Başlangıçta insanın üç cinsiyeti vardı; bugünkü gibi iki, erkek ve kadın değil, bunların birleşmesinden oluşmuş bir üçüncü cins vardı; bunun adı da hâlâ var, ama bir yergi sözü olarak kullanılıyor, artık. Hermaphrodite adında ve biçimindeydi bu üçüncü cins insan, erkek ile kadından oluşan.
Bunların her birinin dört eli, dört ayağı vardı, yuvarlak bir boyun üzerinde, ortak bir kafada, iki yüzü, dört kulağı vardı, bütün öteki ögeleri de ikişer tane; edep yerleri de bir çiftti.
Bunlar hızlı gitmek istediklerinde, sekiz üyeleri üzerinde yuvarlanarak giderlerdi. Güçleri kuvvetleri çok yüksekti, yüksek de düşünceleri vardı; böylelikle, göklere bir yol açmayı, tanrılara saldırmayı kurarlardı.
Zeus ile öteki tanrılar görüşüp tartıştılar, bunlara ne yapacaklarını. Bunların, öyle yıldırım gönderip, bütün cinslerini yoketmek, yapılacak iş değildi, çünkü o zaman bu insanlardan gelen saygıdan ve kurbanlardan da olacaklardı; ama bunların böyle sınırlarını aşıp taşkınlıklarını sürdürmelerine de izin veremezlerdi.
Sonunda düşüne düşüne Zeus bir çare buldu ve dedi:
Sanıyorum bir yol buldum, insanların gene de varolabilecekleri, ama aşırılıklarından vazgeçebilecekleri; çünkü daha zayıf olacaklar. Şimdi, bunların her birini iki yarıya böleceğim, o zaman daha zayıf olacaklar ama gene de bize yararlı olacaklar; çünkü çoğalmış olacaklar. Artık iki ayaklarının üstünde yürüyecekler. Ama, daha hâlâ sınırlarını aşıp taşkınlık yaptıklarını görürsem, onları bir kez daha ikiye bölerim; o zaman da tek ayakları üstünde zıplayarak yürümek zorunda kalırlar.
Bunu söyledikten sonra insanları ikiye böldü, bir meyve böler gibi. Her birini bölünce de, Apollon'a buyurdu ki, yüzü ve bölünmüş boynu tersine çevirsin, ki insan kendi bölünmüşlüğünü görebilsin de, daha erdemli olsun.
işte, doğal biçimleri ikiye bölünmüş olduğundan, her bir yarı öteki yarısını özler ve biraraya gelebilirlerse, biribirlerine sarılırlar ve yeniden birleşmeye çalışırlar.
Böylelikle insanlar arasına sevgi [Eros] gelmiştir; bu da, ikiden bir yapma çabası, ve insanın başlangıçtaki yapısını yeniden kurma isteğidir.
Her birimiz bir insanın bir parçasıyız, çünkü, birken ikiye bölünmüş ve iki olmuşuz. Bu yüzden, her bir yarı, öteki yarısını arar.
oruç aruoba ile'den alıntıladım gençler. ruh öküzünüzü bulmanız dileğiyle.
marissa nadler'e ait hüzünlü bir parçadır. mezarında kuş düşüncesi bile hüzünlendiriyor yahu ayrıca sözleri buyursunlar efendim:
Tomorrow Im gonna leave a bird on your grave
And say a little prayer for you
Kyle says you've been dead for a couple of months
And I ve been thinking your still here my friend
And I still have your songs in my head
And your face engraved into the glass of me
Tomorrow Im gonna leave a bird on your grave
And say a little prayer for thee
And he misses you when youre gone
When youre gone, youre gone
Tomorrow Im gonna leave a bird on your grave
With a note and Im hoping it will last for days
Faded from flesh they put flowers on your grave
With a great box of cedar where they buried you
her insanın hayatında iliklerine kadar hissettiği mutlu anları olmuştur değil mi? gerçekten olmuş mudur bilemedim şimdi:
--spoiler--
Adamın biri yanlışlıkla ölür. Vadesi dolmamasına rağmen ölüm meleği onu başka biriyle karıştırıp canını almıştır. Ve bu yanlışlık epey bir zaman sonra fark edilir. Tanrı bizzat el koyar duruma ve ve bir yanlışlık yapıldığını bunun telafisi için ne yapabileceğini sorar. Başta dünyaya geri dönmek ister bizim adam ama sonra düşür ve 'amaan' der 'zaten pek matah bir hayat yaşadığım yoktu, siz en iyisi... beni cennetinize alın ben orada takılırım.' Tanrı buna karşı çıkar. 'Hayır' der 'Daha vaden dolmadı, bir şekilde seni tekrar dünyaya göndermemiz lazım sıran geldiğinde cennet talebini değerlendiririz. Ama bizden kaynaklı bir mağduriyet yaşadığın için sana şöyle bir seçenek sunuyoruz. Yaşadığın en mutlu an hangisi söyle, seni o ana gönderelim vaden dolana kadar o anda yaşa. Sevinçle kabul eder adam bu teklifi ve düşünmeye başlar. Ömrü boyunca en mutlu olduğu zaman hangisiydi hatırlamaya çalışır. Sevgilisi ile ilk öpüştüğü an gelir aklına. Evet der içinden kendimi en mutlu hissettiğim an o andır. Beni tekrar o zaman gönderin ve ben sıram gelene kadar sevgilimle öpüşeyim. Peki der Tanrı ve adamı sevgilisiyle öpüştüğü ilk ana gönderir. Yalnız bununla yapılan hatayı telafi edemeyeceğini düşünerek adama söylemeden bir iyilik daha yapar. Ona insanların düşüncelerini okuma yeteneği de verir. Adam gözlerini açtığında kendisini sevgilisiyle öpüşürken ve kafasında şu seslerle bulur. 'Iyy nerden buldum bu sersemi şu öpüşme faslını bir an önce kesse de şu bahsettiği hediyeyi çıkarsa artık.' Adam okuduğu düşüncelerin dehşetiyle kızdan uzaklaşır ve Tanrıya yalvarmaya başlar. 'Yanılmışım Tanrım. Benim en mutlu olduğum an babamla birlikte lunaparka gittiğimiz ilk günmüş. Ne olur beni o zamana gönder.' Tanrı adama kıyamaz ve adam gözlerini açınca kendisini babasının elinden sıkı sıkı tutmuş küçücük bir çocuk olarak bulur. Babası gülümseyerek 'nasıl oğlum beğendin mi?' diye seslenir. Ama tam o esnada içinden de 'Hey allahım ya anasının da misafir ağırlayacağı tuttu, şimdi kahvede okey oynamak varken işin yoksa bu geri zekalıyı avut' diye geçirmektedir. Çocuk kafasını yukarı kaldırır ve Tanrı durumu anlar. Başka bir ana daha gider adam, sonra başka bir ana daha, sonra başka bir an... Hepsinin sonucu aynıdır. Bir sürü denemeden sonra adam artık emin olmuştur. Mutluluk dediğimiz şey kandırmacadan başka bir şey değildir ve ancak karşımızdaki insanların gerçekte ne düşündüğünü bilmediğimiz sürece mümkündür. Kendi mutluluğunu başka insanlarla tanımlayabilen biri gerçekte hiçbir zaman mutlu olmamıştır. Ve en sonunda der ki Tanrı'ya. 'Tanrım, benim gerçekte en mutlu olduğum an meleğinizin bana yanlışlıkla yaşattığı anmış, daha fazla oyalanmadan siz beni yine o ana gönderin..'
--spoiler--
en azından gelecekte evladımı kucağıma aldığımda gerçekten mutlu olacağımı biliyorum.
Küçük istavrit yiyecek birşey sanıp
hızla atıldı çapariye,
önce müthiş bir acı duydu dudağında
gümbür gümbür oldu yüreği
sonra hızla çekildi yukarıya
Aslında hep merak etmişti
denizlerin üstünü,
neye benzerdi acep gökyüzü
bir yanda büyük bir merak
bir yanda ölüm korkusu
'Dudağı yarıklar'denir, şanslıdır onlar
hani görüpte insanı
oltadan son anda kurtulanlar,
ne çare, balıkçının parmakları hoyratca kavradı onu
küçük istavrit anladı yolun sonu
Koca denizlere sığmazdı yüreği
oysa şimdi yüzerken
küçücük yeşil leğende
cansız uzanıvermiş dostlarına
değiyordu minik yüzgeci
insanlar gelip geçti önünden
bir kedi yalanarak baktı gözlerinin içine,
yavaşca karardı dünya, başı da dönüyordu
son bir kez düşündü derin maviyi
beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu
işte tam o anda eğilip aldım onu
yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına
iki damla göz yaşından ibaret
sade bir törenle saldım denizin sularına
Bir an öylece kala kaldı
sonra sevinçle dibe daldı
gitti, tüm kederimi söküp atarak
teşekkürü de ihmal etmemişti
birkaç değerli pulunu avuçlarıma bırakarak
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
sorar gibiydiler, neden yaptın bunu, niye ?
bir gün dedim, bulursam kendimi
yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
son ana kadar hep bir umudum olsun diye..
megan bebişim çok güzelsin tamam kabul ama bi adriana lima efendime söyliyim bi angelina jolie değilsin bi alex hiç değilsin lan.. ayrıca o diz kapakları ne öyle kemiklerin fışkırcak nerdeyse
malumunuz vize dönemi yaklaşan biz gençler bayram tatili nedir bilmeksizin yemeden,içmeden ders çalışıyoruz..tabi herkesin fakültesi bölümü farklıdır lakin bir ekonometri öğrencisi olarak maliye politikası diye sözel bir dersi ne demeye almışım arkadaş soruyorum kendime..cevaplayamıyorum tabi..nyse işte malumunuz bölüm derslerim hep sayısal, araya sözel ders karışınca bünye bi adaptasyon sorunu yaşadı tabiatıyla..son olarak sayısal dersler candır.
evet kimse kandırmasın kendisini, bundan önceki terör saldırılarını nasıl unuttuysak milletçe yine unutacağız. bu saldırının gündemi meşgul etmesi de bir iki hafta sürecektir nitekim bugüne kadar hep böyle olmuştur. gencecik hayatlar yok olur ve biz sadece üzülürüz.bu böyle gider...
bir ülkenin milli yas ilan etmesi için bir tabur askerinin yahut yüzlerce vatandaşının katledilmesi mi gereklidir? anlamıyorum neyi bekliyor hükümet? 24 şehit kardeşimiz de 1-2 hafta sonra unutulmayacak mı? zira bizim insanımız unutmayı severrrr! burda her zaman şehit haberleriyle ilgili başlık açar dururuz kimsede bunun önüne geçemez üzülmeye devam.
kişinin bir şeyi sebepsiz yere şiddetle istemesi halinde sarfettiği söz öbeğidir. evet onu istiyorum çok istiyorum o araba benim, o elbise benim, o çocuk benim, o pijamalar benim, o çoraplar, o yemek takımı hepsi benim olum! gibilerinden..reklam filmide varmış ki
damien rice şarkısı fenadır, güzeldir..sözler şöyledir:
And so it is just like you said it would be
Life goes easy on me
Most of the time
And so it is the shorter story
No love, no glory
No hero in her sky
I can't take my eyes off of you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes off of you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes...
And so it is just like you said it should be
We'll both forget the breeze
Most of the time
And so it is the colder water
The blower's daughter
The pupil in denial
I can't take my eyes off of you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes off of you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes off you
I can't take my eyes...
Did i say that i loathe you?
Did i say that i want to
Leave it all behind?
I can't take my mind off of you
I can't take my mind off you
I can't take my mind off of you
I can't take my mind off you
I can't take my mind off you
I can't take my mind...
My mind...my mind...
'til i find somebody new
tabi şu kısım insanın ağzına zıçıyo:
Gözlerimi senden alamıyorum
Senden nefret ettiğimi söyledim mi?
Bütün her şeyi geride bırakmak istediğimi söyledim mi?
Aklımı senden alamıyorum
Aklımı...aklımı...
Yeni birini bulana kadar..