Gündemdeki durumlarla ilgili kişisel fikirlerimi aktarmak istiyorum.
Şimdi iyi güzel;
israil'in yaptıklarına tepkiliyiz,savaşta siviller asla hedef alınmamalı bunu biliyoruz.acı kayıpları için hepimiz Filistin halkına üzülüyoruz.Gördüklerimiz bizim ülkemizde yaşansa bunu mu dersinciler hemen atlamasın.
Öncelikle tarihte yaşananlar zamanla kendini açığa çıkarır illaki geri dönüşü iyi ve ya kötü olarak alınır.Yanlış,ufak beyinlerle yapılan cahilce hesaplar torunlarına,halkına ve mirasa büyük ölçüde zarar verebilir.Fazla edebiyat yapmadan kısaca konuya gelelim.
Filistin toprakları Asurlular'ın bölgeyi ele geçirmesinden bu yana asla bir Yahudi memleketi olmamıştır.Bu sebeple büyük coğrafyalara yayılmış olan Yahudiler'in zamanında Osmanlı devletinin'de hüküm sürdüğü topraklarda M.ö 8. y.y dan bu yana gözü vardır.Her zaman dahada güçlenip ele geçirebilmeyi hedeflemişlerdir.Onlar için kutsal topraklardır vadedilmiş toprakların sınırları pek belli olmasa da Filistin'de bu bölgenin içerisinde yer almaktadır Yehova'nın tarifine göre.
Dağılma dönemine giren ve eski gücünden eser kalmayan Osmanlı'nın elinde bulunan farklı ulusları barındıran ve Fransız devriminden sonra milliyetçilik akımının da etkisiyle bir bir ayrılan uluslar kendi devrimlerini yapmış ve kendi halklarını kendi devletlerinin adı altında yönetmişlerdir.Bu süreç içerisinde dış borcu kabaran Osmanlı devletinin topraklarında gözü olan bir ulus daha vardır ve Osmanlı bünyesinde yaşamaya devam etmektedirler.Uzun zamandır da bu konuyla ilgilidirler ki artık büyük gelişmiş devletlerin bünyesinde iyi mevkilere gelmişler ve söz sahibi olmuşlardır.Şimdi bir orjinal metin şu şekilde ;
"HR.TO, 544/18" "Dışişleri Bakanlığı, Tercüme Odası, Numara 108, 16 Şubat sene Hicri-1328 (1 Mart 1913).
''Padişah Hazretlerinin Yüce Eşiğine, 7 Şubat 1913 tarihli ve Amerika'da Kaliforniya Eyaleti'nde yer alan Los Angeles şehrinde ikamet eden J. Jackson Smith imzasıyla takdim olunan arzın tercümesidir:
Kudüs-i Şerif ve nam-ı diğer Filistin, padişah hazretlerinin Asya'da sahip oldukları memleketlerinin bir kısmını teşkil ediyor. Padişah hazretleri iş bu toprakları satmayı düşündüğü takdirde bedelinin tarafıma bildirilmesini rica ederim."
-
"Bu düşüncenin kurucusu Theodor Herzl, Yahudi devletini tekrar kurmak için Sultan ikinci Abdülhamid Han'dan, Osmanlı dış borçlarının ödenmesi karşılığında Filistin topraklarını istemiş ancak 'Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır' cevabıyla teklifi şiddetle reddedilmiştir"
Bundan bir yıl sonra patlak verecek olan 1.dünya savaşı vardır ve tabi ki Osmanlı Padişahları Yavuz'dan bu yana islam halifesidir ''sözde'' Osmanlı'nın hicaz cephesinde güvendiği Arap halkı vardır.Hepsi müslümandır ve tabi ki halifenin yanında olup yüzyıllardır huzurlu yaşadıkları devletin tarafında olacaklardır(Osmanlı hükümetinin düşüncesi bu yöndedir).Tüm islam alemine Cihad çağrısı yapılmış olup 1.Dünya savaşı sırasında yan yana olmalarını buyurmuştur Osmanlı Halifesi.Kendi derdine düşen Hicaz Emiri Şerif Hüseyin 1917 yılında 1. dünya savaşı sırasında ingiltere'nin Mısır valisi Mac Mahon ile Osmanlı topraklarının paylaşımının yapıldığı gizli antlaşmalardan birisi olan McMahon antlaşmasını yapacaktır.Anlaşmanın ufak özetiyle içeriği şudur ''ingiltere tarafından Araplara, Osmanlı Devleti ile savaşmaları halinde bağımsız bir Arap Krallığı kurulacağı vaadedilmiştir'' Milliyetçilik akımınında etkisiyle araplar geleceklerini ön göremeyip ''dereyi görmeden paçayı sıvamıştır'' ağızlarının payını alıp ingiltere'nin de işini görüp istediklerini elde edememiştir.Bölgede istediğini alan ingiltere, Şerif Hüseyin'e verdiği sözü tutmamış ve ona karşı ayaklanan Suudi ve Vahhabilere destek vererek Şerif Hüseyin'i saf dışı bırakmış, sürgüne göndermiştir.Bu olayların sonrasında islamcılık fikri nüfuz kaybına uğramıştır.Osmanlı nitekim kendi yağında kavrulmaya mahkum kalmıştır.Buraları tüm Türk halkının bilmesini bekleyemeyiz tabi ki.Neyse gelelim ana fikrimize ;
Tüm bunların üzerinden tam 97 yıl geçmiş ve biz bunları unutmuş gibiyiz.Tabi ki Atalarının yaptığı cahillikten,iş bilmezlikten torunları çocukları sorumlu olmamalı.fakat konunun başında bahsettiğim gibi evren kendi içinde hesabını yapar ve bunun karşılığını da iyi ya da kötü olarak verir.
Peki biz ne yapıyoruz ?
+ Adana'da israil konsolosluğunu taşlıyoruz.
+ israil'i kınıyoruz ürünlerini boykot edip tüketmeme kararı alıyoruz.
+ Tayyip Erdoğan Türkiye gerekirse israil'e savaş açabilir diyor.
+ Bir israil markas olan CocaCola'nın tersten yazılış şeklinde islama karşı hakaretler arıyoruz.
+ Soykırımcı Hitler'e övgüler yağdırıp keşke hepsini gebertseydi diyoruz.
Bunlar sizce çözüm mü ?
Bunlarla olmaz güzel Türkiye'm.Keşke herkes huzur,mutluluk,adalet,sevgi içinde yaşasa.Ama olmuyor görüyoruz Dünya her gün dahada kötü dahada yaşanılmaz bir yer olarak gelişmeye devam ediyor.
ilk önce bir örnek alın vatanımız toprağımız neresi.Dostu düşmanı bilin tanıyın.israil'e sayıp sövüyoruz ama adamlar geçmişlerinden bir ders çıkarıp ideallerine ulaşmışlar.2900 yıl sonra ana vatanlarını tekrar elde etme yolunda hızla ilerleyen ve önünde kimsenin duramadığı bir toplumdan söz ediyoruz.Böyle bir ideale böyle bir kıyıma çıkıpta ben dur diyorum diyebilen bir topluluk var mı ? yok işte devam ediyor her şey gözümüzün önünde.
Öncelikle toplum olarak bir idealimiz olmalı.eğitim-kültür-din-dil-siyaset bunlarla ilgili kendimizi,çocuklarımızı,torunlarımızı geliştirelim.sonra göreceksiniz ki teknoloji ve bilim zaten kendiliğinden gelişip kalkınmamızı sağlıyor.Hiç duydunuz mu kınadığınız israil'in kendi içinde savaştığını huzursuzluk arbede yaşadığını.duyamazsınız efendim.adamlar tek yumruk olmuş ülkelerini en büyük ideale ulaştırmaya çalışıyorlar.Bizimte tek amacımız bu olduğunda o zaman gelişmiş bir toplum olmaya aday olacağız.O günleri görür müyüz bilemem ama benim umudum var.Sağlıcakla kalın.