mystic queen
1005 (ulu)
beşinci nesil yazar 4 takipçi 133.20 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    la chan ya dio

    1.
  1. janet & jak esim şaheseri.
    sözlerinden bir şey anlamanıza gerek yok -kaldı ki istenirse sözlerin türkçesi de bulunabilir-, şarkının hüznünü yaşamak için. muazzam, gerçekten çok güzel ve içli bir ölüm ağıdı.

    0 ...
  2. saldırgan

    2.
  3. kadırga

    14.
  4. içinde kaybolabileceğiniz, yolunuzu nereden çıkaracağı belli olmayan bir murathan mungan şiiri.

    senelerce, senelerce evveldi;
    bir deniz ülkesinde... ve belki de
    birbirine aktardığım defterlerin hepsinde
    bu şiir vardı:
    senelerce, senelerce sene evveldi;
    biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık
    uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde
    bir kadırgada iki korsan
    tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında
    birbirimizi yaralarımızdan tanıdık
    dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık
    konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında
    duruyordu aramızda
    oysa konuşsak, ya da dokunsak birbirimize
    çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık
    batık gemilerin deniz diplerini saran
    umutsuzluğu vurmuştu yüzüme
    birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk
    bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında bilmeden
    birbirimize doğru ilerliyorduk
    kara görünmüyordu yokluğumuzda
    kara çok uzakta
    sahiller millerce
    uzaktaydı birbirimizin yokluğunda
    neyimiz vardı öfkeli bir gençlikten
    mağrur inceliklerimizden
    ve geceler boyu kısık yıldızlar altında anlatılan
    ihanetlerin kara bilgisinden başka
    biliyorduk geldiğimiz yer atlantis
    o yitik ütopya
    gittiğimiz yer de ora
    senelerce, senelerce sene evveldi;
    sen yoktun
    ben de yoktum
    hayır bitmemişti
    bu aşk başladığında
    bizi yola çıkaran ne varsa
    yol üzerindedir,
    öyledir sanıyorduk
    geleceği seçmeye çalışıyordu kısık gözlerimiz
    adasız denizlerin ufkunda
    bilge ve hırsız
    çocuk ve katil
    ölüm ve oğul
    oluyorduk.
    denizler, meydanlar, kavgalar ortasında
    fırtına bilgisi yoklarken
    çözülmemiş zamanların altın bilmecelerini
    bir daha hiç çıkamadık daldığımız karanlıktan
    kara ruhların büyük bayramlarından sonra
    aşk giz tutmuş tuğra
    aşk 1998
    bir yıldır yoldayız
    aşkımız sağlam sularda
    aşk 1998
    gideceğimiz yer atlantis
    o ütopya sıla
    ayrılsak bile biliyoruz
    başka bir anlamda
    senelerce, senelerce sonra
    sağlam, ödeşmiş, mutlu aşıklar için
    bir randevudur
    aynı yolculukta kadırga
    aşk 1992
    ayrılık 1992
    şimdi biliyor muyuz
    gömülüp gideni batıklarda
    kaç kıyıdan toplanmış taşlarla
    batıyordu dibe
    şarap fıçılarıyla, zeytin dallarıyla
    yarım kalmış bir gravürde
    yelkenleri sönen kadırga
    batıyordu
    sarışın hurmalar, gümüş paralar
    uzak otlar, ipek topları, amber kokularıyla
    çıkmamak üzere bir daha
    bir başka mürekkebin kıyılarına
    daldığımız solgun gravürden
    birbirimize baktığımızda
    diriliyordu deniz diplerinde
    boğulmuş beyaz kentlerden
    geçilen yolculuk
    aynı takım yıldızların altında
    dünyaya gelen aşkların benzerliği gibi
    başka çağları haber verir kimi denizler
    yoksa nerden çıkardı bu rüzgar
    bu zeytin dalları, baş döndüren şarabın kokusu
    ağzımızdaki bu hurma tadı
    ipeğine uzandığım bu amber nerden
    yüreğimdeki dövme çok eski bir gravürden
    buluşuyordu sessizliğimiz
    okuduğumuz sayfaların derinliğinde.
    ne zaman sussak,
    aramızdan geçerdi hayalet gemileri.
    karşılıklı kıyılarda,
    aynı denize bakan
    iki koltuk, iki lamba, iki ay...
    aynı pencerenin derinleştirdiği gecede,
    gemilerin ıslığını dinlerdik.
    tek bir söz bile etmeden konuşurduk saatlerce.
    kapkara hayalet gemileri geçerdi
    geçmişten gelen,
    sessizliğin yarattığı sis içinde.
    kapkara hayalet gemileri
    geçerdi gözlerimizin önünden,
    gecenin içinden,
    yeniden döndüğümüz sayfaların derinliklerinde.
    dilsiz kırılganlığıyla dip iklimi
    yüzeydeki çalkantılarını unuttururdu
    gömüldüğümüz denizin.
    som bir bütünlük içindeydik
    koltuk, lamba, kitap...
    sayfasını kapatırken
    kahramanı olduğumuz şiirin.
    ay sönerdi penceremizde.
    hayalet gemileri geçerdi,
    uykularımızın içinden
    uzun denizlerde yorulmazdı gözlerimiz.
    birbirimizin güneşine baktıkça,
    en yeni yerlerimizi birbirimize borçlandık.
    çünkü aşıktık, kararlıydık, haklıydık...
    bir denize kaç dalga sığarsa,
    işte o kadar.
    güz denizini ayıran halatlar,
    yaz denizinden geniş melankolisi.
    ıssız bir adaya düşecek olsan
    hangi şiirleri alırdın yanına?
    hangi mevsimleri, ikindileri?
    çarşafını değiştir sevgilim denizin.
    tropikal yaprakların, ayın
    yüzüne düşen perçemleri kaldır.
    hafızandan bütün lekeleri sil.
    alışmak çürütür gövdenin derinliğini
    hangi denizi seçtiysen o türlü
    varlığın kıstırıldığı seyir defteri,
    yaz denizini güz denizinden
    ayıran halatlar gibi,
    çözülür adaların dağınık belleğinden.
    savat gece...
    çakıllarda şarkısı.
    ay ışığıyla ayrılır denizin ipeği ikiye yalınlığın vurgununda çözülen
    derinlik...
    gövdenin uykulu tarihi.
    aydınlanır karasına vurduğu sahilde
    avucunda tenimin taçyaprakları
    kalbimde kalabalık yeminler
    vahşiyim
    vahşiyiz
    bu defne günlerinde
    çıplaklığımızda
    dağlıyoruz
    birbirimizi.
    gökle karışıyor tenimiz
    kumun zamanlarıyla
    suyun yeniden elde edilmesi
    bulutun dumanı
    yağmurun kırbacı
    sevişmek için değil.
    yaprağın buharıyla sevişmek için değil
    yaşamak içindir çıplaklığın önemi.
    tanımlara zorlanmış itiraflardan
    firar edeyor
    gövdelerimiz.
    bir ejderha uyuyor ay ışığında
    ay ışığında uyuyoruz ilk defa
    kendiliğinden yolunu bulan
    hayvanlar gibi
    ateş, hava, su, toprak ve aşk
    birbirimize çıkıyor her defasında
    kendiliğinden yolunu bulan
    birbirimizin kollarındaki
    ejderha.
    gecenin bütün burçları
    inmişti sahile
    ürperen kumların üzerine
    hiç görmedikleri bir sabah gibi
    bakıyorlardı yüzümüze.
    gecenin göğsümüzde unuttuğu
    bir avuç ay ışığı,
    senin göğsünde bıraktığım
    en derin uykumdu.
    orada kaldım.
    orada kaldı.
    ne kadar tutkunduk birbirimize
    ufuk daralırdı tenimizin yankısında
    o kaçak sahil köyü, kadırga
    şimdi iki ayrı yaz kaldı bize
    birlikte geçirdiğimiz o büyük yazdan
    solak defterlerde uğru
    erkek denizlerde mitoloji
    korsan haritalarında define kalbim
    bir senden birçok aşk edindi
    zamanı bizden ayrı parlayan bir şeydi
    kanımda kımıldayan tutku
    gecenin sözleşmesindeki mürekkep
    her şeyi aşka ve ateşe dönüştüren
    derin bir ayindi.
    sen gittin,
    buluştuğumuz körfezler şimdi başka denizlerin çekiminde.
    sen gittin,
    ama doksan dokuz adın kaldı kalbimde.
    ne kadar gitsen de uzağa
    vücudumda dolaşıyor zincirin.
    kurduğun bütün tuzakları
    tapınak bildim.
    tenim çöl, tenim çöl, tenim çöl
    bedenimi incide bırakıp
    çekip giderim
    çekip giderim
    giderim
    tenim çöl,
    aysberg tül.
    ne zaman dondu pusula?
    ne zaman geldik bu iklime?
    aramızdaki siste kaybolmuş
    buzkıran gemiler,
    kaybolmuş kelimeler.
    sen yoksun,
    ben de yokum.
    kutuplar kadar yalnızız ikimiz de.
    rüyamızı emenet etmedik,
    hiç uyumadık sığda.
    ölümün uykusuna güvenir gibi
    bırakırdık kendimizi,
    birbirimizin düşlerinin yastığına.
    aşktı bu, beraberlikti
    yol arkadaşlığıydı.
    ve daha binlerce kelime.
    aşk bitmiyor bitmeden
    denizi tükenmemiş kadırga.
    bir çifte vav yokuşundan aşağı
    doksan dokuz adımın
    en güzeli sevgilim
    yeniden bulmanın suları
    denizi geçenlerin adımlarından sonra
    taş kadar kör
    taşbaskısı gravür
    diri mürekkep
    kör aşk, kör levha
    büyük bir fırtınada
    yıkanmış aydınlığıyla
    iniyor hat
    güvercin dönüyor
    bir dal zeytinle
    aşk bitmiyor bitmeden
    tükenmemiş deniziyle
    masalına dönüyor kadırga
    bir türkü
    meyve bile dalına güvenir
    meyve kadar hükmüm yok imiş
    bir dize,
    denizim ben batık aşklarla dolu.
    bir fotoğraf,
    şiirde görünmüyor.
    ve görünmeyen nice ayrıntı
    kimbilir ne zaman kendini yazmaya başlamış
    başka şiirlere taşmış
    taşırmış içindekileri
    seyir defterinin kazalara uğradığı kadırga
    yeni dalgalarla yamıyor
    yarıldığı denizi
    gönderinden ithafını kazandığı gibi
    tarihi
    gönderme yaptığı başka denizler yarattı kendi kimi zaman başka şiirlerin gövdelerinde
    denize açılarak sürdürdü, sürdürüyor kendini
    duruyor yürekteki define, korsanlar yaşlandı
    deniz zamansız
    ne sen, ne ben, ne şu mavi deniz
    ne de meali anlamayan diğerleri
    senelerce, senelerce evveldi
    senelerce senelerce evvel bir sonraki.
    0 ...
  5. hişt

    4.
  6. sahiden çok güzel şarkıdır. ezginin günlüğü'nden dinlemek farklı, fuat saka'dan dinlemek daha farklı etkilere yol açar yalnız. gariptir bu durum. fuat saka hali acayip bi canlılık verir size; "haydi kırlarda koşalım, leylakları koklayalım, baharı içimizde hissedelim, amaney!" tarzında bir zindeliktir bu. geçelim ezginin günlüğü'ne; adam "su uyandı sen uyanmadın aşk olsun" derken bile nasıl naif, nasıl kırılgan, nasıl sitemli... şu iki cümleden sonra başlıyor zaten bir yerden o özlemek denen fena duygu.

    leylak mevsimi de geçmiş zaten, uyumak lazım.
    1 ...
  7. tepkisiz insanlar topluluğu

    1.
  8. sipariş fişi

    1.
  9. en bi' güzel fiştir.
    beklediğinle karşılaşırsan eğer.

    felsefik, ultraduygutroptonik tanımı bu hacı.

    normaline bakarsan; fiş işte. iş yerlerinde neyim kullanılıyor. sanırım yasal bir takım olayları da var. irsaliye-fatura düzenini çözemedi hala bu kul.
    0 ...
  10. yeni güncelleme bulunamadı

    1.
  11. yeni eklentilerin programa kazandırılması maksatlı yapılan çalışmaların sonucu programla alakalı hiçbir değişikliğin, yeniliğin görülmeme vakasını bildirir alarm.

    (bkz: batı cephesinde yeni bir şey yok)
    0 ...
  12. eşgal üzerine bir şiir

    1.
  13. her zamanki gibi şahane bir murathan mungan şiiri.
    "söyle kimse geçmedi değil mi buradan?"

    bir omuzuna attığı kolan
    bir omuzunda samanyolu
    nehir yataklarında bir ayağı
    ötesi görünmüyor kamçılı karanlıkta
    suları sırtlayıp geçmişti buradan
    çolpan yıldızı hangi dağlara düştü?
    ergir mi demirdağ?
    bıçağın sayada hafifliği boşuna
    boydan boya göğsümü geçen yaralı hayvan
    adadım yüreğimi ardından giden aya

    dilsizim ve adsızım şimdi
    aşk diyorlar değil mi buna?

    ay, saydam kuyu
    yüzünün yüzüme ettiği zulüm
    işte çuhaçiçeği, işte kayın ağacı
    gecikmiş yağmurlardan su içmeye inen söğütler
    tuzlaşıyor kemiklerim sönen suların üstünde
    sabrın ilahisini bitirdim, dindi yollarım
    görünmez karanlıktan biçtiğim elmas kesim
    döner dururum hala
    bilirsin tenhadır can
    boynumda asılı ay,
    söyle kimse geçmedi değil mi buradan?
    1 ...
  14. buzlu elmalı yeşil çay

    1.
  15. bir ara kafe*klasiği.
    içinde bir dilim elma ve bol nane ile gelir.
    yaz sıcağında birebirdir.
    2 ...
  16. nikon sevast

    1.
  17. milorad pavic eseri olan hazar sözlüğü'nün kahramanlarından biridir. hristiyan kaynaklara göre avram brankoviç'in katiplerinden olan nikon sevast; bir efsaneye göre şeytandır. balkanlar'da, morova kıyılarında yaşayan sevast; aziz nikola manastırı'nın baş hattatıdır. daha önceki hayatında bir yahudi cehennemi şeytanı olmuş, yahudi cehenneminden hristiyan cehennemine geçmek için kendini öldürmekle görevlendirdiği birini tutmuştur.
    0 ...
  18. screenshot klişeleri

    1.
  19. bu entry tamamen bilgilendirme amaçlıdır.

    açık olan msn ya da winamp falan evet kuvvetle muhtemel havalı dursun diye açılmıştır ama photoshop öyle değildir. neden; çünkü aldığın ss'i bir yere, bir fotoğraf düzenleyicisine yapıştırıp jpeg formatına dönüştürmeden herhangi bir yerde yayınlaman mümkün değildir. haliyle photoshop açık olabilir. bir gariplik yoktur. sandığınız gibi insanlar 7/24 photoshop açıp bakmazlar.

    bu entry tamamen bilgilendirme amaçlıydı.

    yanlış anlaşılabilen klişelerdir.

    edit: he bir de benim gibi manyaklar vardır, onların masaüstünde photoshop hep açıktır. mutlaka uğraşacak bir şeyler bulunur.
    3 ...
  20. buyrun beni aramışsınız

    1.
  21. genelde telefondaki bilinmeyen çağrılara geri dönüşte kullanılan cümle.
    kibar hesabı.
    2 ...
  22. sözlük okumakla adam olunmuyor

    1.
  23. yarı hitap, yarı tenkit.
    şimdiki şarkımız adam olamamışlara geliyor;

    (bkz: suçu kendine at beybi)
    0 ...
  24. sınır paylaşımı

    1.
  25. kendi özelini paylaşma ya da paylaşmama. işte bütün mesele bu.

    huzursuzluk durumum lise yıllarımda başladı. kendimle alakalı hiçbir şeyin bilinmesine tahammülüm olmadığını anladığımda... ketum bir insan olma sürecinin içine girdiğimi farketmem ise daha sonraya tekabül eder.
    asla içine kapanık olmayan bir tip için bu derece kendini gizleme duygusunun çok anlaşılır olmaması normal. bir yandan "cadı" olarak tabir edilebilecek kadar sivri bir dil, bir yandan da birden bire kaybolup gidebilecek, asla ne olduğunu kavrayamayacağınız enteresan bir ruh hali.

    iş bu sebepledir ki; dinlemek anlatmaktan hep daha çok keyif vermiştir.

    peki bu durumun farkına net olarak ne zaman varılır:

    bir akşam 4 yıllık arkadaşınız, ev arkadaşınız, kardeşim dediğiniz insanla oturmuş muhabbette iken, arkadaş anlattığınız bir şey üzerine birden bire duraklar;
    "şu kadar zamandır birlikteyiz, ilk defa anlatıyorsun kendinle bu kadar alakalı bir şeyi" der.
    size o esnada alattığınız şey basit geliyordur oysa. onun yanında rahat olmaya başladığınızı anlamak bir yandan iyi, bir yandan da sorgulayıcı olur.

    neden diye sormaya başlarsınız, farketmişsinizdir çünkü, bir şeyler yanlış gidiyordur. anlattıklarınızın üzerinden yargılanma fikri olabilir belki dersiniz. ama bu kadarla kalacak bir duygu değildir. hani bilse biri sizin adınızı, okulunuzu, ailenizi sanki kapana kıstırılmış gibi hissedeceksinizdir.

    işin içinden çıkamadığınız anlarda susmak en doğru şey olarak gelmeye başlar. "nasıl geçti günün?" diyen annenize karşı bile tek cümleyle "iyi" demektir bu rahatsızlığın sonu. size ait bir dünya vardır ve bu dünyanın kapılarının azıcık zorlanması demek sizin vahşi bir hayvana dönebilmeniz demektir. bilmezler... işin kötü tarafı anlatamazsınız... en yakınınında dahi saklamaya çalıştığın bir dünyanın neden var olduğunu kimse anlamaz.

    belki de bu tamamen kendi içinde özelleşmiş bir iç dünyadır. gerçek hayatta yaşadıklarınızın onlara dekor olduğu bir sahne. tabii bu şekilde anlatmaya kalkmanız daha da zor oalcak, size abidik gubidik psikolojik durumlardan belki de rahatsızlıklardan bahsedeceklerdir. istemezsiniz. sizin belirlediğiniz insanların sizin belirlediğiniz kadarını bilmesi gerekir olanların.

    dedim ya; belki de kayıtsız şartsız sizi kabullenecek birinin olmadığını, olmayacağını bilmenizden kaynaklıdır durum.

    aklıma bir şeyler takıldı, hani burada yazarlık falan yapıyoruz iyi hoş. geçen gün düşündüm; ne kazandırmış sana burası. hani kendi gelişimin açısından, içinde bulunduğun bu ruh durumu açısından ne elde etmişsin? hiç. hiçbir şey değişmemiş. aynı ürkek tavırlar, aynı kendini gizleme duygusu. oysa ki bu duyguyu biraz yenebileyim diye girişmemiş miydin bu olaylara ey insan? ne olsa yazacaktın hani? demek ki olmuyor, olamıyor. yazma kapasitenin azlığından, bilgi dağarcığının noksanlığından bahsetmiyorum üstelik. her şeyin sana özel kalma ihtiyacından bir de anlamsızlığından bahsediyorum.

    etrafıma bakıyorum insanlar her şeylerini yazıyorlar. anlayamıyorum.
    bazen düşünüyorum da keşke öyle olabilseydim, deşarj edebilseydim kendimi. bir yandan yine de el vermiyor içim, en iyisini yapıyorsun diyor.

    ve yine bak; sana ikinci oldu kendimle alakalı bu kadar şey anlatışım. bu hayra alamet değil.

    bu yazının şarkısı da gelmiyorsun olsun. hani fonda kısık sesle çalan şarkı babında. konumuzla alakası var mı? yok.

    olsun.
    olamaz mı?
    olabilir.
    0 ...
  26. mıhla

    1.
  27. bir patates yemeği.
    dilim dilim doğranan patatesler bir tepsiye seriliyor. üzerine önceden hazırlanan iç* serilip, bir kat daha patates, bir kat daha iç, bir kat daha patates şeklinde diziliyor. üzerine biraz sıvı yağ, ya da istenilirse tere yağ, bir miktar da su koyup kapağı kapalı şekilde pişmeye bırakılıyor. yaklaşık 15-20 dk. içinde pişen yemek, kıvama geldiğinde çıkan kokuya inanamayacaksınız.
    lezzeti ise tam manasıyla, bu kadar basit ve kolay bir yemekten beklenmeyecek kadar güzeldir.

    afiyet olsun.
    *: soğanların ince ince doğranması, tuz, karabiber, ve kuru reyhan ile öldürülmesi ile oluşturulur. patateslerin arasına bu içten serpiştirilir.

    ayrıca karadeniz'e özgü mıhlama diye başka bir yemek daha vardır ki, bu iki yemeğin birbirleriyle alakası yoktur.
    0 ...
  28. edebiyat eleştirmenleri

    1.
  29. okuyucu

    1.
  30. "siz yazarlar, size gelince, siz de şöyle düşünün: okuyucu beklemeyi öğretmeniz gereken bir sirk atıdır, yapılan her iyi işten sonra ödül olarak bir parça şeker verilir. eğer şeker yoksa, dersten de bir şey kalmaz geriye."
    *
    1 ...
  31. ama ben çok aşığım sana

    1.
  32. çok aşık feridun düzağaç seslenişi.
    sadece onun mu ki?

    yazı kalır, yazar gider.
    4 ...
  33. armağan olsun

    1.
  34. emre olgun şarkısı.
    çok içten, çok hüzünlü, çok kırık bir şarkı. günde üç öğün mutluluğu arayanlar için...
    *
    yüzümde bir çocuk
    ayakları çıplak
    gözleri aç, yoksul
    kirpikleri kömür karası
    ağlamaya meyilli

    size desem ki;
    avuçlarında kaderi gizlice ağlıyor
    konuşmadan
    üstelik dört duvar arasında

    dökülen gözyaşlarıyla
    büyüyor yanyana
    gökyüzünde hasretler dağılıyor
    her bir yana

    çatlamış dudağında sessiz bir ıslık
    martı seslerine karışıyor

    günde üç öğün
    mutluluğu arıyorsan
    yersiz, yönsüz
    yağmurda koşuyorsan

    bir tren kalksın şehrinden
    aşka doğru
    güldüğün her gün sana
    armağan olsun.

    http://www.youtube.com/watch?v=IeVus_VM8BA
    0 ...
  35. loganberry

    1.
  36. tayberry gibi ahududu ve böğürtlen melezi bir orman meyvesi.
    tek farkı tayberry'den daha ekşi olmasıdır. tamamı;
    lat. rubus loganberry.
    0 ...
  37. tayberry

    1.
  38. ahududu ve böğürtlen melezi bir orman meyvesi. tamamı;
    lat.rubus tayberry
    0 ...
  39. hiçbir şey umurumda değil

    1.
  40. bezgin insan söylemi.
    ya da fırtına öncesi sessizlik anında hain planları olan kişinin, planlarını hayata geçirdikten sonra alacağı zevki düşünerek alacağı riskleri umursamaması durumu.
    ya da hayatla ilintisini kesti kesecek kişi sendromu.
    ya da hiçbir şey.
    0 ...
  41. ve senin haberin yoktu

    1.
  42. bir bağlaç.
    biçare insanın bihaber insana isyanı.
    genelde içte ukdedir. eski yara depreşir.
    2 ...
  43. hiçbir şey istemiyorum

    ?.
  44. türkçe sözlü hafif hüzün

    1.
  45. bir ile sıfır arası uzak bir nokta.
    dilden dile değişebilen lakin ruhtan ruha değişmeyen can kırıkları.
    hafif be işte!
    pare pare olsam da yenilmem tadında.

    ve bir motto.
    3 ...
  46. aşktan hasarlı

    1.
  47. keklik gibi kanadımı süzmedim

    8.
  48. birçok kişinin söylediği enfes erzincan türküsü. nasıl yanık, nasıl içli...
    lakin; volkan konak yorumu ayrıdır, mükemmeldir.

    http://www.youtube.com/watch?v=M6WF0N6d8Q0
    1 ...
  49. aşk ın kül rengi basılması

    1.
  50. elif şafak'ın aşk kitabının pembe kapağının kül rengine dönüştürülmesidir.
    pembe kapağından dolayı kitabı okuyamayan yurdum süper zekaları için basılmıştır.
    her şeye bu kadar şekilci yaklaşabilen başka bir varlık var mıdır bilinmemektedir. hayırlı uğurlu olsundur.

    duyuru
    eyy çok istedikleri halde "pembe erkeği bozar" diye aşk'ı okuyamayanlar;
    kül rengi aşk 10 000 adet basılmış.
    tükenmeden alın
    duyuru

    edit: aşkı küle çevirenlerden ne beklersin, kül rengi aşk okuyacak tabii.

    http://www.hurriyet.com.tr/pazar/11957879.asp

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/33082/+
    3 ...
  51. ağrı eşiği

    4.
  52. bilimsel olarak kadınların ağrı eşiğinin, erkeklerden daha yüksek olduğu kanıtlanmıştır.
    çok düşük olması da, çok yüksek olması da tehlikeli sonuçlar doğurur.
    0 ...
  53. hazar sözlüğü

    4.
  54. eril ve dişil olmak üzere iki ayrı basımı mevcuttur.
    fark ise sadece bir paragraftır.
    1 ...
  55. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük