bazen yazılı, bazen yazısız olan yasa, örf, adet, töre gibi adlarla anılan ve mecazi ya da gerçek anlamlarda olan kitaptır.
kişilere göre esnetilebilen veya katılaşabilen kurallar kişileri tedbir almaya zorlar.
eğer bir işi arkadan dolanarak yaparsan adına kitabına uydurmak denir.
genel anlamda ahlaklı ya da kafası az çalışan bir tipse mümkün olduğu kadar kitaba uyar.
Aktivist. Bangladeşli.
1980'lerde Orta Doğu ve Asya'da hiddetli, silahlı savaşlara katılmış eski bir radikal cihatçı olan Manwar Ali, "uzun süre, ölüm için yaşadım" diyor.
radikalleştirme deneyimi üzerinde duruyor ve şiddeti, vahşiliği asil ve erdemli bir şey olarak gören islamcı gruplar içerisindeki insanlara, güçlü ve doğrudan bir çağrı yapıyor:Öfkeyi ve nefreti bir kenara bırakın ve bunun yerine, diğer insanlardaki iyiliği, güzelliği ve doğruyu görmek için kalplerinizi geliştirin diyor.
Not: Konuşmacının değinmediği bir nokta var; bu tip radikal grupların oluşumunun arkasında batılı devletlerin olduğu ve manipülasyona uygun yetiştirilen gençlerin kolaylıkla kandırılmasına yol açıyor. Mukayeselerinde de ikna edici dil kullananları öne alıyorlar...
Bir yığın kundakçıdan yangın görenler milleti,
Şimdi inmiş zanneder mutlak şu müdhiş ayeti!
Ey vatansız derbederler, ey denî kundakçılar!
Milletin, az çok duran bir dîni, bir nâmûsu var.
Şimdi nevbet onların... Yansın da onlar, öyle mi?
Târumâr olsun bütün bir Müslümanlık âlemi!
Ey hayâ nâmında bir hissin vücûdundan bile,
Pek haberdâr olmayan yüzsüz, hayâsız! Bak hele!
Arkasından taklak attın en denî bir şöhretin;
Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mâhiyyetin!
Bir külâh kapmaksa şayet bunca hırsın gâyesi;
Kendi nâmûsun olur er geç onun sermâyesi.
Yoksa, nâmûsuyle, vicdaniyle halkın oynama....
Sonra kat kat nâsiyenden sarkacak birçok yama!
Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ya, ey cânî, bürün:
Hem bütün dünyâyı ifsâd eyle, hem muslih görün!
Kendi ırzından cömert olmaksa mu`tâdın eğer;
Kendi mâlindir senin, hakkın tasarruf, kim ne der?
Milletin, lâkin henüz ma´sûm olan evlâdına,
Verme bir mel´un temâyül mübtezel mu´tâdına!
Biz ki her mevcûdu yıktık gâyesiz bir fikr ile;
Yıkmadık bir şey bıraktık... Sâde bir şey: Âile.
Hangi bir bünyânı mahvettik de ıslâh eyledik?
işte vîran memleket! Her yer delik her yer deşik!
Bunların ta´miri kâbil... Olsa ciddiyyet, sebât:
Lâkin, Allah etmesin, bir düşse şâyet âilât,
En kavî kollarla hattâ kalkamaz imkânı yok.
Kim ki kalkar der, onun hayvan kadar iz´anı yok!
"Ailî bir inkılâb olsun!" diyen me'yûs olur;
Başka hiçbir şey kazanmaz, sâde bir ......... olur.
Çünkü "çıplak" inkılâbâtın rezâlettir sonu...
Ey denî kundakçılar, biz sizde çok gördük onu!
Bir de halkın dîni var, sık sık taarruzlar gören.
Hâle bak: Millette hissiyyâtı oymuş öldüren!
Dîni kurbân etmeliymiş, mülkü kurtarmak için!..
Tut da, hey sersem, bu idrâkinle sen âlim geçin!
Her cemâatten beş on dinsiz zuhûr eyler, bu hâl
Pek tabı'îdir. Fakat ilhâdı bir kavmin muhâl.
Hangi millettir ki efrâdında yoktur hiss-i din?
En büyük akvâma bir bak: Dîni her şeyden metin.
Düşme ey avare millet, bunların hızlanına;
Vakıfız biz hepsinin pek muhtasar irfanına:
Şark'a bakmaz, Garb'ı bilmez, görgüden yok vayesi;
Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi.
Mehmet Akif ERSOY - Hakkın Sesleri - SAFAHAT
bordo pantolon giyen erkeğin giyme amacını öğrenmeye yöneliktir.
soru şeklinde başlık açmaya örnek teşkil etmekle birlikte erkeğin bordo pantolon giymesi üzerine deneme yazılmasının müsebbibi olması hasebiyle açılmış bir başlıktır.
Bir gün Hz. isâ, arkasından vahşi bir aslan kovalıyormuş gibi, dağa doğru bütün gücüyle koşar. Adamın biri de peşinde koşarak kendisine yetişir. Neden böyle kaçtığını sorar.
Hz. isâ acelesinden, adamın sorusuna cevap veremez. Adam bir müddet daha arkasından koştuktan sonra, Allah rızâsı için biraz dur da neden böyle kaçtığını söyle. Çünkü arkanda ne bir düşman nede vahşi bir hayvan var dedi. Hz. isâ, Beni oyalama, yürü işine git. Ben bir ahmaktan kaçıp kurtulmak için böyle koşuyorum der.
Adam hayretler içinde,
Yâ isâ! Körlerin gözlerini, sağırların kulaklarını açan sen değil misin? diye sorar. Hz. isâ, Evet diye cevap verir. Adam, Ölüye ism-i azam okuyup dirilten sen değil misin? diye sorar. Hz. isâ, Evet der. Adam, Topraktan kuşlar yapıp onları canlandıran sen değil misin? diye sorar. Hz. isâ, Evet, benim der. Adam bütün merakıyla, Peki, öyleyse neden böyle kaçıyorsun? Bunca mûcize sana gelmişken neden korkuyorsun? diye sorunca;
Hz. isâ: O, en yüce ism-i azamı sağıra okudum, kulağı duydu. Köre okudum, gözleri açıldı. Kayalık dağa okudum, dağ çatladı, yarıldı. Ölmüş birine okudum, dirildi. Cansıza okudum canlandı. Fakat ahmağın gönlüne şefkatle yüz binlerce kere okudum, bir faydası olmadı. O ahmak bir kaya parçası, bir mermer kesildi. Ahmaklık huyundan vazgeçmedi. Onun için kaçıyorum der.
Soruyu soran adam, ism-i azamın ahmağa tesir etmemesinin hikmeti nedir? deyince, Hz. isâ, Ahmaklık Allahın bir kahrıdır. Hastalık, körlük sağırlık bir belâdır. Kahır değildir. Hastalığa, belâya uğramış kimseye acınır. Ahmak olan ise başkasına acı verir incitir der.
--spoiler--
Paçoz, kendi çıkarları için her yolu mübah sayan, küstah, beş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, basmakalıp, palavracı, rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekes, terbiyesiz, aşağılık, ahlaksız, kalleş. Dostoyevski 'Puşlost' (Poshlost) der. Topluma musallat olan, iblis ayarlı, paçozluktur, Puşlost. işte kitap paçozluğun hikayesi. Puşlost tüm bu kavramları içinde toplayan tanımlama. Bizde de Ömer Seyfettin'in Efruz Bey tiplemesi, Nesin'in Zübük'ü kısmen buna yakındır. Ama benim ele aldığım paçozluk süreci Puşlost'a daha yakın ve korkum o ki, bu iblis Türkiye'ye yerleşmektedir. Paçozluğun dini, ırkı, sınıfı, cinsiyeti, ırkı yoktur ve giderek Türkiye'ye yerleşiyor.
--spoiler--
--spoiler--
iran'da din adamlarından oluşan ve ülkenin dini liderini denetleme görevini yerine getiren uzmanlar konseyi'nin başkanı ayetullah mehdevi kani (83), inanılması güç bir iddia ortaya attı.
dünya 10 mart 2014, pazartesi
"albert einstein'ın müslüman olduğunu, şii'liği seçtiğini ve immam cafer sadık'ın yolundan gittiğini" söyleyen kani, ünlü fizikçinin, "müslümanlar ışık hızını bizden çok önce keşfetmiş" dediğini aktardı. kalp hastası olan kani 25 yıldır tedavi görüyor...
--spoiler--
önlerine servis edilen yazıları en hızlı ve etkili bir biçimde servis yapıp parsayı toplayan yazarlardır...
Diğer yandan sözlük camiasında (ki sözlük de bir camia sayılır, ileride toplu hareket kabiliyeti olursa da örgüt olur) beslenir ki bu gibi yapış yapış ifadeler neticesinde muhatap yazarlara da verilmesi muhtemel tamlamalar arasında yer alabilir...
diyanet işleri'nin 2012 kutlu doğum haftası münasebetiyle hazırlamış olduğu video ve metni...
kardeşleşmeye çağri (ahmet taşgetiren)
"mü'minler ancak kardeştirler." (hucurat, 10)
"hep birlikte allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. allah'ın size
olan nimetini hatırlayın: hani siz birbirinize düşmandınız da o, kalblerinizi
birleştirmişti ve o'nun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. ve siz bir ateş
çukurunun kenarında iken oradan sizi o kurtarmıştı." (a-i imran suresi, 103)
"ey allah'ın kulları, kardeş olunuz." "hepiniz adem'in çocuklarısınız, adem
ise topraktandır. arabın arap olmayana üstünlüğü yoktur."
hazreti muhammed (s.a.v.)
"insanlar ya senin dinde kardeşin, ya da hilkatte eşindir"
hazreti ali (r.a.)
ah bir elinden tutsaydın
allah rasulünün...
buluştururdu arab'ı, arap olmayanı...
karaderiliyi, sarı deriliyi.
kardeş yapardı en uzak iklimleri.
kardeşlik, yeniden hep birlikte "allah'a sarılma" tutkusudur.
kardeşlik, ellerin allah'ın ipine uzanmasıdır.
kardeşlik, livaülhamd altında buluşma coşkusudur.
kardeşlik, rasulullah'ın sancağı altına sığabilme heyecanıdır.
kardeşlik, herkesin birbirini cehennemden kurtarma çabasıdır.
kardeşlik, herkesin birbirine cennet sunma gayretidir.
kardeşlik, hep birlikte kur'an pınarında kanma eylemidir.
müslümanlar kardeşten başka ne olabilir ki?
bir müslümanın acısı, bir başka müslüman için nasıl sevinç olabilir ki?
bir müslüman acı duyarken, diğerinin içi nasıl kan ağlamaz ki?
allah rasulü, "ey allah'ın kulları kardeş olunuz!" diye seslenirken,
müslümanlar o sesi nasıl boşlukta bırakabilir ki?
o ses boşlukta kalmışsa, mahşer ortamında o sesin sahibi ile nasıl
yüz yüze bakılabilir ki?
öyleyse allah'a sarıl.
allah'ın ipine sarıl.
tut elinden allah rasulünün...
daya dudaklarını kur'an pınarına.
rahmeti kuşan,
meveddeti kuşan.
kardeşlerine karşı
sev, sev, sev!
nefreti kov hayatından.
öfkeyi kov.
dilini arındır gıybetten.,
kardeşini öldürme içinde.
kardeşinin etini çiğneme.
bak nasıl ağır geldi yüreğine.
sövme, sayma.
onurunu yıkma.
kanına bulaşmasın elin hiçbir mü'minin.
karıncayı bile incitmek hak değilken...
nasıl dökülür kanı insanın?
çocuklara nasıl kıyılır?
nasıl paymal edilir insanların onuru?
kalbine bak!
onu allah ısındırmıştı mü'min kardeşin için..
hala sıcak mı?
hala allah'ın rahmetinden, meveddetinden bir dirilik taşıyor mu?
soğuklar mı vurdu yoksa, yaşanan kışların, rasulullah'tan uzak mevsimlerin
ayazında?
bir ateş çukuru olmaktan allah kurtarmıştı kalbini.
bak kalbine, yeniden ateş çukuruna mı döndü yoksa?
sev!
affet!
vaz geç!
dünya ebedi değil.
ebediyyete sevgi kalsın, kardeşlik kalsın.
dokunsaydı allah rasulü tek tek her yüreğe
esseydi muhammed'in meltemi doğu-batı ufuklarında
kuşatsaydı rasulullah'ın yüreği tüm islam coğrafyasını..
tüm evreni...
insanlığın yüreğini...
bir sevgi uygarlığı inşa olurdu evren çapında.
üşü, üşüyenlerle birlikte...
yan yananlarla...
aç kal, aç kalanlarla birlikte...
paylaş acıları, acıları azalt.
paylaş sevinçleri, sevinçleri çoğalt.
iyilik taşı gittiğin her yere.
rahmet ol, bulunduğun her yerde.
aldatma sakın, kimseyi aldatma.
kardeş isen kardeşliğini bil.
kardeşlik bir hukuk işidir.
allah koydu o hukuku.
allah'ın elçisi yaşadı o hukuk içinde.
dağları taşları seven bir peygamber'in ümmetisin.
uhud'u seven, hacer-i esved'i öpen...
harem'in ağacını, çiçeğini, kuşunu, böceğini koruyan...
bir rahmet peygamberi var önünde...
en yakınlarını katledenleri, amcasının ciğerini sökenleri kardeşleri arasına
katan bir yüce yüreğin izindesin...
yüreğini ayarla kutlu rasulün yüreğine...
aşiretini kutsama.
irkını kutsama.
rengini kutsama.
malını mülkünü, evladü ıyalini kutsama.
arabın arap olmayana üstünlüğü yoktur. üstünlük ancak allah' a yakınlık
iledir. insan olmakladır, üstünlük.
kardeşliğin önüne geçirme dünya iktidarını.
dövme.
sövme.
hakaret etme.
öfkeni yut.
kinle kirletme yüreğini.
zulmetme.
hasedi bırak.
kibri bırak.
kimseyi küçük görme, aşağılama.
göz kaş işaretiyle bile hukuku ile oynama kardeşinin.
kıskançlığı bırak.
buğzu, düşmanlığı bırak.
didişme hiç kimse ile.
asla, asla iftira atma.
hiçbir isanın malına, canına, namusuna dokunma.
elini koru, dilini koru...
ne tek insanın izzeti nefsini çiğne.
ne bir topluluğun, bir kavmin onurunu rencide et.
koca bir milletle helalleşebilir misin?
bir kavmin borcunu ödeyebilir misin?
ya koca bir topluluk yakana yapışırsa mahşer ortamında... rabbin huzurunda
hangi kini, hangi öfkeyi, hangi yalanı, hangi iftirayı, hangi gıybeti savunursun?
söyle hangisini?
sor kendine hangisini?
bir kalb işçiliğine soyun yeniden.
allah'a sarıl.
allah'ın ipine sarıl, orada buluşsun ellerin milyarlarca el ile.
bak ellerine hangi ellerle buluşmuş. hangi ipe sarılmış.
dua et, yaratan'ın öğrettiği gibi.
kalbini kinden arındır kardeşlerine karşı, mağfiret dile kardeşlerin için.
sök yüreklerindeki öfkeyi. buğzu sök. hasedi sök.
kini at.
allah için sevgiyi kuşan.
sevdiğini söyle kardeşine.
dua et kardeşine.
"kalbimizde iman edenlere karşı kin bırakma" diye yalvar yakar
rabbine.
kurtul kardeşini içinde öldürmekten ve etini ağzında çiğnemekten.
rahmeti kuşan kardeşine karşı.
mağfiret dile onun için.
arındır onu.
içine en arı duru haliyle taşı kardeşini.
acısını duy yüreğinde.
onunla öylesine bütünleş ki, evrensel çapta bir kardeşlik anıtı
kurulsun.
şeytanı kov, nefsine gem vur ve sadece yüreğini konuştur.
hep yüreğinle konuş.
gör bak, dünya nasıl cennete dönüyor.
tut allah rasulünün elinden!
kardeşliği yaşa, kardeşliği yaşa, kardeşliği yaşa!
--alıntı--
dünyanın en fakir cumhurbaşkanı olarak bilinen uruguay cumhurbaşkanı jose mujıca der ki; ben insanların geceleri yatacak bir saçak altı bile bulamadıkları bir dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikanelerde yaşamasını anlamıyorum. evsizler için ev, suyu olmayanlar için su lazım, ekmek lazım. sen böyle bir dünyada özel uçağım olsun, oraya buraya gideyim diyorsun. eğer herkes daha fazlasını isterse, bir gün kimseye bir şey kalmayacak. küresel ısınmadan bahsediyoruz ama doğaya saldırmaya ve çöp üretmeye devam ediyoruz. eski ruhani tanrımızı kendi ellerimizle kurban ettik ve artık market tanrının tapınağındayız. bu yeni tanrı; ekonomimizi, politikamızı, alışkanlıklarımızı, yaşamlarımızı düzenliyor ve bizlere faiz oranları ve kredi kartları ile mutluluğun yeni adresini veriyor. öyle anlaşılıyor ki bizler, yalnız tüketme için yaratılıyoruz ve artık tüketemediğimiz zaman derin hayal kırıklığına uğrayarak kendimizi yok ediyoruz. bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım. asıl fakirler sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır. ben elimde hafif bir bavulla dolaşıyorum. bu bana istediğim yaşamı sürdürmek için yeterli zamanı veriyor. asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır.
--alıntı--
f.g camiasının; iş dünyası, vakıf, banka, medya kuruluşları, eğitim, ve bağışlar (himmet)ile dünya çapında 150 milyar dolarlık bir güce hükmetmesinin resmidir.
--spoiler--
Siirt pervari'de 11'inde gelin edilen, 12'sinde anne olan, 14'ünde ölü bulunan kader erten'in dramı, çocuk gelinleri bir kez daha gündeme getirdi. peki oyun çağında evlendirilen çocuklar ne diyor? uçan süpürge'ye konuşan çocuk gelinler, kabus dolu o günleri anlattı...
17 yaşında evlendim. eşim askerdi. dışarı gitmek zorundaydık. kars'tan sonra i̇stanbul. 18 yaşında anne oldum. genç kızlara bakar özenirdim. bir gün eşim geldi, yemekten sonra televizyon izlemeye başladık. sokakta mahallenin genç kızları toplanmış oyun oynuyorlar. balkondan izliyorum. eşim oyun oynayanlara nasıl baktığımı görmüş, "oynamak ister misin?" diye sordu. o kızıma baktı, ben oyun oynamaya gittim. eşim her zaman çok destek oldu. herkes benim kadar şanslı değil. (n.-amasya)
10 yaşında gaziantep'e gelin gittim. fırına giderken çocuklar beni kovalarlardı. "küçük gelin" diye bağırırlardı. elimle çamaşır yıkardım. kaynanam beni döverdi. kaynım ben ekmek yaparken karnıma bıçak soktu. sonra kapıyı üstüme kilitleyip çıktı. kayınbabam ata bindirip hastaneye götürdü. bana sorular sordular. "nasıl oldu?" dediler. "kış kabağı keserken oldu" dedim. mahkemeye gönderdiler. savcı ve hakim bana sordular, istekli mi evlendin yoksa zorla mı evlendin? i̇ki kolumu mühürlediler. diyarbakır heyetine gittik yaşımı büyütmek için, yoksa kocam hapse girecekti. sonra eve döndük. daha yaram iyileşmeden işe başladım. (z.e.- mersin)
babam beni 12 yaşında gelin etti. kocam 20 yaşındaydı. hiç görmemiştim onu. beni götürdüler, "bu kocan" dediler. tanımam etmem. 20 sene onun yanında kaldım. vay olmaz olaydı, acı çok. (d. nevşehir)
--spoiler--
(bkz: araç sollarken sollayamamanın getirdiği psiolji)
başlığından yola çıkarak derin araştırmalar neticesinde ne olduğuna karar veremediğim bir kelime...
Ayrıca Uzman arkadaşların görüşlerine baş vurularak ilerleyen safhalarda açıklığa kavuşturulacak ve yeni bir tanım olarak dil dünyasına armağan edilecektir...