Sabancı Üniversitesi bünyesindeki Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu'nun, Dicle Koğacıoğlu anısına başlattığı makale yarışması.
ilki 2010'da düzenleniyor. Ayrıntılar içün bir tık
Ya da;
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi, geçtiğimiz Ekim ayında yaşamını yitiren akademisyen ve aktivist Dicle Koğacıoğlu anısına her yıl tekrarlanacak bir makale ödülü yarışması başlatıyor.
Üniversitenin Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu tarafından düzenlenen yarışmanın amacı, Türkiye toplumu ve kültürü üzerine toplumsal cinsiyet odaklı araştırmaları desteklemek ve genç araştırmacıları teşvik etmek.
Tüm sosyal bilim ve beşeri bilimler lisansüstü öğrencilerine açık olan yarışmaya katılan makaleler, üniversiteler arası bir seçici kurul tarafından anonim olarak değerlendirilecek.
Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü, 2010 yılı için birinciye 1000, ikinciye 750, üçüncüye 500 TL olarak belirlendi. Sınırlı sayıda yarışma katılımcısı çalışmalarını sunmak üzere bir günlük bir konferansa davet edilecek, ödüller bu konferans sonunda duyurulacak.
Başvuru koşulları
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanlığı, yarışmanın başvuru koşullarını şöyle açıkladı:
* Yarışmaya katılacak makaleler daha önce yayımlanmamış, yeni ve özgün olmalıdır.
* Makaleler, başlık, dipnotlar ve referanslar dahil 6000 kelimeyi aşmamalı, dipnotlar
sayfa altına değil makale sonuna eklenmeli, makalenin dili Türkçe olmalıdır.
* Makaleyle birlikte 500 kelimelik bir özet ve başvuru sahibinin özgeçmişi
sunulmalıdır.
* Başvuru sahibinin adı, soyadı, kurumu, yazışma ve e-posta adresiyle diğer iletişim
bilgileri açıkça belirtilmelidir.
* Makale, özet, özgeçmiş ve iletişim bilgileri Word dosyası olarak
Moskova 'da düzenlenen, Çaykovski Yaylı Çalgılar Yarışması'nda kontrbas dalında ikinciliğini elde etmiş 17 yaşında * Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı öğrencisi. **
mika'nın bu eşsiz eserini sözlüğe ekleyen nacizane yaratık olmaktan dolayı edindiğim hissiyatı kelimelerle tarif edebilecek durumda değilim şu an. alkış.
çok eğlenceli bir mika şarkısı. nakaratını seslendiren kişiyi yakınlardaki insanlara sevimli bir deli danaymışçasına koşarak çarpabilecek kadar lise yılları neşesine bulayacak derecede eğlenceli bir şarkı ya da abarttım ve itiraf edelim çok güzel oldu.
He's got looks that books take pages to tell
He's got a face to make you fall on your knees
He's got money in the bank to thank and I guess
You could think he's livin' at ease
Like lovers on the open shore -- what's the matter
When you're sitting there with so much more -- what's the matter
While you're wondering what the hell to be
Are you wishing you were ugly like me?
Blame it on the girls who know what to do
Blame it on the boys who keep hitting on you
Blame it on your mother for the things she said
Blame it on your father but you know he's dead
Blame it on the girls
Blame it on the boys
Blame it on the girls
Blame it on the boys
Life could be simple but you never fail
To complicate it every single time
You could have children and a wife, a perfect little life
But you blow it on a bottle of wine
Like a baby you're a stubborn child -- what's the matter
Always looking for an axe to grind -- what's the matter
While you're wondering what the hell to do
We were wishing we were lucky like you
Blame it on the girls who know what to do
Blame it on the boys who keep hitting on you
Blame it on your mother for the things she said
Blame it on your father but you know he's dead
Blame it on the girls
Blame it on the boys
Blame it on the girls
Blame it on the boys
Life could be simple but you never fail
To complicate it every single time
You could have children and a wife, a perfect little life
But you blow it on a bottle of wine
Blame it on the girls
Blame it on the boys
Blame it on the girls
Blame it on the boys *
entarinin dikildiği yılda ve ben bir gün milliyet'in köşelerinde gezinen alelade bir mualla'yken, henüz 13 yaşında olup da bakıp bakıp anlayamadığımız/anlamayabildiğimiz moda tepelerine attıran minik hatun.
bence bildiğin t.şşk geçiyor.
ya da kafasına gizlice bir şey yerleştirmişler, bilemedim.
ama sevdim.
Ressam. istanbul'u anlatan güzel suluboya çalışmaları var.
Bir yerlerden ayrıntılı bilgi (ç)almış olabilirim.
Şükrü Çağlayan, asker kökenli ressamlarımızdan olup 1939 yılında Burdur'da doğdu. ilk ve orta öğremini bu şirin ilimizde bitirip Hava Harp Okuluna kabul edildi. 1961 yılında başarı ile mezun olarak Hava Kuvvetleri'nde göreve başladı. 1993 yılında Hava kuvvetleri'nden emekliye ayrıldı.
Erken yaşlarda başladığı karakalem, suluboya, yağlıboya çizim, resim ve tablo çalışmalarını yıllar içerisinde devam ettirerek kendini geliştirdi. Havacılık ile ilgili resimleri, tabloları ve diğer çizim ve afişleri dergiler dahil bir çok yerde yayınladı ve halen Hava Birlikleri binalarında sergilenmektedir. Şükrü Çağlayan aynı zamanda Havacılık Müzesi'nin kurucularından olup uzun yıllar bu kurumda müdürlük yaptı. Ressam, özellikle suluboya çalıştı ve bu alanda eski istanbul sokaklarını, denizi, boğaziçi'ni, vapurları, tramvayları konu alan bir çok eser verdi. Hala çalışmalarını devam ettirmektedir.
ensar vakfı 'na bağlı, tasarım konusunda ekol-akım oluşturmak, dünya tasarım ve sanat platformunda millet olarak yerimizi almak için istanbul'da bu tasarım ve sanat merkezini kurmayı, kendine amaç olarak belirlediğini en azından web sitesinde iddia eden merkez. Kurucu müdürü tasarımcı Faruk Akın'mış.
Tamamen kişisel fikrim; merkezin amblemi klasik, bildiğimiz mahçeyi andırıyor ama sitede şöyle bir açıklama getirmişler; amblemimizdeki hilâl, tasarım ve sanat kültürümüzü simgelemekte, üzerinde yer alan güvercin ise, Türk tasarımcısını temsil etmektedir. *
şöyle bir aradım ama ilgili başlık açıldıysa tez zamanda taşına!
yök'ten bir yeni dingillik olarak öğretim görevlilerinin tasfiyesi ile başlayıp çok daha derinleşebilecek ve güçlü devlet üniversitelerinin zayıflatılması/daha da liberalleştirilmesi ile sonuçlanabilecek gibi görünen bir sürece istanbul üniversitesi öncülüğünde tepki verildi. devamı da gelecek.
olay, daha çok doktorasını tamamlayan 50D kapsamındaki öğretim görevlilerinin, 33A'ya geçişlerinin durdurulmasından kaynaklanıyor. böylelikle doktorasını tamamlayıp ilerlemek isteyen müstakbel hoca adayı, ortada bırakılmış oldu.
ve olay başka bir açıdan kısaca; ööeh, senelerce okudun okudun, yettin gari sittirol git,dendi. aşağıdaki linklerde net olarak anlatılmasa da özellikte tıp fakültelerindeki görevlilere, zorunlu hizmet dışında bir manasız prosedür uygulanarak, "sizi sadece 15 gün içinde başka bi diyara çalışmaya gönderiyoruz ve eğer gitmezseniz istifa ettiğinizi düşüneceğiz ve bir daha devlet çatısı altında iş de vermeyeceğiz, ne haliniz varsa görün, sünepeler!" denilmesinden de ibaret bir yerde. bununla alakalı da bir haber buldum ama gitmeyi reddeden kadrolara ne yapılacağını yazmamış olmaları bence konuya yaklaşımlarını net bir şekilde ortaya koyuyor.
tahmin edebildiğiniz üzere yine bittakım kanunlar değiştiriliyor efendim ve konuyla ilgili haberler, elbette ki yetersiz. şahane. şahane.
bu arada aklıma gelmişken, entariyle de formatla da tamamen alakasız biliyorum ama arada sırada bunu yapmaya karar verdim; mini etek manyaklarını kınıyorum! hem dini bütün yaşadığını iddia edip, yaradanı yarattıklarından ötürü sevdiğini söyleyip de en yakınındakine basit bir tercihinden ötürü katlanamayan mini etek manyaklarını kınıyorum kınıyorum kınıyorum! *
uludag üniversitesi ilahiyat fakültesi profesörlerinden ama tüm uludağ üniversitesi bu durumdan pek memnun değilmiş. tuzla'da evli çiftlere dağıtılan delilleriyle aile ilmihali adlı kitabı * ile şöhret olup '9 yaşındaki kız evlenebilir'den 'iz bırakmadan eşinizi dövebilirsiniz'e kadar geniş bir yelpazede şeriatçılığını konuşturmuş, şeklinde haber olmuş. yök'se gün itibari ile, ööeeh diyerek soruşturması hakkında zaman aşımı nı gerekçe göstermiş ve amcayı tartışmaya lüzum bile görmemiş. minimal şeriat yaklaşımım yanlış anlaşıldıa, diyen * hamdi döndüren haliyle olanlar dolayısıyla kırgınmış.
mualla sen kocaman bir çılkınsın, diyenler içün bir-iki tık;
kurtuluş savaşı esnasında rum ortodoks kilisesi'ne karşı durmuş, mustafa kemal'i desteklemiş cemaate sahip kilise. cemaatinin yok denecek kadar az olması çok da şaşırtıcı değil, mübadele döneminde ise rum ortodokslarla aynı kefeye koyulmuşlar, gönderilmişler.
rum ortodoks kilisesi haliyle bu kiliseden hazzetmemektedir.
merter markalar birliği öncülüğünde merter, osmanbey ve laleli'deki tekstilcilerin * küresel krize çelme takmak için güç birliği yapıp türk malı tekstil ürünlerini mol markalı mağazalarda sunma olayı. dünyaya yayılacaklarmış.
Kurtköy Atlantis AVM'de 4 bin metrekarelik ilk mağaza açılacakmış.
isviçre bern'de 16 bin metre karelik bir ikinci mağaza ve üçüncü olarak almanya'da köln'de 12 bin metrekarelik bir diğer dev mağaza sıradaymış. *
ingilizce-türkçe sözlük olmakla beraber, ingilizce sözcükleri cümle içinde de kullanıp olası kullanımları gösteren yararlı site. * http://www.yeminlisozluk.com/
şimdi eğer yamulmuyor isem tavukta taşlık denen bir organ/yapı var. kendi bokunu yese de taşlık aracılığı ile temizlenme olayı sözkonusu imiş. domuzda ise taşlık denen hede olmadığından domuzun hakkaten pis bir hayvan olduğu düşünülmekte. bu taşlık olayı nedeni ile tavuk yiyebiliyorken domuz yemiyoruz diyormuş müslüman inananlar. *
anı yaşamak olayının tersi ; ânı atlatmak. düne o kadar kitlenmek ve yine hata yapmaktan o kadar korkmak ki planlı yaşamak, daima geleceği düşünmek ve şu ânı geçiştirmek, yapılacakları devamli ertelemek, şimdilik böyle iyi, ben böyle giderim, demek, bi dahaya süper olacak, söz veriyorum, demek ama 'bir daha' nın yeniden yaşanamayabileceğini hesaba katmamak... rol yapmak, eğleniyormuş, dibine kadar yaşıyormuş gibi davranmak ama aslında yaşamamak, hissetmemek, eğlenmemek sadece ânı atlatmak.
acı bir şeydir. kişi ânı atlattığını farkeder farketmez * ivedilikle ortamdan uzaklaşmalıdır.
stop me diye son dönemlerde çıkan fakat aslında ismi Stop Me If You Think You've Heard This One Before olan the smithsparçasını Daniel Merriweather ile çalışarak yeniden yorumlayan ve de parçanın bu haliyle gönülleri fethetmiş disk döndüren eleman **
yahoo'nun ana sayfasında bir güzellik olarak istediğiniz şehrin o anki hava durumunu gösteren bir bölüm var. gelin görün ki merak edip istanbul'u arattığınızda çatang diye byzantion,TR yazıyor. Lan byzantion ne ki ne, deyip gogıl aygıtına baktığınızda ise ne görüyorsunuz;bizans
işin daha tuhaf tarafı byzantion, şehrin konstantinopolis'ten de önceki adıdır !!! **
imran Öktem, 1904 yılında istanbul'da doğmuştur. Babası, meyve kabzımallarından Ürgüplü Süleyman Abdi Efendi, annesi ise Fatımatüzzöhra (Fatma Zehra) hanımdır. Nüfusta yazılı olduğu yer, istanbul Sekbanbaşı ibrahim Ağa Mahallesi, Kırkçeşme Caddesi, 41 sayılı evdir. 1912 doğumlu Zekiye Ferhunda Hanımla evlenmiştir. iki kızı vardır. Kitap ve pul meraklısı olan Öktem, Fransızca bilirdi.
imran Öktem, ilk ve orta öğrenimini yaptıktan sonra 1924'te Kabataş Lisesi'ni bitirdi. istanbul Darilfünunu Hukuk Şubesinden 1927 yılında pekiyi derecede diploma aldı. Göksun Cumhuriyet Savcılığına atanmış ise de bu yere gidemediğinden 2000 kuruş aylıkla Sinop Aza Mülâzimi(Üye yardımcısı) olarak görevlendirilmiş ve böylece 30 Haziran 1928'de eylemli olarak mesleğe girmiştir. Bundan sonra sırasıyla, 1930'da Sarıkamış Yargıçlığına, 1933'te Uzun Köprü Hukuk Yargıçlığına 1936'da Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliğine, 1942'de Ankara Hukuk Yargıçlığına, 1948'de Ticaret Mahkemesi Başkanlığına atanmıştır. 16 Haziran 1949'da birinci sınıfa ayrılmasından kısa bir süre sonra Yargıtay Üyeliğine seçilmesi üzerine 29 Ağustos 1949'da buradaki görevine başlamıştır. 11 Ekim 1952'de Yargıtay ikinci Başkanlığına, 1 Mart 1966'da ise Recai Seçkin'den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına yükselmiştir.
Mesleğiyle ilgili yedi kitap ve birçok yazılar yayımlanmıştır. Yargıtay Birinci Başkanı olarak görevini sürdürürken 1.5.1969 günü vefat etmiştir. * http://www.yargitay.gov.tr/content/view/108/50/
Yargıtay Başkanı Öktem'in 1 Mayıs 1969'da,Ankara'da Maltepe Camii'ndeki cenazesi ile oldukça olaylı geçmişti. Nedeni ise; kendisinin 1967 adli yılın açılışında Voltaire'nin, "tanrı'yı da insan yaratmıştır" sözünü kullanması nedeniyle "dinsiz" olduğuna inanan ve bu nedenle cenaze namazını kıldırmak istemeyen bir grup yobaz tarafından namazın protesto edilmesiydi. Bu nedenle, toplanan grup, Öktem'in cenazesinde bulunan cemaati taş yağmuruna tutmuştu. imamlar da koktuğundan namazı MBK Hükümeti'nin bakanlarından Abdullah Polat Gözübüyük'ün ağabeyi izzet Gözübüyük kıldıracak ve o esnada cemaat içinde bulunan ismet inönü'yü, olası bir yaralanmadan kurtarmak için silahını çekip kalabalığı yaran Kara Kuvvetleri Komutanlığı Topçu Dairesi Başkan Vekili Tuğgeneral Nabi Alpartun kurtaracaktı. Daha sonrasında inönü olaylar hakkında, "Her manasıyla kesin ölçüde bir 31 Mart Vakası'dır" derken, Başbakan Süleyman Demirel de "Hadise gayet üzücüdür" biçiminde konuşacaktı. Dönemin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Soner Yalçın imzalı 16 Haziran 2007 tarihli Oradaydım adlı programda ise * enteresan bir soru soruyordu, bu adamların ne olduğu *, ne yapacakları belliydi, neden bir güvenlik kuvveti müdahale etmedi? *
Yargıtay Başkanı imran Öktem, Adli yılın başlaması dolayısiyle yapılan törende çok sert konuştu:
irtica Ezilecek
"Türkiye'de bir islam devleti ve hilafet rejimi kurmak için çalışan bir avuç meczup ve kökü dışardaki yurt düşmanları hüsrana uğrayacak"
Yargıtay Başkanı imran Öktem, yeni adli yılın başlaması dolayısiyle bu sabah Hukuk Fakültesinde yapılan törende yaptığı konuşmada Medeni Kanunun geriye doğru değiştirilemeyeceğini ve Türk hukukunun daima ileriye doğru günün ekonomik şartlarına ve sosyal adalet esaslarına uygun olarak gelişeceğini ve bir geriye dönüşün asla bahis konusu olmadığını belirtmiştir. Öktem konuşmasında Gürsel’den bahsederken ağlamıştır.
Öktem'in konuşması özetle şöyledir:
Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan: Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlariyle meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milletinin o zamanki lideri eski Cumhurbaşkanı Sayın Cemal Gürsel geçen adalet yılı için 14 Eylül 1966 da fanı aleme veda etmiştir. Geçen yılın en acı hatırası budur. Zeki, şevketli, sağ duyusu kuvvetli, kararlarında isabetli, olduğu gibi görünmesini, gösterişten uzak kalmasını seven, sadelik içinde büyük olan, büyüklüğünü belli etmek için bir ceht ve gayret göstermek lüzumunu duymayan, Atatürk devrimlerine bağlı, devrimleri korumayı amaç edinmiş, gericiliğin amansız düşmanı, milletine daha çok ve dürüst çalışmayı daima tavsiye eden Cemal Gürsel büyük mümtaz vasıflarıyla ve büyük devrim ve Devlet adamı olarak Türk Tarihinde müstesna bir yer almıştır.
Askeri Yargıtay ikinci Başkanı Hakim Tuğgeneral Esat Doğu, Birinci Daire Başkanı Hakim Tuğgeneral Kemal Gökçen 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvet1eri Personel Kanununun 49 uncu maddesinin F. bendi gereğince kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilmişlerdir. Artık bu arkadaşların tecrübe ve bilgilerinden Yargıtay ve Askeri Yargıtay faydalanamayacaktır. Değerli bir hakimin kadrosuzluk yüzünden genç sayılabilecek verimli çağında kamu hizmetinden ayrılması gerçek bir kayıptır.
Türk Hakimler Medeni Kanunun 40 yaşında olmasına rağmen yeni şartlara uyacak şekilde uygulamaya ve sosyal nizamı, değişen iktisadi, içtimai, ahlaki kurallarla ahenki olarak korumaya devam etmektedir. Bunu sağlamak için yeni içtihatlar yaratmış ve yaratacaktır. Kanun ne kadar mükemmel olursa olsun zaman onu da yıprandırır. Ehliyetli ve becerikli hukukçular kanunun yıpranma süresini uygulamaya elverişli olmak süresini uzatabilirler. Fakat her kanun bir gün değişme ihtiyacını gösterecektir. Elbet Medeni Kanun da değişecektir. ileride daha iyi ve daha mükemmel bir kanuna yerini terkedecektir. Fakat Medeni Kanunun Türk Sosyal bünyesine getirdiği devrim hükümleri hiç bir zaman eski şekline dönmeyecektir. O'nun devrimci niteliği değişmiyecektir. Değişmeler art düşüncelere, hurafelere, teokratik Devlet esaslarına dayanmayacaktır. Müsbet ilmin sosyal adalet prensiplerine dayanan yeni buluşları Türk Hukukuna temel olmakta devam edecektir. Türkiye'de bir islam Devleti ve hilafet rejimi kurmak, Türk Milletini dini esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan mistik hezeyan halindeki bir avuç meczub, ruh hastası veya dini kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın en temiz varlığını, itikadını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirganlar (o bezirganlar ki dinin emrettiğini yerine getirmezler, yasak ettiklerini gizli gizli yaparlar ve fakat dindar görünürler) evet bunlar ve bir takım hurafeleri dini esaslar gibi göstermeye kalkan ve bu suretle halkı uyuşturan kökü dışardaki yurt düşmanları daima hüsrana uğrayacaklardır.
ister sağda olsun, ister solda olsun aşırı ideoloji ve koyu taassub yurt için saf ve cahil yurttaşlar için her zaman bir tehlike olmakla beraber Türk gençliğinin, Türk aydınının, Türk Hukukçusunun, Türk Hakiminin, Türk idarecisinin, Türk Zabıtasının uyanıklığı, tutumu, yurtseverliği, inkılaplara bağlılığı kara ve geri eyilimci bir kuvvet olmaktan çıkarmış, onu yalnız acınacak, uyarılacak, tedavi ve yardım ve ıslah edilmesi gereken bir zavallı haline getirmiştir. Fakat her şeye rağmen Türk Hükümeti, Türk Zabıtası, C. Savcıları ve Hakimleri, bütün aydınlar uyanık olmakta devam etmeye mecburdurlar. Yurttaşın en küçük gerici kıpırdamasına tahammülü kalmamıştır. Buna Türk sosyal bünyesinin alerjisi vardır. Koyu taassub serbest düşünceye ve düşünce selametine, doğruya ve iyiye ulaşmaya engel olur. Türkler tarih boyunca kara eğilimin kötü sonuçlarını görmüşlerdir. Onlar tarihi ve ondan ders almasını bilecek kadar zeki ve sağ duyuludur. Onlar bilirler ki: Tarihten ders almasını beceremeyen topluluklar tarihte kötü sonuçlar doğurmuş olan şartları yeniden yaratarak tarihin tekerrür etmesine sebep olurlar. Asırlar boyunca Türkler daima şerefli sonuçlar doğuran şartları yaratmışlar ve daima şerefli sahifelerin tekerre etmesini başarmışlardır. Türk Milleti bugün ve yarın müsbet ilmin ışığı altında bütün gücü ile çalışacak daima ileriye, şerefli ve mesut bir istikbale gidecektir. Geriye yalnız ibret ve ders almak için bakacaktır.
Burada; geçen seneki konuşmasından dolayı bana mektup ve telgraf göndererek telefon ederek, makamıma gelerek veya umuma arzettikleri yazılariyle heyecan, teveccüh ve sevgilerini açıklayan on binlerce iyi kalpli,yurtsever, devrimleri korumaya kararlı yurttaşıma teşekkür ederim. O ko nuşmamı beğenmeyenler de olmuştur. Onlar da mektup ve telgraf göndererek gazetelerde neşriyat ya parak hislerini ortaya koymuşlardır. Bunlar için de, yerinde olmamakla beraber, ağırbaşlı ve samimi tenkitleri hoş görürlükle karşıladım. Madem ki bir kamu görevi yapıyorum; elbette yaptıklarımı beğenen de çıkacak, beğenmeyen de! Hiç bir kamu görevlisi kendisini herkesin beğenmesini bekleyemez. Beğenen çoğunlukta ise görevinde ve yolunda devam eder. Ancak; bir kısmı kimliğini saklayacak kadar korkak küçük bir zümrenin hemen hemen tek elden idare ediliyormuş kanısını uyandıran seciyesiz, seviyesiz, Türk terbiyesine uymayan tezahürleri onlar hesabına beni utandırmıştır. Ne olursa olsun Türk'ün medeniyet yoluna çıkardığı kervanı işte yürümekte ve yol almakta devam ediyor. Yüz yıllarca devam edecektir. Bu kervanı geri çevirmeye hatta yavaşlatmaya kimse muktedir olamayacaktır. Yolumuz daima ileriye doğru ve açık olacaktır. Bu hedefi bize büyük insan, Atatürk göstermiştir. Ne mutlu bize!
Hepinize teşekkür ederim."
Medeniyet/6 Eylül/ http://www.ercuemend-oezkan.com/yankilar.htm