‘A bove ante, ab asino retro, a stulto undique caveto. ‘
Okuduğum yerdeki çeviri doğruysa, Türkçesi: öküzün önünde, eşeğin arkasında, aptalın her tarafında hazırlıklı ol. Anlamına gelen latince cümle.
Bence çok güzel olur, hatırlatır hep. Ha ama bunu her gece yatmadan önce 3 kere içimden söylerim diyosanız gerek de yok tabii. Ben biraz pragmatik bakıyorum bu dövme işine, bana bir şey hatırlatmayacaksa ya da hayatımın gidişatını değiştirmeyecekse neden yaptırayım ki?
Neyse ben üç kere bunu söylemeye gidiyom, iyi geceler.
Hala uykuda olduğunuzdan bunun farkına varamayacaksınızdır. Ancak kendinizi uyurken kamera ile video çekme suretiyle izleyip bunun farkına varabilirsiniz. Ya da yanınızda uyumayan biri vardıysa ona sorarak.
Alt komşumuz apartmanın bir otoparkı olmadığından kendine yer belirlemiş sürekli aynı yere park ediyor arabasını ve park etmediği zamanlar kocaman bir taş koyuyor park ettiği yere. Sokak yani bu sen nasıl ayırabiliyorsun orayı kendine ki? Üstelik o taşı çekip park eden araç sahiplerini bulup çemkiriyor saatlerce. Ama sokak inliyor adamın sesiyle. Öyle böyle bir sahiplenme değil bu.
Şimdi kafamda 1 soru: Orayı kendine ayıramayacağını nasıl anlatırız?
Kafamda başka 1 soru: Bu suç mudur? Bunun bir cezası var mıdır?
Kafamda yine başka 1 soru: neden ya? Neden burada yaşıyorum ben?
Evet günlük dedikodu kotamı doldurdum. Ama dertliyim bu konuda.
Bu hayatta en çok ağrıma giden şeyi yaparken ne düşünebilirim ki? Modern insanı hayattan soğuttuğunu düşündüğüm modern bir işkence yönteminin bana neler düşündürebileceğini sorguluyorum ve görüyorum ki, ütülediğim kıyafeti giydiğim günü düşünüyorum. Keşke diyorum o günleri de hafta sonunda bir gün ütüleyip dümdüz edebilsem. Ama tabii hayat bir gömleğin iki yakası gibi değil ki, düğmesi yok birleştiresin, pantolon değil ki kendine düüüüğm düz bir çizgi yapasın.
Yaşamaya çalıştığımız hayatlar kırış kırışken, giydiğimiz elbiseleri dümdüz etme arzumuzu çok yadırgıyorum sayın yazarlar. Bu gerçekten bir işkence. Hem hayat, bunu yapmak için de kısa olabilir. Kırış kırış ve kısa.
Herkesin hayatı kendine tabii. Herkesin kendine yakıştırdığı hayatı giyinip kuşanması dileği ile.
Yarım çay bardağı süt
Yarım çay bardağı su
3 yemek kaşığı yulaf
Bunları kaynatıyoruz.
1 tatlı kaşığı Chia Tohumu
1 tatlı kaşığı keten tohumu
1 çay kaşığı tarçın
Yarım muz
4 adet çiğ badem
2 tatlı kaşığı fıstık ezmesi ( içinde bal var tabii ki ben yaptım)
Bunlar da üstüne.
Gördüğünüz gibi içinde yok yok. Hafif Spordan sonra dünyanın en güzel kahvaltısı oluyor. Valla bak. Deneyin. Sporsuz olmaz ama.
Yine şahane bir beyin organizasyonu eseri olan şahane bir espri. Bravo. Herkes alkışlasın bunu. Akşam ana habere çıkartalım. Herkes duysun gülsün. Herkesin hakkı bu muhteşem espriyi duymak. Valla çok iyi ya. Harika.
Sevmenin ne olduğunu, sevilmenin ne olduğunu iyi öğrenmek, iyi bilmek, iyi tahlil etmek gerekir. Aksi halde hormonların da etkisiyle sevgi sandığınız şeyler, sevdiğinizi, sevildiğinizi sandığınız minik tecrübeler sevme yetinizin kaybolmasına neden olabilir.
Öyle ya da böyle, hayat, öğrenmeniz gereken şeyi bir şekilde öğretir. Dilerim canınız çok yanmaz.
Sevgi varlığı içinde büyümenin tadıysa söz konusu büyümek, evet çok çok şanslısınız demektir.
Diğer türlü varlıksa da şanslısınız demektir. Konforlu hayatın içine doğmak gibisi var mı? Yok. Bazen ben de diyorum daha konforlu bir hayata doğabilirdim diye. Ama bu sevmem ve sevilmem için hiç engel olmadı.
Çünkü bir kediyi sevmek için fabrikatör olmaya gerek yoktur ya da bir ağacı, bir kuşu, bir insanı...
Romantik ve elinde olanı, olmayanı, çirkini, kötüyü güzelleştirmek için her şeyi yapacak insandır. Bunu yaranmak için yapmazlar, sıkıldıkları için de yapmazlar. Bunu bir şey için yapmazlar. Bu içlerinden gelir. Buna engel olamazlar. izlemesi de o gülü hediye olarak almak kadar keyiflidir.
Böyle insanlar filmlerdeki gibi çay bahçelerinde takılırlar, starbuckslarda göremezsiniz. Hasret kaldık. Zaten çay bahçesi de yok eskisi kadar.