şüphesiz ruhumuza dokunan ve zihnimizde derin izler bırakan dizelerdir.
Ben başlıyorum;
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
interneti alt üst etmeme rağmen filmi tekrar izleyebilmek için bir kaynak bulamadım. amazon amerika üstünden filmin dvd'sini almak tek çare gibi gözüküyor şimdilik.
bu filmi, bu denli büyük bir efsane haline getiren ise, spaghetti western'lerin unutulmaz bestecisi luis bacalov'un, filmin orijinal müziklerini yapmış olması. tarantino'nun 'django unchained' filminden hatırladığımız 'his name is king' adlı beste de, 1971 yılında bu film için bestelenmiş. Güzel bilgi.
benim gibi pazar sabahları trt'de western izlemeyi seven herkesin yolu, eminim bir kez de olsa 'spaghetti western' dediğimiz filmlerle kesişmiştir. Nedir bu 'spaghetti western' dediğimiz? diyecek olursanız, 1960-1975 yılları arasında avrupa'da, genellikle italya'da çekilmiş western filmler. şu, tarantino'nun 'once upon a time in hollywood`' filminde ucundan kenarından değindiği mesele.
luis bacalov beyfendi ise, o dönem bu filmlere müzikleri ile can veren isim. sergio corbucci'nin 1966 yapımı 'django''su, Giancarlo Romitelli'nin 1971 yapımı 'his name was king' filmi ve daha nicesi. albümü dinlerken o günlere gitmemek, bu güzel adamları ve filmleri hatırlamamak mümkün değil.
bir kaç film ve dünyalar güzeli soundtrack'i ise şunlar;
naz müzik yapım imzalı, 9 aralık 2014'de yayınlanan harika albüm. hangi albümün kapak fotoğrafı bu denli güzel ve anlamlı? hayran kaldım. bugün elime ulaştı, kitaplığımın en baş köşesine koydum.
30 ekim 1965 doğumlu gürcü yönetmen ve senarist. 7 ekim 2019'da, daha dün hayata gözlerini yumdu.
mandariinid adında harika bir film bıraktı geride. Dünyanın en naif, en güzel filmlerinden birisiydi. uzun yıllar sonra bile hatırlanacak güzellikte bir film.
12-23 mayıs 2020 tarihleri arasında, fransa'nın cannes kentinde gerçekleştirilecek geleneksel film festivali. şartlar uygun olursa, bu sene gitmeyi planlıyorum.
merak ettiğim ise, bu sene festivalin resmi afişinin ne olacağı. genelde harika afiş tasarımları var.
Ayrıca, film başvuruları da kısa sürede başlayacakmış.
1865-1929 yılları arasında yaşamış amerika'lı ressam ve öğretmen, kentsel gerçekçiliğin en önemli temsilcilerinden, Ashcan okulunun kurucularından. Ayrıca, The Eight adlı ressam topluluğunun da kurucusu.
1824-1906 yılları arasında yaşamış amerika'lı ressam. halk arasında genellikle 'eastman johnson' olarak bilinse de, tam adı Jonathan Eastman Johnson'dır.
--spoiler--
Bir âşık-ı dil hastayı dilşâd edecek yok
Sûzân olana çâre ne imdâd edecek yok
Feryâd ederim halbuki bir dâd edecek yok
Sûzan olana çâre ne imdâd edecek yok
--spoiler--
Cannes film festivali ilginçtir. Görüntülere ve sinematografiye önem verdikleri gibi, ana seçkisine pek fazla 'hikayesi' derin film dahil etmez.
zira, valley of love filmi de aynı. Filmin 'oha' dedirtecek bir senaryosu yok. hatta, içine çeken bir konusu bile yok. geçtiğimiz yıl izlediğim easy ve lucky filmlerine benzettim bu yüzden.
film, yıllar sonra çocuklarının ölümü sebebiyle tekrar bir araya gelen bir çiftin hayatından kısa bir kesit taşıyor beyaz perdeye.
'Sanatın gerekliliği' adında bir kitabı vardır ernst fischer beyfendinin. insanların, günlük yaşama daha arzu dolu yaklaşması, dünyayı anlatabilmesi, anlayabilmesi için sanat'ın gerekliliğini savunur. şöyle bir cümlesi vardır kitapta; 'tek varoluş yolu, sanattadır.' Der, haklıdır.
Bir şehri anlatabilmenin birden çok yolu vardır. kitap yazılabilir, bir fotoğrafı çekilebilir, resmi çizilebilir, musiki bir eserle anlatılabilir.
Hepsinin ortak noktası ise; sanat ile varolduklarıdır.
klasik bir aşk öyküsünden öteye gidemedi benim zihnimde film. güzel fotoğraflar ve oyunculuklar her ne kadar film boyunca beni etkisi altına alsa da, senaryo yönünden zayıf bulduğum bir çok şey vardı.
Yalnız bir kadın, oğlu ve bir adam. filmin özeti bu.
gümüşhane'ye gitmedim ama, bayburt hakkında biraz bilgi verebilirim.
erzurum'a yapılacak kısa bir uçak yolculuğunun ardından, terminalden herhangibir otobüsle 1.5-2 saate şehre varılabilir. Bu, en kolay yoldur. Zira, otobüsle (bursa veya istanbul'dan) neredeyse 18 saatlik yolculuk demek.
şehir merkezi tipik bir anadolu kasabası, fazla görülecek yer ve kültür merkezi yok. şehrin dışına çıkıp, yaylalara, dağ köylerine doğru yapılacak ufak bir yolculuk ise, sizi şehrin bilinmeyenlerine, asıl kültürüne, dans ritüellerine kavuşturacak.
yemekler hakkında ise pek bilgim yok, fotoğraf çekmek için, yıllar yıllar evvel gitmiştim.