eurovision'un dünya ülkelerinde bir coğrafya dersi yerine geçmesi durumudur.
arkadaş hepimiz izliyoruz şu eurovision denilen meredi. ben de yılların tecrübesiyle artık kafamda kimle dostuz, kimle düşmanız netleştirdim az çok.
özellikle kuzey ülkelerinde haritaya bakmadan komşu ülke bulabiliyorum; bunu da coğrafya dersi diğerlerinden hep kötü olmuş biri söylüyor.
artık ümidim eurovision adına türkiye'nin emperyalist kimliğini açığa çıkararak daha fazla komşu elde etmesi. yani bilemiyorum, toprakları doğuda çin, baıda ispanyaya kadar genişletsek fena olmaz diyorum hani. bu işlere polat mı bakıyordu bilmiyorum ama birileri ilgilenmeli.
eurovision'da aldığımız puana göre ülkenin dış siyasetini ölçer hale geldik lan. mesela danimarka bize karşı soğ...
amerikan polisidir. hollywood polisi dense de yeridir. amiri tarafından ısrarla işi kitabına uygun yapması gerektiğini işitse de iş bittiğinde kahramanımız 20 araba, 2 tank, bir uçaksavar, birkaç bomba ve bolca uyuşturucu kaçakçısı ziyan etmiştir.
farklı tarzda diyaloglar da gelişebilir tabii.
-bu seferkini kitabına uygun yapacağız çocuklar.
+hangi kitap şef?
-"oktay usta'nın mutfağından" kitabına uygun yapacağız çocuklar. geçen seferki yemeği bok ettiniz.
-bu seferkini kitabına uygun yapacağız çocuklar.
+incil mi, kuran mı, tevrat mı şef?
-lanet olsun çocuklar, bir işi de ciddiye alın.
-bu seferkini kitabına uygun yapacağız çocuklar.
+Hangi kitaba şef?
-şu elinde tuttuğun kitaba. hadi evlat sakin ol ve o kitabı bana ver.
+rıza baba???
-bu iş hiç hoşuma gitmedi çocuklar. hem de hiç.
zavallı kardeşimin başına gelen hadise. 4 yaşındaki çocuğun yattığı yatağın üstüne balon asıp da yatakta sabit yatmasını söylerseniz iyi olmayacağının canlı kanıtıdır. yatakta balona ulaşmak için zıplamış, zıplamış ve dikişleri kopunca sünnetçi tekrar gelip tedavi etmiştir. teknik olarak iki kere sünnet sayılmasa da anlatılırken kişinin kendi başına gelmiş gibi anlatılır ve sünnetçi birincisinde halledemedi düşünün artık oğlum diyerek abartılır. tabii ki dikiş patlama olayı söylenmez. böylece arkadaşlar vay be derken semaya doğru dalarak bunu ben istemedim çocuklar, bu benim lanetim denir. film kopar.
altına yaptığında altına kırmızı bez serilen, bebek bezi reklamlarındaki çıplaklık sahnelerinde dublorünü kullandırtan, özel hayatıyla gündeme gelmekten hoşlanmayan naçizane bebe. Nasıl olurdu diye merak etmiyor değilim.
geçen gün sütyen almaya gitmiş ablam. Satan herif ablamın sütyeni inceler bakışlarını görünce "merak etme dar değildir abla, giydikçe açılır, zamanla açılır korkma" deyip kıs kıs gülmüş. ben de herifin adresini aldım. mizahi yanını ve sarkıntılık yeteneğini tebrik etmeye gidiyorum.
memleketteki bütün yalnızlar tarafından davullar zurnalarla kutlanan, artık bir gelenek haline gelmiş, düşman işgalinden kurtulmuşcasına sevinilen milli bayramımız. bugün, sokakta el ele yürüyen çift görme olasılığının 0'a yaklaştığı (sevgililer bütün enerjilerini önceki gün harcadığından) bir gündür.ayrıca maaş günüymüş, unutmayalım beyler.
keanu reeves'in cesedine yapılan otopsi sonucu keanu'nun yaklaşık olarak 5 yıl önce öldüğü ama yakınlarının, ünlü aktörün değişmeyen mimikleri nedeniyle fark etmediği tespit edilmiştir.
annesi yaptığı açıklamada "zaten çocukluğundan beri sessizdi ama son 5 yılda daha da sessizleşmişti. bu hareketlerini daha doğrusu hareketsizliklerini bunalımda olmasına verdik. ama böyle bir şey beklemiyorduk." gibi cümlelere yer verdi.
klişesiyle beraber hemen her polisiye filmde ve dizide bulunan klişe.
dava kesinlikle polise ya ölmüş kardeşini,babasını falan hatırlatır ya da eğer polis kadınsa ve olay bir tecavüzse kadın eskiden yaşadığı tecavüzleri yad eder. ulan ne zamanlardı falan der. bölümün veya filmin sonunda da elinde silahla zanlıyla karşı karşıya kalır ve genellikle tetiği çekmez. Eğer izlediğiniz bir diziyse tetiği çekme olasılığı çok düşüktür.çünkü başrol hapse girerse dizi devam edemez. filmde ise tetiğin çekilme olasılığı daha yüksektir. Çünkü yıllardır hollywood sineması göstermiştir ki senaristler filmlerde rahatlıkla başrol harcayabilmektedirler.
--spoiler--
Ulan o değil de ne istediniz benim canım Brad Pitt'imden Seven'da.
--spoiler--
Evet, sabahtan beri konuyu Seven'a getirmek için bu kadar yazdım. Artık dağılabiliriz.
şimdi 3 haftadır düşünüyorum. bu bayburt neden il ulan diye? Ne veriyor ülkemize? hiç bayburt'lu gören var mı ömrü hayatında? bilecik gibi bir hafta kaybolsalar ruhumuz duyar mı?
bu ve bunun gibi sorular ışığında olağan üstü toplanmaya karar verdim. Olağan dışı bir şekilde toparlandım. şimdi bu sorunun cevabını arıyorum. Ne vadediyor bir bayburt bize? olmasa bir şey değişir mi? Karaman'ın koyunundan başka bir şeyi var mı? Kırşehir'de kim yaşıyor amonyum?*
...ve makyajın ardında kadını bulamadım. öyle iyi gizlenmişti ki. bukalemunlara ders verecek nitelikte kamuflajıyla, yani makyajıyla bakıyordu bana. sadece makyajdan mı ibaretti bu kadın? neden yüzünü rahat bırakmıyordu? neden her bulduğu boşluğu fondöten, rimel, ruj ve bilmem kaç tür makyaj malzemesiyle kapatmıştı?
bu sorularla yüzünü inceliyordum. güzel bir kız denilebilirdi. hayır, hayır besbelli güzeldi işte. peki makyajdan dolayı mı, makyaja rağmen mi? bunu çözmek için bakıyordum yüzüne. dalmışım.
gülümsedi. onu süzdüğümü fark etmiş olmalıydı. hemen toparlandım. ama artık çok geçti. dudağı müstehzi bir gülümsemeyle kıvrıldı. "nereye bakıyorsun sen bakayım" dedi. evet artık çok geçti. çoktan egosunu okşamış, onu bir kraliçe gibi hissettirmiştim.
insanları incelemek için süzerim ben. hiçbir art niyet taşımadan. ama bir kıza belli bir süreyi aşkın bakarsanız tek bir şey düşünürler. o da, maalesef, ona karşı bir şeyler hissettiğinizdir. bunun istisnası yok gibidir.
bundan sonra ise yol ikiye ayrılır. yakışıklı bir erkekseniz ve boştalarsa, büyük ihtimalle karşılık verirler. eğer değilseniz, sizin suçunuz. anne babanızı doğru seçmeliydiniz. çünkü eğer benim gibi çirkin bir herifseniz sizi küçümserler. ne haddinizedir ondan hoşlanmak. siz kendinizi ne sanıyorsunuzdur. belki de siz öyle bakana kadar ortalıkta görünmeyen bir sevgilisi vardır. belki adı ahmet'dir. belki sevgilisine yan baktılar diye 2 kişiyi bıçaklayıp 3 yıl içerde yatmıştır. belki yeni çıkmıştır ve tehlikelidir. belki "şimdi onu arıyorum"dur. belki "yandın olum sen"dir.
kafamda bunlar uçuşuyordu. hemen "yüzünde bir şey mi var" yalanımı uygulamaya koydum. sanki sabahtan beri o yüzden yüzüne bakıyordum. yemedi. güzel kızlar yemezler.
kendinden çok emindi. çünkü o güzel ve güzelliğinin farkında olan bir kızdı. güzelliğinin farkında olan kızlardan nefret ederim. çünkü ona göre konuşur, ona göre yer, ona göre hareket ederler. güzel kızlar "güzel" değildirler.
kar yağıyordu. ortamı yumuşatmak için "istanbul'un karı "yağma yok" sözüne bir cevaptır" dedim. anlamadı. güzel kızlar anlamazlar.
bütün kontrol ondaydı artık. isterse somurtarak bütün birlikte oturduğumuz zamanı mahvedebilir ya da havayı dağıtıp benim iyi hissetmemi sağlayabilirdi.bana acıyabilirdi. ama acımadı. güzel kızlar acımazlar.
güzel kızlar, mermisi olmayan bir silah, sadece kapağı güzel bir kitap, cast'ı güzel bir film gibidir. dış görünüşte vadettiği ile içte barındırdığı uyuşmaz.
"sandığın gibi değil, açıklayabilirim" diyecektim. ama o cümle aklıma "eşini aldatan" repliği olarak kazınmıştı.
"sadece arkadaşız". cık, olmaz.
"sana karşı bir şey hissetmiyorum". nerden çıktı bu şimdi, der. bu da olmaz.
"allah belanı versin". hayır, ben, bir kıza hissettiğim gerçek duyguları hemen söyleyebilen bir adam değildim.
çaresizdim. elimi havaya kaldırdım. "hesaaap" dedim. parayı ödedim. çıktım. arkamdan bakakaldı. şimdi onlar düşünsündü. makyajlı kızın da, ahmet'in de allah belasını versindi. amaandı. nasıl olsa dünyada hala iyi insanlar vardı. yani hala ümit vardı. ama ümit bir erkekti. kahretsindi.
maalesef benim facebook arkadaşımdır. tam olarak "aşkın her halini gördüm, artık ne hali varsa görsün" diye tipik bir facebook genci sözü paylaşmış olup bu naçizane sözlük yazarı tarafından kaşar mısın arkadaşım cevabını almıştır. Otur sıfır.
8.nesil taze yazar. gelir gelmez dişi olduğunu belli ettiği için buraların entry dolacağını tahmin etmek zor değil. abazalarıyla baş başa bırakıyoruz kendisini.
başlık 50 karakter zamazingosuna kurban gitti. aslında şöyle olacaktı.
bir arkadaşı arayıp ona iyi ki aradın tam ben de seni aramak üzereydim allah aratıyo işte ilahi hahahaha demek.
sonra lan böyle başlık mı olur deyip karar değiştirdim.başlık şimdiki görünümünü aldı.
olay ise şu. herkese olmuştur bu tam ben de seni arayacaktım olayı. işte bu onun şaka yollu yapılanı. hep kendin arıyosun hem kendin söylüyosun. tabi arkadaşında halk arasında beyin amcıklaması olarak bilinen tıp dilinde brain fuck denilen şey ortaya çıkıyor. ne? ha? durumları işte.
güzel diyaloglar çıkabilir bu olaydan dedim ve başlığı açtım.
şimdi ne yapıyoruz? hemen bir arkadaşımızı arayıp bu dediğimi gerçekleştiriyoruz ya da hayali bir konuşma yazıyoruz. istediği sorudan başlayanı yakarım. süreniz sınırsız. yelkenler fora.
şu hoppaaaa lı reklamdan bahsediyorum beyler. birkaç kere izledim, diyorum bunda kesin bi sorun var, hissediyorum. sonra birden kafama dank etti.
şimdi reklamda kerem gönlümün gözünü bağlayıp taa uzaktan basket atması gibi bi olay var. ama iş ondan sonra garipleşiyo. bunu arkadaşları alkışlıyolar falan ya, alkışlayanların içinde kerem gönlüm var arkadaş. bu nasıl iştir çözemedim. şizofreni belirtisi midir, kimse görmedi mi benden başka.
neyse ben bilgisayara bi format atıyım belki düzelir.
edit: beyler turkcell yetkilileri aramızda galiba. başkası eksilemez çünkü. toplumsal tespit yapmışık şurda. *
şu anda minibüse bindim, yerime oturdum ve bu yazıyı gördüm. hemen son model laptopuma interneti takıp minibüste yazıyorum size bunları desem de inanmayın. parasız pulsuz adamım ben, ne arar bende laptop, mobil internet.
neyse tanımı da yapalım. bu cümle paso denilen kartın gösterilmesi gerekliliğine vurgu cümlesidir.
bu arada aklıma geldi, paso kelimesinin türkçe de sürekli anlamına geldiğini düşünürsek anlam değişebiliyor.*