nickim ne olsun
526 (sözlük idol)
dokuzuncu nesil yazar 18 takipçi 107.26 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    screenghost

    1.
  1. Türkçe karşılığıyla Hayalet Ekran problemi. Peki bu problem nedir ve çözüme kavuşturabilir miyiz?
    Öncelikle Ghost Screen sorunundan bahsedecek olursak, bu sorun genellikle LCD ekranlarda belli bir zaman sonra meydana gelen bir hatadır. LCD paneller sürekli görüntüyü vereceği zaman görüntüde değişiklik yaptığı için bir görüntüyü sabit bir şekilde verirlerse bu durum bir süre sonra uzun süre açık kalan görüntünün bir süre sonra ekranın bir kısmındaizi kalır ve oradaki piksellerde sürekli o iz görünür. Ancak işin kötü yanı, bu olay gerçekleştikten sonra hiçbir şekilde o alandaki görüntü değişmez böylelikle de 'Ghost Screen' problemi meydana gelmiş olur.

    Peki 'Ghost Screen' sorununu çözmek mümkün mü?

    LCD ekranlarda sıkça yaşanan 'Ghost Screen' problemini gidermek ne yazık ki mümkün değildir. Donanımsal tamirle ya da yazılımla bu sorunun önüne geçemezsiniz. Bu sorunun çözülmesi ve cihazınızın tekrar eskisi gibi görüntü vermesi için ekran değişimi yapılması gerekir.

    'Ghost Screen' garanti kapsamına girer mi?

    Tüm LCD panellerde bir süre sonra meydana gelme olasılığı yüksek olan 'Ghost Screen' problemi ne yazık ki kronik bir problem olmadığı sürece garanti kapsamına girmez ancak cihazı aldığınız ilk zamanlarda bu sorunun yaşanması gibi durumlarda garanti kapsamına girmesi gerekebilir. Bu noktada teknik servisiniz sorunu ısrarla 'kullanıcı hatası' olarak başından atmaya çalışıyorsa Tüketici Hakları Mahkemesine başvurarak sesinizi duyurmalısınız.

    Bazı cihazlarda kronik olabiliyor

    LG G4 ve LG G5 cihazlarının ekranında 'Ghost Screen' problemi fazlasıyla yaşanmıştı ve bir süre sorunun tüketicilerden kaynaklı olduğunu iddia eden lg, sonunda sorunun kronik olduğunu kabul etme durumunda kalmıştı. Bu nedenle özellikle yeni akıllı telefonlarınızda bu soruna denk geldiyseniz en kısa zamanda teknik servise cihazınızı götürmenizde yarar var. Tabii yine de tahmin edilenden daha erken yaşandığı için bu sorunun garanti kapsamına gireceği gibi bir kesinlik yok.
    1 ...
  2. mapfre genel sigorta rezaleti

    1.
  3. Seyir halinde kendi şeridimde aracımla ilerlerken karşı şeritten gelen araç benim şeridime girince kafa kafaya çarpıştık, çok kötü bir kaza atlattım 15 ağustos tarihinde. Jandarma trafik, suçu %'de 100 karşı tarafa verdi. Allaha şükür vücudumda kalıcı bir şey yok ucuz atlattık. Asıl çilem meğer yeni başlıyormuş;

    Aracım yürür halde olmadığından karşı tarafın anlaşmalı olduğu mapfre(mafya) genel sigortayı aradım. Telefonlarına ulaşmak bir hayli zor oldu. Çekici talep ettim, aracınızı çekemeyiz dediler, cebimden çekici parası ödedim ve aracı çektirdim. Sonrasında mapfre'nin experi aracı inceledi hasar raporu çıkardı filan fişman. Aracımı 1 yıl önce 30.000 türk lirasına almıştım. Aracımda boya değişen yoktu ve motor performansı yüzde 92 idi. Kilometresi 110 binde idi(2006 model opel astra). Exper raporuna göre aracımda 22.300 tl hasar çıktı. Sonrasında aracı perte ayırmaya karar verdiler. Tabi bu sürede kazanın üstünden 2 hafta geçti. Şirket bana aracım için 26 bin tl teklif etti. Ben de 29.000 tlden bir kuruş aşağı olmaz dedim. Bu aşamada aracın sovtaj çalışmaları başladı. Araç bu haliyle ne kadar eder, aracı toplatmaya kalksak en ucuz kaça toplarız vs derken aracı 12 bin liraya onaracak yamyam bir usta buldular. Ben de aracımın onarılmasını istemedim çünkü aracımda pert şartları mevcut ve perte ayırmaya karar verdikleri aracımı onarıma gitmeleri o orospu çocuğu experlerin net konuşmamaları vs. Beni çileden çıkardı. Dedim ki, bayrama kadar bu işi çözün çünkü araç alıp memleketime gitcem dedim. Bunlar da dün beni aradı. Bayrama girmeden önceki son haftanın cuması oluyor, zamanlama manidar, akşam 17:30 ta bana onarım için 12 bin lira teklif ettiler. Yani araç sende kalsın ama benim dediğim ustaya git, o 12 bin liraya onaracak veya sen aracı bu haliyle sat, ona da alıcı buldum diyor 11.300 tl ye. Elime geçecek para 23.300. Ben yüzde yüz haklıyım kazada. Maddi manevi zarardayım. Ancak sigorta şirketinin yaptığı piçliğe bakın..

    Neyse, bayramdan sonra hukuksal yol izlicem. SiZleri haberdar ederim. Gelişmeleri an be an editlicem. Sigorta tahkim komisyonuna gitcem. Bu süreçte bana yardım edebilecek veya hakkımı alabilecek miyim sorusuna cevabı olanlar, size bir mesaj kadar yakınım.
    Büyük bir sitemim var, yasal olarak neden kimse denetlemiyor sigorta şirketlerini? Amk çok sinirliyim.

    Edit: 26 bin liraya anlaştık. Nalet olsun dedim ve kabul etmek zorunda kaldım.
    13 ...
  4. 1 arti 1

    1.
  5. Yeni evim.

    3 arti 1 den sonra kutu gibi gelen, yaşam tarzi olarak daha pratik evdir. 2 çekyat, 1 televizyon ve 4 kişilik yemek masasini kafamda trigonometrik ve analitik kombinasyonlar kurarak salona yerleştirmek istedim ama mini evim sadece 1 kombinasyona uygundu. Ben de çekyatin birini karşı dairede oturan bir öğrenciye verdim. Çok dua etti, mutlu oldum.

    Dün akşam menemen yapayim dedim biberler aci çıktı. Az kalsin havasizliktan ölüyordum. Genzim kavruldu, en az 10 kez hapşırdim sinüsler boşaldı.

    Evde sigara icmiyorum. Böylece sigara da icmiyorum. içince 2 gün kokusu çıkmıyor.

    Yemek yapinca kokusunu tatmayan kalmıyor. Dolabimdaki elbiselerden tuvalet havalandirmasina kadar her yer lezzet kokuyor.

    Ev işte... başımızı sokabildigimiz minik bir daire. Bekarlar için veya çocuğu olmayan yeni evliler için çok ideal. Burda elektrik ve doğalgaz faturalari da az geliyor. Bir de ara katsa tadindan yenmez.

    Çok çalışıp zengin olacağım. 8 arti 2 ye bir gün entry girmek dileğiyle.
    1 ...
  6. şehir isimlerinin kökenleri

    1.
  7. tekirdağ, eski adıyla tekfurdağ. bizans'ta sınır valilerine verilen isme tekfur denir, şehir adını oradan alır. cumhuriyet döneminde şehrin adı türkçeleştirilmiş ve ilin güneyinde bulunan tekir dağ'ından adını almıştır.

    şehir ile ilgili daha detaylı bilgi için;
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Tekirda%C4%9F
    0 ...
  8. şeytan ve zeka

    1.
  9. ikisi arasında müthiş bir korelasyon olduğuna inanırım eskiden beri. şımarık olan küçük çocukların, içine kapanık çocuklardan daha zeki olduğu şahsım tarafından gözlenmiştir.

    zeka ihtiyaç olduğunda kullanılan bir şeydir. normal bir zeka, yaşamı düz bir şekilde yaşamayı sağlar. okuldan çıkınca evin yolunu bulmak, arkadaşlarının yüzünü hatırlamak vs. gibi sıradan şeyler... oysa zekayı bileyen, onu geliştiren şeyler, onun kullanılmasını gerektiren durumlarda ortaya çıkar. ayrıca unutmamak gerekir ki şeytanı yenmek için de zekaya ihtiyaç vardır. dünyayı değiştiren olayların, durumların, buluşların, toplumsal olayların, kitapların vs. altında çok zeki adamların imzasının bulunması birer tesadüf değildir.

    (bkz: yazar burada tespit sıçmış)
    (bkz: isviçreli bilim adamlarından alıntı yapılmamış)
    (bkz: henüz bilimsel bir tarafı olmayan enrty girilmiş)
    (bkz: en kısa zamanda ispatlanması umuduyla)
    1 ...
  10. türk halkının telefon manyaklığı

    1.
  11. 2011 yılında türkiye'ye 14,3 milyon cep telefonu geldi. kaynak (bkz: http://www.sabah.com.tr/E...thalatin-rontgenini-cekti)

    bu da 2012 yılına ait veriler. (bkz: http://www.sabah.com.tr/E.../13/cep-ithalatinda-rekor)

    tüketim çılgınlığı kanımıza işlemiş. atalım şu zehri kanımızdan.
    1 ...
  12. her beyin yıkanmak için vardır

    1.
  13. kişi ilk olarak ailesinden öğretim alır. aile o kadar önemlidir ki bireyin geleceğinde nasıl bir insan olacağı konusunda aile onu şekillendirir, genel hatlarıyla şekillendiremese bile mutlaka bir iz bırakır. daha sonra birey toplum denilen kavramla yaşamaya başlar, onunla dönüşür ve dönüştürür. alınan eğitim, arkadaş çevresi, öğretmenlerinin siyasi veya ideolojik tutumları bireyi dönüştürür. her anne ya da baba çocuğunun kendisine benzemesini ister. dolayısıyla ilk çatışma ailede başlar. toplumun(çevrenin) istediği biri olmak mı, yoksa ailenin istediği gibi biri olmak mı? toplumdan dışlanmayı göze alamayan birey, aileden dışlanmayı göze alabilir. çünkü ailedir neticede. annesine babasına nazını geçirebilir. ancak, insan ergenlik dönemini atlatınca onu meydana getiren değerleri, kendini tanımak ister. kişilik kavramı oluşuncaya kadar kişiye öğretilen değerler, verilen eğitim ona hep yeni şeyler katar. ancak burada bir durum vardır, birey başkaları tarafından zehirlenmiştir.

    toplumdaki birçok tartışmanın özü aslında bu gerçekliği yansıtır. mesela 4+4+4 sistemi. bu sistem çocuğunu dindar olarak yetiştirmeye çalışan ailelere ve hükümete müthiş bir ideolojik destek sağlamaktadır. küçücük çocuğun beyni dini bilgilerle doldurulmamalıdır bu gericiliktir diyenler ise çocuklarının kafalarını başka şeylerle doldurmak istemektedirler. burada korkunç bir durum söz konusudur. her siyasi, kendi düşüncelerine uygun bir ideoloji izler ve çocukların beynini bunlarla yıkar(tek parti dönemi müfredatında olduğu gibi).

    günün birinde baba olursam kendim gibi bir çocuk isteyeceğim. çocuğa her yolu öğretip ona seçme özgürlüğü tanımak istemeyeceğim. çünkü onu kaybetmekten korkacağım, benim gibi düşünmemesinden korkacağım. onun beni dinlemesi için onun gözünde saygın olmaya çalışacağım. ve onun beynini yıkamak için elimden geleni yapacağım ne yazık ki...

    ve siyasilere gelecek olursak, çocukların beyinlerini kendi düşünceleriyle yıkamak için ellerini ovuşturarak sırada bekliyorlar.

    buradaki beyin yıkama kavramı, beynin bir şeylerle dolması anlamındadır. şüphesiz kötü bir inziva da uyandırmaktadır ve uyandırmalıdır da... çünkü bizim yıkanmış beyinlere değil, özgür düşünebilen, sorgulayabilen insanlara ihtiyacımız var. beynini birtakım şeylerle yıkamış ve bundan da mutluluk duyan bireylere de saygı duyuyorum. kendi beyni kendi kararı.

    burada dikkat çekmeye çalışmak istediğim konu, bize öğretilen her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmemiz. halbuki her birey her şeyi sorgulamalı ve kendine cevap aramalıdır. bunda şüphesiz dış çevrenin katkısı olacaktır ama kendi düşünceleriyle bunları yoğurmalıdır kişi. ve son olarak, karşımıza çıkan soru şudur; "birey kendi mi olacak, yoksa başkalarının istediği biri mi olacak?" kendi hayatının öznesi olabilen insanlara ne mutlu.
    0 ...
  14. odtü lü öğrenciden başbakana açık mektup

    1.
  15. ODTÜ'lü bir öğrenciden Başbakan'a Açık Mektup

    Sayın Başbakanım,

    Sayın Başbakanım diye başlıyorum mektubuma. Çünkü bizim kültürümüzde büyüklerine içinde saygı belirtisi olan bir ifade ile seslenilir. Makam sahibi olduktan sonra değerini kaybedenler gibi olmadığınız için siz hala benim saygı duyduğum bir büyüğümsünüz. Çünkü ODTÜ'de okuyan bir genç olarak ülkemdeki ‘değişimin' farkındayım. Her aydınlığı yangın zannedip söndürmeye çalışan, karanlığa alışıp yıldızlardan bile rahatsız olan ve güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlar varsın o saygıyı göstermesinler.

    Geçtiğimiz günlerde okulumu ziyaret ettiniz. Üzgünüm, "Başbakanımız okulumuza şeref verdiniz" yazılı bir pankart ile karşılayamadım sizi. Okulumdaki sol gruplar için ‘öteki' anlamına gelen size karşı düzenlenen protesto adı altındaki vandalizmi gördünüz, benim sizi böyle bir pankart ile karşılamam halinde siz gittikten sonra başıma gelecekleri bir düşünün. Size kızıyorlar neden bu kadar çok polis ve araç ile geldi diye? Oysa demiyorlar ki ODTÜ'ye Başbakan bile ancak bu şekilde gelebiliyorsa, okulda sol gruplar için ‘öteki' anlamına gelen öğrencilerin fikir hürriyeti acaba ne haldedir diye.

    ODTÜ, Türkiye'de her şeye rağmen ve herkese aykırı bir özerk cumhuriyet, kendi başına buyruk bir köy gibi davranmaktadır. Özgür bir ortam oluşturmakla övünmekteler ancak bu ‘özgür ortam' sadece sol örgütler ve bazı hocalar için geçerlidir. Marjinal gruplar başka bir düşünceye karşı hiçbir şekilde tahammül göstermemekte, hoşgörü ile yaklaşmamakta ve şiddet göstermekten kaçınmamaktadırlar. Okulumuzda bunun örnekleri geçmişte sıkça yaşandı ve yaşanmaya devam etmektedir. Başka bir düşüncenin ODTÜ'de bulunma ve kendini ifade şansı yoktur. Severek okuduğumuz, takip ettiğimiz bir yazarı veya sevdiğimiz bir siyasiyi okulumuza davet edemiyoruz. Böyle bir şey olması durumunda hemen konferansı basıp davetliyi yumurta yağmuruna tutuyorlar. Kendilerinden olmayan herkese, haklarını savunduklarını iddia ettikleri tüm işçi ve emekçi çocuklarına, hatta zamanında başörtülü kızlara bile, bu marjinal öğrenciler tarafından şiddet ve sindirme politikası uygulanmaktadır. Bu c öğrencilerin tokalaşma şekline bile karışıyorlar. Kutlu Doğum Haftasında gül dağıttık diye mescidimizi ayakkabılarla çiğnemişlerdi. Hocalara kızmanızı kınayanlar var. Oysa okul yönetimi gibi hocalar da bu öğrencilerin arkasında durmakta ve onlara destek vermektedir. Bu hocalardan birinin derste başörtülü bir kıza, "Sen derse böyle gelirsen ben gelmem." deyip sınıfı terk ettiğini çok iyi hatırlıyorum. Sonra o arkadaşımız o dersi bırakmak zorunda kalmıştı. Okulumuza faşizm yaşattınız diyenler, polisin tavrını kınayanlar okulda başka düşüncelere ve mensuplarına yaptıklarıyla yüzleşmelidirler.

    Eylemlerindeki amaç, seslerini duyurmak, demokratik haklarını kullanmak değil, böylesi öğrenci eylemleriyle Sosyalist bir dünya inşa edene kadar ayakta kalabilmek. Bütün dertleri bu. Onlara göre, kafalarındaki ütopik dünyaya ait olmayan herkes ötekini, yani gericiliği ve faşizmi temsil etmektedir. Yazılı, sözlü ve yeri geldiğinde fiziki olarak mücadele edilmelidir. istiyorlar ki, kendileri okulda her istediklerini yapsın, istedikleri kişiye ve düşünceye saldırsınlar, ama ne okuldaki güvenlik ne de polis okula girip onlara müdahale etmesin. Okulumuzda işlerine gelen her şey serbest ve istemedikleri her şey yasaktır. Kendi propagandalarını yapmak adına bazen yemekhaneyi işgal etmekten çekinmemektedirler. Bazı öğrencilerin gayri ahlaki davranışları yüzünden zaman zaman kütüphanede ders çalışmak bile güçleşmektedir. Okulda PKK ve Sosyalizm propagandası yapmak, gayri meşru ilişki yaşamak, alkol kullanmak tamamen ve sonuna kadar serbesttir. Okul yönetimi bunlara göz yummakta ve disiplin yönetmeliğini uygulamaya koymamaktadır. Bu yüzden ODTÜ'de okuyan her öğrencinin bunlara maruz kalma ihtimali bulunmaktadır.

    ODTÜ'de sizi protesto etmelerine bakıp medya ve Türk kamuoyu buradan tüm ODTÜ öğrencilerinin veya üniversite gençliğinin size karşı olduğu çıkarımına varmamalı. Çoğunluğu okulumuz öğrencisi olmayan vatanına, halkına ve değerlerine yabancılaşmış ve yeri geldiğinde şiddet uygulamaktan kaçınmayan bu azınlık hiçbir şekilde ODTÜ'yü ve üniversite gençliğini temsil etmemektedir.

    Hatırlıyorum bir haziran akşamıydı. Bir balkondan kalabalığa şöyle sesleniyordunuz:

    "…bugün istanbul kadar, Saraybosna kazanmıştır; izmir kadar Beyrut kazanmıştır; Ankara kadar Şam kazanmıştır; Diyarbakır kadar Ramallah, Nablus, Cenin, Batı Şeria, Kudüs ve Gazze kazanmıştır."

    O akşam bu cümle zihnimde devam etmişti: Kudüs ve Gazze kadar ODTÜ kazanmıştır. ODTÜ'de başka bir düşünceye karşı şiddet göstermekten kaçınmayan bozguncuların zulmüne maruz kalanlar kazanmıştır. Bu mektubum aynı zamanda bu temennimin gerçekleşmesi ümidiyle size ve Tük kamuoyuna bir yardım çağrısıdır. Abartmıyorum, okulumuzda fikir hürriyetini bırakın can güvenliğimiz bile yok. Okuldaki bu öğrenciler ve örgütler için gerekenler derhal yapılmalı. Buradan tüm velilere sesleniyorum. Lütfen bize sahip çıkın ve okul yönetimine baskı kurun. Bu öğrencilere bir dur deyin. Başbakana gösterilen tepkiye bakıp çocuklarınızın başına neler geldiğini veya gelebileceğini bir düşünün.

    Gidemediğin yer senin değildir, diyorlar. Birileri kendilerini ODTÜ'nün sahipleri ilan etmiş, buraya istemediğimiz kimseyi sokmayız diyorlar. Bu mektubu yazdığım bugün okulumuzun en büyük amfisi olan 450 kişi kapasiteli U3 amfisini işgal etmişler ve ders işlettirmiyorlar. Bu, bir günde binlerce öğrencinin derslerinden olması demek ve bunu sadece bir günlüğüne yapmıyorlar. Gidemediğimiz yer bizim değilse, o zaman okulumuz da sınıflar da bize değil, sadece belli gruplara mı aittir? Görevi ODTÜ'de eğitim ve öğretimin sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamak olan okul yönetimi maalesef bu konuda herhangi bir şey yapmamaktadır.

    Ahmet Kutsi Tecer'in ilkokulda öğrendiğimiz bir şiirinden biliyorum ki:

    Orda bir köy var, uzakta

    O köy bizim köyümüzdür.

    Gezmesek de, tozmasak da

    O köy bizim köyümüzdür.

    O amfiye giremesem de, okulda kendimi, milli ve dini değerlerimi özgür bir biçimde ifade etmem yasaklanmış olsa da, o amfi de ODTÜ de tüm öğrencilerine, bu ülkenin tüm vatandaşlarına aittir. Her ne kadar biz kendi üniversitemizde rahatça gezip tozamıyorsak, bir araya gelemiyorsak, dersimizin, sınavımızın olduğu sınıflara giremiyorsak bile.

    Mektubumu bitirirken, saygı ve selamlarımı sunuyorum.

    imza: Öz vatanında garip öz vatanında parya ODTÜ'lü bir öğrenci.

    edit 1: bu mektup şahsım tarafından yazılmamıştır. amacım paylaşmaktır sadece.

    edit 2: hiç bir siyasi görüş bu mağduriyeti açıklayamaz. sol ve sağ ile kafası bulanmış türkiye gençliği, ideolojilerinize sahip çıktığınız kadar insan hak ve hürriyetlerine de sahip çıkınız! "ötekileştirmek" çok basit ama siz zor olanı seçin. haddime değil ama bu konuda size salık olarak "hz. muhammed ve evrensel mesajı"nı okumanızı tavsiye ederim. evet.
    34 ...
  16. © 2025 uludağ sözlük