bu kız söz konusu açıklamasını şu şekilde devam ettirmiştir: "vallahi oturamam, oturmaya mı geldik anacım. sabaha kadar oynarım, pişireceğim kestaneleri, yakacağım portakal kabuklarını düşünür düşünür de oynarım. yetmiiiş, sekseeen, oh oooooh"
sözlük yazarlarının kendisinden ne yapmasını beklediklerini anlayamıyorum. belki sahnede soyunabilir, ya da konuklarının düşüncelerini telepati yoluyla okuyabilir, ne bileyim canlı yayında adam kesebilir, en olmadı programın 10dksını astrofiziğe ayırabilir. kendini nasıl geliştirebilir yahu bu adam. yapabileceği maksimum yeni bi bölüm eklemek, bir mini yarışma oluşturmak, izleyicilerle interaktif bir oyun oynamak vs. onu da 3 hafta yapsa 4. hafta "hep aynı" demeyecek miyiz?
ben sevmem pek kendisini, çok da izlemem, programı çocukça geliyor çünkü. ama bu onun kötü program yaptığı anlamına gelmez. her şeyden önce adam bi talk-show yapıyor, format belli: bir iki konuk alacaksın, sohbet etmeye çalışacaksın, skeç yoluyla, video göstererek ya da farklı bi şekilde üç beş şebeklik yapıp süreyi dolduracaksın. bu burada da böyle, almanya'da da, amerika'da da. format bu çünkü. bu formatı tutturmak ise hakikaten problem, temelinde hiç bir aksiyonun yer almadığı bir programı saatlerce izelttirmek kolay iş değil, komik ya da hazır cevap olmak bunu başarmak için yeterli değil. hatırlayalım, ata demirer, kadir çöpdemir, şahan gibi halihazırda izleyici kitlesi olan, ve farklı formatta hazırladıkları tv showlarında efsaneleşen adamlar bile bu formatı tutturamadı. türkiye'de bu formatı hakkıyla tutturabilen okan, beyaz ve ibo var. biri aşağılayıcı tavırları, büyük zannettiği lafları, ahkam kesmeleri ile tutturdu; biri sizden biriyim tavırları, sakar oğlan ayakları ve tiplemeleri ile tutturdu, biri ise allah vergisi sesi, yalancı gözyaşları ve popülist demeçleriyle. ama hepsi bi yerden yakaladı. talk-show dahilinde bu adamların daha ne yapması bekleniyor cidden anlayabilmiş değilim. adı üstünde, konuşuyor arkadaşlar.
genel bi bakış açısıyla türklerin solunum sonrasında karbondioksit üretmedikleri, terlemedikleri, işemedikleri, sıçmadıkları, boşalmadıkları, hatta vücut sıcaklığını korumak adına ısı bile üretmedikleri anlamına gelen önerme.
gerçi önerme "türkün" şeklinde hazırlanmış. buradan anlıyoruz ki ya önermenin sahibi türkçe konusunda sıkıntı yaşıyor ya da spesifik bir türkten bahsediyor.
bunun yanında yine önermeyi analiz ettiğimizde önerme sahibinin "icat etmek"ten dem vuruyor olabileceğini de düşünebiliriz. bu düşüncenin sonucu da tabii ki önerme sahibi er/hatun kişinin türkçe konusundaki yetersizliğine varır.
önermeyi daha detaylı incelersek "dünyada" tümleciyle söz konusu türkün ürettiklerinin uzayda yer aldığını da düşünebiliriz. ya da ürettiklerinin çoktan yok edilmiş olması da bir ihtimaldir, ürettikleri yok edildiği için er/hatun kişinin ürettiği hiç bir şey an itibarı ile dünyada yoktur.
daha derine inmek isterdim ama sanırım sinirleniyorum sözlük.
hayatında organize sanayi sitesi gezmemiş, ihracat kalemlerini incelememiş, makine sanayisinden habersiz insan formlarının hakkında atıp tuttukları önerme
klasik olanları çoktan efsaneler arasındaki yerlerini almışlardır. harvey earl'ün general motors'un tasarım müdürlüğüne getirilmesinin ardından tasarıma ağırlık veren gm, muscle cars olarak tabir edilen klasik amerikan arabalarının da temelini atmıştır.
o zamana dek rakipsiz olmanın rahatlığıyla istediği modeli isteği renkte satabilen ford ise değişime çabuk ayak uydurup efsaneler arasına girebilmiş bir iki model yapmıştır (bkz: ford mustang) ama genel olarak efsane olarak anılan arabalar gm bünyesindeki markalardan ya da küçük atolyelerde modifiye işiyle uğraşan sanatkarların ellerinden çıkmıştır:
(bkz: camaro)
(bkz: hemi cuda)
(bkz: shelby)
(bkz: barracuda)
(bkz: firebird)
(bkz: challenger)
genel olarak yüksek motor hacimleri, gürültülü motorları ve muadillerini bulk neredeyse imkansız olan efsane amortisörleriyle dikkat çeken bu arabalar, günün teknolojisine ve imalat yöntemlerine göre birer mucizeydi. günümüzde bile hala pek çok insana göre daha iyi otomobil tasarımları gerçekleşmemektedir.
samimiyetindendir ferhunde'nin sevgisi, gözlerinin içinde yıldızlar, çocuksu bir neşeyle böler ya ekmeği hala; ağlaması burnunda, gülümsemesi her daim suratındadır ya, kızınca kulaklarına kadar kızarır ya şakaklarından fırlamış damarlarıyla; samimiyetindendir ferhunde'nin sevgisi.
seveni çok oldu, çok istendi zamanında; varmadı. çok seslendiler arkasından sen gördüğüm en güzel kadınsın, en kusursuzusun diye; duymadı. bir yar sevdi, samimiyetinden geldi sevgisi; kavuşamadı.
samimiyetindendir ferhunde'nin sevgisi. aç kaldı, tökezledi, düştü, incindi, ağladı, yıprandı; samimiyetini yitirmedi, sevgisini katletmedi. grileşmedi ferhunde, mekanize dünyanın inleyen bir çarkı olmaktansa; herkesin doğruları söylediği hayal dünyasında eriemyei tercih etti. kaybetti parasını, gücünü, aşkını, maşuğunu, yerini, mevkisini; ama kaybetmedi samimiyetini. samimiyetindendir ferhunde'nin sevgisi. göz pınarlarından sevgi süzüldü, ezildi ama üzülmedi.
kızlar genel kümesinin büyük bir kısmını kaplayan alt küme.
genel itibarı ile toplum tarafından kabul görmüş durum ilişki yaşayan bir çiftte kızın erkekten küçük olması yönündedir. dolayısıyla kendisinden büyük adamlarla çıkan kızlar toplum dinamiklerine uygun hareket etmektedirler.
(eğer söylenmek istenen 17 yaşında bir kızın 40 yaşında bir erkekle çıkması ise o başka ama 18 yaşındaki bir kızın 18 yıl 1 günlük bir erkekle bile çıkması kendisinden büyük bir adamla çıktığını gösterir. he bu erkek ve dişinin adamlığına, kızlığına ben karışamam tabi. bunun için yetkili merciler var)
çoğu insanın oynadığı ilk elektronik oyun olma konusunda mario ile yarışan tetris fena halde hayata benzer. belki de bu yüzdendir çok sevilmesi, bağlanılması bıdı bıdı bıdı.
neyse, boş lafı bi kenara bırakırsak tetris hayata fena halde benzer kardeşim, hem mantalite hem de aşama olarak benzer. şöyle ki: önceleri genelde boş bi zemin vardır, parçalar yavaş yavaş gelir, hata yapma ihtimaliniz düşüktür, yapsanız bile toplayabilirsiniz. bebeklik gibi aynı yani, temiz bir sayfa. gerçi bazıları oyuna kurulu çarpık sıralarla başlarlar. şanssız doğanlardır onlar, ellerinde olmayan nedenlerle hayata zorluklar içinde başlayanlar. kaderleri budur, ama unutulmamalıdır ki bu zorlukları yenmek insana daha çok puan kazandırır.
kader demişken, gelen parça da bir nevi kaderidir insanın, bazen küfür ettirir, bazen de dans. yalnız bence önemli olan geleni iyi değerlendirmektir hayatta olduğu gibi, beklemek değil. uzun çubuk beklemekten bahsediyorum mesela, doğru insanı beklemek gibi, doğru anı beklemek gibi, o doğru insan zamanında gelirse ne süperdir, peki ya gelmezse, her şey bok olmaz mı? bazen de beklemekten vazgeçildiği anda gelir uzun çubuk, ama neye yarar ki? hayattaki gibi tetriste de zamanı geri çevirmek mümkün değil.
ve zaman ilerledikçe kaçınılmaz son yaklaşır, ölüm; oyunun bitmesi. bazen acı vererek olur; tüm çabalara rağmen, tüm uğraşlara rağmen biter işte oyun. bazen de akışına bırakırsın; olmuyorsa olmuyordur, artık beklenip de gelmeyen uzun çubuğa ağlamanın ne anlamı var.
bazen insan sıkılır tetris oynarken, alt oka basılı tutar; intihar. belki biraz daha uğraşsan... sittir lan, öldüm işte... iyi de hayatta tekrar başlama yok ki.
tek fark budur işte hayatla tetris arasında, tek kahrolası fark....
bilinçli yazarların katılımı ile gerçekleştirilebilecek, bir çok yazarın kısmî yaşam alanını oluşturan uludağ sözlüğü formatla daha barışık, daha temiz, daha seviyeli bir kampanya, bir sivil yazar hareketidir.
he şimdi bu entryi okuyanlar kötüleyebilir, sana mı kaldı lan sözlüğü kurtarmak, ya bırak kardeşim işin gücün mü yok, git kumda oyna tarzı serzenişlerle karşıma dikilebilirler. evet bana kalmadı, kalmamalı. ama bakıyorum görünürde bu işin ucundan tutan henüz yok, öyleyse kime kaldıysa o halletsin biz de elimizden gelen desteği verelim. ben acizane elimden geleni gerçekleştirmekteyim.
efendim tdk der ki tanım kelimesi "bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif" bunun yanında "tümdengelimci bir dizgede kavram ve işlemlerin temel niteliğini belirten ve kanıtlamalarda örtük olarak kullanılan sav" anlamına gelmektedir. hepimizin bildiği üzere de ilk entryde tanım yapmak zorunludur.
bu kuralı anlayabilmiş ama tanım kavramını beynine tam olarak oturtamamış kimi bünyeler ilginç olduğuna inandıkları bir başlık açtıklarında yapacak tanımları olmadığını fark ederek başlığı kopyalayıp entry metnine "tanım:xxxx" şeklinde yapıştırırlar ve gönül rahatlığıyla entrye devam ederler. örnek mi sordunuz, buyrun buradan yakın: (bkz: #4914413) (bkz: #5276053)(5 dk.'lık bir araştırmayala örneklerin sayısı çift hanelere çekilebilir ama üşendim şimdi)
evet, formatı kandırabilmişlerdir akıllarınca, peki ya yazarları?
başlığın ilk entrysinin tanım içerme zorunluluğu yazarları zorlamak, ağızlarına sıçmak, başlık açmaktan soğutmak amacı ile değil sözlükleri sözlük yapan değerleri korumak adına konmuştur. bu bağlamda moderatörleri ya da gammazları atlatmak kişiye avantaj sağlasa bile sözlüğün sözlüklüğüne ve kalitesine ciddi zarar vermektedir.
evet, yapılan bu kandırmacadan entrynin yazarı pek memnundur, peki ya sözlüğün ebesi?
kendi stiliyle(!) "başlıklarımı sonuna insan-kız-erkek-zart-zurt koymadan açamıyorum diyen kişi" diyen kızın diyen insanın diyen kişisinin erkeği(hmmm... çok açıklayıcı oldu evet)
türkçe konuşmayı ve yazmayı en azından temel seviyede bilen herhangi birileri tarafından verilebilecek ve uludağ sözlük yazarlarının bir çoğunun ufkunu geliştirecek olan derslerdir.
bunu söylemekten üzüntü duyuyorum a dostlar ama bu platforma yazanların büyük çoğunluğu türkçe bilmiyor. örnek verip kimseyi rencide etmek istemiyorum ama temel türkçe seviyesinden yoksun yüzlerce başlık ve tanımı bugün kısmında 10-15 dk'lık bir arama ile bulabilmek mümkün. demek ki eğitim sistemimizin hali gerçekten içler acısı, demek ki okullarımız anadili bile doğru bir şekilde öğretmekten aciz.
şimdi efendim bu başlıklardan bkz. verdiklerime biraz daha alıcı gözle bakalım. ne görüyoruz, ya anket başlık, ya "diyen, eden, sıçan, zart yapan zurt yapan" "kız, kadın, insan"(ki bu kategoride bir çok x diyen kız, y diyen kız bulunuyor)bir de türkçe'ye aykırı başlıklar. yani doğru dürüst adam gibi başlıklar azınlıkta. ben bunun üstüne ne cümleler kurar, ne laflar söylerdim ya, değmez. başlık profili bu şekilde olan bir güruha değmez(gayet kaliteli yazılar yazan, güzel işlere imza atanları bir kenara ayırırım)
tepki toplayamasını anlayamadığım kız. efendim ben de profil resmime messi fotoğrafı, rıdvan fotoğrafı, 1968 chevrolet camaro fotoğrafı filan koyuyorum, favorilerimi belli ediyorum. bu durumda ben de messi'yi şeytan'ı tanımıyor oluyorum sanırım. ya da profil fotoma azis resmi koyuyorum arkadaşlarla geyik konusu açılsın diye. kız ister paris hilton fotoğrafı koyar profil fotoğrafı olarak, istere pırasa, ister komik bulduğu bir karikatür. kanımca 15 derece sağa yatık kafa ve yukarıda tutulan fotoğraf makinesi kombinasyonuyla oluşturulmuş tüm fotolardan daha yaratıcı bir girişimdir. benim anlayamadığım, bu konuyu bu ortama taşımak.
öyle zannediyorum ki sözlük konsptinde en büyük beğeniyi toplayanlar, en çok artı oyların farklı ve güzel tespitler olduğunu kavramış, görmüş, tecrübe etmiş yazar; bu uğurda güzel bir tespit yakalamak için etrafına bakınmaya başlar. gördüğü aslında gayet normal bir olayı tespit gibi sunmaya çalışır, yanılır. ortada gerçekten tespit sayılabilecek bir durum yokken sıradan olayları çok ilginç bir şeymiş gibi göstermeye çalışmak ise insanı komik duruma düşürür, sözlüğü de çoplüğe çevirir. dikkat etmek gerekir.
toplum siyasi tercihlerine dehasından daha fazla ilgi göstermiştir. oysa ki, şiirlerinde vermeye, aşılamaya çalıştığı mesajları göz ardı ederek(tabii ki farklı görüş destekleniyorsa) şiirleri analiz edildiğinde her şiirde ayrı bir şov yaptığı fark edilir. büyük insandır, öyledir böyledir beni çok ilgilendirmiyor açıkçası, ama şiirlerindeki matematiği ve ahengi tutturabilen başka bir şair ne yazık ki türkiye'den çıkmamıştır. nazım hikmet okumayı daha çok seviyor olsam da şairliği açısından türkiyenin bir numarası olarak kesinlikle necip fazıl'ı görmem de bundandır. bir daha kimsenin de anlam bütünlüğünü bozmadan bu kadar mükemmel bir dizilişle bu kadar ahenkli şiir yazabileceğini düşünmüyorum.
şöyle bir örnek verirsek:
"Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya
Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya
insan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su
Bir hayata düştük ki hayata kurmuş pusu
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek
Siz hayat süren leşler sizi kim diriltecek
Kafdağını assalar belki çekerde bir kıl
Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl
Sakarya saf çocuğu masum Anadolu'nun
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun
Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
Rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader
Aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider
Bana kefendir yatak sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl ben gideyim son Peyganber kılavuz!
Yol onun varlık onun gerisi hep angarya
Yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya.."
kanımca sanatının doruğu olmayan bu eserde bile bütünlüğü hiç bozmadan inanılmaz bir kelime seçimi yetisi göstermiştir. özellikle parya kelimesinin kullanımında (öz vatanında parya) kelimenin sosyal boyutu yanında dışlanmışlık anlamının da olması ve ifrit kelimesinin "iç kemiren" anlamı yanı sıra doğu masal ve efsanelerindeki kötü korkunç cin anlamının olması ve kafdağı gibi masal göndermesi yüklü bir kelimeyle aynı beyt de kullnılmış olması takdire şayan. hayranlıkla bakıyorum.
türk kızlarının ortalama boyları düşünüldüğünde gerçekleştirmek için ciddi efor gerektiren eylem. hayır düşündüm de, zor be abi, bi kere popo doğal formu yüzünden zor ısırılabilen bir nesne, parmak, kol neyin gibi değil. e hatun kişi de bulaşık yıkıyor, makat yere yakın ve düz konumda, yok yok akıl kârı değil. alternatif olarak çimdik kullanılabilir belki, bilemedim.
bayanların küfürlü konuşması kişinin küfüre aşinalık seviyesine ve küfürün türüne göre farklı algılanır. önce küfürün sin kefli olarak adledilen türden olduğunu varsayıp değerlendirmemizi yapalım.(zira maksimum tepki bu tür küfrülere verilir) şöyle ki:
1. seviye - yeni yeni küfür öğreniyorum kendimi çok "cool" zannediyorum:
bayan kişisi: s.kerim ben böyle işi yaa
1. seviye er kişi:ehehehehe, neyle
bahsi geçen bu tür istisnasız, tercihen taş gibi bir kızın jilet gibi kırmızı dudaklarından dökülen sin kef'li küfürü duyduğu gibi dış mekan, titreşim ya da sessiz profillerinden birinde ne ile soru zarfını kullanır. çünkü muhtemelen ergenliğinin baharında ki arkadaşımız hala sikmek fiilini duyduğunda eril ve dişil üreme organlarını düşünmektedir.
2. seviye - küfürle yaşamaya alıştım ama ergenlik yakamı bırakmıyor
bayan kişisi: s.kerim ben böyle işi yaa
2. seviye er kişi: ohh bebek, gel beraber sikelim
her ne kadar er kişi artık sikmek fiilini her duyduğunda kuku-pipi ikilisini düşünmese de bir dişinin ağzından bel altı bir kelime duymak serdeki azgınlığı ön plana çıkartmakta, kendi kendine ya da toplum içinde sarkıntılık yapmasına neden olmaktadır.
3. seviye - abi bu benim konuşma tarzım niyetim kötü değil ki
bayan kişisi: s.kerim ben böyle işi yaa
3. seviye er kişi: harbiden .mina koyayım
efendim küfür dile pelesenk olmuş, cümlelerde tag olarak kullanılmaya başlanmışsa bu seviyeye gelmişsinizdir ve artık cümle içindeki küfürleri doğal karşılayıp yakalayamamaya başlamışsınızdır. "s.kerim ben böyle işi", "bu ne biçim iş", "üfff başlarım işinize haa", "ayyyyh, bunaldım ayol" artık hep eş anlamlı kullanımlardır sizin için. zaten "seni döverim" ile "seni s.kerim" küfrüleri arasında özünde hiç bir fark yoktur. ha gerizekalı demişsin ha beynine attırdığımın. ortam müsaitse her yol mübah. dolayısıyla hatun kişinin küfür etmesini de yadırgamazsınız. olsa olsa pek nezih bir ortamda yetişmemiş olduğunu düşünürsünüz hatunun.
ha bazı kızlar küfür etmez, yanlarında küfür edilmesini istemezler, saygı duymak mecburidir. fakat o kızlar da aslında aynı derece küfürleri başka kelimelerle etmektedirler, kafanızı yormayın.
zannediyorum ki yan taraflarında jiletler olan özel yapım bir tekerlektir. zira herhangi bir tekerlek olsa bisiklet tekerleğinin ekmek poşetini kesmesi başlığında ya da benzer bir başlıkta incelenebilirdi. hmm, kaç para acep bu ultramega teker, merak ettim şimdi.
ödev, sunum, proje vs. hazırlarken "bitsin artık şu zımbırtı" düşünceleri arasında kişinin içine sinmeyen yerleri vicdanına yedirebilmek için kurduğu kişisel rahatlama cümlesi