olizvel
313 (vizyon sahibi)
dokuzuncu nesil yazar 2 takipçi 41.81 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    fatih terim istifa etmeli kampanyası

    1.
  1. Merhabalar arkadaşlar.

    Artık zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Change.org'daki kampanya metnimizi aynen yazıyorum, desteğinizi bekliyoruz.

    "işin aslı, şu an 3-0 geride olduğumuz ispanya maçında sahadaki ruhsuz takıma da bir şekilde yaptırım uygulanmalı, ancak imam böyleyse (ego, kibir, kişisel hırs) takımın ne yaptığı ortada.

    Evet, dünyanın en iyi oyuncularına sahip değiliz, ama 14 sene önce de değildik. Dünya Kupasında kök söktürürken, 2002'de avaz avaz bağırdığımız milli takım ruhu paramparça resmen. Fatih Terim, son yıllarda medyanın şişirmesiyle işleri yürüten bir teknik direktör olup çıktı. Yazabileceğimiz o kadar çok detay var ki, bir umut peşinde olduğumuz Milli takımımızı bu halde görmek içimizi acıtıyor.

    Euro 2016'da tek 3 yiyen takımız ya hu. Daha maç bitmedi üstelik. Ülkemin duyarlı bir vatandaşı olarak, hakkını verebilecek bir teknik direktör bulunana kadar görünende ego, sonuçta balon kasan Fatih Terim 'i milli takımlar teknik direktörü olarak görmek istemiyoruz."

    Var mısınız siz de?

    https://www.change.org/p/...ınsın?recruiter=558336248
    7 ...
  2. 28 temmuz 2015 kpss sınavı sonuçları

    1.
  3. özel ders uygulaması

    1.
  4. işbu entry arkadaş ortamında konuşurken akla çakan bir fikirdir aslında. öğret-pekiştir-kazan-kazandır tarzında bir uygulama aslında. en azından bir fikir belirtilirse çok hoşuma gider bir bilsen.

    uygulama bir nevi hizmet. ev temizliği için hizmet kiralayanlar, ya da airbnb gibi evini kiralayanlar, ya da blabla car gibi seferiyken yolcu ilave edip benzin ücretini bölüşenler gibi gibi.

    fikir şu; bir web site/uygulama sayesinde lise, üniversite veya yüksek lisans bir öğrencinin ingilizce, matematik, fen bilimleri vs. vs. tarzında, çoğunlukla ailelelerin öğrenciyle hem fikir olup eğitimler almasını sağlanması. tabii "eğitmenlik" sıfatı için kıstaslar (diploma vs.) olacak.

    fırsat; ben de öğrenciyim açıkcası. paraya ihtiyaç duyduğum anlar oldu ve böyle bir hazır "network" sağlamış bir şeye dahil olmak işimi kolaylaştırırdı. birçok öğrenciye de fiyat spektrumları iyi ayarlandığında kolaylık sağlayacaktır.

    güçlü yanlar; ailenin işini dışarıdan daha kapsamlı özel derslere gönderme gereksinimi azalacağından hem maddi anlamda, hem de "halinden anlayan, neredeyse reşit" biri tarafından eğitim alacağından manevi yandan kolaylaştırması.

    riskli yanları; hizmetten memnun kalmamadan ya da herhangi bir aksilikten sonra hizmete güvenin azalması ve belki de en önemlisi sırf uygulama payını-komisyonunu azaltmak adına dersi alanların birkaç dersten sonra hizmetten ayrılmaları (yani "eğitmen" çakalvari vatandaşın aileye çıtlatarak gelin ben özel geleyim hem de masrafınız azalır tarzı yaklaşımı)

    öyle bir geldi aklıma. özet geçtim ama sen de bi' fikir katar mısın?

    edit: imla
    1 ...
  5. laborare est orare

    1.
  6. sağlam bir tarihi intro: https://galeri.uludagsozluk.com/r/475342/+

    Latinceden dilimize çevirildiğinde açık bir şekilde; "Çalışmak ibadettir." diye çevirilecek vecizedir. (leo diye kısaltacağım açıklamanın devamında. Eh biraz da mecazi ve gurur verici bir anlamı olsun zodiac astroloji burc'u olan Aslandan gelen. Aslan burcu olduğum için değil tabi ki! * )

    Latince kökenli olmasına rağmen bir çok kutsal ya da kutsal olmayan batıl-uydurma-uzak doğu menşeili din-inanış tarafından da insanlar üzerinde olumlu-pozitif-pragmatik bir değer katan ve insanı yücelten, insanı güçlendiren, içten gelerek yapıldığında sağlam karakter oluşturmayı sağlayan bir sözdür, leo.

    Şimdi islamiyet ile Hristiyanlık ve diğer inançlarda leo'yu açıklayalım kısaca. -Kısaca diyorum, çünkü binlerce sayfalık yabancı kaynaklar var. Muhteşem bir şey değil mi?

    Haydi başlayalım..

    1. islamiyet'te leo;

    Hemen leo'nun şu anlama gelebildiğini "Çalışıyorum, namaza gerek yok o zaman aga.(haşa)" düşünebilecek bazı müslüman kardeşlerime bir uyarı geçeyim. Öncelikle dinimizde -Müslüman olmayan arkadaşlar lütfen açıklamamdan dolayı rahatsız hissetmeyiniz. burada bir dışlama veyahut bir ima bulunmamaktadır. sadece akıl karışıklığı yaratabilir ve insanları yanlış yönlendirebilirim. dikkatli olmak lazım sonuçta.- bildiğimiz gibi 5 farz bulunmaktadır. Yani yapılması gerekenleri -yapabildiğiniz kadarıyla- yapmak 'mesuliyetindesiniz' Türlü türlü bahaneler uydurabilirsiniz, bu sizin inisifiyatinize kalmış bir durumdur ben bunu yargılayamam ancak, dini konular gibi önemli vazifelerde eksiksiz yerine getirmeniz şarttır. Zorunluluk olarak değil de sevgiyle yapılması daha da bir sevaptır, bilindiği gibi. 5 farz'a dönecek olursam;
    1. Şehâdet Etmek
    2. Namaz Kılmak
    3. Zekât Vermek
    4. Oruç Tutmak
    5. Hac'ca gitmek

    Detaylıca anlatmayacağım zira, Kur'an'dan başlayarak binlerce dini kaynaktan öğrenilebilir. Burada vurgulamak istediğim şey şu; iyi niyetle çalışmanız ibadet olabilir. Namaza ne lüzum var, çalışmak da ibadettir demek çok yanlıştır. Çünkü namaz bildiğimiz gibi 2. müslümanlık şartımızdır. Reddedilemez ve değiştirilemez. Böyle söyleyen kâfir olur. Namaz kılan, haramlardan kaçan kimsenin iyi niyetle çalışması ibadettir.

    Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak, ana babasını ve aile efradını muhtaç etmemek için işine gidiyorsa, her adımı ibadettir. Eğer kazanacağı para ile öğünmek, keyf sürmek niyetinde ise, şeytanla beraberdir. (Peygamber efendimizin söylediği bir söz olarak asıl ismi -Süleymân bin Ahmed bin Eyyub bin Mutayr eş-Şâmi el-Lahmi et-Taberani- olan Taberani'den alınmıştır.) Ayrıca "leo" benzer bir şekilde Nisa süresi 95.ayette de belirtilmiştir; "Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir. "

    2. Hristiyanlık ile diğer kutsal ve kutsal olmayan dinlerde-inanışlarda leo;

    Amerika Birleşik Devletlerinin Washington eyaletinde Mary Virginia Merrick tarafından kurulmuş "Christ Child Society" adlı Türkçemize "Mesih Çocuk Derneği" diye çevirilebilecek, derneğin ismine zıt olarak 'dini ve ırkı ne olursa olsun, ayrım gösterilmeksizin' çocuklara gereken maddiyatı, eğitimi ve duygusal ortam -aile, kaynaşma, iletişim- ihtiyaçlarını karşılayan kâr amacı gütmeyen, gönüllü üyelerinin azim ve sabır dolu organizasyonuyla çalışan bir derneğin vecizesidir.

    Tüm dünyada kabul edilen bir dil olan ingilizce'de "To labour is to pray" olarak ifade edilebilecek leo; önceleri, yani 480–547 yılları arasında, Aziz Nursia Benedikt'i tarafından, rahiplerin, başrahip otoritesi altında müşterek bir hayat sürmeleri amacıyla yazılmış emirlerin bulunduğu "The Rule of Saint Benedict" (Aziz Benedict Kuralı) kitabının, sonralarıysa Farmasonlar tarafından kabul edilen bir mottosudur. Tabii ki bize aile ağacımızdaki bir birey kadar yakın olan farmasonlarda bu söz, 'istediğini yap' vecizesine kurulu olan ve altın-fildişi-mermer tapınakları inşaa eden Telemalar için (ingilizcesi; Thelema) kulağa yatkın gelebilir. -Yabancı kaynakları araştırırsanız Telemalar, Sembolizm ve siyonizm üzerinde de oldukça detaylı bir kaynak listesine ulaşabilirsiniz. Burada yüzeysel geçtim ancak özel olarak bir isteğiniz/isteğiniz varsa da lütfen benimle pm üzerinden iletişime geçin; konuşalım, tartışalım, bilgi aktaralım... "Doctus cum libro" olmak lazım. Yani; kitabıyla bilgin olmak... Bu söz kendileri bir şey bilmeyip, hazır bilgiyi sunmaya çalışanlar için kullanılan bir başka latince sözdür. Buna da bir başka yazıda değineceğim. Kısaca öğreten öğrenir. *

    Biraz daha 'yer üstünden' konuşmak gerekirse birçok hristiyanizm kökenli okulda da motto olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Gandhi'ye göre sansktritçe "Bhagavat Gita" olan ve Rabb'in Ezgisi diye dilimize çevrilebilecek kutsal bir Hindu metnidir.

    Diğer inançlara göre de neredeyse ikinci paragrafta da belirttiğim anlamlara sahiptir. Az çok çevirilerden, diller-hitaplar-anlayışlar-iletişim üzerindeki zaman aşımlarından fark olacaktır tabii ki. Ancak sonuç olarak bu güzel latince deyişe, ruhu dinginleyen ve iç ısıtan Hz. Mevlana'nın şu sözünü de ekleyebiliriz; "insan, ancak çalıştığını kazanır."

    (Ekleme-çıkarma yapıldığı düşünülmemesi için editlemeyeceğim. imlâda, hitabımda surç-i lisans işlemişsem affola dostlar. Sağlıcaklar kalın, tekrar görüşmek üzere.)
    0 ...
  7. sahte müze ile 80 milyon dolar kazanan çinli

    1.
  8. "Çin’de yılda bir milyon turistin ziyaret ettiği müzenin ve içindeki eserlerin sahte olduğu ortaya çıktı. Tam beş yıldır faaliyet gösteren müzenin sahibi, bu yolla tam 80 milyon dolar kazandı."

    2 milyara yakın çinli var deniliyor.. 1.5 milyarı sahtedir şimdi bunların. * Neden mi? Bizim Türkleri geçmiş.
    Bunu da izah etmeli şimdi..
    Doğu anadolunun ücra köşelerinden birinde, bir ara, 90'ların sonları olması lazım, adamın biri Ziraat bankası açıp %50 gibi uçuk bir oranla faiz vereceğini söylemişti. Etrafta ise en çok ilçe vatandaşı... Köylüler evlerini, arsalarını satıp bankaya yatırmıştı. Siz düşünün bu kasvetli senaryonun sonunu, yurdumun insanının fetvasını... * * *
    0 ...
  9. sabah saat beş buçuk

    1.
  10. Hiçbir şekilde uyuyamamış olup, bir taraftan akıla nereden geldiği bilinmeyen 'zeki müren bulamazsın' diğer bir taraftan 'hababam sınıfı dram müziği' dinlerek, rulet oynarcasına seçilen bir takım dizilerin izlendiği saattir. Bazı yaraların merhemi, zamanla derler ya... Bok zamanla lan. Bazı yaraların merhemi yok. Söküp atacaksın... O parça, seni daha da mahfetmeden önce. Hayat, paylaştıkça güzel.

    Peşin not 1: -18, ergen tayfası, zevkten çakmayan, zevklere saygı göstermeyen saplar Zeki Müren yorumlarını kendilerine saklasınlar. O adam gibi büyük bir sanatçı gelmez bir daha Türkiye'ye.

    Peşin not 2: Kafam güzel filan değil. Hayırlı sabahlar.

    Edit 1: Hababam sınıfının şu dram müziğini dinledikçe gidiyorum 15 sene evvele. Her şey ne kadar kolaydı di mi lan? hangi birinden bahsedeyim ki? "Ekmek elden su gölden" den mi? "Çocukca kurulan dostluklar" dan mı? "Aldatmayan, brutusvari arkadan bıçaklamayan o arkadaşlar" dan mı? Mahalle maçlarından mı? Size geçmişinizde en gıpta ettiğiniz, en özlediğiniz şey hatırlatsın hababam sınıfı dram müziği:



    Hangimiz sevmedik ki? diyip uzatmadan Zeki Müren - Bulamazsın'ı da paylaşayım;

    5 ...
  11. doğum gününün önemi

    1.
  12. 23'e de bastım öyle mi... vay be. Bana sorarsanız ben bile bu sürecin nasıl işlediğinin farkında değilim. Sorsanız hâlâ 18'im 19'um.. Belki daha büyük hissettiğim zamanlar da oldu, belki daha küçük. Ben daima an'ıma baktım. Bu sene benim için birkaç kötü haber eşliğinde geçti desem yalan olmaz -annemin kanseri, benim daha da "gerileyen" işitme sıkıntım-durumum, saatlerini beraber harcadığın, adam bildiğin insanların sana bu dönemde sırt dönmesi, ve 1-2 mevzu daha... Haa bunların yanında, çok da güzel şeyler yaşadım, keşfettim tabii. Hayatın nötr dengesi de bu değil midir zaten? Vefası da, cefası da bize. Ne kadar anlamlı yaşayabilirsek o kadar güzel. Doğum günü konusuna dönersek, kimi ziyaretime gelerek, kimi smslerle, kimi aramalarla, kimisi mail-facebook mesajlarıyla kimisi de duvardan kutladı. Sağolsunlar, varolsunlar. Tüm bu araçlardan birini kullanmaya bile tenezzül etmeyenlere de buradan afilli tebriklerimi iletiyorum. Siz de sağolun lan ;) Her neyse, uludağ'dan gelen maille; kısa, kimi zaman hüsran, kimi zaman sevinç, kimi zaman yalnızlıkla, kimi zaman gerçekten dost bildiğim her hallerimizle birbirimize arka çıktığımız insanlarla geçirdiğim, hastalıklarla geçen-geçmekte olan, ölene kadar belli başlı prensipleri koruyacağım hayatımı özetleyeceğim...

    "doğum günün kutlu olsun kardeşim. her insan bir cevherdir. bir gün mutlaka kendisi, çevresi ve insanlık için önemli işler yapacak potansiyeli barındırır içinde. o potansiyelin ne zaman ortaya çıkacağı belli olmaz. umarım bu sene içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak için güzel fırsatlar yakalarsın.

    725,869,501 saniyedir
    12,097,825 dakikadır
    201,630 saattir
    8,401 gündür
    1,200 haftadır
    280 aydır
    23 yıldır hayattasın.

    sana daha nice mutlu yıllar ve ömür boyu huzurlu, stressiz ve mutlu bir yaşam diliyorum."

    Umarım hayatımız sadece bu değersiz sayılardan ibaret olmaz. Umarım şimdiki şeklinde olduğu gibi, her anı anlamlı yaşayabiliriz. Umarım hayatlarımıza anlam katan şeylerin farkında olur ve onları kaybetmemek için savaşırız. Ailemizi. Dostlarımızı. Sevgilimizi, eşimizi. işimizi. Ya da hedeflerimizi. Artık hayatımıza ne anlam katıyorsa... 23. yıl, belki de son gördüğüm olabilecek doğumgünü dileğim budur. Hayatımızı anlamlı kılan her şey için, içimizde daima savaşma gücü olması. Tabi ki hep beraber *

    Edit 1: sağolasın ama zorla değil la. duygulandık işte.

    Edit 2: herkese çok teşekkürler. Ben de kutluyorum tabi olm, odun değiliz ya.
    2 ...
  13. haberi gizle

    ?.
  14. facebookta fotoğraflarına etiketleyenler, alakasız-saçma sapan rap müzikleri paylaşanlardan, canınızı sıkan gönderilerden kurtulmak amaçlı, gönderiyi "gözünüzün önünden kaldırmaya" yarayan eklenti. her gönderinin sağ üst köşesindedir. hatırlatmakta fayda var. teşekkürler mark.
    0 ...
  15. bankla sevişen adam

    ?.
  16. Şu krizin çarptığı, işsizliğin tavan yaptığı günlerde alternatif bir yöntem arayan adamdır.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/300553/+
    0 ...
  17. akvaryumu gezdiren adam

    ?.
  18. Alis'in harikalar diyarından esinlenip, her şeyin sınırsızlığına inanmış, bir o kadar da köpek sahibi olamamanın acısıyla, sokakta akvaryum geziren adam olmuştur.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/300309/+
    0 ...
  19. seni sevemiyorum mesajı

    1.
  20. 1 buçuk ay beraber olduğun kızın, gündüzünü süper geçirdiğiniz bir günün gecesinde, attığı mesaj. Şaşırtıcıdır, boktandır. Üniversiteli olacak bir de. Daha da beteri bir ay sonraki tesadüf eseri konuşmanızda, ertesi günlerde daha da üstelerseniz, "şaka yapmıştım" demesini (!) sağlayabilirmişsiniz. Hatalı bizmişiz. Giyotin yeterli midir? (bkz: yeter) (bkz: şizofren)
    3 ...
  21. ayrılalım mesajı

    1.
  22. bana hayatım boyunca gelmeyen, ama gelenlere ise Allahtan sabır dilediğim mesajdır. Düşmanımın başına gelmesin lan. Kırıp kırıp, kalbin içine edip edip bırakıyorlar. Sonra bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyorlar. Boktan bir durum.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/300092/+
    1 ...
  23. tesisatçı atasözü

    1.
  24. Bir tesisatçı atasözü der ki: "Senin yaptığın gider, anca hoşuma gider."
    2 ...
  25. konulardan bihaber olmak

    ?.
  26. Sözlüğün fransızı olmak da denebilir. Mesela sabah uyandığında "yine mi aynı gün, bu başlıklar ne mna kym" gibi laflar edebilir zat-ı muhterem.
    0 ...
  27. duraktaki adam

    1.
  28. Kış aylarında yaşadığım bir olay aklıma geldi, dayanamadım ya.

    3 numaralı otobüsü beklerken adamın biri gelip sorar;
    -3 numara bu saatten sonra geçiyor mu?
    -abi bilmiyorum. işte 10 dakkadir filan bekliyorum, gelmedi henüz..
    -geçti mi 3 numara?
    - ? !! ( hea geçti soğukta fantezi yapıyorum.)
    0 ...
  29. uyan artık dostum

    ?.
  30. Bu cümle, uyuyan oda arkaşına "ağzını yüzünü kırdığımın uyansana laaan"dan önce söylenen bir sözdür. Çünkü oda arkadaşı yatakta, sıçarcasına osurmaktadır. Ayrıca iki işi birden ustalıkla yapabilirliğini, hem şehvetli bir şekilde osurarak hem de rüyasında ancelina jöli'yi görürken "hadi bebeğim hadi" diyerek muhtemelen boşalarak, ispatlamıştır. Bu iş, ona fena patladı bu arada. Uykumun içine etmişti ne yapayım? (ipucu: bir kova su)
    1 ...
  31. tom mason

    ?.
  32. Falling skies dizisinde başrol oyuncusudur kendisi. her ne kadar liderlik özellikleri olsa da son bir iki bölümdeki sığ görüşlülüğü ve artistliği yüzünden ekside olan karakterdir. uyan artık dostum
    0 ...
  33. spartacus için alternatif isimler

    1.
  34. Spartaküs: Dağları delen Remzi. (Remzi isimli arkadaş bana alınmış olacak ki, - basmış. Teşekkürler.)
    3 ...
  35. o çocuk

    ?.
  36. O çocuk, kimisinden daha sağlam yürekli, kimisinden daha metanetli ve kimisinden daha insandır. Çocuk, her gün, diğer akranları gibi okuluna gitmektedir. Sadece salı ve perşembe günleri gitmez. Çünkü o günler ailesine destek çıkmak adına, sabahın ilk ışıklarında uyanır ve babasıyla annesinin peşine takılır. işini her seferinde layıkıyla yapar ve ailesinin takdirini alır. Çalışmak zorundadır. Ancak anlayışsız öğretmenleri tarafından daha dönem ortası yaklaşmışken sınıfta bırakılır, eğitimi de aksar yani. Hayattaki tümsekleri henüz 13 yaşında tatmaya başlamıştır. Bu çocuk var ya bu çocuk, "hayatı" birinci elden yaşayan çocuktur. Küçük yaşta nasır tutan o küçük ellerine, bir milyar beleşçi p.çin, pezevengin ve bilmem nenin ellerini feda ederim. Acımam. Çünkü biliyorum ki, hayat, kaba tabiriyle, "sadece yediklerimizi" sıçtırtan bir eylemler bütünüdür. O çocuk bir gün karşınıza çıkarsa şayet, sakın o mağrur, yaralanmış ve kimsesiz görünüşüne aldanıp, dışlamayın tamam mı? Biliniz ki, vicdanı ve yüreği; kendisi gibi aslan parçasıdır...
    0 ...
  37. karşı kaldırımdaki kız

    1.
  38. Yine bugün, o şoke olduğum vapurdan (bkz: vapura simit için gelen martılara can simidi atan adam - http://www.uludagsozluk.com/e/16163140/) inmişim, toplamda 2 şeritli, emirgana giden yolun kaldırımında yürüyorum. Sıcak bir yaz günü. Gerçekten bir tarafım terler akıyor. Kafa güneşten kalkabiliyor mu kolay kolay? Hayır. Ama sağımı solumu görmek adına, güneşle göz göze gelmeyi göze alarak kafamı kaldırdım. Kaldırmaz olaydım. Beni neredeyse gay'liğe itiyordu nerdeyse aptal sarışın. Neyse,4-5 metre ötedeki,karşı kaldırımdaki kızı anlatayım; 1.70 boylarında, sarışın, cillop gibi bir kız aga. Allahı var şimdi dürüstçe yazayım yani. Her şey çok güzel gidiyor, göz ucumla kesiyorum, kraliçe arıyla kraliçe karınca çiftleşiyor derken kız yürürken bol balgamlısından bir tükürdü kaldırıma sormayın. O tüm endam, güzellik, zerafet, incelik bir anda kızla birlikte yerin dibine nasıl girermiş öğrendim ben bugün. Tükürürken çıkan sesten yanından geçmekte olan kedi bile tırstı o derece. Ama şükretmek lazım bugünü de atlattım. Allah korusun, sert rüzgar çıkıp, o balgamlı tükürüğü, suratıma gelseydi? (bkz: cinayet sebebi)
    0 ...
  39. vapurdaki adam

    1.
  40. Bu adam bugün gönlümü fethetmiştir. Öğlen saatlerinde bindiğim Bebek-Emirgan vapurunda simit için gelen martılara can simidi atmıştır kendisi. Atmamış da olabilir. O an gerçeklikte olduğum şüphe uyandırıcıydı.
    1 ...
  41. geleceğinizi şekillendirin

    ?.
  42. Bizim kampüse, işte vay efendim "geleceğinizi şekillendirin" filan fistan diye konuşma yapmaya bi adam gelmişti. Yaklaşık 1000 katılımcı vardı konferansta. Her katılımcıya sertifika veriliyordu. Şimdi sunum yapanın adını bile hatırlamıyorum ama bir kadın ismiydi, adamınki.

    Her neyse, işte sırf "utancınızı yenin, hata yaptığınızda en fazla ne kadar rezil olabilirsiniz ki" diye yapmamız için -başka semtte yapın demişti- bir öneride bulundu sunucu. Örnek olarak açıkladı; bir eczaneye girip, ciddi ciddi bir kilo kıyma istediğimizi söylemek. Bunun gibi antun kuntin bir şey yapacaktık. Yüzümüz kızaracaktı.

    Biz, 3 arkadaş, oturduk bunu şekillendirelim dedik. Enine boyuna düşündük ve bizim öğrenci evinin ordaki kasap nuri amcadan 2 musil ilacı almaya karar verdik. ee yaratıcı gençlerdik. (olay gününe geçiyorum direk, arada kalan; odalarımızda ozbir çekmeler, duş almalar, kahvaltılar filan, bunları es geçiyorum.)
    Nuri amca, 50 yaşında var yok. Kendine has bir giyim tarzı -beyaz önlük, siyah kunduralar vs.- vardı. Girdik 3 mal içeri. Ve bu fantastik dörtlü arasındaki diyalog başlasın... (N= Nuri amca, B=ben , a1= 1.arkadaş a2= 2.arkadaş )

    B: Selamin aleyküm nuri abi.
    N: Ve aleyküm selam gençler. Nasıl gidiyor bakalım?
    B: Hamdolsun iyiyiz abi. Sizi sormalı..
    N: Şükür, geçiniyoruz. Buyrun bakalım ne istersiniz?
    B: Abi biz şey alacaktık, bir sor... -Nuri abinin elindeki o kasap bıçağının hareket ettiğini gördüğümde, beni göt korkusu sardığını anlamıştı a1 ve lafa girdi gayet ciddi bir şekilde.

    A1: Abi biz musil ilacı alacaktık. Mümkünse iki paket.
    N: Git al evladım eczane alt sokakta.
    A1: Yok abi orası kapalı. Biz senden alacağız.
    N: Evladım manyak mısın sen?
    A1: Hayır Nuri abi ya.iki paket musil ilacı alacağız. (A2'yi gösterek) bu arkadaşa lazım değil sadece.
    N: Lan basın gidin a.... k....larım! Kör müsünüz lan kasap burası. Aha bu da bıçağım.

    Bu kesin ve katî mesajı alamamış A2 kodlu arkadaşımız, daha malımız, lafa girer.

    A2: Amca bekletme bizi ya. iki paket olmuyorsa da bi paket ver. (Beni göstererek) Adam şimdi altına sıçacak.
    N: Gelin lan buraya a..... k.....larım! Ağzınıza sıçacağım lan sizin!

    Ve depar. Bir an,koşarken, yanımızda Usain Bolt var sandık. Evet yüzümüz utançtan kızarmıştı. Bundan daha bok, daha beter bir şekilde rezil olamazdık. Ama bir hata vardı. Nerede yanlış yaptık, nerede yanlış yaptık derken hatayı bulmuştuk; farklı semtte yapmalıydık. Galiba sıçtık. Hem ki ne sıçmak...

    Allah'tan anlayışlı çıktı Nuri abi'm. Durumu açıklayınca, 2 kilo kıyma almamız koşuluyla affediverdi bizi, adamın dibi abicim. Sakın denemeyin! kaynak: http://olizvel.blogspot.com/2012/07/nuri-abi.html
    0 ...
  43. düdüklü çocuk

    1.
  44. blogumdan kaynak: http://olizvel.blogspot.c...012/07/duduklu-cocuk.html

    Abartmıyorum bir gün, sabahın 10'undan beri sitemizdeki iki apartman boşluğu arasında 8-9 yaşlarındaki bir kızancık (!) düdük çalıyordu. Ses yankılanıyordu da. Öyle böyle değil. Yaz sıcaklarının en ummalı zamanlarındasınızdır, gece o kevaşe kan emici sinekten uyku tutmaz, sabaha kadar uyuyamazsınız. Ardından uyku tutar. Uykunuzun 3.saatinde, henüz REM uykunuzu bile tamamlayamamışken o kızan başlar düdüğünü, düdüüt düdüüüt diye çalmaya. (Çocuktur diyorum, kızan diyorum, p.ç demek istemiyorum, ancak yanımda olmalıydınız öfkemin gazabını yaşamak için)

    Malümunuz tatil günü. Laptopta takıl, kitap oku, yemek ye, sıç (lütfen kibar olmak adına "tuvaletinizi" yap gibi anlamsız kelimeler kullanmayın.) sonradan dışarı çağrılırsan olabilecek tüm buluşmaları "Olum sen manyak mısın? Götümden terler akıyor lan.Akşam kulüpte görüşürüz." diye günün geç saatlerine at... Rutin işler. Yazın ortasındasın canım benim, elden ne gelir?

    işte böyle bir mevsimdeyken, o gün sadece 2 arkadaşınız ve bir de çevirdiği numarayı bilmeyip, telefonu açtığınızda "Saadettin Hoca'yla görüşecektim.Orada mı?" diye soran bir mal aramıştır.Hee ben imam Saadettin diyip telefonu kapatırsınız ve maç berabere giderken takımınızın 90+5'te yediği golün çaresizliğinden beter bir çaresizlik durumuyla, o düdükle baş başasınızdır artık.

    Kitap okusan konsantre olamıyorsun ve dolayısıyla da bir bok anlamıyorsun. Bırak öyle teknik terimli, ağır lügat içeren bir kitap okumayı, çerez dediğin, karikatür dergilerini bile okuyamıyorsun. Elindeki kitaba anlamsızca bakıyorsun sadece. O da sana bakıyor. ilişkiniz anlam kazanmaya başlıyor. Sanki yıllar yaşamışcasına dakikalarca boş boş bakıyorsunuz kitaba. Sonunda, "Sen benden daha iyilerine layıksın." diyip kitabı masanıza koyuyorsunuz ve o p.ç hâlâ düdüğünü çalmaya devam ediyor, zafer kazanmışcasına. Ama o sadece bir "çocuk" değil mi? Ne çocuğu be, ne çocuğu! Eğer final-bütünleme zamanlarımda denk gelseydi, katil olabilirdim.

    "Çok oldu ama ha!" diyorsunuz ve anneniz evdeyken durumu anlatıyorsunuz kendisine. içi buruk bir sesle, "O çocuk daha evladım, sen neler neler yapardın hatırlamaz mısın?" diyerek başlıyor, beni geçmişime götüren konuşmaya...

    "Daha 7 yaşında vardın yoktun.ilk defa piyano eğitimi alacağın seneydi hani. Org almıştık eve. Hatta dur org'a geçmeden flüt'ü anlatıyım. (Kafa sallarım.) işte o zaman sen ikinci sınıftaydın. (Evet, okumaya 5.5 yaşımda başladım.) Kırtasiyeci Hüsnü amcandan flüt almıştık sana. ilk aldığın günü hiç unutmam. Neredeyse mahalleyi ayaklandırmıştın. Anlamsız şeyler çalardın hep. Ama görüyorum ki şimdi tebessümle karşılıyorsun. Biliyorum, biliyorum severek çalardın. Tabi, ilk başlarda çaldıklarının kulak tırmalayıcı olduğunu bilmeden...Sonracığıma org almıştık hani birkaç ay sonra. Samanyolu'nu kendin öğrenene kadar kaç tutam saç gitti bizden biliyor musun?

    "Anne yapma ya, seviyorsunuz sanıyorum."

    "Bir laf var hani; hamileyi doğan bebeğinden dolayı tebrik ederler ama hiç sormazlar 'Kaç kere...(annemden öhö öhö sesleri)?' diye. Senin durumla aynıydı yani işte."

    Bunlar beni tatmin etmedi tabi. Laptopun başına döndüm, içimden söve söve. Elime geçirirsem ağzına edecek kıvama getirmişti beni, küçücük velet. Ama bir şey de yapmıyordum, yapamıyordum. Sonunda çocuktu. Bir çocuğun mutsuzluğundansa ölmeyi bile yeğlerim demişti, ünlü bir şair. Bok yeğlersin. Balkonda duran çuvaldaki patateslerden bir tanesini aldım ve çocuğa fırlattım. Nereden geldiğini anlamadı kızancık ve güle oynaya çalmaya devam etti. Bir tane daha attım, yine tık yok. Bir tane daha, bir tane daha derken tenis topu büyüklüğündeki patateslerin çuvalının yarısı boşalmıştı. Hava bulutluydu. "Aha, bugün yağmur yağacak!" denilesi bir havaydı. Çocuk, gökten yağmur yerine patates yağmasını doğal karşılamıştı anlaşılan.

    Dayanamayıp neredeyse, dört kilo patatesi fırlatmıştım. Öfkem bir nebze zayıfladı, çünkü son patates tanesinden sonra olay mahallindeki iki çocuk, bunların benim tarafımdan atıldığını görünce annelerine haber vermişti. Şimdi sıkıntım 10'a belki de 100'e katlandı. Tüm, bunları site toplantısına gitmeden önce yazıyorum. Biliyorum ki orada, çocuktan düdüğü alıp babasına monteleyecektim. Gerçi iri cüsseli,pos bıyıklı ve asabi bir adamdı, o yüzden tam tersi de olabilirdi.

    Ertesi gün, yani toplantı günü gelip çattı. Aklımda olacaklar hakkında o kadar çok senaryo kurmuştum ki bir ara Woody Allen'ın elinden oscarlarını alıp bana verseler yeriydi. O derece. O patatesleri atan, üstüne tavus kuşu misali kadına diklenen kafamı zikim diyerek toplantı odasına doğru, kendinden emin ama bir o kadar da altına sıçacak kıvamda yürümeye başladım. 65 yaşındak, soykırım yapmış, giyotinle idam edilecek adam gibi ecel terleri döküyordum. O adam pişman değildir ama ben o senaryo havuzunda yüzdüğüm süreç içersinde ziyadesiyle pişman olmuştum. Ama bunu hissettirmemeli ve kendimden ödün vermemeliydim.

    Toplantı yine, o puslu, gri duvarlı, içerisinde beyaz Passat, mavi Accent ve siyah Jetta olan otoparkta yapıldı. Açıkcası renkler "kasımpaşadan yukarsındaydı" o an için. Düdüklü p.ç yine düdüklüydü. Toplantı odasına annesi ve babasıyla geliyordu üstelik. Bu durumda yalnız olduğumda göre p.ç olan bendim galiba. Ha bir de kısa boylu,koca göbekli tırsak yöneticimiz de var. Dürüstçe söylemem bu 4'lünün yanında onu adamdan saymıyordum da işte orta yolu bulduracak biri var "gibi" olsun diye gelmişti.

    Hava yine bulutluydu. Parçalı bulutlu olmalıydı, yanlış hatırlamıyorsam. Otoparktan görülemiyordu. Buradan çıkamayacağımı düşünerek iç geçirdim. Bu iç geçirmeyle o çekirdek aile içeri girdi. Çocuğa düdük öttürürken ki bakışımdan mıdır, patatesleri atarken yaşadığı o kaçıştan mıdır bilemem ama çocuk beni görünce, babasının "Yeter hımına benim de kafam şişti lan" bakışlarının yardımıyla da çocuk öttürmeyi kesti. Göt korkusu onu da sarmıştı.

    Her neyse arabulucumuz Süper Mario Namık abi konuşmayı başlatan taraf oldu. "Maruzatımı anlattım ve oradan güzelce ayrıldım" demeyi o kadar çok isterdim ki. Ama hayat bu kadar açık, seçik ve toz pembe değil abilerim, ablalarım, kardeşlerim. Maruzatımı anlatmıştım gerçi ama bu hıyar ağızlının babasında bir gerginlik bir gerginlik. Sanki adamla, küçük çocuklar gibi kendimizi odaya kapatmışız Hitchcock'un Physco (Sapık) filmini izliyoruz. "Abi dedim, deveden büyük fil var tama..." farkındayım diyecektim ki bu herif direk tokatı yapıştırdı bana.

    Şimdi asabisin, iri cüsselisin, 40lı yaşlardasın da bu anlık boşluğumdan faydalanıp bana tokadı basarsan işin rengi değişir hacı. Ben, 11 yıl Wushu eğitimini sokakta kedi kovalamak için almadım. Tokattan sonraki süreç şu şekilde gitti; kendimi savunmaya çalışmam, kombine hareketlerle kontra atağa çıkmam ve sonunda ağzına sıçmış olmam demeyelim de etkisiz hale getirmiş olmam... Sonuçta ne yapmış olursa olsun, yanında karısı ve çocuğu olan bir adamın gururu, hakettiğinden fazla kırılmaz.

    Namık abi o aralar ne bok yiyordu harbiden bilmiyordum. Bir ara kazan dairesinden sesler duydum, demek ki oraya kaçmış tırsak. Olay bununla da kalsa iyiydi. Bu iri cüsseli hanzo hırsını alamadı birkaç kişiyi çağırdı bu olaydan sonra. Bir düdüklü p.ç nelere sebep oldu arkadaş ya. Neyse çağırdı geldi iki kişi. inanır mısınız bu hanzo'nun bu adamları nerden çağırdığını anlamadım. Çünkü, ikisi de "hanzo" değildi. Olayları anlattığımda sağolsunlar anlayış gösterdiler ve konu tatlıya bağlanmış oldu bir nevi.

    O gün bugündür, o düdüklü çocuk, Okan'dan bir düdük sesi daha gelmedi. Babasıyla da haftada bir-iki kez karşılaşır, selamlaşır, o günü yâd edercesine bakışır ve yollarımızı ayırırdık. Olaylar buraya gelmeseydi de patatesleri atmadan, balkondan bağırdığımda kesseydi çocuk düdük çalmayı. Tüm bu düşünceler içerisinde, bu gerçekleri buraya dökerken beni şoke eden bir şey oldu. O ses geri döndü. Bu sefer kim bu diyerek balkona çıktım ve mahalleye bugün taşınan 12 yaşlarındaki veledi gördüm. Bu bir kabus olmalıydı diyerek, kulaklıkarımı taktım ve yazımı sonlandırmak için var gücümle çabaladım.
    1 ...
  45. seksiyim ve bunu biliyorum

    1.
  46. şu entry'de http://www.uludagsozluk.com/e/16134019/ belirttiğim durum. Şarkısını da vereyim; LMFAO - Sexy and I Know It - http://www.youtube.com/wa...;index=2&feature=plcp
    0 ...
  47. gece veya gündüz arasında seçim yapmak

    1.
  48. Gece gibisi var mı ya? Etraf sakin, şehrin gürültüsü yok, araba sesleri, sokaklarda koşuşturan veledlerin haykırışları, tuvaletinde sıçarken inleyen komşunun, hemoroidi yüzünden yaradana yakarışları ve bir çoğu olmadan, rahat kafayla yaşayabilmek...Var mı ötesi?
    0 ...
  49. nedir bu ol iz vel çılgınlığı

    1.
  50. http://olizvel.blogspot.com Blogum'da da bulabileceğiniz açıklamaları aktarıyorum buraya ilk entry'm şerefine.

    "3 Idiots" filmini belki aranızda izleyeniniz olmuştur,dolayısıyla bu post'u es geçeceklerdir..Ben şimdilik izlemeyen kesime hitaben yazıyorum tüm bunları(Şimdiden uyarayım baştan sona SPOILER'dır bu post,lütfen ilk önce filmi izleyiniz..)

    http://3.bp.blogspot.com/...UAoCjmI/s200/3+idiots.jpg

    Filme dönecek olursak soru-cevap şeklinde,aklınızdaki çağrışım yoluyla aslında size anlattırarak filmi anlatmak istiyorum.Filmin Hindistan yerine Türkiye'de geçtiğini düşünün.inanın bu bir benzetme değil tıpa tıp aynısı mevzu-bahis eğitim sistemi olduğunda.Türkiye'de (91 öncesi kuşaklara yönelik) sınav sistemi nasıldı abicim orta sonda lgs/oks/sbs artık hangi 'S' olursa onunla savaşıp,humılı gırtlak sınavlara hazırlanırdık.Oh ulan beee derken anam o da ne 3 -ve ya 4- sene bitince ÖSS koymuşlar bir de..Hedef de lise değil,üniversite olmuş.Emin olun içindeki öğretilen konu başlıklarından başka hiç bir farkı yok,aynı bokun laciverti yani.(ama abi öğrenci evleri?? üniformalar?? kızzzlaaaarrr ?? Bu bir mantıksal karşılaştırma bunları cepte sayıyoruz zaten :P )

    http://4.bp.blogspot.com/...TvY/s1600/sinav_50489.jpg

    Her neyse "Sınav" filminden alıntıyla pekiştirecek olursak;LGS-OKS-SBS döneminden itibaren (hatta bazı aileler abartıp 1.sınıftan itibaren!) ÖSS sonuna kadar resmen BEYGiR gibi yarıştırılıyoruz.Sistem belli; kitaplarda yazanı ezberle sınavlara,gir,toplumun hoş/yüksek gördüğü meslek/üniversiteye gir yerleş tamam bitti.Sonra niye bu ülke uyuyor,niye gelişemiyor,niye angut,niye bilmem yüzde kaçı mal..Ya kardeşim sen gitmişsin sistemin sana dayattığı birinci kuralı resmen içine absorbe (yutmuşsun da diyebiliriz kelimeyi anlamadıysan) etmişsin! Hep duymuşsunuzdur aha bu adam sistem karşıtı,aha bu adam dengesizliğin abidesi,aha hocalar dışladı aha şu oldu bu oldu derken o adam gitti kaynadı arada...Öldürdünüz lan adamı diri diri.Toplum gibi olmadı diye,farklı diye yıldırdınız adamı.Yola getirmek istediği 3-4 sevdiği insan vardı onları da harab ettiniz.Adamın yaptığı hatta savunduğu en önemli şey;bir konunun-mesleğin-dalın(bu filmde mevzu bahis mühendislik dalıdır) ezberleyerek öğrenilmesi yerine,duyduğun ilk andan itibaren,kitabı kapatıp 'ders bitti' anına kadar yeni bir şey öğrenmiş olmanın verdiği huzur ve hazla öğrenilmesinin daha tatminkar ve gelecek kuşakları daha yüksek mertebelere ulaştıracak öğrenme yolu olduğuydu.Ama tabi ortada oturmuş bi sistem var.30 küsür yıldır tıkır tıkır işleyen,300 sayfalık kitapların yutularak resmen 'x=y' her akılda aynı şekilde ezberle öğretilerek işleyen bir "fabrika" sistemi var..Mevzu bahis mühendislik demiştim az önce değil mi ? Az çok her mühendislik dalı makinayla ilgilidir.Burda makina mühendisliğinden yola çıkacaz filmde olduğu gibi..Bu sistemde okutulan(yani tüm okullar!) eğitim kurumlarına fabrika diyoruz biz.Çünkü sadece programlanmış ve tamamıyla hiç de yaratıcı olmayan çürütülmüş,yağlandırılmış,çıkrıkları ve kütle merkezi olan bir makinadan söz ediyoruz burada.

    http://4.bp.blogspot.com/...eats-s/s1600/3-idiots.jpg

    Dipnot:Hindistan Türkiye EŞiTLEMESiNi yaptık yapmasına da filmden de anlayabileceğiniz gibi adamlar bizdeki bi üniversite öğrencisinin 2-3 yılda aldığı eğitimi ve bilgileri 1 yıl veya 1 yıldan kısa bir sürede alıyor arkadaş haksızlık etmeyelim şimdi.inanın eeeeeeeeeeeeen rahat millet biziz şu dünya üzerinde.

    Filmimize dönecek olursak RANCHO'muzun da içinde olduğu 3lü arkadaş grubu var(aa filmin adı gibi! -ivit.) Tabi bu 3lü okulu kazandıktan sonra tanışıyorlar.Her neyse,RAJU ve FARHAN Rancho'yu tanıdıkça (özellikle farhan) ondaki farklılıkları,hayata-eğitime bakış açısını,zorluklara karşı aldığı tavrı öğrenmektedirler.Zamanla gelişen olumlu-olumsuz-duygusal-gizemli maceralar ve olaylar zincirinin sonlarına doğru bu grubun(hatta tüm fakültenin!) karşıtı olduğu CHATUR adında bir zevzek inekle,mezuniyetlerinden 10 sene sonra buluşup kimin ne halt yiyip kimin nelere sahip olduğunun iddaasını sonuçlandırmasına şahit olacaksınız.Tabi ki komedi tufanı içerisinde.Bunca spoiler'a rağmen çözemezsiniz filmi biliyor musunuz ? * Bundan sonra spoiler vermeyip bu çılgınlığı açıklama vakti geldi..

    3 Idiots - All Izz Well Full Song

    &feature=player_embedded

    Bu grubunun Joy adında 4.sınıf öğrenci arkadaşı vardır..Malümünuz bitirme(proje) ödevi,teslim tarihinin gecikmesi(başlarda amma saydırmıştım müdüre- ŞEREFFFFFFFFFFFFFFFFFFSiZZZZZZZ müdürrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr! filmi izleyin anlayacaksınız hatta öpeceksiniz ellerimden.),bizim Rancho liderliğindeki grubun ona yardım etmesi şeklinde gelişen olaylar zinciri vardır ortada.Rancho Joy'un çöpe attığı bitirme projesini alır(uçamayan kameralı bir çeşit pervane) ve odasına gider.Raju karşı çıkar "42 sınav var aaaaabicim napaacaz bunla"diyerek..Derken Rancho araya girer başlar anlatmaya..."Çocukken bizim köyde geceleri gelen bi bekçi vardı her akşam 'her şeyyyy yolundaaaaaa-all is well' diye bağırır biz de güven ve huzur içersinde uyurduk.Derken bir gün hırsızlık oldu ve farkettik ki adam körmüş! işte o gün bugündür elimi kalbime koyup Herşey yolunda diyorum.Çünkü bu kalbin çok kolay korktuğunu farkettim.Sadece kandırıcaksın.Her şey yolunda..her şey yolunda diyerek." Tam bunca süper lafın üstüne Raju patlatır sorusunu 'Peki bu sorunları çözer mi?' Cevap daha da güzeldir; 'Hayır...Ama size sorunlarla yüzleşebilme cesareti verir.' Ardından Joy'a ne mi oldu dersiniz? Bizim grup kameralı helikopteri yaptıktan sonra Joy'un odasına uçurup sürpriz yapmak istediler...Kamera tam Joy'un odasını gösteriyordu ki karşılaştıkları görüntüyle adeta kamyon çarpmışa döndüler...

    Tüm hikaye buydu aslında.Filmi sil at,komediydi,gizemdi,sistemdi,ezberdi,müdürdü,bebekti,Chatur'du...Sadece elini kalbine koy ve HER ŞEY YOLUNDA! de.
    0 ...
  51. olizvel

    1.
  52. "Adın niye olizvel? Nedir bu?" diyecek olursanız ayrıntılı bilgiyi şurada (bkz: http://olizvel.blogspot.c...-bu-ol-iz-vel-clgnlg.html) bulabilirsiniz. (3 Idiots'tan çarptım)

    Kendinize iyi davranın millet.
    2 ...
  53. © 2025 uludağ sözlük