inancım doğrultusunda tadını denemediğim için bilemeyeceğim ettir. ancak domuz etinin bizim alışık olmadığımız kadar ağır bir kokusu vardır. gördüğüm ülkelerde de diğer etlerden biraz daha ucuz olduğu da bir gerçek. ülkemizde de kaçak olmayan domuz etin kilosunun 200-250 liradan satılması da, ayrı bir olay. belki ucuz olsa denemek isteyenler nasıl bir şey olduğunu görebilirlerdi.
elimden geleni yapıyorum aslında onunla daha fazla zaman geçirmek için. ama bu evde, onun evinde, kendimi evimde gibi hissetmiyorum. hep eve gitmek istiyorum. kendi evime. kendi odama. kendi salonuma. kendi banyoma. kendi kedime. insan severken, sevilirken yalnızlığını özler mi? özlüyorum bazen. bazen çok sıkıyorsun diyorum. sıkmazsam beni umursamıyorsun diyor. kedin bile daha önemli bende diyor. gerçekten öyle mi acaba? umursuyorum da aslında. çok seviyorum da aslında. ama bu kadar severken insan kendini de özler mi?
niyeyse hep aklımda yer edinmiş bir seneydi 1996. sanat güneşimiz zeki müren, hamiyet yüceses ve türkiye'nin en zengin iş adamı vehbi koç yaşama veda etmişlerdi. bir de ülkeyi karanlığa gömmeye çalışacak olan erbakan başbakanlığındaki refahyol hükümeti kurulmuştu. tansu çiller, mesut yılmaz, bülent ecevit, deniz baykal, alparslan türkeş siyaset arenasındaydı. yavru vatanımızın cumhurbaşkanı rauf denktaş sık sık haberlerdeydi.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
insan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.