Linkteki karikatürde bulunan bir söylemdir. Mizahı anlayışı her ne kadar kıt da olsa almanların, yunanlarla bir nevi kafa bulması olarak adlandırılabilir.
Bu papürüs, mısırlıların ölüler kitabının günümüzde tahrip edilmemiş tek temsilcisi olup, bu ölüler kitabı, Ani adında bir firavun elçisi için yazılmış kopyasıdır.
O devirde mısırlılar, öbür dünyada cennete gitme yolunda çeşitli engeller olduğuna inanırlardı. Bu inanışa göre, cennete gidiş yolunda, çeşitli şeytanlar, yaratıklar, dev böcekler ve yılanlar olduğuna inanılırdı. Bunları yenmek ancak bazı büyüler ile mümkündü. Bu büyüleri elde etmenin yolu da, kendi adınıza yazılmış bir ölüler kitabı almak ve bu kitapta söylenenleri harfiyen yerine getirerek, bütün testleri başarıyla geçmekti.
Konuyla ilgili çok çarpıcı bir belgeselin ilk bölümü aşağıdaki linktedir. Daha fazla bilgi edinmek ve ahret inancının temelini oluşturan bu belge hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.
MÖ 240-220 yılları arasında, Bergama Kralı Attalos ile Galatlar arasındaki savaştan galip ayrılan Attalos'a ithaf edilmiş heykeldir. Heykel'in aslı bugün Roma müzesinde sergilense de, aslında Anadolu topraklarına, Bergama'nın Athena tapınağına aittir.
ingilizcesi " Dying Gaul " olan bu heykelin, yıllarca " Ölmek üzere olan Gladyatör " heykeli olarak bilinmesi ve anavatanı olan Türkiye'de hiçbir müzede kopyasının bulunmaması ilgi çekicidir. Bu heykel, bize Anadolu'nun gizemli kavmi Galatlar hakkında fikir verebilen yegane belgedir. Söz konusu heykel'in bir kaç resmi aşağıdadır:
Link:http://farm3.static.flick...572257_34e5a12b12.jpg?v=0
Mısırlıların " Senet " adı verdikleri bu oyun daha öncede belirttiğim gibi satranç ve tavlanın ilk atalarından biri olup yaklaşık 3000 yaşındadır. Senet, bildiğim kadarıyla kelime anlamı olarak, öbür dünyaya geçiş gibi bir manaya gelmektedir.
Oyunun kuralları şöyle: Linkte verdiğim senet tahtası üzerinde mavi ve kahverengi olmak üzere taşlar görülmektedir. Bu taşlardan hangisi olduğunuzu seçiyorsunuz öncelikle. Tıpkı monopol gibi. Daha sonra tahtanın kenarında 4 adet çubuk görülmektedir. Burada bir tarafı kırmızı bir tarafı beyaz olmasına rağmen, eski mısır da daha çok bir tarafı siyah bir tarafı beyaz olarak kullanılırdı. Mısırlılar açısından, siyah rengin her zaman bir ayrıcalığı vardır, hatta yazışmalarda ülkelerinden " siyah ülke " olarak bahsettikleri görülmüştür.
Oyuna başlamak için, tıpkı tavlada kırık taşınız olduğu zaman olduğu gibi, belli bir sayı atmanız gerekmektedir. Bu da dört ve altıdır. Bu sayılardan birini attığınızda en üstteki dördüncü veya altıncı kareye taşınızı koyarsınız. Diğer kurallara geçmeden, zar atma sistemine geçeyim. Zar yerine resimde de görülen, az evvel bahsettiğim çubuklar kullanılmaktadır. Bu çubukları havaya attığınızda, kaç tanesinin beyaz tarafı üstte kalırsa, o kadar zar atmışsınız demektir. Eğer hepsi beyaz gelirse 4 atmış oluyorsunuz fakat hepsi siyah, bu resimde kırmızı, gelirse 6 atmış oluyorsunuz ve hepsini siyah attığınızda bir kere daha zar atma hakkınız oluyor.
Oyuna piyonumuzu soktuktan sonra, " Z " harfi şeklinde ilerliyoruz. Yani diyelim ki 6 attık, en üstteki karelerden 6. olanına piyonumuzu yerleştiriyor ve sağa doğru ilerliyoruz, daha sonra 2. sıradaki karelere geldiğimizde sağa doğru ileriyoruz ve orada bittiğinde tekrar sağa ilerliyoruz. Her ne kadar bu resimde olmasa da, son karede Horus'un bir şahin şeklinde tasviri sıkça görülmektedir. O kareye ulaştığımızda, piyonumuzu, tavladaki pul toplamaya benzer bir şekilde toplamış oluyoruz (bir başka söylemle öbür dünyaya ulaştırmış) ve piyonlarını ilk bitiren oyunu kazanıyor.
Resimde de görüldüğü gibi, bazı özel karelerimiz mevcut. Oyunda, arkadan gelip piyon vurma mevcut olduğundan, 2. sıradaki " ankh " karesine ulaştığımızda rakibimizin önünü kapayarak, taşlarımızı vurmasını engelliyoruz.
En alt sıradaki karelerde, soldan 6. kareye geldiğimizde zar atma sırası tekrar bizde kalıyor. 7. kare " su " karesi. Bu kareye gelirsek suya düşerek boğulmuş oluyoruz, ve piyonumuzu tekrar en baştan oyuna sokmak zorunda kalıyoruz. Diğer karenin ne olduğu hakkında bir bilgim yok. Oynadığım oyunlarda da sürekli çizilmesine rağmen, o kareye geldiğimizde hiç bir işlev peydah olmadı. Bu yüzden o kare hakkında affınıza sığınıyorum.
Senet, soylusundan köylüsüne herkes tarafından oynan bir oyun olmasına rağmen, resimdeki gibi tahtalarda oynamak sadece soylulara has birşeydi. Sıradan halk, kumun üzerine çizerek taşlarla oynardı.