objebi
3744 (isaac newton)
beşinci nesil yazar 24 takipçi 221.20 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    teknofil piç

    1.
  1. webrazzi kariyer ilanlarında rastladığımız ilginç bir iş ilanıdır. viral bir iş ilanı gibi gözükse bile gayet neşeli olmuş. aradıkları zannediyorum ki; fırlama, ağzı laf yapan, piçirik bir tip.

    twitter paylaşımlarına bakınca oldukça tepkili şeyler var, bu da demek oluyor ki dikkat çekmek isterlerken başarılı olmuşlar. paylaşımlarda genellikle, kullanılan dilin kötü olmasından bahsediliyor bana sorarsanız oldukça yerinde, tutarlı ve samimi olmuş.

    ilana buradan; http://kariyer.webrazzi.com/ilan/733

    eğer silinirse şurada;

    --copy--
    Taksim'in göbeğinde teras katı ofis, dolu buzdolabı, acayip partiler, yurt dışına gitme yetisi olan, prezentabl olduğu kadar fırlama, fırlama olduğu kadar da efendi, efendi olduğu kadar da hanımefendi insan arıyoruz.

    Dürüst, adil olsun, bugünün işini yarın bırakmasın, ha oldu da bıraktı bugün o işi nasıl yapacağını düşünsün.

    Kendini yetiştirmeye açık, 88-91 yıllarında veya arasında doğmuş olsun.

    He bi de baya baya ingilizce konuşsun ve anlasın. Çook iyi şekilde Kıro-Türkçe kültürel tercüme yapabilsin, "abijim" muhabbeti çekebilme yetisiyle.

    Ortak amaçlar ve şirketin uluslararası ve Türkiye pazarında gelişmesini sağlayıp, pastanın dilimini haketmek istesin, çok yönlü olsun.

    Başvurular şuraya; jobs@paymentwall.com
    --paste--

    ilanı veren şirket; (bkz: paymentwall)
    1 ...
  2. paymentwall

    1.
  3. lokal ödeme metodlarını kendi bünyesine ekleyerek bugünün tarihiyle kullanıcıya 90+ ödeme metodu sunan, 20+ dilde hizmet veren, 200+ ülkede faaliyet gösteren, tüm dünyadan para toplamınızı sağlayan bir aracı hizmettir.

    kurulalı henüz 2 yıldan biraz fazla olmuş olsa bile güney amerika'nın en büyük ödeme hizmeti şirketi olmuştur. en yakın rakibiyle arasında epeyce bir fark vardır. san fracisco'da oluşan bir startup olmasına karşın kurulduğundan bu yana olan süreçte; sırasiyle, kiev, almanya, istanbul ve manila ofislerini açmıştır ve şu an 70 kişilik bir ekipten oluşmaktadır.

    günlük işlem hacmi 1 milyon doların üzerinde olan paymentwall'un gelecek planlarında bu hacmi 2 milyonun üzerine çıkarmak ve 2013 yılı içerisinde, dubai, londra, brezilya ve çin ofislerini açmak var.

    kurucusu kendisini closo ve zurna.com ismiyle duyduğumuz genç iş adamı onur günday'dır*.

    http://www.paymentwall.com
    0 ...
  4. evrim teorisini kanıtlayan fotoğraf

    1.
  5. kuran-ı kerim'i yırtan kız kadar ibretlik, babasına el kaldırdığı için taş gibi olan çocuk kadar da gerçekci bir görüntüdür. lafı fazla uzatmaya gerek yok;

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/235261/+
    12 ...
  6. şimdi anlatınca komik olmayan anılar

    1.
  7. genellikle anlatanın anlatılan(lar)dan beklediği reaksiyonu alamadığında "tabi şimdi böyle anlatınca komik olmadı, o an orda daha komikti" gibi bir kendi kendine teselli cümlesiyle sonlandırdığı anılardır. burukluktur. ben bunlardan pek fazlasına sahibim.

    mesela bir keresinde, 4 sap içip keder yaparken, kafalar zurna olmuuğş iken birden bire herkes sıklıkla yaptığı hataları söylemeye başlamıştı;

    e.s. : çok bekledim ben..
    a.g. : çok unutmak zorunda kaldım..
    objb : çok sineye çektim..
    a.f. : çok zikiştim..

    dedi, a.f. isimli arkadaşımız. o an çok güldüydük, tabi şimdi böyle anlatınca komik olmadı.

    bi de şey var; bundan yaklaşık 6,5/7 yıl evvel o zamanlar lisedeyiz elini kapıya direğe vurup burnunu tuttuktan sonra milleti kandıran bir arkadaşımız vardı. işlek bir caddede yaptı bunu ve buna inanıp, şok geçiren bir eskici tarafından eskici arabasına bindirilip hastaneye doğru yol aldı. o gün nası güldüydük anlatamam, tabi şimdi böyle anlatınca yine komik olmadı amınım.

    neyse, sorun sende değil bende.

    aklıma geldi;

    http://www.cezmikalorifer.com/video/izle.php?id=6544

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/234223/+
    10 ...
  8. sevdiğiniz kadının elleri

    1.
  9. işaret ve orta parmağımı o zarif bileklerine kondurduğumda, kanı damarlarını parçalayarak çıkıp da bana karışmak istercesine hızlanırdı. hissederdim.

    biz birbirimize hiç karışmamıştık, ne dudaklarının çileksiliğinden haberim vardı, ne de tuzunun tadından. onu ben hep gözlerinin ıslaklığı, annemi özleten kokusu ve içine baktığında gözlerimin; beni günahkar hissettirişiyle hatırlar, bilirdim. birbirimizi pek bilmezdik de, sanki aynı anadan doğup, aynı çatı altında yetiştirilmişcesine aynı sahipsizliğe gebe hayallerimizi ve bunları kesiştireceğimiz günün, yarın dahi bile olsa imkansız uzaklığının farkındaydık.

    sonra işte, elleri.. yumruk atıp, klavye kullanmaktan başka bir boka yaramayan işlevsiz ellerimin yanına koyduğumda farkettirmişti bana bir başka işlevini. kansızdı kendisi. soğuk ve titrek ellerine yaklaştırdıkça ellerimi, avuçlarıma kaçar sığınırdı. sanki bize hiç farketmediğimiz bir şeyi göstermek isterdi içindeyken ellerimin, elleri. avucu bakardı yüzümüze ve bize ait olduğu yeri bulduğunu söylerdi. ikimizden de daha akıllı ve yürekliydi elleri. ikimizden de daha fazla farkındaydı her şeyin ve bize göstermek isterdi. konuşturtmazdı da bizi, hissettirirdi.

    ta'ki, ellerinin aklına bile sahip olamayan bu kadının, ellerinin sözünden çıkıp, kendine kendini hapsetmesine kadardı her şeyi. sonra o kadın gitti, elleri de. bir başkasının avuçlarında, hayatında hiç yatak görmemiş bir beden rahatsızlığında sıkışıp da kaldı, belki.
    12 ...
  10. nefes almasın yeter

    1.
  11. erkeklere dair bilinmemesi gerekenler

    1.
  12. bilindiği takdirde kız ve kadın hatta bayan kısmının bile soğuyacağı şeylerdir.

    örneğin;

    - hangi sebeple olursa olsun bir erkekle aynı çatı altındaysanız sizi sikmenin peşindedir. bu aklından en az 1 kez geçmiştir.

    - öpüşürken gözlerimizi açıyor ve göz kapaklarınız titrediğinde kapatıyoruz.

    - yüzde %97,8'imiz porno tutkunu.

    - arkadaşlarımızla maç izliyorken ortamda hoşunuza gitmeyecek bir durum varsa(istemediğiniz bir kız, fazla alkol, esrar vb.) sizinle mesajlaşıyoruz. o da içimizi rahat ettirmek için sizinle hiçbir alakası yok(mesajlaşmıyorsak da başımızdan atıyorsak, ilişkimizle alakalı bir sıkıntı vardır).

    - testis ağrımız regl sancınızdan çok daha önemli bir şey bize göre.

    - pms döneminizde size iyi davranmamızın tek sebebi biter bitmez sevişmek isteyecek oluşumuz. eğer kötü davranırsak ya da umursamazsak vermezsiniz diye düşünüyoruz.

    - çoğumuz için önsevişme vakit kaybı(benim için hakket değil sayın sözlük kızları).

    - telefonumuzdaki haydarlar, ahmetler, kazımlar, orhanlar ve mukaddes ablalar hiçbir zaman abiler, arkadaşlar ya da ablalar değildi.

    - bizim için ayrılığın en kötü yanı düzenli seksin bir süreliğine bitecek oluşu ve başkasına verme ihtimaliniz.

    - mango'ya sizinle birlikte giriyorsak bunun sebebi genelde içerideki kız potansiyelidir.

    - bu zamana kadar sevişmediysek ve doğru zamanı beklediğimizi söylüyorsak genelde bu doğru değildir, duymak istediğiniz şeydir. sizi zorlamak istemeyişimizdir.

    - okulda, iş yerinde yahut başka sosyal ortamda elbet gözümüze kestirdiğimiz en az bir güzel vardır.

    - mastürbasyonun sizinle hiçbir alakası yok bu tıraş olmak gibi bir şey.

    - telefonumuz çekmediği zamanlar yalan söylemiyoruz zira kapalıyken çekmesi biraz imkansız oluyor.

    - herhangi bir kız hakkında sorduğunuz soruyla alakalı işkillenip, nabzınızı ölçecek cinsten cevaplar veriyorsak bu o kişiyle zamanında bir şeyler yaşadığımız anlamına geliyor.

    - hepimizin en büyük hayallerinden biri 1'den fazla kızla grup seks yapmaktır. bunu espriyle karışık söylüyorsak ciddiye alınız, fantezisini kurmuşuzdur.

    - telefonda uzun uzun bir şey anlatıyorsanız, otomatik efekte bağlayıp başka şeylerle ilgileniyoruz.

    - küçücük göğüsün elbette bir önemi var.

    - aşk dolu bir ilişki değilse ve ilişki yeni başlamışsa, arkadaşlarınızın götünden ve memesinden arkadaşlarımıza bahsediyoruz.

    - sizden önce birileriyle cinsel birliktelik yaşadıysak, yokluk zamanı için cinsel birliktelik yaşamalık kızları hayatımızdan çıkarmıyoruz.

    - zeki olduğunuzu düşünmüyoruz.

    - her şeyinizi bilmek ama hiçbir şey anlatmamak gibi bir hayalimiz var. bu msn, facebook, twitter şifrelerinizi almak ama kendimizinkini vermemek ile de pekişiyor.

    - yukarıdaki maddenin diğer bir kolu da, istediğiniz halde vermediğimiz herhangi bir şeyin şifresi varsa bu oradan bir şeyler karıştırdığımız anlamına geliyor demektir.

    - sözlük zirvelerine aranızdaki güzele yakın olanları tespit edip, diğerleriyle vakit kaybetmekten vazgeçmek için gidenlerimiz var.

    - bazen sırf soru sormayın diye, gereksiz yalanlar söylüyoruz.

    - erkek olduğu halde yakın olan her arkadaşınıza ayar oluyoruz.

    - henüz sevişmediğimizde rüyamızda sizinle seviştiğimizi gördüğümüzü anlattıysak bu; sevişmemiz gerektiğini belli ediyor oluşumuzdandır.

    - 10 erkekten 7'si telefonuna pornografik içerik yükledi, 3'ü de başkasının telefonundaki pornografik içeriğe baktı.

    - bu entry'yi okuduğumuzda eksi veriyorsak tek sebebi bunları kabul etmiyor oluşumuzdur. çünkü kendimize göre biz gayet romantik, uzun ilişki adamıyız. zira bu göstermek istediğimiz potansiyeldir.

    benim yorumlamam bu gada.

    edit : imlâ.
    61 ...
  13. bir kızın seviştiği ilk erkek olmak

    1.
  14. dudakları titrer. gözleri ilk defa öyle bakar, o gün. kahverenginin içinde soluk bir gökkuşağı taşıyormuş gibidir irisi ve çevresi. dudağını hafifce ısırır ve dipleri terlemiş posurmak üzere olan saçlarını taşıdığı minik kafasıyla ufak bir "tamam" hareketi yapar. emin olup olmadığını sorduğunuzda kısa ve sizi emin olduğuna ikna etmeye çalıştığını sezdiğiniz cevaplar verir. gözlerini kapatır ve ne hissedeceğini beklemeye başlar.

    o belki emindir de; gerçekten sevdiğinizi düşündüğünüz bu kadının bekaretini almak konusunda siz tam anlamıyla emin değilsinizdir. istediği gerçekten arzular şelalesi mi, yoksa size ait olmak mı, yahut isteklerinizi yerine getirmek mi karar veremezsiniz. daha önce başınızdan benzer bir olay geçmemişse, sonrasında olacakları kestiremez ve hormonlarınız doğrultusunda da yek vücudun kelime anlamını tadarsınız.

    o ilk an, ne olduğunu ikiniz de anlamazsınız. gözlerinin içindeki soluk gökkuşağının alevlendiğini görürsünüz sadece, acısını hisseder elinizden geldikçe yavaş ve nazik olmaya çalışırsınız. onu rahatlatmak adına kulağına sevgi sözcükleri fısıldar, birbirinize ait olduğunuz yalanına inandırmaya çalışırsınız. belki minik bir tebessüm hediye eder size, belki yavaşca kapanan ve kendini size emanet ettiğini belirten göz kapakları, belki de minik çığlıkları kovalayan ardı kesilmez gözyaşları..

    size dokunmasını istersiniz kendisini bırakması yerine. çünkü bilirsiniz ki, auranızın aktaracağı enerji onu rahatlatacak ve gevşemesine sebep olacaktır. umursamaz o, enerjiyi de, aurayı da, gevşekliği de. kulaklarını çınlatan acısı, en derin çocukluk anılarından savrulup dirhem değerdeki ilk genç kız günlerine kadar sürükler onu. o an için ne yaptığını sorgulamakla devam eden saliseler silselesi büyük ihtimal yine gözyaşıyla sonuçlanır, çünkü bitmiştir.

    susarsınız, kalkıp su içeceğinizi söylemediğiniz için kolunuza konan "gitme" eli hüzünlendirir sizi. yalnız kalmak yerine, göğsünüzün içindeki adıyla atan organın sesinde huzuru bulmak arayışındadır çünkü. o sırada düşünecektir de kendine göre olan doğruyu yanlışı. altına girdiğiniz sorumluluğu işte tam o an da farketmeniz gerekirken, günler sonra çıkar karşınıza. bazısının attığı "istediğini aldın" tandanslı mesajlarla, kimisi de ayrılmak ister sizden. tüm çocukluğunu almışsındır çünkü onların ellerinden. hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hiçbir tat aynı kalmayacaktır bir süreliğine. bu sıkıntılı süreçteki tek güzel yan ise, fiziksel yakınlaşmadır aranızdaki. artık daha sıkı tutuyordur elinizi, daha sıcak öpüyordur sizi ve daha ıslak bakıyordur gözleri.

    oysa size sadece özgüven kazandırmıştır. artık sadece sizin olduğu gibi bir yanlış düşünceyle hareket edip genellikle ağzına da sıçmaya yeltenirsiniz. zira korkar yaşananlardan, yüzüstü kalmaktan, bir gün çekip gittiğinizde başkasına ait olamamaktan.

    dedim ya; avuç içi kadar kanın pislettiği yataktan çocukluk anıları, genç kızlık sanrılarını, süte olan açlığını, bebeksi yanını siler, temizlersiniz. kendine geldiği günlerden birinde, toslayıp duran ilişkinizin içinden alıp terkeder sizi ve o zaman da o düşündürür; istediğiniz birbirinize ait olmak mıydı, yoksa onun için vazgeçilmez olmanız mı?
    124 ...
  15. tuzak mesafe ilişkisi

    1.
  16. büyük heveslerle başlanıp; büyüğün yanında küçük kaldığı kırgınlıklarla sonuçlanan ilişkidir, genelde.

    çok tatlı gelir başlarda. normal şartlarda sms atmaktan nefret ettiğiniz halde bile, o gün boyu mesajlaşmalar size tahmin edemeyeceğiniz kadar şiddetli bir şekilde endorfin salgılar. genelde konuşma saatleriniz bellidir. müsait olduğunuz saatleri çakıştırmamaya çalışır, ikinizin de evde olduğu saatlerde gecelerce telefonda konuşursunuz. yahut gün içerisinde "aşkım napıyosun bitti mi dersin?"li kısa süreli konuşmalarla da pekiştirilebilir bu durum.

    zamanla ufak tartışmalar başlar. fakat bu tartışmalar mevzu bahis ilişkinin uzak oluşundan mütevellit iki taraf tarafından da anlayış çerçevesi oluşturup kısa kesilir, başlarda. sonra bu tartışmalar minik kaprislere dönüşür, bazen de kıstasa. erkek olan arkadaşlarıyla dışarıya çıkıp içtiğinde, kız olanın da bunu yapması gerekiyormuş gibi bir zorundalığa itilir ilişki. yahut kız olan bir iki kez sinirlenip surata telefon kapatmışsa, erkek de o an hissettiği duyguyu ona da hissettirmek için ilk fırsatı kollar. bu rekabete dönüşen ilişki bir süre sonra kendi çatlaklarını oluşturur.

    mesajlaşmaktan tuş takımı eskittiğiniz telefonunuzun o eski hali size mutluluk vermekten vazgeçere bir süre sonra. sıkkınlığa dönüşür. ilk başlarda bir hevesle mekan ve durum ayırt etmeksizin mesajlaşıldığı için, arkadaş ortamında gıcık olunan bir tipe dönüştüğünü farkeden çiftimiz buna el koymaya kalkar. ilişkinin gidişatını değiştirmemek için de, direkt olarak söylemek yerine anlayış bekleyen bir tavırla "hayatım erollar'layım, ya bi mevzu var da ciddi ben sana sonra mesaj atayim mi?" haline bürünmeye başlar. zamanla bu "aşkım ya alperler geldi, gitsinler de ararım seni"ye, "bebeğim batak atıyoruz, kızıyolar mesaj atmama"ya, "ya neyini merak ediyosun ki? sinemadayız dedim ya!"ya kadar evrimleşir.

    pek tabi bu laubalik uzakta olmanın doğurduğu stres yüzünden de normalden fazla bir şekilde şiddetlenebilir.

    tuzak mesafe ilişkisinin en güzel yanı; uzun süre sonra ilk defa görüştüğünüz andır. gün boyu siyam ikizleri gibi yapışık, el-ele, göz-göze dolaşırsınız. içinizde garip bir heyecan ve nedeni bilinmeyen utangaçlık uç verir. kalp atışı tişörtüden dahi belli olan bu çiftler, üstüne bir de ıslak gözlerle birbirlerini öpme gibi dünya harikası bir eyleme başvururlar.

    develer tellal iken, pirelerin berber olmaya kalkıştığı zamanlarda ise görüştükten sonra yapılan uzun yolculuklar her zamankinden fazla hazin bir hâl alır. yanından zorunda olduğunuz için gittiğiniz sevgiliniz, yöresindeki mıçmıç ilişkilerinin samimiyetindeki büyüye kapılıp size sebepsiz şekilde kötü davranmaya başlar. üstelik her şey çok da güzelken olur bu. arkadaşlarının etkisi midir, yoksa kafayı yemesinden midir bilinmez sizin onu sevmediğiniz gibi bir yanılgıya kapılır. soğuk şekilde davranır, mesajlarınıza cevap vermez, "düşünmek" ister. öyle ya da böyle, birbirine sadık ve hakikatten iyi tanıyan sabırlı çiftler dışında çoğusunun son bulur oyunu. düştüğü tuzak mesafesinde kaybolur sonra çiftler. zamanla sapıtmaya, saçmalamaya, gün doğmadan uyunmayan gecelere kadar uzaar, gider.

    gün gelir; size göre ilişkinin baharında sebepsiz şekilde ayrılan sevgiliye göre siz takıntılı adama da dönüşürsünüz. yahut kadına. sonra o hep çevresindeki, işe yaramaz ama her ihtiyacı olduğu anda yanına gidip boynuna sarılabileceği, omzunda ağlayabileceği mıymıntı adamla birlikte olur. asıl istediğinin maneviyat değil de yanında taşımak istediği bir madde olduğunu farkedersiniz. ikisinin birbirini kullanışını duyar da, acırsınız. ve acır.

    sonra;

    (bkz: biten uzun ilişki sonrası sapıtma süreci)
    5 ...
  17. 10 yıl sürebilecek ilişkiyi 10 ay yaşayıp bitirmek

    1.
  18. önceleri mutluluk çıldırışının sınırında hisseder erkek. ona kadar sevginin ne demek olduğunu bilmediğini düşünür ve gerçek aşk sandığı şeyin ilelebet süreceği yanılgısında kavrulmakla yanmak arasındaki çizgiyi aşar, durur. dünyanın en tatlı şeyidir o, uyandırdığınız andaki "günoytın aşkım" sesi. yanınızda uyanmamış oluşunu arayarak telafi etme girişiminin, tüm bu acılar bittiğinde saçma gelen nane molla bir şey olduğunu da farketmezsiniz o an. bitmemesini dilediğiniz muzlu süt gibidir sizin için, yahut tam da ağzınıza göre bir hâl almış doğru sıcaklıktaki-demdeki çay gibi.

    o "tatlı" kavgalar başlar bir gün. saçma sapan sebeplerin getirdiği ufak kırgınlıkları "seni seviyorum başka hiçbir şey önemli değil" mazaretiyle gömer ve aşkınızın her şeyin önüne geçtiği tuzağına dipsiz bir şekilde gömülmeye başlarsınız. çünkü asla hiçbir şeyin önüne geçmez. aşk, hep sizin arkasında durabileceğiniz pembe bir duvar gibidir. işinize gelmeyen ruhani durumu onun kudretine sığınarak yokettiğinizi düşündüğünüz, kocaman ağzı olan pembe bir duvar. ertelediğiniz tartışmalar, sineye çektiğiniz kırgınlıklarla beslediğiniz o kocaman ağızlı pembe duvarın, bir gün kusacağı ihtimalini gözardı etmiş bir şekilde, katarakt kalplerle yaşamaya devam edersiniz. kısmi şüpheler, küçük yalanlar, tatlı mazaretler, esprili kaçamak cevaplar da besler o aşk canavarını.

    ruh ikizi yalanının varlığına inanmaya başlamışsınızdır bile çoktan. birbirinize birbirinizin hoşlandığı şeylerden hoşlanıyormuş gibi davranmanın getirdiği oyunculuk yeteneği de zamanla körelmeye başlar. belki de doğrudur, onun sevdiği şeylere sırf o seviyor diye katlanmak. ama bunu yaptığınız sürece bünyenize aşıladığınız "ben yapıyorum o neden yapmasın" düşüncesi de bazı kırıklıkları beraberinde getirir hayal bulutlarınızdan. size sorsalar; bencil değilsinizdir siz. sizin yaptığınızı ondan da bekleyecek kadar, bencil değilsinizdir.

    her şeyi çabuk tüketmenin getirdiği doyum ve sayesinde oluşan tutkunsuzluk, yükselen seslere, duvarlarda birleşen yumruklara, ayrılan yataklara kadar ulaştırır sizi. hatta aradığında açmama, mesaja geç veya hiç cevap vermeme gibi çocukca oyunlara bile getirebilir. eskiden tüm sorunlarınızı çözdüğünüzü sandığınız o aşk da bu sefer sırtını döner size. çünkü artık karşınızda birlikte yaşayacağınız şeylerin heyecanını duymadığınız birini görürsünüz. ilişkiyi stabil hale getirdiğinizi farketmeniz, bunun bir alışkanlığa dönüşmesini de beraberinde getirir.

    alışkanlık.. biri sizden, 25 yıl boyunca her gece yatmadan önce işemenizden vazgeçmenizi, kahvaltıda siyah çay yerine sütlü çay içmenizi, çok sevdiğiniz pizzayı çoban salataya tercih etmenizi, parmaklarınızı kıtlatmamanızı, duşta şarkı söylememenizi, kaldırımların çizgilerine basmamanızı, ağlamamanızı, gülmemenizi, somurtmamanızı, nefesinizi tutabildiğiniz kadar tutarak yaşamanızı, en sevdiğiniz bilgisayar oyununu silmenizi, çok yakışan elbisenizi giymemenizi, parfüm yerine hacı kolonyası kullanmanızı, yakın arkadaşlarınızdan vazgeçmenizi, yapmaya bağışıklık kazandığınız her şeyden vazgeçmenizi isteseydi? biri bunların hepsini istemezdi. fakat başka biri, kendinize bekaret olarak simgelediğiniz şeyleri yaşadığınız kişiden, hayatın sizi getirdiği noktayı çıkardığınızda kalan tüm özel şeyleri de sırf erken bitti diye zamanla unutmanız gibi bir beklentiye düşürür.

    vazgeçmezsiniz. bir süre. sonra siz de "alışkanlıklarından çabuk vazgeçmeyen insanlar"a dönüştüğünüzü, ondan başka hiçbir şeyden vazgeçmek zorunda olmadığınızı farkettiğinzde görürsünüz. tükenmişliklerin getirdiği hazin sonda, nedamet kahkahalarına gömülürsünüz.

    - pek tabii zaten bitecek olan bir ilişkinin erken kesilmiş biletinden değil, uzun ömürlü olabilecek aşkın hamken düşmesidir aslolan.
    20 ...
  19. sözlük azarlarının itirafları

    1.
  20. sözlükte azan yazarlarının itiraflarıdır. *

    mesela ben; bundan bir kaç yıl önce bir hatunla konuşuyordum. herhalde sözlükte ilk konuştuğum insandı, heyecan hâd safhada tabi. güzel güzel cilveleşirken bana bir gün askere gideceğini ve askerlik alışverişi yapmak için dışarı çıkacağını, geldiğinde mesaj atacağını söyledi. 2 yıldır tedavi görüyorum, hala hatırladıkça gözyaşlarımı tutamam...
    49 ...
  21. koskoca adamların birbirlerine top demesi

    1.
  22. pms döneminde nevriye budak a dönüşen sevgili

    1.
  23. la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.

    kıpırdan yavrum, kıpırdan çocuğum.. derdi güzel anam şimdi olaydı burada. aman oğlum başkasının sıcağına otma e mi? hastalık kaparsın oğluşum e mi yavrum? diye de eklerdi güzel anam. anam çok güzel benim, babam şanslı adam. zaten benim babam magirüs gibi adam.

    şimdi bu pms dönemiydi, regl haftasıydı, aybaşıydı gibi zamanlarda-ki hepsi aynı bokun pembişidir bunların- kız arkadaş birden alienlaşır. böyle o hanım hanımcık, otur dediğinde oturan, kalk dediğinde kalkan, otur dediğinde oturan, kalk dediğinde kalkan, oturup kalkan, beyaz ayaklı/kırmızıojeli, cilvesi nazı gönül feth eden tatlı hatun gider.. onun yerine karnı bir nebze şiş, saçları kendi cumhuriyetini kurma aşamasına gelmiş minik bir devleti simgeleyen banknotlara konacak padişah peruğu misalli, yüzünde bmw e30 farlarının hissettirdiği "bi olay mı var? sorun mu var?" tavırlı deli bakışlı(https://galeri.uludagsozluk.com/r/99337/+), yat deyince yatmayan kalk deyince kalkmayan asi bir genç gelir.

    bir erkek olarak ilişkilerde üstümüze düşen en asil görev de, pms dönemindeki sevgiliyi idare etmektir. bunu başarabilen her 10 çiftten 1'ini zall tatile yolluyor! ekranda gördüğünüz bu tatil kasabasına gitmek artık düşündüğünüz kadar zor değil! siz de hemen bir sevgili edinin ve onun regl haftasının gelmesini bekleyin! yurt dışından katılacak gerizekalılar için telefon num..

    bi saniye lan.. neyse;

    bu dönemde yarenlerimiz normalden fazla alıngan olmakla beraber tavuk olacak anası tarafından kümesten atılmış civciv misali de ilgiye ve şefkate aç hissederler. sizi şu tarz sohbetlerin içine sokabilirler;

    kız : k
    erkek : e (bi insan bunu niye belirtir ki, ya ne olacağdı yani)

    k : çok sıkılıyorum
    e : nooldu?
    k : bilmiyorum. çok sıkılıyorum
    e : dizi izle.
    k : izleyince bırakamıyorum. çok sıkılıyorum!
    e : ...

    2 dakika 34 saniye sonra;

    k : benimle ilgilen
    e : efendim hayatım?
    k : çok sıkılıyorum dedim
    e : e aşkım söyle napiyim nası geçireyim sıkıntını?
    k : nası yani?
    e : ne nası yani? napiyim diyorum sıkıntını geçirmek için?
    k : hiçbi şey yapma cemre!
    e : !?

    1 dakika 16 saniye sonra;

    k : göbek at.
    e : ne?
    k : of ölcem yaa, benle ilgilen dedim sana
    e : e tamam ilgileniyim
    k : bana şefkat göster
    e : öpeyim mi seni? üstündekini çıkartalım mı? *
    k : off öyle değil!
    e : he peki..
    k : he deme işte şefkat göster bana, çok kötüyüm diyorum
    e : pantolonu çıkartiyim? *
    k : !!!

    yarım dakika sonra;

    k : şefkat...
    e : tamam aşkım gel yanıma, sarılalım.
    k : ben dedikten sonra kıymeti mi kaldı! gösterme istemiyorum bi şey!
    e : lan noluyo ya? *
    k : bana şefkat ilgi göster
    e : e napiyim diyorum
    k : bilmiyorum senin bilceğin iş.
    e : hay sikiyim yaa..
    k : hayvan.

    5 dakika 3 saniye 83 salise sonra;

    k : tamam neyse boşver.
    e : ?!
    k : yok bi şey...
    e : ne yok bi şey?
    k : gösterme istemiyorum.
    e : neyin var senin?
    k : tamam cidden boşver.
    e : peki aşkım

    2 dakika sonra;

    k : ben söyleyince bi anlamı kalmıyor. içinden gelmiyor. boşver...
    e : ney içimden gelmiyor?
    k : tamam..
    e : haa. aşkımm.. lan desene ben ağzıma intense karnıma sıcak su torbası bastırılması gereken zamandayım diye.
    k : ...
    e : öyle diyeydin gösterirdim anlayışı
    k : ha anlayış gösterilmesi gereken bi halim mi var?
    e : hay sikiyim yaa..

    ***

    pek tabii bu diyaloglar genelde erkeğin anlamazdan gelmesi, kadının da ilgi açlığı sebebiyle kırılganlıklar sonuçlanır. burada yaptığımız hatalar, göstermiş olduğumuz hayvani tavır bize çok sonra elbette şiddetini oldukca büyüterek geri dönecektir. hiç beklemediğiniz bir anda, belki de yıllar sonra size "sen bana şunu demiştin!" beyin amcıklamasından, algı fortlamasına uğratacaktır bedeninizi. o sebeple regl haftasındaki sevgililere elimizden geldiğince kibar, anlayışlı ve aşk dolu yaklaşılmalıdır. aksi takdirde;

    k : sevmiyosun beni itiraf et.
    e : nerden çıktı şimdi o?
    k : sevsen ilgi göstermek bu kadar zor olmazdı...
    e : seviyorum hayatım niye sevmiyeyim
    k : tamam.
    e : hayatım reglsin dimi? başka bi şey yok?
    k : regl olmasam umrunda olmayacak yani!
    e : niye olmasın umrumda...

    bir zaman sonra;

    k : umrunda değilim, sevmiyosun bile beni
    e : seviyorum
    k : çok güzel saklıyosun o zaman
    e : neyi saklıyorum?
    k : sevgini
    e : süper saklarım.
    k : tamam

    e : saydek'im beniiim, hanimiş hanimiş *
    k : ne saydek'i yaa?
    e : onun gibisin (!?)
    k : rahatsız ediciyim yani?
    e : asla aşkım. ben çok severdim onu eskiden
    k : ee?
    e : ne ee?
    k : neyimi benzettin
    e : ...
    k : ya tamam demiyorum bi şey.

    oysa ki en başından olaya şöyle yaklaşsaydık;

    k : çok sıkılıyorum
    e : neyin var bitanem? al bak kumanda, sırtına yastık koyayım, hemmen bakkaldan intense ve bilimum bol çikolatalı şeylerden alıp geliyorum. ketıla su koydum sakın yerinden kalkma ısınsın o, gelince sıcak su torbasına koyucam.
    k : aşkım bitanesin
    e : konuşarak kendini yorma. buraya uzan istersen, çoraplarını çıkar gelince ayaklarına masaj da yapıcam aşkitom.
    k : hadi çabuk git geeel...
    e : derhall geliyorum bitanesi!

    ideal sevgili olabilir, nevriye budak'ımızı bir natalie portman'a dönüştürebilirdik. olayın bir de, ikisinin de dışında günümüz teknolojisine uyarlı, iki tarafı da mutlu edecek ve dışarıdan baktığında rahatsız bir görüntü sunmayacak hali vardır ki en basiti, uygulaması zevkli olanı ve güzeli de odur.

    nevriye budak'a dönüşmeye yüz tutmuş sevgilinizle konuşun. ne konuda ve neyi konuştuğunuzun hiç önemi yok. konu sadece ikiniz olmasın, geyik yapabilirsiniz herhangi bir şeyle alakalı. evden çok çıkmayın, zamanınızı hep birlikte geçirin. bazen karın sancısı/ağrısı krizleri tutacak bu anlarda karnına yavaşca oval şekilde masaj yapın veya belinin orta yerine de 2 parmağınızın ucuyla hafiften bastırarak yumuşak yumuşak ovun. çok çikolata yeyip, kendini suçlu hissetmesine izin vermeyin, çikolatayı beraber yiyin. gerekirse aşk filmi izleyin, seviyorsa aksiyon izleyin. iyi adam yaralandığında ağlamaya başlamasını garipsemeyin, onu sevip okşayın. kısacası minik sürprizler yapın.

    size mükemmel şekilde geri dönecektir.

    e : napıyon la?
    k : hiç
    e : bu gece sevişmeyecez demek mi oluyor bu?
    k : allah belanı versin!
    e : tamam, hakettim.
    34 ...
  24. yetkili sistemi

    1.
  25. başarılı gammazların seçilip alındığı, gammazlanmış entry oylama ve bilimum sır perdeli yetkileri barındıran sistemdir. sözlük hiyerarşisinde gammaz yazarın dedesi, moderasyonun torunudur. yazarlar ve çaylaklar da bunların piç torunlarıdır. sanıyorum 3 ayda bir aralarından en çalışkan ikisi ile en tembel iki moderatör görev değişimi yapmaktadır.

    bir de;

    http://twitter.com/# !/uludagnews/status/16809971727466496
    10 ...
  26. msn adını değişmeyip yıllar sonra koyulan boşluk

    1.
  27. yok abi, şu bizim kemçük ağızlı(ekmek banarım o ağza) hakim makim olsun kazansın şu sınavı da, ilk işim bu 50 karakter başlık kısıtlamasını yargıya taşımak vallaha. nedir olm bu çile ya? 2 tel sakalımız var onu bile beyazlatmak üzereyim amınım, başlığı oradan buradan kırpacam diye sabri sarıoğlu berberine döndüm lan. 5 liraya kırpayim diye de düşünmüyor değilim. heheh, yine çakma edebiyatçı tavrıyla sonlandırdım cümleyi.

    herkesin msn listesinde vardır o adam. yıllarca aynı nicki hatta aynı iletiyi kullanır. windows live messenger'ın gelmesiyle yine yıllar yılı aynı fotoğrafı da kullanmaya yüz tutmuştur bu adam. hatta benim tanıdığım bir insan var displayinde at var lan adamım 4 yıldır. geçen gün ssini alıp ata kaş göz çizdim espri olsun, az bi renk gelsin msn penceresine diye yolladım onu kullanıyor. bazen yakalamıyor değilim-bak yine- kaçamak kaçamak şemsiye fotoğrafı koymuyor da değil-ehehe- ibiş.

    öyle bir göt kalkıklığıyla kendi sitemizi açınca ki yıllar yılı yapım aşamasında-hala beta sürümündedir, objebi.com diye değiştirdiydim nickimi. sonra çok reklam olmasın elaleme şeyolmayak diye de tekrardan mcç olarak noktayı koydum. yaklaşık 6 yıldır da 3 nokta var bende garip bi sembol onu kullanır dururum. mcç artı sembol şeklinde bir nick düşünün, uzunca zamandır. düşündünüz mü? şimdi bir de, "erolcan" düşünün.

    sahiden erolcan, yıllar yılı erolcan. erolcan benim ilkokul arkadaşım zamanında okul asmayla başlayıp, kova yapmayla son bulan bir ergenlik döneminin yandaşıdır. o zaman daha yeni yeni windows messenger var meydanda, böyle live falan yok, fotoğraf yok bi şey yok o zamandan beri msni var bunun. o zamandan beri erolcan çocuğun nicki, e adı da erolcan tabi. niyeyse erolcan dedirtiyor üstelik erol falan da diyemiyok. üniversiteyi bitirmek üzre olan erolcan vatandaşımızdan şu sebeple bahsediyorum size, artık nicki erol can. üstüne üstlük e'si ve c'si de büyük. sanıyorum caps lock yahut shift karışmış işin içine. erolcan pardon erol can kendini geliştiriyor, büyükşehir çalışmaya devam ediyor.

    öyle yani bu mutluluğu bu güzel kafayla sizinle paylaşmak istedim. meme sen gerçekten güzel bir organsın. başlık da "msn adını yıllarca değişmeyip yıllar sonra koyulan boşluk" olacaktı, kısfmet değilmiş. hakim olsun çocuk, sürüm sürüm olm.. ciddiyim ben.

    mcç : yıllar yılı nick değiştirmişsin. çok yaratıcı olmuş bu eröl. diğer nickinden oldukca farklı, fantastik, seksi ve akıcı. cinsiyetim el verseydi ıslanabilirdim bile. yine de keşke o boşluğu bırakmasaydın, taş olaydı da elin o el space'e varmayaydı erol. varmayaydı.. tüm samimiyeti, içtenliği yok etmiş sanki. bir çocukluk arkadaşımla değil adeta babamla konuşuyor gibiyim eröl...

    erol can : ne nicki kanka?

    mcç : am yarması bu kadar uzun yazdık cevabın bu mu yani? anlamasan bile süsle püsle uzun bi şey yaz.

    erol can : olm ne nicki lan?

    mcç : nickini değişmişim erol can olmuş erolcan'ken. e ile c'si de büyük.

    erol can : he öyle mi lan? yeni msn yükledim ondandır o.

    mcç : (erol can... yazıyor...) tamam lan uzatma işte..
    --
    bitirmiyor değilim. ehih..
    8 ...
  28. dünyanın en mükemmel internet sitesi

    1.
  29. günümüz teknolojisinin tüm nimetleri kullanılan, gerek renk uyumu, gerek arka fon müziği ile kullanıcıyı başlı başına kendine bağlayan bir internet sitesi o. hayır facebook, twitter vesaire değil. hayır google, hiç değil. brazzers'da değil az bi durun.

    polat palet geliyor!

    http://www.polatpalet.com/

    edit : animasyon/intro geçtikten sonra "iletişim" sayfasına tıklamanızı öneririm.
    edit': vazcaydım, "medyada biz" çok daha güzel.
    55 ...
  30. 7 dersten kalan oğlundan mal diye şüphelenen anne

    1.
  31. tam 14 dakikadır bu başlığı 50 karaktere düşürmeye çalışıyorum. tüm maceram "7 dersten kalan oğlundan acaba mal mı diye şüphelenen anne" keşfimle başladı. daha sonra bu acaba'ın atılmasıyla bir nebze küçülsede sözlüğe beğendiremedim. hatta başlığı öyle bir hale getirdim ki az daha analar yedi tane olup, oğlan mal mülk sahibine dönüşüyordu. bambaşka bir halinde de oğlunu mal varlığından men eden bir anne çıktı karşıma. vay bubam dedim nerlere geldik ya dedim. ta' ki, "dersten 7 kez kalan mal oğluna şüphe duyan anne" ye kadar. olaylar az biraz şekil alınca şöyle bir reset attım makineye ayak parmağıynan. anne bitti diye de bağırdım akaben. sen kadın koş bi tutam tuvalet kağıdıyla gel odama? pompişini yediğim oğluşum diye sevdi beni. 2 şımarıp, 3 yalaşıp, anneyle olan samimiyeti yabancıya belli etmeme halime geri döndüm ve şu an buradayım. açmak istediğim başlık ise aslında "7 dersten kalan oğlundan mal mı diye şüphelenen anne" olacaktı. ama çekmediğimiz dert, kalmadığımız ders kalmadı.

    yorumlamam bu kadar. iyi günler.

    2 dk şakaya gelmiyonuz lan. tamam yaslanın geriye şindi anlatıyorum(gammazlama sikerim).

    lise 1 veya 2. sınıftayım -anımsayamadım tam-. bölümüm sayısal, adım samuel. öğrencilik hayatım boyunca hiç ders çalışmamanın, öğretmenlerle arayı sıkı tutmanın, genelde sınıfta en sevilen adamlardan biri olmanın verdiği bir garip göt kalkıklığıyla ders kaynatma girişimlerim ben ve aynı zihin, yapıda olan 7 arkadaşımla genelde başarılı olurdu. haylaz olmamızın yanı sıra aramızda dersleri kötü olan tek kişi vardı. o da onur'du. bu ibişi bigün 22 aldığı sınavdan hakkını arasın diye gaz eyleyip 14 aldırdığımızdan beri de çok güvenmezdi bize bu konularda.

    evvel zaman içinde, fizikci salim piçiyle bir dönemin daha sonuna geldiğimizde karnemizde 65 ortalamasını tutturduğumuz halde 1 gelen 7 adet ders vardı. bunu görünce atan göt ile insan ne yapacağını şaşırıyor. fizik'in 1 gelmesi kurtarma sınavında 8 kişi aynı puanı, ayrı sorulardan aldığımız için mantıklı gelebiliyordu. ama tarih, milli güvenlik gibi diğer dersler bir hayli anlamsızdı. tabii bunun ergenliğin verdiği bir garip hazla tehdit ettiğimiz öğretmenin diğer öğretmenleri gazlamasının sonucu olduğunu 1 dönem sonra öğrendik.

    evvela ne kadar saklasak, sahne karne mahte karne girişiminde bulunsak da, sürekli gelen şikayetler üstüne haftanın 8 günü okula gelen babam bir şekilde öğrenmiş durumu. bu yaşına kadar dış etkenlerin oluşturduğu akademik başarsızlıklarım dışında, herhangi bir devlet yahut özel kurumdan böyle bir mağlubiyet almışlığım olmadığından bir hayli şaşırtmıştım ailemi. e tabi insan bir de ergenliğin doruk noktasındayken aile tarafından çok da sert tepki almıyor. aman çocuğumuz faça atmasın, bali çekmesin, kaka yapmasın(ah annem ah) diye anlayışın zirvesinde oluyor ebeveynler.

    tatil zamanında götüm götüm birebir sohbetten kaçarken ailede bi' birlik olalım havası, pozitif kalalım tavrı, küme çalışması yapalım hali oluştu. yine bir gün misafirliğe gidiyoruz, aha gittik. gittiğimizde evde 7-8 yaşlarında hafif tombul olmasına rağmen fiziki halini hiç umursamayan müthiş yaramaz bir çocuk vardı. çocuğun sonradan hiperaktif olduğunu öğrendim. o gece ilgi odağım haline gelen çocuk ben evden çıkarken artık ağız dolusu küfredebiliyor, pipisini hiç utanmadan kurcalayabiliyordu. nerden geldik karneden çocuğa diyeceğniz ya, ben de oraya geleceğdim. ağabaşlar, bu çocuk böyle hiperaktif olduğundan vücuden yaşadığı bazı aksıkları psikolojik açıdan desteklemek amaciyle psikiyatra gidiyormuş. ben de 7 dersten kalınca annemin "acaba çocuğumun zekası düştü mü, oğlum acaba mal mı? ay yoksa gerizekalı mı bu çocuk? ah mehmet hep sana çekti oğlan!-tanıdığım en zeki adamdır bu arada babam-" hallerine böyle bir çözüm bulundu. evet. hiperaktif çocuk psikiyatrından bir seans kopardım bu başarıyla. lisedeyim, ergenim, öyle bir 31 çekiyoruz ki pipiye dövme yaptırsan 1 haftaya çıkar o dövme. öyle bir sürtünme kuvveti, öyle bir deri değişimi.

    ben bu durumu bir hakaret olarak algılayınca bu seferde ailede durumu izah etme, tatlı dille anlatma, oğlanı yola getirme, mallığın neresinden dönersen kârdir hali oluştu. bu koalisyon ve anne dırdırı yüzünden, ergeniyet asiliğimi bir kenara koyup ritmixin içine bira katıp gezeceğim bir günü muayenehanede geçirmeyi kabul ettim. e tabi etmez olaydım da dedim, bekleme salonuna girdiğimizde bizden başka 4-5 aile daha vardı. benimle yaşıt olabileceğini düşündüğüm sadece bir çocuk varken diğerleri ilkokul düzeyindeki hiperaktif çocuklardı. e tabi gan bu durmiyi damarda, bu zamanı değerlendirme maksatiyle aynı dertten müzdarip olduğumuzu düşündüğüm çocukla sohbete girişmeye çalıştım;

    + bu damacana şeyinin hangi tarafı soğuk?
    - alper
    + cemre ben de. içer misin su?
    - alpeeer
    + tamam cemre ben. memnun oldum
    - alpeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer alpeeeeeeeeer (bu kısımda çocuk avuçlarını yanaklarına bastırıp, gözü yukarı halde bağırıyor.)
    + ananı avradını!?

    kopan kargaşa sonrası 3,5 atan göt ile baba yanına sığındım. sıramız geldiğinde ailece içeri girdik. önce bir grup seansı, akabinde de doktorla baş başa romantik bir sohbet planlıyorken ben ezgi isimli doktor erkek çıktı tabi. zaten şans olsa kutupta bedeviye siktirtmezdik götü dedim. nası 31 çekiyorum ama o yaşta, nası amaa..

    planladığım gibi önce grup seansı akaben de face to face görüşmemiz oldu doktor beyle. ebeveynler çağrıldı, kırmızı reçeteye bir şeyler karalandı ve bilmem ne bölümüne iq testi yapılmak üzere yollandı bu dirhem bedenim.

    asıl hakaretin bu olduğunu düşünürken ben ergen asiliğim birden hırsa dönüşüp, test yapıcak doktorun memelerine odaklandı. 31'in amına koyuyoruz o dönem, bambaşka bir otsbir o. iq testini de hakkımla geçip yaşıtlarım arasında üstün zekalı(yazar burada einstein da marilyn monroe'yü düşünüp 31 çekti diyor) çıkınca annemin nezaket ve kibariyet-!?- çerçevesini başlatmış olduğu bu eylem silselesini yemeklerini yemeyerek uzunca bir dönem boykot ettim. sonra 31'e ayırdığım vakitler, kabız sancısıyla dolunca barıştım tabi.

    kırmızı reçete dedim ya, ritalin yazmış doktor. mala bağladı o ilaç beni. uzun oldu ya bu devamı şuraya gelecek;

    (bkz: özel ders öğretmenini düşünüp 31 çekmek)
    11 ...
  32. her yere osurup sıçıp gitme isteği

    1.
  33. her şeyi bırakıp gitme isteğinin hunili versiyonu. çizilirse, konu edilirse asla şaşmayacağım konu. mecazeni bir yana, hepimizin zaman zaman içinde bulunduğu ruh halinin en mizansen durumudur.

    '3 ay ömrün kalsa ne yapardın?' gibi sorularla geçti gitti çocukluğumuz. kimimiz aşklarıyla, kimimiz yalanlarıyla vakit geçirmeyi seçmekten bahsetti. bazılarımız 'herkesin karşısına geççeem, söyleyemediğim her şeyi söyliçeem' gibi klişelerin ardına saklandı. ne manyak çocukluğumuz varmış, minik anketörlermişiz o ayrı. ama böyle şeylerin kişilik belirgeci olduğuna inanmaya başladım.

    her daim 'yanlışlarını belirttiğimde utanmasından ve yanlış anlamasından korktuğum insanlara, son görevim bu yanlışları göstermek olurdu..' derdim. şaka lan çocukken nası kurayım böyle bi cümle? o; 'yalançılıklarını herkese söyliycem, hepsini bildiğimi anlatçam' gibi bi şeydir maksimum.

    her neyse, geçen gün yine sıçı-yok lan bi saniye- geçen gün yine düşünselimdeki karmaşıklığımı ayıklamaya çalışıyordum ki belirdi aklımda bu durum. içten içe kindar insanlarınız hepimiz, arap ve polyanna hariç tabi. şimdi diyecen ki polyanna tamam da arap neden? adamın içten içe bi halimi var be yavrum, içindeki dışına çıkmamış mı zaten. sırıksız sırıkla atlamıyor mu bu ibiş.. neyse, şey diyecektim; en büyük korkum yanlış anlaşılmalarla insanları kırmak oldu hep. ailem tarafından centilmen, nazik, kibar bi' adam olarak da yetiştirilince bu korku çoğu zamana dehşete de dönüştü benim için. cümlelerimde, bakışlarımda hep bi yanlış anlaşılmamak uğruna söylemi yumuşatma içerisinde bulundum. bilen bilir gibi saçma bir kalıp kullanmayacam şimdi. ama aranızda şahit olanınız vardır bu duruma.

    yoruyor. bazen içimdeki kırıp dökme isteği, kırgınlıklarımın ve hayal kırıklığımın öcünü alma açlığı vücuden ani gaz salışları meydana getirmeye el verişli olabiliyor. bu sinirlenince osurup gaçıyom anlamına gelmiyor pek tabii. ama hangimiz adrenalin salgılamadın ölmek isterizki?

    dur dur karizmatik bitircem. ölmek isterizki? hepimiz ya da hiçbirimiz...

    oldu mu?

    uyumadım ya hiç ondan lan hep.
    3 ...
  34. kız arkadaşın yanında göt eden ibne seyyar satıcı

    1.
  35. "ibne seyyar satıcı". tamlamaya bak amına koyim. sıfat sıfat tamlaması. sıfatı bile pekiştiriyorum tamlarken. ya da noluyor lan neyin tamlaması oluyodu bu? yamulmayalım, götü çizdirmeyelim durduk yere şimdi. olm zaten bi yanlış tamlama dedik diye göt çizecek adamlarsanız da götü meydanda kıbleye ters istikamet açar, forul forul osururum. forul forul osurabiliyorum yani ben, osuruk götümden çıkarken "forrul!" sesiyle çıkıyor. götümde öyle bir ambiyans var benim. küçükken düşüp kırınca kaseyi, dayım yurt dışından getirdiydi. öyle fiyakalı bi göt. gözünüzde götüm canlandı dimi? çok terbiyesiz adamlarsanız, hayal gücünüze destur çekin hele.

    bu ankara'nın ense gavuran sıcağı yok mu? heh. yine onun kederiyle karanfil 2'den asla değişmeyen buluşma noktası olan ykm önüne doğru çılgın ata ata gidiyorum. o yakıcı sıcak kendini çok hissettirmesin, yürüme yol çabuk geçsin diye de bi yandan kulağımda iron and wine çalmaya çalışan teki cızırtılı, bir diğer teki isyankar(keyfine göre çalışıyor ipne) kulaklıkla çok hareket ederek yürümeyeyim de iletişimsizlik yaratmasın çilesiyle boyundan sabitlenmiş halde koşmaya çalışan ibrahim üzülmez tarzı hızlı hızlı yürüyorum. mevzuat şudur ki, buluşacağım insan buluşacağımız yere buluşacağımız vakitten tam tamına 28 dk sonra gelmeyi alışkanlık haline getirdiğinden, onun verdiği özgüvenle yola 13 dk geç çıkıyorum ben. amma velakin, küçük alameten o gün 5 dk erken geliyor kızcağız. bu kendi istatistiğinde 33 dakikaya tekabül ediyor tabi. 40 çıkacak sandınız dimi? baymadı mı lan o artık..

    2 şeye çok sinirlenirim. bunlardan birincisi; baş başa buluştuğun herhangi bir insanla birlikteyken uzun uzadıya yapılan telefon konuşmalarıdır. ikincisi; gıcık olunan iki şeyi sıralayacakken ikinciyi unutmaktır. ykm ile mcdonalds, belki colins ile mcdonalds arası o yer, ki efsanedir bambaşkadır orası, eski buluşma noktası olan ptt önü ptt kapandığından bu yana ün kaybettiğinden dolayı içlerinde benim de bulunduğum yığınca bir gerzek grubu nedense orada buluşur gibi ek bilgiyi herhangi bir tırnak ve parantez açmadan da verdikten sonra.. ne diyeceğimi unuttum lan yine.

    heh, gittiğimde telefonla konuşmasını beklemek suretiyle yanında yer edindim. marjinal ibrahim üzülmez yürüyüşümün yerini bu sefer volkan demirel kontrölünde gol olan topu izleyen volkan demirel ensesi hali almıştı. bu eziyetten kurtulmak sebebiyle derhal kulaklığı çıkartıp, şahsın çantasına sıkıştırıp telefon konuşmasının bitmesini beklemeye, afra tafra ve bilimum geç kaldığı halde üste çıkmaya çalışan insan tavrıyla koyuldum(bu ibne seyyar satıcı kalıbı bambaşka cümlelere terk etti lan beni).

    obj : bitti mi?
    kız : bitti, naber?
    obj : iyi, hadi.
    kız : nereye gidiyoruz?
    obj : las tapas?
    kız : üff ya yine mi bahçeliye gidelim ya
    obj : bahçeliye gitceksek burda niye buluşuyoz?
    kız : ben başka yer mi biliyorum cemre
    obj : ulan yıllardır burdasın ykm'yi bile zar zor buluyosun
    kız : bahçeliye gidelim
    obj : yok hadi

    derken tam arada bi kafa belirir, ama tam arada;

    iss : abi anahtarlık verelim abi? kalem verelim? kalemler güzel tükenmez kalemler var, anahtarlıklar yunuslu var, balıklı var.
    obj : yok birader eyvallah
    iss : abi kendine al, yengemize al
    obj : yok almayacam
    kız : -dürter-
    iss : şu adam sana yakışıyor mu yenge? 5 liralık anahtarlık kadar değerin yokmuş, al hadi bak 3,5 liraya veriyom
    obj : birader ne ayaksın sen?
    iss : bırak şimdi birader ayaklarını gardaş, yengemize bi anahtarlığı çok görüyon. 3 lira yaptım, 3 lirana kıyamıyon mu şu güzel ablam için?
    kız : kıyamaz o. anca içsin.
    obj : birader git işine, akşam akşam..
    kız : bi de böyle asabi beyimiz
    iss : yazık valla yenge, bi anahtarlığa 2.5 lira bile vermiyor.
    obj : lan tamam ver bi tane kaybol git!
    iss : 5 lirana kıyacaksan gül var abi gül de vereyim 10 liraya -ibneye bağele-
    obj : ver ver anahtarlık ver, gül solar gider. al bibuçuk
    kız : -dürter-
    obj : ne var?? gitmiyom bahçeliye
    kız : ankamall?
    obj : lan yürü!
    kız : lan deme bana
    iss : abi ayıp oluyo..
    obj : la havle vela kuvvete!
    iss : yahşamlar yengeee!

    öyle yani. böyle diyalog falan uzunken anlatınca o anki etkisini kaybediyor ama. hani şey gibi bu; o an çok güldürdü gibi. o an çok göt edici bi tavrı vardı ibnenin. bi yer de ben de sinirli adamım, sırf çok para verdim bi de garantisi peşinde koşturamam diye bozuk kulaklık kullanan obsesif bir yapıya sahibim, ama gel de anlat ibneye.

    olm hiçbi komikliği, şempanzeliği, kumpanyalığı kalmadı lan olayın.

    kız : taktın sen de oraya, ne varsa orda?
    obj : orası bizim gelecekteki how i met your mother barımız. üst katından ev alıp, 3 de güzel kanka yapacam.
    kız : anahtarlık çok tatlıymış ama, ayy yunus.
    obj : tabii, belki başkasıyla..

    'ibne seyyar satıcı' 'ibne seyyar satıcı' 'ibne seyyar satıcı' 'ibne seyyar satıcı'

    böyle tekrar edince anlamsızlaşıp, komikleşiyor. hani entryde olmadı, belki burdan diye hani.
    19 ...
  36. moonlight sonata nın beresi

    1.
  37. risk nedir sorusuna budur aq yazan öğrenci efsanesi gibi, bir gulyabani, uludağ'a kayak yapmaya giden ailenin gece yarısı önüne çıkan aslen ölü olduğu hikaye sonunda annesi tarafından söylenen küçük kız efsanesi gibi bir sözlük efsanesidir kendisi. zirve efsanesi de olabilir.

    zira mevzu bahis nevi şahsına moderatör kişi sadece hava soğuk mazaretiyle değil, aman saçıma fön eser, aman klima çarpar, aman efendim mağaza girişinde rüzgar kıran enseme üfler, aman yumuşacık saçlarım ifşa olur, aman biri gelirken şapbadanak ensemde tutuklu kalır/öper mazaretleriyle asla nadide başının bir kısmını soktuğu beresini kafasından çıkarmaz.

    onla uyuyor üstelik. latife değil.
    12 ...
  38. biten uzun ilişki sonrası sapıtma süreci

    1.
  39. mesela oluyor bazan öyle, spesifik binaenaleyh mitokondri endoplazmik retikulum senin ta amına korum!

    ehehe ne zamandır bu kelimeleri kullanacak yer arıyordum, ansızın bastıran kaka misali acındırıyordu bünyemi bir çırpıda hepsinden kurtuldum, galiba demin de osurdum.

    ergenlikti, öss idi derkene insanın üniversite okuma yaşı gelip de geçiyor günümüz şartları altında 22 santigrad derece ile. ulan bu kpss ne sik bi şeymiş, alakası olmadığı halde lise bilgilerim sular seller gibi akıyor aklımdan. neyse, bu uzun ilişki dedikleri birliktelik biçimi kişiden kişiye göre uzunluğu ve ilişkisi olarak farklılık elbetteki gösteriyor. ikili ilişkilerde başbaşalığın dışında, kendine buyruk düzenlenen yaşam biçimini değiştirmeye yeltenemeyenler 1.5 yıl süren bir ilişkiyi çevresiyle kıyaslamadan elbetteki uzun buluyor. ha işte onu bulan benim olm, evraka mınıs kiyim.

    şu yaşıma kadar(yaşım da şudur) ilişki diyebileceğim 2,5 birlikteliğim oldu. diyebileceğim derken, değer verdiğim sayıyı kastediyorum. yoksa hayatıma giren çıkanın haddi hesabı yok olm. stoplazmadan beter, seçmeden geçiriyordum. ilkinde 16-17 yaşlarında yiğit/yağız/aslan/gaplan bir genç idim. kendisi yaklaşık 8 ay kadar sürüp o dönemki ömrümü bayram harçlığı gibi hunharca harcayıp beni melankolyanın içine bıraktıydı. etraftaki emo sayısının fazlalığı ve düş sokağı sakinlerinin keder havuzu problemi oluşturan tınısı da bir dönem bunu atlamama engel olmadı değil. akaben, çok değer verdiğim bir kadınla olan ilişkim de 4 gün kadar sürmüştü 3,5 da olabilir. ondan hemen sonra da bir buçuğu iki buçuğa tamamlayan bir ilişkinin içinde buldum kendimi.

    işte o kızlar! diyecekmiş gibi oldu değil mi? demeyeceğim. kendimce tespit ettiğim bir kaç ufak evreden bahsedeceğim size. pek tabii erkek gözüyle.

    1) kankanın beynini sikme evresi;

    aşk acısı yaşayan erkeğimiz henüz ayrılığın şokundan geçemediğinden mütevellit üstündeki olayı kavrayamama, afyonu patlamama halini tamamiyle en yakın gördüğü kişiye yansıtır. bu durumda kanka sıfatı yakıştırılmış(ki hiç sevmem bu kelimeyi çok bayık gelir. yine de kullanırım) kişiye büyük bir görev düşer. 'alttan almak'. zira 1. evrede ayrılık acısı yaşayan erkeğimiz sürekli saçmalayacak, lügatına yeni küfürler katacak ve daha önce düşmediği salak durumlara düşecektir. kanka da ilelebet sahip çıkmalı ve yapmaması gereken şeylerde kesin çizgiyi çekmelidir.

    2) ölmek istiyorum evresi;

    erkeğimiz bu evrede ayrılığın tamamen farkında olacağından garip bir hüzün içinde yaşayacaktır. ciddi anlamda yemek yemeyecek, sigara tüketimini %200 arttıracak, büyük ihtimal kendini alkole verecek, evden çıkmayacak, karanlıkta oturacak, tıraş olmayacak ve düzenli sıçamayacaktır. nasıl sıçabilir ki zaten, adam gibi bir şey girmiyor midesine. en hassas evre için 2. evreyi örnek gösterebiliriz. zira tamamen hassasiyetten oluşan bu evrede adamımız, anıların acısıyla uyanıp, yokluğun kaybıyla uyuyacaktır. rüyalarında sevgilisini görecek, gaipten sesini duyacaktır. çoğu deliyle yakın frekansa ulaşacak, bir nevi aşk ile erecektir. şaka yaptım ermeyecektir, sıçamıyor bile ne ermesi. kısacası bu evremizde, acı çeken bireyimiz kendine fiziken eziyet edecek ve ruhunda kapanması pek mümkün olmayan yaralar açacaktır. inkar edilmesi mümkün de değildir.

    3) ilk tıraş evresi;

    kankanın ve arkadaş çevresinin yıkıcı baskısına dayanamayan bireyimiz onlarla dışarı çıkmayı kabul edecek ve yüzünü yıkamak için gittiği ayna karşısındaki o arap taşağı görünümünü daha insani bir hale bürümek için tıraş olacaktır. süslenip, püslenmeden spor bir şekilde dışarı çıkacak ve herhangi bir mekana gidecektir. haftalar belki aylar sonra ilk defa dışarı çıktığından oksijen ciğerlerini biraz yakacak ve bu durum onu rahatsız edecektir. bulunduğu ortamda çoğu insan onu kesecek, o ise altı mor gözler ve ıslak bira bardağı ile hepsinden bağımsız bir halde takılacak, farkında olmayan cool ve karizmatik gözükecektir. baktığı her yerde bir çifte rastlayacağı aklına gelmeyen bireyimiz, bu rastlantıların yıkıntılarını içten içe yaşayacak, kimseye çaktırmamak adına kendini ne içiyorsa ona verecektir. elinde bardak, sigara, kül tablası yahut telefon her ne var ise onu ilk kez görmüş, keşiflerini yaşıyormuş gibi inceleyecektir. erken kalkmak isteyecek, karanlığına geri dönecektir. elbette döndüğü vakit, eski hüznü yakalayamadığını anlayacak ve daha iyi hissettiği için kendini de suçlu hissedecektir.

    4) böyle aşkın ızdırabını evresi;

    aradan geçen aylar sonrası er kişi yaşadığı ve kendine yaşattığı durumun şahsına eziyetten başka bir şey olmadığını anlayacak ve kendini eğlenceye verecektir. gereksizce alkol kullanacak, yeni insanlar tanıyacak, hayatından kesinkez adamlar silecek ve yepyeni ve olması gerekenin dışında bir birey olma uğrunda ilerleyecektir.

    5) ben de koyjam ha evresi;

    en hassas evre olan 2. evreden sonra en tehlikeli olan 5. evredeyiz. erkeğimiz artık ciddi anlamda toparlayıp, insan içine karışmaktan zevk duymaya başlamıştır. öncelikle yakın çevresinden ilişkisinin bittiğini öğrenen kızların yavşamasına maruz kalacak, boşluğun verdiği rehavetle hepsine siktir çekecek ve sonradan bunu telafi etmeye çalışacaktır. birden potansiyelini keşfedecek ve bu durumun zehrine kapılacak, tek gecelik ilişkiler yaşamanın pençesinde bulunacaktır. belki yaşayacaktır da. yaşadığı her ilişkiden utanç duyacak ve partnerinin yüzüne bile bakmayacaktır. bu evreyi kazasız belasız atlatan her birey, askerde çok şanslı oluyomuş olm..

    6) fatmagülün suçu ne aq evresi;

    en tehlikeli olan 5. evreden sonra en gereksiz olan 6. evrede adamımız daha öncesinde üzdüğü tüm kadınların ahları yüzünden bu hale geldiğini düşünecek, hepsine tek tek ulaşmaya çalışıp özür dilemek isteyecektir. one night stand moduna girmişse iş bu evrede o halden tamamen kurtulacak ve sırf fiziki ihtiyaçları için harcadığı insanlara karşı hissettiği büyük mahcubiyet için kendine tekrar eziyet edecektir. ağlayarak 31 çekerek de olabilir bu eziyet. olmayadabilir.

    7) yalnız adam evresi;

    adamımız artık bir aşk acısını aşmış, ufak çaplı ilişkiler yaşamış, aylar içinde muhteşem olgunlaşmış ve kariyerine kaldığı yerden devam etme kararı almış bir haldedir. hayatına giren kadınlarının büyük bir dilimini hiçbir his beslemeden üzdüğünü, geriye kalanların ise ona gereksiz mutsuzluklar verdiğini düşünmeye başlamış, etrafındaki uzun ilişkilerin sırrının aldatmaktan geçtiğini öğrenmiş ve aşık olduğu insanı aldatacak kadar alçak olamayacağı için bu tür şeylerin ona göre olmadığı düşüncesine kapılmıştır. ilişkisi boyunca, mükemmel bir sevgili olmasada elinden geleni ardına koymadığını farketmiş ama yâreninin artık onun kıymetini bilmeyen bir adamın koynunda uyuduğunu öğrenmiştir.

    bir süre bedeninden tiksinebilir. arkadaş çevresini büyük ölçüde daraltıp, kendine tek bir uğraş edinebilir.

    her ne olursa olsun, artık büyümüş olmanın verdiği özgüven ile sadece tebessüm edecektir.

    ps : sevgili hanım kızlarımız, tebrikler. aşk acısıyla bir adam daha yetiştirildi.
    78 ...
  40. boş bkz verilmiş entry yi boş bkz diye gammazlamak

    1.
  41. akıl sır erdirilemeyen yazar eylemi. gammaz demiyorum zira, gammazlık vasfı tamamiyle kaldırılmış olup her yazar minik birer ispikçiye dönüşmüştür. iş bu sebeple, butonun verdiği baskıcı hissiyatı bastırmak adına ve de "acaba nası bişimiş lan?" diye düşünüp kullanmıştır her yazar bu butonu. amma velakin, cümbür cemaatin bazı gammazlama faaliyetlerinde bu durum vasfın dışında bir himaye göstergeciliğine de bürünmüştür yer yer.

    "onları sıkacağını bildiğim halde, kendi et ve kanıma bana bir iyilik etmelerini rica etmenin ne kadar buruk bir tadı var." der dostoyevski abimiz. bencilliğin karşı konulmaz cazibesine nazaran dik bir duruş sergiler bu sözüyle. biraz empati kuralım.
    5 ...
  42. uludağ sözlük grup seks grubu

    1.
  43. son günlerde artan uludağ sözlük x grubu akımına kapılmış bir avuç fakbadinin oluşturduğu gruptur.

    üyeleri; (en aktifi 146taksim1'dir. davşan reankarnı mübarek)

    kemcuk agizli
    euzerque
    146taksim1
    revenge
    tanri yok ben yardimci olayim
    mevtai
    saipsiz
    prophetofhell
    iktidarsiz jigolo *
    lukslerimi verin bana
    goodboy
    tsira
    imitasyonn
    placebo38
    cahil profesor
    Afro the cat
    CatStark
    ares
    pseco
    peynirciks
    bluevelve *
    uyeolmadanlinkigoremeyenadam
    der meister
    bi kere o el bi inicek
    yahya vian
    mhmtnsyz
    eurasia

    ben yokum beyler. bu kadar sapın içinde ne işim var lan.

    p.s. : gruba katılmak isteyen arkadaşlar, özel mesaj atabilir.

    (çığ gibi büyüyor lan!?)

    grup faaliyetlerinin resmi müziğine şurdan ulaşabilirsiniz.
    12 ...
  44. sevilecek adam profili

    1.
  45. Genelde insanlardan uzaklardır, almazlar yalnızlıklarına kimsel...eri, öyle herkesi de sevmezler, bir gün biriyle başka gün biriyle göremezsiniz onları. Gecelerde, kalabalık arkadaş toplantılarında göremezsiniz.Görseniz de fark etmezsiniz. Arada sırada çıkarlar, yalnızlardır. Masalarında ikinci bir bardak çok olmaz. Kirli sakallı, genelde dağınık halleri ile kendi başlarınadırlar. Kahvaltı da etmezler, hazırlayacak kimseleri olmazsa eğer. Çünkü birileri giydirmeli, çeki düzen vermeli, sabah kahvaltı için bir nedenleri olmalıdır.Çok paraları olmaz, olsa da ceplerinde çok durmaz. Hikayeleri vardır ama anlatmazlar, çünkü bilirler ki size masal gelir anlattıkları. Ulu orta kahkaha atarken de göremezsiniz onları. Kalabalık resimler içinde yer almazlar. Aslına bakarsanız çok yakışıklı da değillerdir. Genelde isimleri "serseridir", çok sevenleri de olmaz bu yüzden. Severler ama sevdiklerine inanmazsınız, inanmamak her zaman kolay olanıdır çünki, çünki onların sevgileri, sizin sevgilerinize benzemez. Sizin doğrularınız gibi sevmez onlar, severken doğruyu yanlışı ayırmazlar.

    NEDEN BU ADAMLAR ÖZLENiR;

    Çünkü kimse yaşatamaz size onların yaşattığını. Katıksız, sorgusuz kuralsız sever bu adamlar. Hatta tüm hayatlarını sizin için değiştirebilirler, sevmedikleri yemekleri bile sizin için yiyebilirler.En basit yemekleri sizin için en güzel yaparlar. Yiyemezsiniz onun yaptığı gibi bir daha, en lüks yerlerde yeseniz de. En eğlenceli gününüz, onunla olduğu gibi olmaz artık. Her daim sizinle yola çıkmaya hazırdırlar, öyle pat diye akıllarına esen yere giderler. Genelde bir dağ başı, ya da Kimsenin olmadığı bir yol, en güzel yerlerdir onlar için. Ama siz onun baktığı gibi bakamazsınız oralara. Siz yeşili, maviyi görürsünüz, o sizi.

    Bir kere sevdi mi, olmazları yoktur sizin için. Onlar sadece severler, "tek aşka" inanırlar çünkü. Aslında sevmeyi de çok iyi bilmezler. Çünkü ilktir onların sevgisi. Ondan aşkta çok hata yaparlar. Ama ne yapsalar sevgiye dairdir, size dair.. Hepinizin hayatından bir tane geçmiştir bu adamlardan, ama onların hayatından "tek" biriniz geçebilirsiniz. Hiç ummadığınız anda mutlu edebilirler sizi. Yaşamaları gibi, tesadüflerle çıkarlar karşınıza çünkü. Hiç beklemediğiniz bir anda gözlerinin içinde eridiğinizi hissedersiniz. Aynaya bakmak gibidir onlara bakmak, baktıkça kendinizden başka hiçbir şey göremezsiniz. Çok sever, çok özler, çok vefa gösterirler. Her ihtiyacınız olduğunda çağırmasınız da yanınızdalardır.

    Öyle dakika başı, sulu aşklar yaşamazlar, her kelimeleri "aşkım, bitanem, pamuğum, balım" ile bitmez. Size tek bir isim bulur, onla severler sizi. Ne zaman hatırlasınız, yüreğinizi yakacak bir isimle. Ne zaman hatırlasanız diyorum, çünkü onlarla evlenilmez. Sevilirler sadece. Siz ondan sonra da seversiniz, hatta mutlu olursunuz, sadece ufak zaman birimlerinde düşerler akıllarınıza. O zaman hiçbir mutluluğunuz, kapatmaz işte acınızı.

    Ama üzülmeyin, dünyanın durduğunu hissetmeniz çok sürmez, tekrar yönelirsiniz maceralarınıza. Seviyorum seni demek sizin için tek kuruş etmez çünkü, her gördüğünüze yeniden aşık olabilirsiniz!

    NE OLUR BU ADAMLAR SiZDEN SONRA;

    Gitme vaktiniz gelmiştir artık sizin, yeni bir macera zamanıdır vakit. Biraz üzülürsünüz, vicdan azabı belki biraz. Ama üzülmeyin, üzülmenizi istemeyecek kadar severler sizi.. Onlar mı ? işte şimdi olur masalarında 2. bir kadeh, hiç içilmese de masalarında yer kaplarsınız. Oturur acılarını yaşarlar. Böyle bağıra çağıra değil sessiz akmayan gözyaşlarıyla anarlar sizi. Biraz arasanız bulursunuz aslında onları, yine bir dağ başında, sizinle gittikleri bir yoldadırlar.

    Sizin yaptığınız gibi, yeni aşklara da yelken açmazlar. Tek aşktır çünkü onlar için hayat. Siz bırakıp gitmişssinizdir ama, yine de kızmazlar size, kadere vururlar öfkelerini. Allah'a inançları varsa kaybederler, yoksa inanmadıklarında haklı olduklarını düşünürler.

    EVLENiLECEK ADAMLAR;

    Hayatta idealleri vardır onların, yeni bir araba, yeni bir üniversite gibi. Sürekli planlarlar hayatlarını, yarın yapacakları işleri bile not kağıtlarındadır. Hayatı saate göre yaşarlar, onların yatma, kalkma, hatta sevişmek için bile ayarlanmış zamanları vardır. Gezecekleri günler bellidir, öyle birden pat diye çıkmazlar yola, 1 hafta önceden arabaları bakıma gider, alışveriş başlar. Masalarında toz, üzerlerinde leke göremezsiniz bu adamların. Traşlı yüzleri, bakımlı ciltleri vardır. Çok para harcamazlar, ama cüzdanlarında her daim para bulabilirsiniz. Ne zaman paraya! ihtiyacınız olsa onlarda vardır. Her telefonlarını açışınızda yavşakca bir "aşkım, balım, böceğim, peteğim" cümlesi düşer dillerinden. Oysa o arada masalarının üzerindeki sözleşmeyi imzalıyorlardır bir taraftan, ya da akıllarında birazdan girecekleri toplantının notları dolaşıyordur.

    işte bu adamlarla evlenirsiniz.
    Ama unutmayın;
    bu adamlar bir zamanlar "sevilecek adamlardır"
    Ne zaman inancını yitirirlerse sevgiye, aşka,
    "evlenilecek adam" olurlar

    Sevilecek adamlar sizi hatırlamaz mı? Hatırlarlar tabi..
    Bir düşünün şimdi;
    Sizin hatırladığınız gibi hatırlayabilirler mi?

    ps : Hakan dağlı'dan alıntıdır.
    3 ...
  46. yalnız doğdum yalnız öleceğim tribi

    1.
  47. tavanı paraşüt kumaşıyla çevrelenmiş bir bar köşesinde oturuyorduk, guns n roses'n en düz adama bile şiir yazdırabilecek don't cry'ı çalıyordu arka planda. dudağının kenarında yer edinmiş birasını şevkimle temizleyip, her kaçamakta koymaya çalıştığı başını omzumdan bir kez daha kaldırdım. boynumdaki ıslaklığının empoze ettiği huzurumla "ilk kez." dedim. "ilk kez birine seni seviyorum diyeceğim." anlamadı, zira 1 birayla sarhoş olabilen bu kızcağız sadece uyuklamayı geçiriyordu aklından. "tamam." gülümsedim ve bağımlısıyım dediği göğsümde kalp atışımı dinlemesine bir kez daha izin verdim.

    keşke tüm mutsuzluklarım aşk kaçamaklarım kadar kısa olabilseydi. onunla geçirdiğim 4 mükemmel günün sonrasında, 12. emirmişcesine ayrılık düşürmek zorunda kaldık yolumuza. yine ertelemiştim seni sevmeleri halbuki, geçireceğimiz yıllar boyunca çınlatacaktım o minik kulak kepçeni.

    2 kere sevdim ben. bundan belki önce belki sonra, sabahlara dek sindiremediğim aldatılışımı anlattığım o nadide kızdı bir diğeri. sağ yanağında, serçelere su havuzu olacak büyüklükteki gamzesi her gülümsemesinde susatıyordu beni. dirseklerine inen turuncu saçları hep mazi gibi koksa da, memleketim gibi hissediyordum omzunu/boynunu. yine sarhoştum, onca kalabalığın içinde sindiğim yanında tüm cesaretimle elini tuttum. kolaydı kaçmak, tersleyebilirse mazaretlere sığınmak, "hatırlamıyorum." demek. başkasıyla konuşurken gıdısından tutup çevirdim, benimle ilgilenmesi gerektiğini, sigaramı yakmasını istediğimi, çayımı ellerinden içmem gerektiğini, saçını biraz daha koklamanın beni mutlu edeceğini söyleyip durdum. şaşırdı, alkollü sanrısına sığınabildiğim bu dakikalar boyunca cesaret edemediğim her şeyi yapma fırsatım vardı.

    ertesinde hissettiğim huzura nazaran bir nebze de korku düşmüştü içime. kahve falı mazaretiyle buluştuk. hiç bere takmamama rağmen, görüldüğümde çabuk farkedilmeyeyim diye takıp gittiğim, hayali sevgilime düzinelerce şiir dizelediğim o barda, alkol için titreyen ellerimden sodamı yudumluyordum. tam karşıma oturacaktı. bacak bacak üstüne atma eylemi için yarım saat nedensizce çalıştım, hiçbir pozisyonda rahat edemiyor, için için heyecanlanıyordum. otururken yüzüme bakarak gülümsüyordu, saçları adeta büyü kıvılcımlarıymışcasına süzülüyordu omuzlarından. istemsizce edindiğim gülümsememle "beklettin" diyebildim.

    başka bir gün, başka bir yerde, başka topiclerle bu sefer bizi konuşuyorduk. 16 dakika boyunca gözlerime kızarık kızarık bakıp, lanet okurmuşcasına beni yerleyip durdu. ömrümün geri kalan kısmı boyunca orada bana bağırıp çağırmasına seyirci kalabilir, hiç bozmadığım tebessümümle o mekanı mezar edinebilirdim. konuşamadım, birazdan otoparka gideriz, nefesimi duyabilecek yakınlıktayken söylerim ne söyleyeceğimi diye düşünüp kalkmayı teklif ettim. otoparkın izbe köşesinde elinden aldığım anahtarı avuçlarımı terletirken ben, papisi ölmüş bir çocuk gibi sarıldım tuzlu tenine. önce çenesine, sonra dudaklarına, kulaklarına, gözlerine, boynuna teker teker fısıldadım sevişimi. bu zamana kadar biz için çabalayan o kız, boş kümeye örnek olabilecek bir sebeple "istemiyorum, güvenmiyorum." dedi.

    ilk defaydı birine seni seviyorum deyişim. ilk defa birinin teninin tuzunu sevişim, ilk defa bebek ilgisi bekleyişim gibi tüm ilklerim tek bir güvensizliğime heba olmuştu.

    "çok kadın hiç kadındır oğlum yalnızlıktır bunun sonu" diye tekrarlamaya başladım. aşka dair tüketmediğim tek şey aşk sözcükleriydi o güne dek, onu da orada yitirdim. aldığım ahlara, çektirdiğim günahlara varsayarak sigaramın izmaritinde yine, yeni, yeniden düşlerimle tükendim.

    hiçbir dostum yok aslında omzunda ağlayıp, yargılamamasını bekleyebileceğim. yarattığım güvensizlikten dolayı tanıştırmak isteyeceğim kızla tanışmak isteyecek bir annem de yok mesela. oturup, ensemde elinin sıcaklığıyla dinlebileceğim, paylaştığım her derdi dinleyebilecek bir babam, "bu sefer de bu mu?" demeyecek bir ablam da yok benim.

    son günlerde yalnızlığımla kalabalık zamanlar geçiriyorum.

    zamanın birinde bir abimizin "sevdiğin kadar sevileceksin. ne fazla, ne az." sözüne aldırış etmemiştim. yetmiyor artık tek başıma sevişlerim, yeterim diyemiyorum. yetemiyorum, kimseye güvenemiyorken bu güvensizliğim yüzünden kimsenin güvenini de kazanamıyorum. her güçsüz güçlü gibi, yine kaçmayı planlıyorum buralardan. uyumak bile kaçırmıyor geçmişimi benden.

    1.5 yıl boyunca güvendiğim tek insan tarafından bilmem kaç kez aldatılmak yıkmadı beni. mazaretlerle biten ilişkiler, biter bitmez edinilen sevgililer, anlayamayışlar, temassızlık, atebessümler hiç biri de kırmadı beni.

    eskiyor bedenim. beyin zarı iltihapları bile güldürmüyor beni. hem zaten kaç dorian gray romeo'ya dönüşebilir ki?

    8 ...
  48. tırrım tırrım attırırım ben bu aşka attırırım

    1.
  49. eurovision 2011'de türkiye'yi temsil edecek olan ismet erdoğan'ın naçizane şarkısıdır. sözleri;

    ne anladık biz bu işten
    kapital süslü gülüşten
    ne anladık biz bu işten
    paraya bağlı sevinçten
    vardın geldim yoktun gittim çoktun öldüm bitti sövdüm
    tırrım tırrım söndürürüm ben bu aşkı söndürürüm
    tırrım tırrım öldürürüm ben bu aşkı öldürürüm
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırırım
    tırrım tırrım attırırım intikamda kaptırırım*
    -
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırır
    tırrım tırrım attırırım ben bu aşkı attırırım
    (x2)

    ne anladık biz bu işten
    alışverişten dövüşten
    ne anladık biz bu işten
    paraya bağlı sevinçten
    açtım göçtüm yemin etmiştim kuştum uçtum yakıp geçtim
    tırrım tırrım söndürürüm ben bu aşkı söndürürüm
    tırrım tırrım öldürürüm ben bu aşkı öldürürüm
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırırım
    tırrım tırrım attırırım anırarak kattırım*
    -
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırır
    tırrım tırrım attırırım ben bu aşkı attırırım
    (x2)

    ne anladık biz bu işten
    hep bana bana deyişten
    ne anladık biz bu işten
    hep para para deyişten
    vardın geldim yoktun gittim çoktun öldüm bitti sövdüm
    tırrım tırrım söndürürüm ben bu aşkı söndürürüm
    tırrım tırrım öldürürüm ben bu aşkı öldürürüm
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırırım
    tırrım tırrım attırırım yüreğimden attırım
    -
    tırrım tırrım attırırım attıramazsın fıttırır
    tırrım tırrım attırırım ben bu aşkı attırırım
    (x2)

    müzik : çelik & özcan deniz ortak yapımı.
    8 ...
  50. ray malifalitiko ray şalimalitiko ray ray ray

    1.
  51. "lay lay lay, mae mae mae sağ mae mae mae roy roy roy loy"

    diye nakaratı devam eden, konya'nın altılar köyünden kasım'ın muhteşem bestesidir. kendisi yabancı bir parça olup, türk sana musikisine alt yapı olarak kazandırılmıştır.

    şarkının bir başka efsanesi de, henüz keşfedilmemiş bir dilde olduğu düşüncesidir. şiirsel kısmı da şöyle devam eder;

    'şurda bi tren geçiyor ki
    trene bakıyorum ki
    trenin üzerinde bir yazı yazıyor ki
    o da doğu expresiymiş ki *
    trenin içinde bir güzel var ki
    ama ben de güzeli tanımıyorum ki
    ama ben de maksus trene biniyorum ki
    ondan istanbul haydar paşa da iniyoruz ki
    ben de maksus kendimi bi köşeye giriyorum ki
    maksat tanışmak için ki
    ondan sonra o da trenden iniyor ben de iniyorum ki
    kendimi maksus değdiriyorum önüne baksana diyor ki.'

    efkaarr..
    5 ...
  52. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük