para harcamamak, çay parasını başkalarına ödetmek, devamlı ağlamak, her yerde pazarlık yapmak, döviz kurunu takip etmek, akrabalarıyla ilişkilerini kesmek....
Selanik'li bir insana Türk demekle Van'lı ya da Siirt'li bir vatandaşa Türk demek arasında ne fark var? Türk olmak ya da Türk olmamak sınırlara mı bağlı? Bu sınırlar kaç yüz yıllık sınırlar? Türk tarihi ile Türkiye sınırlarının tarihi acaba aynı mı? Sınırlar Allah çizgis mi? Değişme ihtimali yok mu? Yüz yıl önce Türk olmanın sınırları neydi, şimdi ne, 10 yıl sonra ne olacak biliyor muyuz? Bakıyorsunuz Selanik'li insanla Muğla'lı insan aynı şeyleri yiyip içiyorlar, aynı oyunları oynuyorlar, aynı şeylerden zevk alabiliyorlar. Oysa Ağrı'lı ya da Diyarbakır'li vatandaşların bir Edirne ile hiç bir ortak bir gelenekleri yok. hiç bir ortak geleneği yok. Yani Türk olmanın sınırlarla ya da ülkelerle hiç bir alakası yok.
Erkeğin çok eşli olmasını kadınlar istiyor. Çünkü evli olduğunu bildikleri halde sevgili olmayı, onunla yaşamayı, ya da onunla evlilik hayali kurmayı düşünebiliyor kadınlar. Ya da parası varsa onun ikinci eşi olmayı benimsiyor kadın. Alan razı veren razı. Neden konuşuluyor ki? Aslında konuşanlar da ikinci kadınken terkedilen kadınlar maalesef.
insanlar çoğalıyor, bütün canlılar yok oluyor. Demekki insanlar her ortamda yaşayabilen canlılar. Ama hayvanlar doğal ortam dışında yok olmaya mahkum. Yok olmayanlar da ne tür bir değişim yaşıyor acaba? Marmara'da yaşayabilen balıklar acaba ne kadar doğal kalmıştır? Fareler ve insanlar her kötü ortamda yaşayabilen canlılar. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anladığında sadece fareler kazanacak
'evlenilecek erkek meslekleri', 'evlenilecek kız, eğlenilecek kız' genelleme yapılarak alınan kararlar kaybetmeye ya da yanlış karar vermeye mahkumdur. insanı değersizleştirme sözcükleri bu ifadeler.
Türkiye'de söven kız yok sanan erkek inzivaya çekilmiş, sosyal hayattan kopmuş, ortamlardan uzaklaşmış erkektir. Ya da 90'lı yıllardan bu yana komada kalmış bir hasta. Allah acil şifa versin diyeceğim ama komaya tekrar girebilir, gözetim altında sosyalleştirilsin ya da sosyalleştirilmesin. Hep böyle kalsın. Dünyası yıkılmasın.
Çünkü tembelliği seviyor, kolay para kazanmanın yollarını ararken ölüp gidiyor, uyanıklığı, hırsızlığı başarı sanıyor. Üretmeyi zaman kaybı olarak görüyor. ilk üretimde fabrikatör gibi olmak istiyor, adım adım büyüneceğini bilmiyor, çok harcıyor, az çalışıyor. Lüksü iyi yaşam olarak görüyor, yatırım yapmıyor. Gereksiz harcama yapıyor. Sonra da yetmiyor diye ağlıyor.
Domuzların şehre inmesi, köylülerimizin aç gözlü olup dağda taşta gram su bırakmamasının eseridir. Aman karşı köy almadan bu kaynağı alalım deyip iplik kalınlığındaki suyun km'lerce borularla köye getiren insanımızın eseridir domuzların şehre inmesi. Dünyadaki tek canlı benim diyen, dağda kurda kuşa gram su, ot, nimet bırakmayan aç gözlü insanımızın eseridir domuzların şehre inmesi. Doğal ortamların yok edilmesi, dağların taşların betonlaştırılmasının sonucudur domuzların şehre inmesi.
Kahve almak için sıraya girmek istemeyen, garsonun hizmet ettiği bir ortamda keyifke kahvenin gelmesini bekleyen, kahve almak için ismini söylemek zorunda kalmak istemeyen, kahvesi hazır olduğunda ismiyle çağrılmak istemeyen, tuvalet için fişindeki şifreyi girmek istemeyen kişidir starbucks'a gitmeyen insan.