaş bir insanım ben dedi,
kaplumbağa gibiyim ben, ben ne kadar yavaş yaşıyorsam
onlarda pekala yaşayabilirler dedi.
sonra yazın uzattığı saçlarını ve sakallarını özledi,
sakalın ona çok yakıştığını söyleyen kızlar geldi aklına,
kış çocuğu olmasına rağmen yazı özledi, yazın daha mutluyum sanki dedi,
içkilerim ile belki düzen oluşturabilirim dedi,
belki de müşteriyi görüp öyle içki yollayabilirim dedi
mutsuz insanı hemen öldürmek için zehir koyabilirim içine,
otopsi raporundan uzak durmak içinde bir yalan bulurum belki dedi,
neden katil olduğunu anlamadı,
ama yapabilirim dedi, insanların kendilerini rahat hissetmelerini sağlıyorum
dedi,
sayemde mutlu oluyorlar ya da sayemde daha çok ağlıyorlar dedi
neden buna bir son vermeyeyim ki dedi ?
sonra bencilliğine kızdı ben mutsuzum diye,mutsuz insanları
toprağın altına göndermek ahlaklı mıdır dedi, ahlaklı şeyleri sever miyim
bunu bile bilmiyorum ki dedi
aslında çok fazla şey bilmek istemiyordu,
bildiklerinle yetinmek istiyordu ama bazı zaman da
daha çok bilmek istiyordu,
güzel gözleri daha çok şey görsün istiyordu,
daha fazla sevsin istiyordu güzel kalbi,
belki daha çok okumalıyım diyordu,
güzel kitaplar istiyordu güzel insanlardan,
güzel gören gözleri sayesinde nasıl da seviyordu hayatı,
gözlerine hiç şükretmiş miydi acaba,
uyurken bunu düşünüyordu bazı zaman, güzel gözlerim ile
güzel bir hayat istemeli miyim diyordu kendine,
sol elini yanağının altına koyup uyurken insanların mutsuzluğuna son vermeyi
düşünüyordu bazı zaman da kitaptan okuduğu karakterleri düşünüyordu
cümlelere vurulduğunu söylüyordu.
hayatı eğlenceli yaşamak için yavaştı belki de,
sadece çalışırken hızlıydı,
çok yavaş yürüyordu, çok yavaş bakıyordu insanın gözlerine
aslında yavaş bakmıyordu uzun bakıyordu,
gözlerine kitlenebiliyordu belki de kim bilir,
gözlerim için mi seviyor acaba insanlar beni dedi
aklına düşüyordu bazı zaman bu soru, sonra cevaplamıyordu,
ne gerek var cevaplara diyordu tıpkı hayatı ağır çekim de yaşar gibi
zaten ben anlam yüklemek istesem çok uzun zaman alır diye kendine takılıyordu
gülümsedi, hayat daha da yaşanır oldu.
kafasından uzaklaştırmak istedi insanların acılarına son verme düşüncesini
ama asla çıkmıyordu, sigarasını yakıp dudaklarından içine giden her zehirde
bu zehir ile insanları mutlu edebilirim diye düşündü,
acılara son vermek mutluluk değil midir diye konuştu kendinle,
yeşil gözler cevap verdi,karar veren sen misin dedi,
daha koyu gözlerle baktı,sinirlendi,
nasıl sinirlenebilirdi ki, yavaş yaşayan bir insan sinirlenebilir mi diye
kendine takıldı,
karşısında saçları uzun, kirli sakalı ile daha koyu yeşil gözlerden
cevap geldi,
evet ben karar verebilirim dedi, tanrı değilim ama bunu yapabilirim dedi,
barda kendini tanrı gibi hissettiğini hatırladı,
insanların mutlu ya da üzgün olmak için ihtiyaç olduğu şeyi veriyordu,
evet bunu daha büyük birileri yapıyordu ama onun parmakları ile
oluyordu her şey,
yapmalı mıyım diye çok hayıflandı,
yalnız kalmaktan çok korktu çünkü daha koyu yeşil gözler ona yapabileceğini
söylüyordu,meleklerin de can alabileceğini söylemişti bir kere sakalları olan
yeşil gözlü,
azrail ne dedi, gülümsedi yapabilirim dedi, neden daha fazla acı çeksinler ki dedi,
sonra kendisini onların yerine koydu, benim acımı da dindirmek isteyen birileri
var mıdır acaba dedi,
yalnızlığı mı seviyorum yoksa hala liseden mezun olamadığım kızı mı arıyordum birilerinde,
onun saç rengi olan kızları mı beğeniyordum,
onun ses tonuna yakın kızlardan mı hoşlanıyordum,
otobüste onun parfümünün aynısına denk geldiğim de yeşil gözlerim
zeytin karası mı oluyordu, kim bilir,
belki de bunu seviyorum dedi, yavaş insanım ben,
ilişki hız ister, koşturamam ki ben, sol elimi cebimden çıkarıp onun
ellerini tutamam ki,
üşümesin o zaman derim,
en fazla sigarasını yakarım hepsi bu kadar.
sol cebimden elimi çıkarıp onun avuçlarının içine koyup kalbini
buraya koyabilir misin diye şakalaşamam ki onunla,
papatya tarlasında onunla koşmak isterken kuru bir papatya verebilirim
belki ona,
kim bilir, ben kendimi bilemiyorum ki onun ellerini bileyim,
belki de bilmemeliyim onun ellerini, ben sadece bira doldurmalıyım arada da
buz kırmalıyım, o zaman elim kızarır, sonra tekrar cebime koyarım,
ne gerek var ki ellerimi göstermeye derdi kendine bazı zaman, ellerimi tutan biri yokken
ne gerek var onların ortada olmasına,
kar yağdığında üşüyen ellerimi üflerken gelip
ellerini benimkilere sarmadıktan sonra ne işe yarardı ki onlar,
evet evet aslında kışı seviyorum dedi, yaz duymasa bari diye geçirdi içinden.
acılara son vermek için insanın kalbini durduracak zehirleri araştırmaya başladı,
lisede kimyaya meraklı arkadaşına yazdı, bunları merak ediyorum dedi
sence mümkün müdür zehir ile acıya son vermek
ay pardon insan öldürmek diye düzeltti, hayata mutluluk getirmek isteyen bir melek
olduğunu,lise arkadaşı bilmesi gerekmiyordu,
bazı zaman da kızıyordu, ne gerek var insanların duygularına müdahale etmeme diyordu,
ama benim duygularım ne olacak dedi,
içimdeki bu iyiliği daha rasyonel nasıl gerçekleştirebilirim dedi
koyu yeşil gözleri ile konuşurken,
sürekli kıskandı sakallı yeşil gözlerini,
bira içmeyi sevmezdi, en fazla bir iki taneydi,
bunlarla mutlu olan insanlara özendi, ne güzel dedi,
parmaklarımdan giden bardak ile mutlu oluyorlar dedi, keşke biri de beni
böyle mutlu etse dedi.
gerek yok belki de dedi, mutlu olmayı istiyor muyum diye
düşünüyordu kimi zaman sırtını tezgaha dayayıp,
koşturan garsonlara gözü daldığın da,
bunları düşünüyordu,
bazı zaman da saçları siyah olan kızları düşünüyordu
ama saçları kahverengi olan kızları daha çok beğeniyordu,
bazı kadınların üç numara traş ile bile güzel olabileceklerine inanıyordu,
nelere mi inanıyordu, kalp güzelliğine inanıyordu aslında,
en çok da kendi kalbine sonra da ablasının kalbine inanıyordu,
bunlar için de tanrıya inanıyordu,
şükür ediyordu ona verdikleri için
ve onun verdiklerine son vermek istediği için kendine kızıyordu,
elleri cebinde sahil kenarında dolaşan bir ihtiyardı aslında,
önünden geçen saçları karışmış bir kız görünce heycanlanıyordu, sesini duymak
istiyordu,
hatta onunla yazın balkona minderleri koyup fısır fısır konuşarak
günün aydınlanmasını beklemek istiyordu,
yorgun yüzü ne de güzel olurdu sabah güneşinde
diye içinden geçiriyordu,
bazı zaman da deniz kenarında düşünüyordu onu,böyle koşuyor yaa
çalışırken,
ben şemsiyemin altında onu izlerken bana doğru koşsa ıslak saçları ile,
incecik belinden bacaklarına akan tuzlu suyu görsem,
deniz çok güzel miskin herif, gelsene diye bana kızsa,
sonra siyah bikininin ona ne kadar çok yakıştığını söylesem falan diye
düşündü sigarasını söndürürken,
beni kızdırmak için saçlarındaki suları üstüme atsa,
havluma sarınsa ve ona yapma diye bağırsam sonra inadına yanıma uzansa
ıslatsa beni, denizi değil, onu hissetsem,
denize girince ne kadar güzel oluyorsun diye burnunun üstüne öpücük kondursam,
havluma sarılıp, omzuma ıslak saçlarını koysa ve yanında ne kadar mutlu
olduğunu söylese, yeşil gözlerim sayesin de deniz mavisine dönse,
daha da derin yeşil olsa sayesinde.
belki de öldürmemem gerek diye kendine geldi,
severek düzelir her şey dedi, hem ablam kızar ki birilerinin canını yakarsam dedi,
lisede sevdiği kızı düşündü, sol yanağının kenarına bir çizgi yolladı
sonra cümleler,şiirler yazmak istediği kadını düşündü,
ince bir çizgi,
kocaman bir gülümseme güzel yüzünde,
gözlerindeki yeşili kıskanabilirdi doğa, bu kadar
güzel olmamalılar diye,
kızardı o da onlara,
bunları güzel yapan insana kızın diye
mutlu olmayı düşünüyordu hep elleri cebinde, sırtını tezgaha yaslamış,
hayatın hızından etkilenmeden,
ne çok yaşayacak şeyim var diye sevinirdi uyumadan önce,
üşümezdi çok,
şaşırırdı insan hırkayla yağan karın altında üşümemesine
belki de ben gibi üşümeyi seviyordu kim bilir,
aslında kar yağdığında üşüyordu ama
o zaman düşündüğü tek şey,
kahverengi saçları yüzüne düşen kadının,saçlarını kulaklarının arkasına alıp,
üşüme demekti,
ellerini yanaklarına dayayıp, üşümeni istemiyorum demek istiyordu,
kar topu oynadıkları için ellerini alıp her noktasını öpmek istiyordu,
ısınmalıydı,
zaten sıcaktı ki o ama benimle daha da ısınsın istiyorum dedi,
hediye ettiği şiir kitabını baş ucunda tutuyordu,
aslında onunla daha fazla vakit geçirmek istiyordu,
dirseklerini bara dayasa konuşsa ben dinlesem diyordu saatlerce
konuşabilir ki sıkılmam diye şımarıyordu kendi kendine,
daha fazla görmek istiyordu onu, hatta onunla uyanmak istiyordu bazı zaman,
saçları yastığa dağıldığında suratıma düşsün istiyordu,
uyanmasını bekliyordu parmak uçları ile onun yüzünde gezerken,
kahvesini yapmalıyım diye düşünüyordu, ne çok sevinir kahve kokusu ile
uyanmayı dedi,
komik hikayeler anlatırım kocaman gözleri ile
gülsün diye, gözlerimin ta içine bakar ve yeşil rengin sadece
onun benim gözlerime yakıştığını söylerdi,
insanları öldürmekten vazgeçtim sayende dedi,ayakları kumsala batmış haldeyken
iyi ki burdasın dedi, deniz seninle daha güzel dedi,
kadın döndü ve ben kuracaktım o cümleyi dedi,
cümlelerimi tamamlamanı seviyorum
ama yanımda gülmeni daha çok seviyorum,
aslında bana gülmeni seviyorum hepsi bu,
denizin maviliğini unutuyorum gözlerinde dedi kadın,
deniz kızar sonra dedi.
Sahilde koşarken düşündüğü tek şey,
bunu yapmak zorunda mıyım diyordu, bir ara dizleri bu acıyı taşıyamadı ve yere yığıldı.
Dalgaların içinde nefesini düzene sokmaya çalıştı,
ıslanan saçlarını çekti yüzünden,
dizlerinin üzerine oturdu,tüm sahilin hatta tüm dünyanın acısını duyması için,
bir çığlık attı ve ağlamaya başladı,
dalgalar dizlerinden, karnına, karnından göğüslerine kadar tüm vücudunu ıslatırken,
o içini ıslatan,içini sele uğratan gözyaşları ile savaşıyordu,
ağladıkça acısı büyüdü,
yapmamam gerekiyordu diye ellerini soğuk denize vurdu,
köpüren dalgaların acısını hatta kendisini alıp götürmesi için dua etti,
belki kendimi buraya bıraksam denizde kaybolurum dedi,
uzandı sahile, ıslak kumlara, saçları ,sırtı, topukları hepsi denizin içindeydi şimdi,
bıraktı kendini, ellerini yana açtı gökyüzündeki yıldızlara gülümsedi,
seviyorum yıldızları izlemeyi dedi,
bunu sana yaptıysam pekala bende aynısını kendime yapabilirim dedi,
gözlerini kapattı, soğuk suyun tüm vücuduna yayılmasına izin verdi,
ayakları, kolları, elleri, saçları buram buram deniz koktu,
acısını unutmak için gözlerini kapattı, yüzüne vuran dalgalar ile gülümsedi,
huzur dedi ağzına yüzüne dolan sulara rağmen
Neler olmuştu bu akşam,
kendini denize bırakmadan önce arkasına baktığında şarap içtikleri sahil kıyısındaki ev yerli yerinde duruyordu,
mumlarda hala sönmemişti, dizlerini karnına çekti, suların içinde olanları düşünmeye başladı,
Hepsi yaşanmış mıydı, yoksa gördüğü hisli ve gerçeğe yakın rüyalardan mıydı ayırt etmek istedi,
Hayır hayır gerçek dedi,
sabah uyandım, mutsuz uyandım dedi, bir kez daha denemek istiyorum diye uyanmıştı yataktan,
beni sevmesi için bunu yapmak zorundayım dedi,
Kahvesini yaparken, mesaj attı, akşam sahil kenarındaki evde şarap içelim mi,
her kelimenin arasına artık seninle arkadaş değil sevgili olmak istiyorum yazıyordu,
her harfi yazarken onu ne kadar çok istediğini anlatmak istiyordu,
soğuk tavrının altında alev alev bir ruh taşıyordu,
sadece ona sahip olmak isteyen bir ruh ve onun ruhu ile daha da yanacak bir ruh,
kahvesine tek şekeri atıp yatağına geri döndüğünde mesajına cevap gelmişti,
olur akşama görüşürüz yazmıştı,
her zaman bu kadar soğuk olmak zorunda mı dedi sigarasını yakmak için çakmağını ararken,bulamadı.
Çekmecesinden yeşil saplı kibritleri çıkardı,
sigarasını yaktı, beyaz tül perdelerinin daha da sararması için ilk dumanı yolladı camlara,
kahvesinden bir yudum aldı ve aklına gelen korkunç düşünce ile gözleri ateş aldı ,
kalbi yerinden çıkacaktı,
eğer bu akşam benim sevgimi kabul etmezse onu öldürmek zorunda kalacağım dedi,
benim olmayanın, herhangi birisinin olmasına izin veremezdim,
bu bencil düşünce beynini kemirirken çatlamış dudaklarına götürdüğü sigaradan bir nefes daha aldı ve gülümsedi,
kötü bir gülümseme ile planının ayrıntılarını düşündü
Üçüncü sigarasını bitirdiğinde plan hazırdı,
sahil evini süsleyecek romantik bir ortam hazırlayacaktı,
şarapları seçmiş, konuşmak istediklerini kafasında kurgulamıştı,
almak istediği cevap evet seni sevmek istiyorum,
sevgine karşılık vermek istiyorumdu ama sevgisinin kabul edilmemesi durumunda ne yapacağı ,
içini kaplayan kötülüğün daha da kararmasına yol açtı,
hayır dediğinde şarabına zehir döküp, kalbine bir bıçak saplamaktı,
başarabilirse belki kalbini de sökebilirdi,
bunu denemek gerek dedi, neşter ve bir bıçak işimi görebilir,
içten içe onu öldürmekten aldığı bir haz belirdi ,
hayır olamaz böyle bir şey dedi, sadece olasılık- için yapıyorum .
Neyse hazırlanmam lazım deyip yataktan çıktı,
Küvete kendini bıraktığında aklında olan tek şey o-ydu,
bu sefer olacak dedi, bu kadar çok seviyorsam benim de sevilmem gerek dedi,
onun için ne kadar çok ağladığını, ne kadar çok sarhoş olduğunu hatırladı,
üzüldü, neyse dedi köpüklerin içinde vücuduna lavanta kokusunun sinmesine izin verirken,
sadece güzel şeyler düşünmeliyim ,her şey güzel olacak bu akşam ,biz olacağız dedi.
Rimelini sürerken elleri titriyordu, kirpiklerini boyamak için ufak çaplı bir savaş vermesi gerekiyordu,
sakinleşmek istedi, başaramadı, sahte bir gülümseme takıntı ,sanki bu akşam bir kalp sökmeyecekmiş gibi.
Evden çıkarken yanına aldığı şarapları kontrol etti,
cüzdanına koyduğu ufak bir şişede zehir olduğunu hatırladı ama yokmuş gibi davranıp evden çıktı,
neşter ile bıçağa dokunduğu halde görmemezlikten geldi,
sahil evine ondan önce gidip, etrafı süsledi, mumlar yakmış,
üşürler diye şal koymuş ve şaraplar ile onu bekliyordu,
sahilde yürürken yıldızların ne kadar parlak olduğunu fark etti,
çünkü bizim için dedi, her şeyin güzel gideceğine inanıyordu,
gözlerindeki mutluluk korku veriyordu.
Geldiğini gördü, deli gibi aşık olduğu adam ona doğru geliyordu,
yanına geldiğinde bir kere daha baştan aşağı titremişti,
avuçlarının içi terlemiş,
kalbinin atışları adeta lunaparktaki oyuncaklardan çıkan sesler gibi çılgınca bir karmaşa içindeydi,
kasıklarının kavrulması da onu ne kadar çok istediğini gösteriyordu ve kafasındaki tek kelime,
kokusu, ne de güzel kokuyordu.
Boynuna uzandı ve sarıldı,
boynuna dudaklarını değdirdiğinde burada ölmek için neler vermezdim dedi,
ama dudaklarından çıkan şey hoş geldin oldu.
Yürürken erkek işin yoğunluğunu anlatıyordu,
yaşadığı stresleri, ağzından çıkan küfürler ne de stresli bir gün geçirmiş diye düşündürdü kadını,
sahil evine girdiklerinde gülümsedi erkek,
çok güzel dedi ama fazla dedi,
suratı düştü kadının, neyse dedi, şaraplarını koyup içmeye başladılar,
havadan sudan konuşmalar yerini daha duygusal şeylere bırakmıştı;
aşk, yıldızlar, denizin sesi , bu kelimeler ile birbirlerine daha da yaklaştılar,
dudaklarında onu hissetmek için yanıp kavrulan kadın, gözyaşları içinde son bardağını yudumluyordu.
Hayır demişti erkek,
önce beline sarılmıştı üşümemek için şala sarılmışlardı,
kızın mutluluktan başı dönüyordu, bitip giden şişelerden değil..
Kollarındayken her şey tamam demişti ve onu ne kadar sevdiğini anlattı,
sabah uyandığımda yanımda olmanı istiyorum dedi, seninle kahve içmek istiyorum uyanmak için dedi,
uyurken ellerinin belimi sarmasını istiyorum ve boynumda nefesinle uyumak istiyorum dedi,
her uyandığımda daha çok sevmek istiyorum seni,
her şarkıya anlam yükleyelim,
her dakikanın tadına varalım,birlikte dünyayı keşfe çıkalım,
anı yaşayalım dedi,
bunlardan sonra dudaklarına yanaştı erkeğin her şeyi kabul edeceğini düşünerek ama şarabın etkisiyle bu kadar yaklaştıklarının farkına varan erkek kendine geldi ve geri çekti kendini,
hayır dedi sevemem seni dedi, senin bana olan sevgin hastalıklı bir sevgi,
gözlerinden süzülen yaşları elinin tersi ile sildi kadın, peki dedi.
çok içtim sarhoşum deyip geçiştirmek istedi ama kalbini kaplayan karanlık, elleri ile onun kalbini sökmek istiyordu..
Erkek konuşmaya başladı,
seninle vakit geçirmeyi seviyorum ama hepsi bu dedi,
seninle sevgili olmamız komik olurdu gerçekten dedi, seni sevmeyi bile deneyemem ,
bu gözle hiç bakmadım sana, beni yanlış anlayacağını hiç düşünmemiştim,
seninle kahve içiyordum evet ve gözlerinin içine bakarak heycanlı heycanlı bir şeyler anlatmamı yanlış anlamışın, saatlerce ağladığında yanında oldum
çünkü sana değer veriyordum bu sana aşık olmam için bir sebep değil unutma ,
sahilde vakit geçirmemiz, yürümemiz ya da koşmamış doğaldı,anlam yükleyeceğini düşünemedim ,
aramızdakilere bakış açımız çok farklıymış dedi,
daha da kırıldı kalbi , kalbini sökebilirim dedi,benim sevgimi kabul etmeyen bir kalbi denize atmaktan başka ne yapabilirim.
Sigarasını yakmak için yeşil uçlu kibritlerini çıkardı,
Ağlamadı sadece gülümsedi, peki dedi,
anlıyorum seni, hiç olmamış gibi davranalım gerçekten çok utandım,
çantasından kibritleri çıkarırken hırkasının koluna ufak şişeyi saklamıştı,
hadi içelim o zaman,
erkek şaşırdı ,böyle tepki vermesine ama sevindi,
zehiri usulca erkeğin şarabına döktü, telefonu ile meşgulken görmedi erkek,
şarabını yudumladıkça kalbini nasıl sökeceğini düşündü,
önce gömleğinin düğmelerini açacaktı,
hala nefes alırken neşteri boynundan, kokusunu aldığı yere vuracaktı,
ellerine dökülen kanları görmeyecekti, usulca göğsüne inip derisini çizecekti,
kalbine atılan çizikler için, açılan kaburgalarına bakıp, bıçağı alacaktı,
belki bir iki sigara içerdi bu arada.
sigarasını kumsala fırlattığında erkek yere uzanmış kriz geçiriyordu,
şarap bardağı elinden düşmüş, bileklerine dökülmüştü kırmızı şarap,
çantasından neşteri çıkardı,
Gömleğinin düğmelerini açtı, boynundan göğüslerine doğru tırnakları ile tadına varmak istedi,
keşke dedi, keşke parçalamak yerine uyusaydım göğsünde dedi, yanına uzandı,
göğsüne yattı ve birkaç şarkı mırıldandı, elleri ile erkeğin soğuk ellelerini sardı, yattı bir süre,
sonra şu cümle döküldü kadının dudaklarından,
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı dedi,
evet diye kahkaha attı, kendisine ait olmayan gözleri ile,
evet sevmesi şart dedi,bütün kuvveti ile bıçağı kaburgalarını kesmeye çalışırken.
Evet şart diye ağlıyor bir yandan da kaburgalarını alıp kalbine ulaşmak istiyordu,
ne zor şeymiş kemiklere dokunmak dedi bir ara suratında engel olamadığı gülümsemeyle,
göğüs kafesini fırlattığında avuçlarının içine kalbini aldı,
kanlı elleri ile onu sevdi, benim olmanı istedim hepsi bu dedi,
neşter ile kopardı kalbini,gözyaşları bir yandan yüzüne tecavüz ederken,
dudaklarındaki gülümseme korkunç bir yüze sahip olmasına neden oldu,
titriyordu, sakallarına dokundu yüzü kan içinde kaldı erkeğin.
Kadın, sırtını dayadı tahta eve, çantasından kibritleri alıp sigarasını yakmak istedi,
yeşil saplı kibritler kanın içine düştü,
birkaç tanesini kurtardı yaktı sigarasını,bütün mumları üfledi, sigarasının dumanı ile hepsini söndürdü.
Kalbini avuçlarının içine aldığında ter içinde kalmıştı,
daha çok şarap içmiş, daha çok sigara söndürmüştü erkeğin teninde,
acımı hissetmiyorsun değil mi dedi,her sigarayı söndürüşünde, kızaran kollarına baktı,
parçalanmış göğsüne baktı erkeğin,
sevebilirdin dedi erkeğin saçlarının arasında kanlı ellerini gezdirirken.
Sevebilirdin istesen dedi, sevişmek isteyebilirdin dedi, ölü dudakları öperken,
vücudumun tadına varmak isteyebilirdin,
tadını dudaklarımdan içip kalbime hapsedebilirdim, izin vermedin buna,
üzgünüm dedi, çantasının içine kalbini koydu erkeğin, yeşil saplı kibritlerini topladı.
Pragdan getirdiğin kibritlerdi hatırladın mı dedi,
cevap bekledi uzun uzun, göğsü parçalanmış erkekten,
eline şarap şişesini alıp sahilde yürümeye başladı,
şişe bittiğinde koşmaya başladı,
bütün sahil boyunca ağladı,güldü, gerçek ile hayali ayırt edemedi, sahile uzandı.
Çantasını yanına koydu,
saçlarını sırtını bıraktı denize, sol avucu sıkı sıkı kapalıydı,
denizin içine girdiğinde kibritler çıktı avucundan..
Ertesi gün sahilde çanta bulunduğunda,
yeşil saplı kibritler, kalp ve kana bulanmış mavi bir zarf vardı,
içindeki notta,
Bana hediye ettiğin kibritleri benim olacağın gün
ya da
birlikte öleceğimiz gün kullanmaya söz vermiştim,
sabah uyandığımda benim olman için çabalamaya söz verdim,
hangisi gerçekleşti merak etmiyorum
ama
yeşil saplı kibritler çok bekledi inan
kafayı kurcalayan, kurcalamak ne kelime s*ken tek düşündedir bu,
ilişkiler söz konusu olduğunda
çağımızın gereği mi yoksa yaşanmışlıkların
herkeste aynı etkiyi bırakması mı bilinmez
hep şu cümle dökülür dudaklarımızdan,
deve dikeni insan s*keni sever,
ilkokulda sevilen kişiyle birlikte olmak için
ya sırada yanına oturmak isteriz,
ya da
tenefüslerde beraber vakit geçirmek isteriz,
dünyanın herhangi bir acısından,karanlığından uzak
sadece beraber cino yerdik,
unutulmuş silgimize iyi ki evde kaldı diye dua eder,
ondan silgi isterdik, nasıl mavi nasıl beyaz severdik çocukken,
utanırdık belki de, kızaran yanaklarımızı saklamak için başımızı kaldırmazdık,
büyüdük değil mi ?
çok karardık, çok acı çektik,
sevgi üzerine düşünmeye başladık,
jelibonların kolalı olanlarını yemek kalmadı artık,
sadece düşünmek kaldı, güven sorunu yaşadık,
siyaha alışamadık büyüdükçe, çok ağladık,
çok ölmek istedik, ne meşhurdu biz büyürken aşk acısından ölmek,
ölmek istemek, ne içindi bunlar,
sevilmek için, sevgiye karşılık bulmak içindi değil mi ?
annenin sevgisi yetmedi sana mektuplar yazan sevdiğinin yanında,
babanın emekleri ne de boş geldi, sevdiğinle gelecek düşünürken,
ne çok istedik sevgimize karşılık bulmayı,
arkadaşlarımızı gördük bileklerini kesen, haplar yutan,
hepsi sevilmek için yaptı değil mi, sonra dedin ki,
sevgi karşılıklı mı olmalı ?
sorgulaman başladığında yalnızlığı sevdin değil mi ?
hala bunu düşünürken, yalnızlığın için şerefe diyordun
yalnızlığın için sigaranı yakıyorsun değil mi ?
karşılık vermeli miyiz yoksa biz mi sevmeliyiz diye
kaç beyaz kağıda yazdıklarını yırttın, sever mi belki diye
kaç otobüs bileti aldın, kaç uçak korkusu yaşadın,
karşılık aramak için kaç şehir değiştirdin,
kaç kitap okudun değil mi
sevgiye karşılık verilmeli mi diye düşünürken kaç rakı şişesi bitirdin,
kaç garson sana seslendi ıslak gözlerini saklerken, kapatıyoruz diye,
kaç deniz kenarı tükettin, kaç yakamoz sığdırdın gönlüne
sevilmek için ya da sevgine karşılık bulmak için,
hani bileklerini kesmek istedin, seni sevmesi için,
hani ölüyorum dedin seni sevmesi için,
karşılık vermeli mi diye kaç bira şişesini kırdın duvara,
yastığını ıslatan gözyaşlarını yakalayan anneye ne yalanı attın,
diyemedin ki sevmeye karşılık vermeli miyiz anne diye,
koşulsuz seviyordun ki soramazdın, her şarkıya mı anlam yükledin,
canını yakan şarkılarda daha çok mu sigara içtin,
mutlu şarkılarda içten çok mu ağladın, hep bu soru vardı değil mi ?
okuduğun kitapların altını çizdiğin cümlelerde de bu vardı
karşılık vermeli miyim ?
çıkmaz sokakta alnını duvara dayadın,
küfürler ettin duvara, yumrukladın, parmakların arasından süzülen
kanları görmeden haykırdın,
sevmek zorunda mıyım diye,
diğer duvardan bir çığlık yükseldi
sevilmek zorunda mıyım diye,
cümleler gökyüzüne karıştı, alnın duvarda sadece ağladın.
ailesi yurtdışına gitmiş tutucu ailenin kızıdır,
eve akşam sekizden sonra girmesi yasak olan kızın
ailesi gittikten sonra
evde alkolün dibine vurmasıdır,
alkol içmenin kötü bir şey olduğunu
düşünen bir ailede yetişip,
başkalarının yanında sosyal içici gibi davranan bireyin,
ailesi evi terk ettiğinde
ne yapacağını şaşırması ile de sonuçlanabilmektedir.
bunu alanen göstermek ise
sosyal içiciyim bende özgürüm mesajı vermek olabilir
ya da
özenmektedir evde rahatça alkol tüketen insanlara.
hayatına bir amaç yüklemek isteyen insandır aslında,
yaşadıklarının yetersizliğinin vermiş olduğu ruh durumudur,
daha fazlasını istemek
belki de basit yaşamanın zincirlerini kırmaktır,
daha fazla haz,
daha fazla insan, heyecan,
deneyim,
acıdır.
gerçekleşmesi zor bir listeye sahip olmaktır,
gerçekleştiren insana imrenmek,
yapamadıkların için
pişmanlıktır.
otuz yaşına gelmiş insanların
ve
pek diş sorunu olmayanların, dişçide söylenenleri
yanlış anlaması, farklı yorumlarda bulunması demektir,
nasıl mı ?
misal otuz yaşına gelmiş bir dostum aradı sabah,
yirmilik dişini çektirmiş,
ve diş hekimi kadın, çok çok güzelmiş,
bizimkine dedim ki, yemeğe davet etsaeydin,
dumur eden cevap :
- zaten bana iki saat sıcak soğuk yemek yeme dedi,
akşam yemeğine mi çıkalım demek istedi.
kahkaha !!
akşam sekiz uygun mudur diye arayacaktı en son,
ah canım ya,nasıl bir uyyuşturucu iğne yaptılarsa,
bizimkinin beynine de etki etmiş
anlaşılan !
demin aradı arkadaş, kadın demiş ki,
bir daha sizi burada görmek istemiyorum,
herhangi bir diş sorununuz olduğunda başka bir diş hekimi
bulmanızı rica ediyorum,
bizimki tam memeleriniz derken,
telefon kapanmış, memelerinden çok etkilenmiş
onu söyleyecekmiş.
başıma gelen bir diğer olay ise,
bu tamamen benim cahilliğim ile ilgili,
diş etlerim kesilecek,
sanıyorum baya baya bayıltacak beni,
baktım hart hurt bir şeyler yapıyor, dedim noluyor,
ittim falan ama kan sel ortalık,
sonra dedim tamam sakin ol,
işlem falan bitince, dedim,
hacıt sen beni komple bayıltmayacak mıydın ?
pek bilinmeyen,
tınısına aşık olunan adamlar vardır ya
heh işte
bu da onlardan,
avustralyalı genç şarkısı, genç dediysek 85'li işte,
i would die for you şarkısının youtube'a yüklenmesi ile
tanınmıştır
ki
harika bir ses tonu vardır,
resmi internet sitesi , http://mattwaltersmusic.com/
kızları kategorilemeyi seven biz gençlerin
şaşırıp kaldığı kız modelidir,
çünkü her kız modeline şaşıp kalan bir nesiliz biz,
nefes almasından bile etkilendiğimiz düşünüldüğünde,
böyle bir mesaj almak bizleri havaya uçuracaktır,
açtığınız başlıkların çok beğenilmesi sonucu
ya da
hihihihi diye gülmeye sebep olan
komikli başlıkların şukulandığını göstermek için
sözlük kızlarının sarf ettiği cümledir.
bu tarz cümleyi hak eden bir çok yazar vardır
sözlüğümüzde.
ne mutlu bize !
yaşasın başlığına kurban olduğumuz yazarlar !
kişinin alkol oranını belirlemek isteyen soru cümlesidir,
eski sevgilinin aramasında kendini gösterir,
-neden ayrıldık biz ?
+ alkollü müsün sen ?
-ne alkolü yeaaaaaa *
annenin evladına sorduğu sorudur kimi zaman
oğlu ya da kızı geç saatte gelip,
doğru düzgün yürüyemez haldeyken,
- evladım alkollü müsün sen,
çok mu içtin ?
+ ne içmesi anne yeaaaaa !
karşı tarafın söylediklerine inanamamak durumunda ya da
karşı tarafın kelimeleri birbirine girip
anlamsız cümleler kurması ile vuku bulan,
özne yüklem bağlantısını kuramayınca,
kişinin verdiği tepkidir kimi zaman.
bulgaristan'ın ünlü şarkıcısı Azis'i seven yazarlardır,
çingene müziğine ya da kültürüne biraz yakın olan
insanların beğenmesi muhtemeldir,
sahne performansını beğenen,
çok eğlendiriyor yaaaa diyen yazarladır,
grubun kurucusu olmam dışında,
sağ kolum
(bkz: hunharca) 'dır.
kendisi koyu bir azis fanıdır.
sahip olamadığımız
ya da
çok uç fiyatta olan kimi kitabı
arkadaşların ya da kütüphanenin vasıtasıyla
okuduğumuz olmuştur,
kimi kitap sever insanların başına gelen durumdur,
şöyle ki,
kitap okurken altını çizmeye meraklı iseniz,
yanına notlar alan bir kitap okuruysanız,
arkadaşınızdan aldığınız kitabı okurken epey zorlanmanız mümkündür,
sayfaları not etmek daha sonra bunları yazmak
zorlu bir süreç olabiliyor kimi zaman,
sayfa kenarı kıvırma konusunda hassas biri ise,
daha dikkatli davranırsınız ki
bu sizi gerer,
başına bir şey gelecek diye kitabı okuyamazsınız,
sayfanın üzerine çay ya da kahve lekesi yaptığınız da ise
ufak çaplı panik atak geçirir,
neyse artık bu benim olsun, ben yenisini ona hediye ederim diye
düşünürsünüz,
çantaya atarken daha dikkatli davranır, kendi kitabınızı
çantaya fırlatabiliyorken, ödünç kitap daha özenle yerleştirilir,
sayfaların kıvrılmaması için,
kitabın sırtı yerleştirilir çantaya,
sancılı bir süreç daha,
kütüphanelerden alınan kitaplarda ise,
daha rahat davranmayı nasılsa anlaşılmaz ya da
aldığımda zaten hasar vardının verdiği rahatlıktan olsa gerek
çok gerilmeden kullanabiliyoruz.
Ben seninle mutsuzluğa da varım fenomeninden sonra,
savcımızın bünyelere aşıladığı bu hayat felsefesine sokayım !
izlediği dizilerden ,okuduğu kitaplardan etkilenen bireylerin
uzak durması gereken bazı şeyler vardır hayatta,
bu da onlardan biri işte,
ben seninle mutsuzluğa da varım diye inadına aşk için direnmek,
diretmek ve her geçen gün her geçen saniye de
kendinden bir şeylerin yitip gitmesine seyirci kalmaktır.
Acı çekmeyi seven bir toplumuz biz,
nerede acıdan geberilecek konu var, hemen koşarız, ayıla bayıla acımızı çekeriz,
çok seviyorum yeaaa nidaları ile her gün kendine zarar vermek yetmezmiş gibi
çevrende seni seven insanların da yavaş yavaş eksilmesini çok sonra fark edersin,
Edebiyle,düzgün düzgün acı çekmeyi öğrenemedik,öğrenemeyeceğiz,
öğrenmek istemiyor olamamız da muhtemel elbette,
Kim bilir kaç kişi içindeki acıyı dindirmek için denemediği yol kalmadı,
içmediği ilaç, gitmediği psikolog,
derdine çare bulsun diye psikayatr kapılarını aşındırıp ilaç kuyruğunda geçen zamanlar,
alkolun sınırını aşıp utandıran tacizler, pişmanlıklar,
alkol zamına küfür etmesine rağmen,
sırf içindeki acıyı dindirmek için sabahlara kadar içmek,
unutmak için acıyı kesmek için içmek,
hepsini yapmaya rağmen adam akıllı acının kaybolduğu çok nadir anlar vardır.
Eeee hani acı çekmeyi seviyorduk,
hani biz mutsuzluğa da vardık noldu yemedi mi ?
ne diye acıdan kurtulmaya çalışıyoruz neden acıyla yaşamaya alışmıyoruz,
tamam ben acımı çekerim deyip neden hayata devam etmiyoruz da
acıyı kesip atmak için neredeyse göğsümüzü parçalamaya çalışıyoruz.
Ne o pohpohlu gelen acı felsefesini yaşamak zor mu geldi,
beni mutlu edecek birileri elbet vardır yalanlarına inanmak daha cazip geldi değil mi ?
Kısmet nasip lafları ile tatmin olmak
acıyı çekilir kılmaktan daha cezbedici inanışlar değil mi ?
Şimdi acı çekiyorum
ama diğer tarafta mutlu olacağım lafları ile orgazmın doruklarına ulaşıp
acıdan uzaklaşmak ne de kolay oluyor değil mi ?
kimse acımla yaşarım deyip, gizliden ağlamayı,
hayatın devam etmesini kabullenmeyi istemiyor anlaşılan,
her sabah acı içinde uyanıp, boş mideye ve sızlayan bir kalbi sigara içtikçe dindirmeyi öğretmeye yanaşmıyor,
herkesin suratına gülümseyip iyiyim ben teşekkürler mesajı verip
acını tek başına yaşamayı yemiyor bazı bünyeler,
insanların sizin dertleriniz dinlemek
ya da
onlara çözüm olmak gibi bir amaçları ya da zorunlulukları yok,
insanlarla samimi olmak ya da onlara derdini anlatmak
ne ölen anne babayı geri getirecek, ne de güvendiğin adamın seni terk etmesini atlatmana yardımcı olacak,
çamura batmış haldeyken biraz daha belki kıyıya çeker birilerinin seni dinlemesi,
ama bu senin çamurdan çıktığın anlamına gelmez.
Acı çekmeyi adabı ile bilmek gerekir, insanların acını duyması görmesi bilmesi gerekmiyor,
sen anlatarak kendine iyilik yaptığını sanıyorsun
ama sana acıyan gözlerle bakmalarını engellemiyor bu,
yazık yaaa ne kadar çok içiyor, ayyy gözlerini gördün mü nasıl da ağlamış yazık valla,
lafalrına umursamadığını söyleyerek sadece kendini kandırıyorsun.
intiharı düşünmek,
sevdiklerinin üzerine titremesi, birkaç kez ölüme yaklaşmak,
bu mu acıyı yaşamak,bu mu acıyla birlikte yaşamak,
içinde bitmesini istemediğin sevgiyi, varoluşuna son vererek mi yaşatacaksın,
ne demiş şair, Seviyorum seni , Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
acına şükür mü etsen acaba ?
Mutsuzluğa katlanmak istemiyorsan
acını herkesin gözleri önüne sermek gereksizdir, acizliktir,yazıktır,
ya mutlu olmanın yollarını bulacaksın,
Ya da en başında ben seninle mutsuzluğada varım demeyeceksin,
hayatta öğrenilmesi gereken tek şeydir belki de bu,
tutulmayacak sözlerin verilmemesi gerektiği,
kişinin şerefi ve onuru hakkında kaygıya düşmeye sebep olur,
şerefsiz birey olmanın seni değil ama karşındaki insanları rahatsız edeceğini düşünmek gerekir kimi zaman.
ruhlara her zaman dokunamıyoruz ki,dokunduğumuzu sanıyoruz,
ruhum diyoruz ! öyle çok severken
nasıl da ruhuna işliyor insanın ki,ruhum diyebiliyor,
sonra gözyaşları geliyor, sonra ruhun acıyor!
hani ruhun du ?!?! tüm bunlara rağmen paramparça ruhlara rağmen sevmeye devam ediyoruz,
acı çekmekten asla usanmıyoruz.
Velhâsıl-ı Kelâm,
topluma aşıladığımız bu ben seninle mutsuzluğa da varım felsefesinin altında
aslında deli gibi de mutlu olmak, sabahlara kadar sevişmek, el ele yürümenin verdiği huzuru yaşamak istiyor insanlar, sadece oluşturduğumuz ütopyaları yaşayabileceğimizi sanıyoruz,
ama bunun olmayacağının farkına varmak gerekiyor bir yerden sonra.
Güçlü birey acısı içindeyken mutsuzken bile yaşamaya devam etmeli,
mutsuz olmasına rağmen sevdiğinden vazgeçmemeli belki de,
vazgeçmek bir kaçış gibi görülse de, seven kalbi ya da bağlanmış bir zihni yok saymak
ya da
ortadan kaldırmak çok zor olacaktır,
toplumun bizlere aşıladıklarını yaşamayı kaldıramayacaksak
hiç baştan ben yaparım ben ederimler demeyelim,
yazık oluyor sonra.
intikam almak istemedim aslında,
kaybın bir değil iki olsun istedim,
söyledim ona,
yazdım ona,
beni sevdi seni sevdiği gibi mi bilmiyorum dedim,
seni nasıl sevdi anlatır mısın dedim,
çünkü seni daha uzun zamandır tanıyor dedim,
seninle daha çok vakit geçirdi dedim,
senin gülüşüne senin sesine daha yakın dedim, nasıl seviliyor
yakınken diye sordum,
yanındayken nasıl seviliyor dedim,
mesela dedim uyurken sen onların ellerini tutuyorsun ya,
o olmayınca iki elini birbirine bağlayıp göğsüne dayayıp
uyudun mu diye sordum,
onu görmek için ne gibi fedakarlıklar yaptın dedim,
nasıl seviyorsun söylesene bana dedim,
kitaplardaki gibi seviyorum ben dedim,
her aşk cümlesinde,
her nazım şiirinde ben kendimi onunla buluyorum dedim,
onunla uyandığında sen nasıl hissettin ben bilmiyorum
ama
ben çok mutluydum, ellerimi sakallarına götürdüm,
huzur dedim, gözlerini açtı, günaydın demeden öptü,
gün aymıştı benim için, sokuldum koynuna,
ne de güzeldi, nasıl da huzur kokuyordu,
eğer aşk kokusu olacaksa bu olsundu, ya da hayır olmasındı,
sadece ben koklayayım dedim, öyle sakındım,
sardım boynunu, nasıl da güzeldi senle uyanmak,
güneş vurmasın çok sıcak diye isyan ederken bile kollarında
olmanın mutluluğunu yaşıyordum ben,
seviyorum seni dedin, daha güzel bir günaydın olamazdı,
sanki rüya görüyormuş gibi söyledin, öyle umursamaz,
öyle acele,öyle ağızdan çıkmış küfür gibi,
ben mutlu olduğum her anı anlatıyorum sana,
sende böyle mutlu oldun mu merak ediyorum,
sana da bunları mı söyledi,
sana da bunları mı hissettirdi bunların cevabını bekliyorum hepsi bu,
hayatına bu kadar müdahale etmek istemezdim ama
elimde değil,
sorularımın cevabını ver yeter belki benim için,
aslında o kadar çok isterdim ki seninle oturup -o-nun hakkında
konuşmayı, sen nesini çok seviyorsun,
ben en çok beni ' sevdiğini ' düşündüğüm yanına vuruldum,
öyle güzel sözler, öyle güzel şeyler söylediki,
hangi kız olsa kanar,
bak ne dedim-kanar-
ben kandım !
kandırıldım ! olay bu.
senden cevap bekliyorum, bana neden benim kandırıldığımı söyle,
benim neden kendimi pislik gibi hissetiğimi söyle,
bana seni severken,benimle uyuduğunu açıkla, seni severken benim elimi tutup seni seviyorum
dediğini açıkla bana, bu açıklamaların hepsine ihtiyacım var benim,
benim yaptığım fedakarlıkların yanında senin içi dolduramayacak seni seviyorum lafların
benim yanımdan geçemez, evet senin aşkını senin sevgini aşağılayorum, ben ki sevgiye aşka
inanan insanım bunu neden mi yapıyorum,
sen bu adamı arayış içine sokmuşun, ilişkiye heycan katmak gereksiz,
mecnun leyla'yı ararken hiç heycan istemedi, ben seni mecnun sandım ya,
senin leylan varmış,
ben leyla olacakken ! çöle karıştım ben, kum tanesi oldum,
huzuru kokladım ben, toprak huzurdu, üstüme bastılar, rüzgar savurdu,
insan gibiydim, insan da aynısıydı, üstüne bastılar,
yırtıp attılar,
kabullenememek bu.
ben bunu haketmedim !bunu demek kabullenmemek.
sordum ona da güzel günaydınların oldu mu dedim,
nefesi ile uyandın mı dedim ?
Ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..
dün modlarımızın aldığı bir karar ile, çaylaklık cezasına çarptırılan yazarımızın,
buralarda olamayışı, selam kızlar deyip,
kızlarımızın hi hi hi diye gülememesi,
kimi genç kızları gözleri yaşlı bırakması hepimizi derinden üzmektedir,
s7v7n koruması altındaki kızlar savunmasız kalmış,
dört bir yandan saldırıya uğramışlardır,
keşke koruma kalkanı yapaydı giderken,
ama o da düşünemedi bu topraklardan men edileceğini,
kim bilebilirdi ki s7v7n'ın mesajlarından yoksun kalacağımızı,
kim derdi gün içinde suratımızda kocaman bir gülümseme olmadan günün biteceğini,
her saniye dönmesi içim modları sıkıştıran genç kızların siz de çaylak olmak
istemiyorsanız bizi sıkıştırmaktan vazgeçin,
memelerinizin fotolarını çekip bizlere atmak s7v7n'ı geri getirmez diye
geridönüşler almaktadırlar,
bizim de artık canımıza tak etti !
orjinal başlık hesap ödemeden kaçan o.ç.ler olması gerekiyordu ama kibar olayım dedim,
iş arkadaşımın başına gelen olaydır,
Masa balkonda takıldı,
Sonra disco kısmına geldi, bir oyalanmalar, bir ibnelikler,
Yüz tl hesap arkadaşa girmiş bulunmaktadır,
Bunu yapan itin sol kolunda ufak şeytan dövmesi vardı, keşke ordan ayıksaydık amk.
çok yazık oldu.
Allah belanızı versin lan sizin,
Tamam sakinim.
samimi davranışlarından dolayı, iş yeri sahibi tarafından gerçekleştirilen eylemdir.
çiftimiz elele oturup, burunlarını değdirmeler birbirlerine, işte yanak öpmeler,
dudak kenarı falan derken, ben gidipte nabıyonuz amk, burası aile yeri diyemezdim tabiki,
ve böyle durumlarda asla yanlarına yaklaşamıyorum, sanki halvet var gibi *,
erkeğin koltuğu tamamen kıza dönüktü, işte kızda ona dönük oturuyorlar,
ama öyle liseli falan da değiller, dedim maşallah ne güzel aşk,
evlenmişler hala liseli gençler gibi samimiyet falan, evlilik aşkı öldürmüyor mu acaba diye
düşüncelere boğulmaya başlarken,
mekan sahibi,gitti çiftin yanına, koltuğu şöyle düzeltelim dedi,
adam elini bıraktı kızın, sonra doğru düzgün oturdu,
neyse bunlar sinirlenip gittiler,
baya bir şikayet edip gitmişler,
yobaz biri değilim ama hoş durmuyor sanki bu kadar samimiyet.
edit : eksilenecek ne yazdım acaba,
ulu orta sevişmesinler mi dedim,
bunu yapıyorlar diye ayıpladım mı teee allaammm yaaaa.
- lan finale bütün kitap dahilmiş.
+ lan mı dedin ne biçim bir isyanı dile getirmek bu
- s.ktir git lan
+ ama küfür çözüm değil
- hala konuşuyor kodu...um !