yetmiyor zaman yapacak bir şey yok... keyifli keyifli matematik çözerken birde baktım iki saat geçmiş, sonra hiç bir zaman keyfili olmadığımı fark ettim, bizi bu hale sokanlar utansın diye söylenmeye başladım ve çözülmesi gereken bir kitap dolusu soru olduğunun derin sancısıyla daha da sinirlendim. o an durdum ve düşündüm, içimden hayatımda anmadığım,bilmediğim sadece saçma sapan bir şekilde duyduğum garip garip türküleri söyleyerek halay çekmek geldi hem de sınıfın en orta yerinde... bizi hale sokanlar hiç utanmazlar ama ben bu eylemi yapsam dünyanın en utanç verici adamı olurdum kesin.
böyle bir söylemi kullanan kişi yoğun bir eziklik yaşıyor aslında farkında değil. çünkü bu başlığı açıp zamanını öldüren bir insandan, sol kültürü, marksist literatürü, insanı, insanca bir arada yaşamayı bilmesini beklemek biraz zor...
beckettin bütün kahramanları bilinmeyen bir uzamın içine atılmış zavallı kişilerdir. anti kahramanlardır. sisifos vari her gün tekrarlayan eylemlerle geçer yaşamları. örneğin; godotyu beklerken oyununda, vladimir ve estragon sürekli olarak gitmekten bahsederler fakat hiç bir eylemde bulunmazlar ve hiç bir yere gidemezler. gidemezler çünkü başka bir dünya yoktur. birbirlerine muhtaçtırlar, oyun sonu oyununda clov oturamaz, Hamm ayakta duramaz. nag ve nell ise kendilerine bile bakmaktan acizdirler. mutlu günler oyunundaki iki anti kahraman kahramanın biri önce beline sonra da boğazına kadar toprağa gömülüdür. diğer kahraman ise kötürümdür; oyun boyunca sahnede sürünerek hareket eder.
tamamen aciz oldukları için fırlatılıp atıldıkları köşede sadece beklerler ve zaman geçirmeye çalışırlar. hemen hiç değişiklik olmaz, olursa da bu, tıpkı insanların yaşlanması gibi olumsuz bir değişikliktir. oyunun sonuna doğru daha az işitmeye başlarlar ya da aniden kör olurlar. sonlarını beklerler ama son kolay kolay gelmez. bu arada da bol bol konuşurlar çünkü konuşmak iyi bir zaman öldürme aracıdır.
beckett oyunlarında karakterler çokça konuşsalar bile birbirleriyle iletişim kuramazlar, birbirlerini anlamazlar. ancak, bunu dert etmezler çünkü konuşmak sadece sözlü bir oyundur. karakterler o kadar uzun bir süredir konuşmaktadırlar ki artık konuşmak iletişim kurmaktan çıkmıştır. bütün sorular ve cevaplar her iki tarafça da bilinir; birbirlerine hep aynı hikayeyi anlatırlar. sembolik sağır karakterlerle de iletişimin imkansızlığı iyice vurgulanır.
sürekli bir ontolojik şüphe yaşarlar çünkü varolduklarından bile emin değildirler. sık sık bilmiyorum, bilemiyorum! demeleri ve her şeyi unutmaları işte bunun göstergesidir. oyunlarda zamanın hiçbir önemi yoktur zira sahne üstünde hiçbir şey olmaz ve her geçen gün aynıdır. Dolayısıyla oyunlarda kayda değer bir öykü yoktur.
karakterler ilk bakışta gerçekdışı ya da gerçeküstü görünebilirler. bu hiç de olumsuz bir şey değildir; gerçeküstücülük ve absürd tiyatronun pek çok ortak yönleri vardır. ancak beckettın oyunlarında yapmak istediği, antik mitlerden günümüze insanın özünü yansıtmaktır. bu yüzden Beckett karakteri, birey değil de tiptir. insanı temsil etmektedirler. hatta bazı oyunlarda kahramanlar birbirleriyle yer değiştirebilirler ve özlerinden hiçbir şey kaybetmezler.
beckett oyunlarında, inançsızlığın ve anlamsızlığın pençesinde bütün yaşam enerjisini yitirmiş, değerlerini yitirdiği için de varoluşuna bir türlü anlam veremeyen insanı anlatır. yaşama her hangi bir anlam getiremediği için ölümü bekleyen, ama ölümü beklerken, belki de yapabileceği tek şey olduğu için hiç durmaksızın konuşan insandır bu. kendisinden hiçte farklı olmayan insanlarla iletişim kurmaya korkan ya da iletişim kurmakla uğraşamayacak kadar yılgın olan insan yalnızlığa ve başkalarına mahkumdur.
kısacası sevgili dostlar bu karakterler, her gün aynı eylemleri tekrarlayan, bu dünyanın içine atılan ve burada yaşamak zorunda bırakılan, bir birimize her an muhtaç olan bizleriz.