yıllar yıllar sonra bununla mı övünç (!) duyacaksın demek istediğim insandır.
a.demirci: olum, ben var ya zamanın yetenek yarışmasında birinci olmuş adamım !
herhangi biri: vavvv... abi süpersin. peki abicim, ikinci kimdi?
a.demirci: ıııı... şey... eehh 4 yaşındaki bir velet...
(bkz: baha bayırlı)
bizzat kendi kendimin başına getirdiğim olaydır.
yıl: 2006 yer: konya
üniversite 1.sınıftayım, üniversite yıllarımın acemilik zamanları. artık sık sık şehirler arası yolculuk yapacağım için kendime bir mp3 çalar almak istiyordum. artık şekline mi aldanmışım, neyine vurulduysam, asıl işi uydu alıcısı yapmak olan goldmaster marka mp3çalar aldım. kulaklığı falan bozulsa değişmez şekilde tasarlanmış o derece iğrenç. neyse hemen yurduma gittim, içine sevdiğim müzikleri attım hemen. ertesi gün ya da onun ertesi günü yalan olmasın şimdi, çarşı da bir işim var. şıkır mıkır hazırlandım, kokumu sürdüm, taktım kulağıma kulaklığı ciks ciks yürüyorum. konya kampüsü de bilen bilir. o zaman tramvay kampüs içi ulaşıma hizmet etmiyordu. giriş kısmında tramvay durakları vardı,orda inip biniyordun. yurdum ile tramvay durağı arası 1 km falan,ki o yol da hiç tenha olmaz, simayen yurttan aşinalık kazandığım tüm kız/erkek arkadaşlarla havalı havalı selamlaşarak ilerledim. kulağımda kulaklık, son ses şebnem ferah dinleyerek, klip tadında yürüyorum. tramvay durağına geldim bi çok insanla tramvay bekliyorum, ama bana bakan bir daha dönüp bakıyor, ya da uzun uzun kesiyor beni. o an bende ki özgüven banu alkanda bile yoktu o derece yani. tramvaya bindim 45 dk sürecek tramvay yolculuğum için kendime bi yer seçtim, nispeten tramvay doldu zaten kampüste. hiç unutmam şebnem ferahtan ben şarkımı söylerken çalıyordu, karşıma oturan kızlı erkekli grup sürekli bana bakıyorlar, off bendeki hava kimsede yok ama, burnum nasıl havada nasıl havada. neyse 2, 3 durak ilerledi tramvay,lise formalı bir kız bindi tramvaya, onunla da uzun süre kesiştik, artık ben noluyo ya, bir gariplik mi var bu kadarı da normal değil diye düşünmeye başlamıştım ki, kız bana bakarak 2 eli ile kulaklarını işaret etti. saati falan soracak zannettim, kulaklığı bir çıkardım, şebnem ferah çalıyor tramvayda hemde son ses. bi an çok fazla yüksek sesle dinlediğim için beynimde yankılanıyor zannetmiştim ama değilmiş.kaynar sular döküldü tepemden, hemen ilk durakta kendimi o tramvaydan dışarı attım. play tuşuna bastığımdan beri,dinlediğim şarkılar hem kulaklığa veriliyormuş hem de dışarı. ben apaçiler gibi son ses müzikle, buhranlı buhranlı bakışlarla klip tadında rezilliği boylamışımdır.
hep yapmaya özendiğim alışkanlık türüdür.
içermiyorum,süt içemiyorum.6 yaşına kadar biberonla süt içen biri olarak, geceleri yatmadan önce süt içemiyorum.
fakt içsem şöyle olurdum kesin; ayıcıklı olmayan pijamalarımı giyip, gündüz seksi seksi salınan saçlarımı tepemde toplayıp, buzdolabını açıp kocaman bir bardağa sütü doldurup, dudaklarımın üzerinin süt lekesi yapmadan içerdim.**
ilk doğan çocuğun kız olursa ve sen ismini hatice koyarsan o ev,o aile bereketli olur derlermiş. geçen gün annemin 24 yıl içinde geldiğimiz noktayı anlattığında hak verdiğim hadisedir. aklınızda bulunsun, gerçeklik payı çok yüksek. narsist olsam kesin kızımın ismini hatice koyardım*
jeanette : gece gündüz kot pantolon giymesi sonucu üzerine yapışan pantolonu aldırmak için doktora giden ve vahim hastalığını öğrenip bunu nickleştiren genç yazar.
sex lahmacun and rockn roll : kararsız yazardır.
+sex sex sex...
+yok la bi lahmacun söyle de yiyek
+salla lahmacunu, gel rockn roll yapak
+yok la gel en iyisi sözlükte yazak
+
+
.
.
sonuç= 0 + 0 el de var 0
allah aşkınıza birbirinizin arkasından demediği bırakmayıp sonrada yüzüne gülmeyin.sevmiyorsanız birini sevmeyin,seviyormuş gibi yapmayın.seviyorsanız da arkasından konuşmayın.rica ediyorum kızlar.
02.01.2011 tarihli taslağım;
nasıl olurda bu zamana kadar yazmam sana..
dostumdur, arkadaşımdır, kardeşimle birdir, candır, sevgidir, ışıl ışıldır..
gözlerinin maviliğinde hayalleri gizlidir, hep yapmak isteyip yapamadıkları, engelleri, sevinçleri, hüznü, herşeyi yansıtır o güzel gözleri. saçları kalk gidelim derler onun tersine huyu nereye dersen gider, uysaldır..
geceler gündüzler boyu bana entry enjekte eden, hüzünlendiren, ağlatan, yarılasıya kadar güldüren, ağlatırken güldürendir..
26.11.2012
nasıl olur da gerçekten bu zamana kadar yazmam sana,bu taslağı okuyunca seninle geçirdiğim 2,5 canlandı gözümde.duygulandım..
şimdi nerdeyse bi haberiz birbirimizden..o güzel gözlerinde ne var acaba şu anda?
hüzün?
mutluluk?
hayal kırıklığı?
heyecan?
kim bilir bir daha nerde görüşeceğiz, nerde karşılıklı oturup dertleşecegiz, nerde sana tüm içimi dökebileceğim, seni nerde dinleyebileceğim merakla bekliyorum. o güzel gözlerine bakıp sımsıkı sarılıp belkide ağlayıp buna ne kadar ihtiyacım olduğunu gösterebileceğim.
özledim...
aslında tüm söylemek istediklerim bu kadar derin...
kar altında kalan kalbimin uzaktan gördüğü ama dokunamadığı ışığıydın çoğu sefer.
gülüşünle yüreğimi ısıtan, konuştun mu saatlerce dinleyesim gelen , her şeyi ile kendine hayran bırakandın.
benim değildin.
bir sınıf arkadaşıydın, ama sınıf arkadaşından öteydin. hiç bir sınıf arkadaşımı okula gelsin diye 4 gözle beklemedim, gelmeden önce arayıp sormadım, o gelmediğinde sınıfa üzülmedim. ama sende üzüldüm. geldiğinde her şey daha güzel,daha anlamlı,daha zevkli oluyordu.ama dersten sonra o ayrılışımız...
senin değildim.
aslında hepte sordum kendime, farkındaydım da kendi hislerimin, ama emin olamazsın ya karşındakinden , hayatın karmaşık yollarında kaybolursan ya işte öyle bir şeydi uzun zaman beklememiz. kıskanılman boşuna değildi, biliyordum, söyleyecek bir şeyim yoktu. sana da söyleyemezdim.
benim değildin.
bir ışık görsem, şu an olduğu gibi yakardım yine tüm gemileri, olmadı, olamadı.
aklımda yer ettin hep.
keşkelerim oldun, keşke daha önce karşına çıkmış olsam bile dedim kendi kendime.
eksikliklerim hep eksik, fazlalıklarım hep fazla kalacaktı çünkü sensiz.
sen olacaktın hayatımda, ama hep uzakta, hep erişilmez , hep özlemle, hep keşkelerimle anıcaktım seni.
ta ki...
yazdan kalma sıcak bir sonbahar öğle sonrası aradın beni, tam seni arayacağım zaman.kalbin kalbe karşı olduğu inancımı bir kez daha yenileyerek.
geliyorum dedim.
her zaman dedin.
karşındaydım...
tüm kırgınlıklarımla,kendime kızgınlıklarım ve üzüntümle...
sarılmak istedim, yapamadım.
senin yanındaydım artık, içim inanılmaz rahattı, ama umutsuzdum hayattan, dibine kadar sanşsız olduğum düşüncesindeydim.
küçük bir öpücük...
her şey buydu işte,tüm anlatılamayanların, söylenilemeyenlerin, suskun gözlerin başlangıcı oldu.
hissiyatımın tutuk dili çözülmüştü,senin gibi..
hiç bir yerde yoktu senin göğsünde bulduğum huzur, sana dokunduğumda eriyen parmaklarımın ateşi,
kalbimin çarpışını ilk hissedişim oldu, daha önceden tanımlayamadığım bir şey akıyordu yüreğinden yüreğime..
senin adın aşk!
yüreğimden kalan milyon dolarlık kelebeğin konduğu doğa harikası, gecemi gülüşünle gündüze çeviren insan.
hüzünlerimi alıp mutluluk sarmaşığına dönüştürüp yüreğime saran, tökezlediğim anda elimi tutansın sanki.
yüreğimle konuşmayı, yüreğimle görmeyi, yüreğimle duymayı sağlayansın.
içime akan bir nehirsin sen.
konuştuğun zaman saatlerce dinleyebileceğim, hayranlıkla gözlerinin içine bakabileceğim, gözlerinin içine bakıpta aşk'a inanmayı sağlayabilen hayatımın erkeğisin.
benim için dünyaya gelmiş, tutkumun hiç bitmeyeceği, ayaklarımı yerden kesen ve her allahın günü tekrar tekrar aşık olduğum,aşka inanmayan bana hergün tekerrür ettiren şaşkınlığımsın.
en rahat olduğum yer senin yanın, en keyif aldığım şey senin içinde geçtiğin her şey, içimdeki küçük kızın sahip olduğu en mükemmel varlıksın.
tüm hayallerimin odak noktası, tüm dileklerimin inancısın.
doğacak çocuklarımın babası, benim eşsiz tek parçamsın.
bu hayat karşında seninle bir olmak isteğim, aşka inancımsın!
içimdeki duyguların anlatılması imkansız tarafı, ama anlatmakta ısrarcı olacağım, vazgeçilmezimsin.
hayatta hiç şansımın olmadığını düşünürken, şansın ta kendisine sahip oluşumsun.
bir yıl önce karşıma çıkmasaydın eğer çok daha eksik yaşardım hayatı, ve biliyorum ki, gri olurdu soluduğum havanın rengi...